Ana Sayfa Blog Sayfa 1717

Erzurum’da kar duası

Erzurum‘da Merkez Aziziye ilçesinin kırsal Demirgeçit Mahallesi‘nde, ‘hoca’ olarak bilinen esnaf Muhittin Olçun eşliğinde ellerini açıp dua eden köylüler, kar yağmasını diledi.

Mahalleden geçen tren yolunda sıralanan köy sakinleri, kar duasına “Amin” dedi. Ocak ayında normalde şehirde iki metre kalınlığında kar olması gerektiğini belirten mahalleli, karsız geçen günlerin kuraklığa sebep olacağını söylüyor.

‘Hayra alamet değil’

Duaya katılan 47 yaşındaki Resul Altunlu DHA’ya yaptığı açıklamada “Bu yaşıma kadar, ocak ayında yağmur yağdığını görmemiştim. Eskiden Erzurum’a iki metre kar yağardı. Bu hiç hayra alamet değil” dedi.

Altunlu konuşmasında “Büyüklerimizden kalan bir söz vardır, ‘Ocak ayında yağmur yağacağına, kan dökülse daha iyidir’ derlerdi. Çünkü bu kıtlık ve kuraklığa işarettir. Allah sonumuzu iyi etsin. Umarız 2020’de yaşadığımız sıkıntıları 2021’de yaşamayız” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Turgay İprek/ DHA

‘Akan çeşmeler kurudu’

Muhittin Olçun‘un kar duasına, köylüler ellerini açarak eşlik etti. Sadece Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde değil, Türkiye’nin dört bir tarafında kuraklık yaşandığını ifade eden Olçun, şu ifadeleri kullandı:

Kar ve yağmur yağmadı, göletler boşaldı. Biz de bugün bolluk ve bereket olması için çıkıp, dua ettik. Ocak ayında Erzurum’u böyle görmemiştim. Kuraklık nedeniyle Erzurum’da yıllardır akan çeşmeler kurudu ve çoğu akmaz oldu. Kar duası ettiğim yer benim köyüm. Çocukluğumda bir metre kar yağdığını hatırlıyorum. Bu bizi çok korkutuyor. Kıtlık olmaması için karın yağması lazım. Bunun için duaya çıktık. İnşallah kabul olur.”

Parası olana İngiltere’den BAE ve Hindistan’a ‘herşey dahil’ aşı turları

Koronavirüs aşılarında dünya çapında tedarik sıkıntısı yaşanırken, aşılamaya ilk başlayan ülke olan Birleşik Krallık‘tan (UK) Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan‘a ‘lüks aşı turizmi” başladı. Knightsbridge Circle isimli bir şirket, müşterilerini ‘aşıya kolay erişilebilen’ iki ülkeye gönderdiğini duyurdu.

Yıllık üyelik ücreti 25 bin sterlin (yaklaşık 250 bin TL) olan şirket, ‘lüks aşı tatilleri’ hizmeti sunduğunu, müşterilerinin deniz manzaralı konaklamayla aşı olup geri geldiğini açıkladı. Şirket, UK’deki aşı öncelik sıralamasının bozulmadığını, sadece 65 yaş üzeri kişilerin ‘aşı tatiline’ gönderildiğini de savundu.

Pfizer için BAE, AstraZeneca için Hindistan 

The Telegraph Gazetesi’nin aktardığına göre şirket şu ana kadar, Pfizer aşısı için özel randevular alarak üyelerinin yüzde 20’sini Dubai ve Abu Dhabi‘ye gönderdi. Oxford/AstraZeneca aşısı için de bu hafta ‘Hindistan turları’ başlayacağı belirtildi.

Knightsbridge Circle şirketinin kurucusu Stuart McNeill, “Bu yeni lüks aşı seyahati programının öncüleriyiz. Güneşli bir yerdeki bir villaya birkaç haftalığına gidiyorsunuz, aşı dozlarını yaptırıyorsunuz ve sertifikanızı alıp geri dönüyorsunuz” dedi. McNeill, bu villalarda yüzme havuzu, özel şef ve temizlik görevlileri bulunduğunu da söyledi.

Müşterilerin son birkaç haftada Birleşik Arap Emirlikleri’nde Pfizer ve Sinopharm’ın aşısını yaptırdığını ve dozların arasında 21 günlük fark olması gerektiğini söyleyen McNeill, “Bugün Hindistan’da AstraZeneca ile de görüşmelerimiz olumlu geçti. Ama Hindistan ile Birleşik Krallık arasındaki vize süreci zor olduğu için Marakeş’te bir klinikle anlaşabiliriz” diye konuşu. 

’40 bin sterlinlik tatile aşı dahil’

Dubai’de bir aylık konaklamalı ‘lüks aşı tatilinin’ fiyatının iki kişi için yaklaşık 40 bin İngiliz sterlini (yaklaşık 400 bin TL). Aşının fiyatının üyelik ücretine dahil olduğunu söyleyen McNeill, “Bu fiyatın içinde Emirates Havayolları’nda first class seyahat, Jumeirah Beach’te deniz manzaralı konaklama ve aşı bulunuyor” dedi.

McNeill, aşı öncelik sıralamasını bozmadıklarını da savunarak, şu ana dek 65 yaş altındaki kimsenin şirkey aracılığıyla aşı yaptırmadığını söyledi. “Etik anlayışımız var ve gerçekten ihtiyacı olanların aşı olmasını istiyoruz” McNeill, “Sadece üyelerimiz değil onların ebeveynleri ve dede-nineleri de aşı olabilir” ifadelerini kullandı.

Okyanus geçerek ABD’den Avustralya’ya giden Güvercin Joe ölümle karşı karşıya

Pasifik Okyanusu‘nu geçip ABD’den Avustralya’ya giden ve adını ABD’nin yeni başkanı Joe Biden‘dan alan yarış güvercini Güvercin Joe, salgın hastalık korkusundan dolayı öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya.

Amerikan Güvercin Birliği Güvercin Joe’nun sahibinin Alabama‘da yaşadığını doğruladı ve Oregon’da 29 Ekim’de düzenlenen yarışta kaybolduğunu belirtti. Avustralya‘nın Melbourne kentinde yaşayan Kevin Celli-Bird ise güvercini 26 Aralık’ta evinin bahçesinde bulduğunu söyledi.

Yetkililer kuşun peşinde

Joe yerel medyada haber olunca yetkililer alarma geçti. Celli-Bird, Avustralya Karantina ve Teftiş Servisi yetkililerinin perşembe günü kendisi arayıp “Güvercin Amerika’dan geliyorsa kuş hastalıkları konusunda endişelenmeliyiz” dediğini ve onu yakalamada yardımını istediğini belirtti.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre kuş kaçtığı için yakalayamadığını söyleyen Celli-Bird, “Yetkililer şimdi profesyonel kuş avcısıyla anlaşmayı düşünüyor” dedi.

‘Yabani kuş popülasyonunu tehlikeye atabilir’

Avustralya Tarım Bakanlığı yaptığı açıklamada, söz konusu güvercinin ülkede kalmasına izin verilmediğini çünkü “Avustralya’nın gıda güvenliğini ve yabani kuş popülasyonunu tehlikeye atabileceğini” bildirdi.

Avustralya Ulusal Güvercin Derneği sekreteri Brad Turner da ABD’deki güvercinlerin bölgeye özgü hastalıklar taşımasından korktuklarını ve Joe’nun öldürülmesi gerektiğini söyledi.

2015’de hükümet, ünlü oyuncular Amber Heard ve Johnny Depp’in ülkeye soktuğu Yorkshire Terrier cinsi iki köpeği ötenaziyle tehdit etmişti. 50 saatlik süre tanınan köpekler kiralık jetle ülkeden ayrılmıştı.

Saros FSRU Projesi ikinci bilirkişi ortak raporu: Proje körfeze ve çevreye zararlı

BOTAŞ tarafından Keşan, Sazlıdere – Gökçetepe köyleri arasında yapılmak istenen FSRU Limanı ve Kara Boru hattı‘nın ÇED yönetmeliğine aykırılığı 48 sayfalık ayrıntılı rapor ile bilimsel olarak kanıtlandı.

Davacılara, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın projeye verdiği ÇED olumlu kararının iptali için Edirne İdare Mahkemesi‘nde açılan davanın ikinci bilirkişi ortak raporu tebliğ edildi. Raporda projenin çevreye vereceği zararlara dikkat çekildi.

BOTAŞ, daha önce dava sonucunu beklemeden inşaat çalışmalarına başlamıştı.

Projenin zararları kanıtlandı

Keşan Kent Konseyi ve Saros Gönüllüleri yaptıkları basın açıklamasında bilirkişi raporunda öne çıkan noktalara şöyle değindiler:

Bilirkişi raporuyla liman ve boru hattı projesinin inşaat, ziraat, jeoloji ve hidrojeoloji, biyoloji ve orman bilimlerine bir çok yönden aykırı olduğu, ÇED raporunda temel alınan verilerin eski ve eksik ve yetersiz olduğu, raporun yapılması gerekli bir çok değerlendirmeyi ve modelleme çalışmasını içermediği, Bern Sözleşmesi‘ne aykırı olduğu, doğal ve yaban hayatının, orman ekosisteminin tehlike altına gireceği, toprakların kimyasal ve fiziksel analizlerinin yapılmadığı, endemik türlerin ve kesinlikle korunması gereken ve korunma için öncelikli türlerin ÇED raporunda belirtilmediği, orman botaniği ve orman ekolojisi uzmanlarına inceleme yaptırılmadığı, dip tarama ve dolgu işlemindeki önlemlerin yeterli olmadığı, binlerce ağacın sökülmesinin orman ekosistemine zarar vereceği, proje alanının anayasal koruma altındaki yanan ve gençleştirmeye ayrılan ormanlık alan olduğu, meydana gelecek çevresel sorunlara mühendislik çözümlerinin sunulmadığı, proje alanının Yüksek Tehlikeli Deprem Bölgesi’nde yer aldığı kesin olarak kanıtlanmıştır.”

‘İnşaat ve hafriyat çalışmaları derhal durdurulmalı’

Keşan Kent konseyi ve Saros gönüllüleri, yaptıkları açıklamada çalışmaların derhal durdurulması gerektiğini belirttiler:

Bilimsel Rapor karşısında bir kamu kurumu olan BOTAŞ şirketi ve T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arazilerimizdeki ve denizimizdeki tüm inşaat ve hafriyat çalışmalarını hukukun ve bilimin üstünlüğü ilkesi çerçevesinde derhal durdurmalı ve arazilerimizi eski haline getirmeli, tüm arazi sahiplerinin zararlarını derhal gidermelidir.”

‘ÇED olumlu kararları iptal edilmeli’

Açıklamada, daha fazla telafisi olmayan zararların verilmemesi için yürütmeyi durdurma kararının verilmesi istendi:

T.C.Çevre ve Şehircilik Bakanlığı , on binlerce imzalı dilekçemizi, on binlerce change.org imzamızı, ÇED itiraz dilekçelerimizi , milyonlarca yurttaşın bu talana karşı sesini artık duymalı ve kamusal görevini yaparak bu projenin tüm ÇED Olumlu kararlarını iptal etmelidir. Bakanlık ve Botaş kamu kurumları olarak bilime ve hukuka aykırı uygulamada ısrar edemezler. Aksi halde Botaş Saros’dan çıkıncaya kadar yeni şikayetlerimiz ve hukuksal mücadelemiz devam edecektir. Keşan Kent Konseyi ve Saros Gönüllüleri olarak, Edirne İdare Mahkemesi’nin önceki rapor ve yeni bilirkişi raporundaki birçok bilime ve hukuka aykırılık nedeniyle Saros körfezinde ve arazilerimizde daha fazla telafisi imkansız zarar doğmaması için acilen yürütmeyi durdurma kararı vereceğine inanıyoruz.”

ABD’de en az 70 köpeğin hayatına mal olan mama toplatılıyor

ABD‘de Midwestern Evcil Hayvan Gıdaları (Midwestern Pet Foods) isimli şirketin mamalarının en az 70 köpeğin ölümüne, 80’inin zehirlenmesine yol açtı. Firmanın en popüler markalarından Sportmix‘in yanı sıra diğer kuru köpek ve kedi markaları Pro Pac Originals, Splash, Sportstrail ve Nunn Better’ın piyasadan toplanmaya başlandığı açıklandı. 

Yapılan testlerde, mamaların içinde, hayvanlar için zehirli olan yüksek seviyelerde aflatoksin maddesi bulundu. Bu maddenin, mısır ve tahıllarda oluşan küften kimyasal tepkimeler sonucu ortaya çıktığı belirtildi.

Geçen ay da 28 köpek öldü

Aflotoksin ile zehirlenen hayvanlarda kusma, hareketsizlik ve iştah kaybı görüldüğü belirtildi.

Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi‘nden (FDA) yapılan açıklamada da Sportmix yiyen 70’den fazla köpeğin öldüğü, 80’den fazlasının hastalandığı ve firmaya soruşturma başlatıldığı belirtildi. FDA, mamalarda tehlikeli seviyelerde aflotoksin bulunduğunu teyit etti.

Indiana merkezli Midwestern Pet Foods şirketi, aralık ayında da 28 köpeğin ölümü sonrası Sportmix markasının bazı ürünlerini geri çekmişti. 

Phil-free ve BÜLGBTİ+ açık derslere başlıyor: İlk konuk Judith Butler

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü Gönüllüleri tarafından kurulan Phil-free grubu çevrimiçi olarak da takip edilebilecek açık ders programına başlıyor.

Serinin Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü (BÜLGBTİ+) ortaklığında yapılacak ilk dersini postyapısalcılık, psikanaliz ve feminist teoriyi felsefi düzlemde bir araya getiren, queer kuramının önde gelen isimlerinden Judith Butler verecek.

KaosGL’nin aktardığına göre önümüzdeki hafta gerçekleşmesi planlanan derse katılmak için buradan kayıt formunu doldurmak gerekiyor. Ders saati ve katılım linki kayıt yapanlara iletilecek. Ayrıca form üzerinden Butler’a yöneltilmek istenen sorular da yazılabiliyor.

ABD’de emisyonlar 2020’de yüzde 10 düştü

*ZME Science’tan Fermin Koop’un kaleme aldığı makale Yeşil Gazete tarafından çevrildi. 

Rhodium Group tarafından hazırlanan bir rapor geçtiğimiz yıl Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) emisyonun yüzde 10 seviyesinde düştüğünü ortaya koydu. Böylece emisyonların yüzde 6,3 düştüğü 2009 yılındaki Büyük Durgunluk rekoru kırılmış oldu.

Ancak bu büyük düşüşün arkasındaki senaryo kararlı iklim politikaları değil salgınla beraber gelen ekonomik durgunluk. Araştırmacılar önümüzdeki yıllarda emisyonların tekrar yükselişe geçeceği uyarısında bulundu.

Rhodium’un iklim ve enerji ekibinde kıdemli bir analist olan Hannah Pitt, Scientific American’a verdiği demeçte “Sürdürülebilir azalma yolunda ilerlemek için, emisyonların altında yatan etkenlerde yapısal değişiklikler olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

2005 yılında Trump’a rağmen düşüş

Salgından önce, ABD emisyonları 2005 yılından bu yana çok yavaş bir düşüşe geçmişti.  Bunun başlıca nedeni enerji şirketlerinin kömürden doğal gaza ve yenilenebilir enerjiye kaymasıydı.

Başkan Donald Trump‘ın sektörü canlandırma çabalarına rağmen, geçtiğimiz on yılda yüzlerce kömür santrali kapandı. Bununla birlikte, bir kısmı artık yenilenebilir kaynaklarla karşılansa da doğal gaz ABD enerjisinin kralı haline geldi.

Ulaşım emisyonlarında yüzde 14,7 düşüş

Ancak daha sonra koronavirüs pandemisi geldi. Birkaç vali eyaletlerini tecrit altına aldı ve birçok Amerikalı mümkün olduğunca evde kaldı. Bu, ülkedeki temel emisyon kaynağı olan ulaşım gibi daha önce nadiren sürekli düşüş görülen ekonomi sektörlerindeki emisyonları azalttı.

Yeni rapora göre, insanların işe gitmeyi bırakması ve havayollarının uçuşları iptal etmesiyle sektör geçen yıl emisyonlarda yüzde 14,7’lik bir düşüş gördü. Bu düşüş, yılın ikinci yarısında eyaletler tecritlerini hafiflettiğinde bile devam etti. Amerikalılar, jet yakıtı talebinin üçte bir oranında azalmasıyla, 2020’de 2019’a kıyasla yüzde 15 daha az yol kat etti.

Elektrik talebi düştü

Ekonomik düşüşün ortasında otomobil üreticileri ve imalatçıları daha az mal ürettiği için çimento gibi ağır endüstrilerden kaynaklanan emisyonlar da yüzde 7 düştü. Binaların ısınma ihtiyaçlarından kaynaklanan düşüşler de karantina önlemleri ve sıcak havalar sayesinde yüzde 6,2 oranında azaldı.

Elektrik talebi de normalden daha düşüktü ve enerji şirketleri kömür santrallerini daha az kullandı. Bunun yerine, daha az karbondioksit üreten daha fazla doğal gazın yanı sıra daha fazla güneş ve rüzgar enerjisi kullandılar.

ABD’de yenilenebilir enerji için büyük bir yıldı ve birçok enerji şirketi, federal vergi kredisi talep etmek için belirlenen sürenin öncesinde rekor sayıda rüzgar çiftliği ve güneş enerjisi tesisi kurdu. Rhodium, ABD’nin geçen yıl kömürden olduğu kadar yenilenebilir enerjiden de elektrik ürettiğini tahmin ediyor ve bu daha önce hiç görülmemiş bir şey.

İklim hedefine yaklaşılıyor

Genel emisyon düşüşü, ABD’yi Paris Anlaşması kapsamındaki başlıca iklim değişikliği hedeflerinden birine ulaşmaya yaklaştırıyor. Eski Başkan Barack Obama, ABD emisyonlarının 2020 yılına kadar 2005 seviyelerinin yüzde 17 altına düşeceğini taahhüt etmişti.

Başkan Trump daha sonra çevre düzenlemelerinde genel bir geri dönüşün ortasında anlaşmadan çıkmaya karar verdi.

Orman yangınları dahil edilmedi

Ancak raporun birkaç eksikliği de bulunuyor. Örneğin emisyon rakamları ABD Batı’sında aylar boyunca yaşanan ve milyonlarca hektar ormanı kül eden yangınlarını hesaba katmıyor.

BloombergNEF’ten yapılan bir tahmin, orman yangınlarının, enerji ve endüstriden kaynaklanan emisyonlardaki düşüşün yaklaşık yüzde 3’ünü etkisiz hale getireceğini belirtiyordu.

Emisyonların artması muhtemel

Üstelik emisyonlardaki düşüşe rağmen toplu aşılamanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte ABD’nin tekrar emisyonlarını artırma yoluna gitmesi kuvvetle muhtemel. Rhoidum, emisyonların düşmesine neden olan 2008 ve 2009 mali krizinden sonra ülkenin benzer bir toparlanma yaşandığını söyledi.

Küresel Karbon Projesi, geçen yıl emisyonların küresel olarak yaklaşık yüzde 7 azaldığını tahmin etmişti. Bu önemli gibi görünse de aslında iklim değişikliği için pek bir fark yaratmıyor. Sera gazları atmosferde yüzyıllarca kalır, bu nedenle iklim eyleminin her yıl sürdürülmesi gerekir.

Paris Anlaşması uyarınca ülkeler, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 2ºC’nin altında sınırlandırmayı ve 1,5ºC ile sınırlandırma çabalarını sürdürmeyi kabul etti. Yine de bunun gerçekleşmesi için emisyonların önemli ölçüde düşmesi gerekiyor.

Ülkelerin mevcut iklim taahhütleriyle, dünya 3º C ile 4ºC arasında bir sıcaklık artışına doğru ilerliyor ve ABD, payına fazlasıyla katkıda bulundu.

 

İstanbulkart-HES kodu eşleştirmesi için son gün kuyruğu

Koronavirüs tedbirleri kapsamında İstanbul’da toplu taşıma için kullanılan İstanbulkart‘lara HES kodu eşletirmesi zorunluluğu getirildi. Başvuru merkezlerinde HES koduyla kartlarını eşleştirmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruklar gün boyu sürdü. 

Eşleştirmeler İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) internet sitesinden de yapılabiliyor olmasına rağmen, kuyruk uzunluğu zaman zaman 700 metreye kadar ulaştı. Aralarında yabancıların da bulunduğu çok sayıda kişi sıraya girerken, ‘Sosyal mesafe’ kuralı da ihlal edildi. 

İnternetten de yapılabiliyor

Covid -19 ile mücadele kapsamında yayınlanan genelge gereği 15 Ocak 2021 tarihinden itibaren, toplu ulaşımda HES kodu eşleştirilmemiş İstanbulkartlar geçersiz sayılacak. Koronavirüs riski taşıyan yolcular, kent içinde toplu taşımadan yararlanamayacak.

Sağlık Bakanlığının HES uygulaması ya da SMS üzerinden alınan HES kodu ile birlikte kişisel bilgilerini “https://kisisellestirme.istanbulkart.istanbul” sitesindeki gerekli alanlara girerek eşleştirme işlemi yapılabilecek.

İstanbul’a yılın ilk karı yağdı

İstanbul‘a öğle saatlerinde 2021 yılının ilk karı yağmaya başladı. Kar yağışı Kartal, Sancaktepe, Sultanbeyli ilçelerinde etkili oldu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, kar yağışının yarından itibaren il genelinde etkili olacağını açıklamıştı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (İBB AKOM) verilerine göre, perşembe akşam saatlerinden itibaren Sibirya soğuk hava dalgasının Marmara Bölgesi‘ne giriş yapacağı tahmin ediliyor.

Perşembe gecesi görülecek yağışların karla karışık yağmur, cuma sabah saatlerinden itibaren de kent genelinde kar şeklinde olması bekleniyor.

Önümüzdeki günlerde kar yoğunluğu artacak

AKOM konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Cumartesi günü aralıklarla devam etmesi beklenen kar yağışının pazar ve pazartesi günleri kuzeyli yönlerden esen rüzgârın kuvvetlenmesiyle beraber, özellikle Marmara ve Karadeniz’in kıyı kesimlerinde deniz etkisiyle birlikte kar yoğunluğunun artabileceği tahmin ediliyor.”

AKOM, sıcaklıkların 0 santigrat derecenin altına inmesiyle buzlanma ve don hadiselerinin yaşanabileceği hatırlatmasında bulundu.

İstanbul’da 22 Ocak tarihine kadar sıcaklıkların mevsim normalleri civarıyla çoğunlukla 3-7 santigrat derecenin altında, 23-30 Ocak’ta da mevsim normalleri civarında seyretmesi bekleniyor.

Astımlı Sheel, yargı kararıyla Fransa’nın ilk iklim mültecisi oldu

Fransa‘nın Toulouse kentinde yaşayan, Bengaldeşli bir mülteci olan “Sheel“, idari yargı yoluyla Fransa’da kalma hakkını elde etti. Bordeaux İdare Temyiz Mahkemesi, bir solunum hastalığından mustarip Sheel’in dünyanın havası en kirli ülkelerinden biri olan Bangladeş’e dönmesinin sağlığını daha da kötüleştireceğine hükmetti. 

Bu, bir mahkemenin iklim mültecileri lehine verdiği ilk karar olabilir mi?Toulouse’lu avukat Ludovic Riviere’e göre öyle: 

“Evet,  çünkü adaletin yerine getirilmesi gereğinin bu davada olduğu kadar önemli olduğu başka bir dava bilmiyorum. Solunum problemleri olan bir insanı dünyanın en kirli ülkelerinden birine geri göndermek… Hastalığının ilerlemesine, hatta ölümüne yol açmak (anlamına gelir).” 

Le Monde’un aktardığına göre, 2011 yılında Fransa’ya gelen 40 yaşındaki Sheel, bugün Toulouse kentinde yaşıyor ve bir restoranında aşçı-garson olarak çalışıyor. 2015’ten bu yana hastalığı dolayısıyla geçici oturma iznine sahip. 

Alerjik astım 

Maytlara karşı alerjik astımı bulunan ve ileri derece uyku apnesinden mustarip olan genç adam gece uyuyabilmek için solunum cihazına ihtiyaç duyuyor. Elektrikli cihazın özenle bakımının yapılması, maskelerin ve filtrelerin aylık değiştirilmesi gerekiyor. Elbette ağır ilaç tedavisi de aynı özenle takip edilmeli.  

Ancak bu sağlık durumu, Haute-Garonne eyaletinin yönetimini 18 Haziran 2019’da genç adamın Fransa topraklarını terk etmesi yönünde karar vermekten alıkoymamış. Yönetim, hastanın, “uygun tedaviyi anavatanında alabileceğini” savunuyor.

Hekimlerin tavsiyesine atıf yapan avukat ise aynı görüşte değil: “Söz konusu anavatan bu vaka için düşünülemez.” Bangladeş’in havasında bulunan partikül oranının dünyanın en üst sıralarında olduğunu vurgulayan Riviere, Fransa ve Bangladeş’te Sheel’in hastalığının yol açtığı ölümlerin oranına dikkat çekiyor: “(Bangladeş’teki ölüm oranı) 100 bin kişide 12.92. Fransa’da ise bu oran 0.82”. 

‘Bengladeş’e dönerse hastalığı ilerleyecek’ 

Toulouse İdari Mahkemesi, 15 Haziran 2020’de, Haute-Garonne yönetiminin almış olduğu kararı iptal etti, ancak kararda atmosferdeki kirliliğin yol açtığı tehlikeye değinilmedi. 18 Aralık’ta ise Bordeaux İdari Temyiz Mahkemesi bu gerekçeleri vurguladı. Mahkeme, Sheel’in ülkesine geri gönderilmesinin “atmosferdeki kirlilik nedeniyle hastalığının ilerlemesine yol açacağını” kayıtlara geçirdi. 

Kararda ayrıca Shell’in anavatanında “sağlık durumuna daha az uygun olan bir tedavi biçimini sürdürmek zorunda kalacağına ve hayatta kalmak için mecbur olduğu solunum cihazının, parçaların temininde yaşanacağı sorunlar ve gece boyunca sürecek olan elektrik kesintileri nedeniyle hayati tehlikeyle karşı karşıya kalacağına” yer verildi. 

Başka bir deyişle adalet, yabancı bir hastanın sağlık riskine işaret etmek için iklimi bir kriter olarak benimsedi ve bu bir ilk.