Ana Sayfa Blog Sayfa 1196

Kuralına uygun bertaraf edilmeyen atık ilaçlar çevre için tehdit oluşturuyor

Pharmabotanica Turizm Geliştirme Kooperatifi Başkanı Eczacı Mehmet Saydan, atık ilaçların doğaya tamamen zehir olarak geçtiği ve bunun toprakta yetişen bitkiler aracılığıyla yemek masasına geldiği uyarısında bulundu.

Çoğunlukla eczanelerde ve hastanelerin ilaç depolarındaki son kullanım tarihi sona ermiş ilaçların “atık ilaç” olarak adlandırılıyor.

‘Yüksek ısıda bertaraf ediliyor’

İlaçların, miadı dolduğunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ilgili mevzuatı kapsamında kurallara uygun depolanıp, yüksek ısılı fırınlarda imha edilmesi gerektiğine işaret eden Saydan, eczanelerin, aile hekimliklerinin, tüm sağlık kuruluşlarının ve ecza depolarının, atık ilaçlarını 2018’de kurdukları atık ilaç ara depolama tesisine gönderebildiğini kaydetti.

Bakanlığın atık yönetimi mevzuatına göre hiçbir atığın toprağa, suya ve havaya karışmasına veya düşük sıcaklıkta yakılmasına izin verilmediğini anımsatan Saydan, ilaçların özel fırınlarda çok kısa süre içerisinde çevreye zarar vermeden yüksek ısıda bertaraf edildiğini anlattı.

AA’ya yaptığı açıklamada eczanelerin, biriken atık ilaçları toplayıp kayıt altına aldığını, ardından imha edilmek üzere kendilerine gönderdiğini belirten Saydan, atık ilaçların imhasının sadece bir ağırlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydetti.

Bilinçsiz şekilde yakılıyor

Saydan, şöyle devam etti: “Yani bir eczane ’10 kilo atık gönderdi’ deniyor ama bu atıkların içinde hangi ilaçların olduğunun kaydı tutulmuyor. Onun için de ilaç üretiminde planlama yapılırken eksik kalınıyor. Şöyle ki ilaç firmaları bir yıl sonra ürettiği ilaçları bir yıl önce sattığı ilaçlara göre belirliyor. Bu ilaçların ne kadarının miadı geçti, bununla ilgilenmiyor, sadece satılan kısmıyla ilgileniyordu. Biz ilk defa, imha edilen ilaçların tek tek dökümünü aldığımız bir bilgisayar programı hazırladık. Şu anda bir eczaneden gelen 10 kilo atık ilacın içinde hangi ilaçların olduğunu da bir data bilgi olarak da tutuyoruz. Bu aslında önümüzdeki yıllarda ilaç üretimine önemli bir kaynak oluşturacaktır.”

Bazı eczaneler ve eczacı odaları tarafından atık ilaçların, bertaraf tesislerine toplu olarak gönderildiğine, ancak bunun da sınırlı sayıda olduğuna işaret eden Saydan, ilaçların genellikle bilinçsiz şekilde yakılarak ya da tuvalete dökülerek doğaya karıştığını, bir anlamda “çevre felaketi” yaratılarak yok edildiğini anlattı.

Saydan, “Çünkü ilaçlar, dozu dışında kullanımı haricinde tek başına zehirdir. Doğaya karışan cam, plastik ve kağıt, kirlilik dışında çok büyük zararlar vermeyebilir ama ilaç böyle bir atık değil. İlaç, kimyasal bir atık ve bu, doğaya tamamen zehir olarak geçer, içtiğimiz suyun, yediğimiz yiyeceklerin içerisinde, toprakta yetişen bütün bitkilerin içerisinde tekrar masanıza gelir. Size ve çocuklarınıza ulaşır” dedi.

‘Kişilerin vicdanına bırakılmamalı’

Her alanda gereksiz üretimin karbon salınımını artırdığını ve iklim değişikliğini etkilediğini belirten Saydan, ilaç üretiminde de benzer bir durum olduğunu kaydetti. Saydan, “Bu nedenle ilaç firmalarının üretim yaparken atık ilaçlarının miktarını bilmesi veya imha sürecinde yer alarak, ne kadar ilacının miadının geçtiğini tespit etmeleri çok önemli. İmha aşamasında ise doğaya kesinlikle karışmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Atık ilaçların ekonomiye verdiği zarara da dikkati çeken Saydan, “Atık ilaçların ekonomiye olan zararını görmezden gelebiliriz çünkü bu zarar bir şekilde yerine konabilir ama doğaya verdiği zarar, çocuklarımızın geleceğine verdiğimiz bir zarardır, bunun bir karşılığı olamaz. Ben bir eczacının, bir hekimin, hemşirenin ilacı bile bile çöpe atabileceğini veya tuvalete, lavaboya dökebileceğini düşünmek istemiyorum ama bunun için kural konması, kişilerin vicdanına bırakılmaması lazım” yorumunu yaptı.

AW069510

‘İlaçları asla çöpe atmayın’

Saydan, evlerdeki atık ilaçlarla ilgili olarak da vatandaşların evde ağrı kesici, ateş düşürücü, grip ilacı gibi ilaçların stokunu yapmalarını eleştirerek, “Hastalığınıza özel doktor ilaç yazdığında bunu alıp kullanıp tedavinizi yarım bırakmazsanız hiçbir ilacın miadı geçmez.” dedi. Saydan, miadı geçen ilaçlar için de vatandaşlara “ilaçları asla çöpe atmayın” uyarısında bulundu.

Evlerdeki atık ilaçların toplanmasının belediyelerin sorumluluğunda olduğunu belirten Saydan, bu konunun yerel yönetimler tarafından ciddiye alınması gerektiğini kaydetti.

50 kuruş üretmenin maliyeti 66 kuruş oldu

CHP Uşak Milletvekili Özkan Yalım, bir çalışma yaparak özellikle madeni paraların basımındaki madenlerin fiyatının yükselmesi ile para maliyetinin nasıl yükseldiğini ortaya koydu.

Yalım, “Darphane’nin enerji, personel ve diğer giderleri var. Merkez Bankası madeni para basımında ciddi zarar ediyor” ifadelerini kullandı.

Bozuk para maliyetleri yükseldi

Yalım’ın çalışmasına göre, halkın “bozuk para” olarak nitelendirdiği 1, 5, 10, 25 ve 50 kuruşlukların maliyetleri son dönemde inanılmaz ölçüde yükseldi.

Yalım, bozuk paralarda kullanılan madenlerin maliyetlerini belirledi. Buna göre, madeni paralarda bakır, nikel ve çinko madenleri kullanılıyor.

Maliyetler değerini aştı

Dövizdeki artışla birlikte madeni paraların maden değerleri de yükseldi. Paralardaki maden değerlerinden yola çıkarak hesaplama yapan Yalım, 1 kuruşun basımında 26 kuruşluk maden kullanıldığını saptadı. Yani 1 kuruş basmak için Merkez Bankası, 26 kuruşluk bakır ve nikel madeni alıyor.

5, 10, 25, 50 kuruşluklar ve 1 TL’lik madeni paralarda ise bakır ve nikele ek olarak çinko da kullanılıyor. Hesaplamaya göre 5 kuruşun maden maliyeti 28 kuruşa, 10 kuruşun maliyeti 31 kuruşa, 25 kuruşun maliyeti 39 kuruşa ve 50 kuruşun maliyeti de 66 kuruşa yükselmiş durumda. 1 TL’nin maden maliyeti ise 79 kuruş olarak hesaplanmış.

Bazıları piyasada bulunmuyor

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre paralardaki maden değerlerinin yükselmesiyle piyasada bazı madeni paralar bulunmuyor. Tüm araştırmalarına karşın 1 ve 5 kuruş bulmakta zorlandıklarını dile getiren Yalım, şöyle konuştu:

“Madeni paraları eritip içindeki madenleri ayrıştırarak satmak kârlı hale geldi. Bu yüzden Merkez Bankası hükümetin izlediği yanlış politikalar nedeniyle madeni para basımında zarar ediyor. Madeni paraları toplayan hurdacılar da kâra geçiyor. Kuruşları toplayıp erittikleri için piyasada yeterince kuruş bulunmuyor. Ayrıca maden kendiliğinden para olmuyor. Bunun için kurulmuş Darphane var. Orada çalışanlar var, harcanan enerji, personel ve diğer giderler var.”

İktidara yakın medya kanallarının sürekli diğer ülkelerde yaşanan ekonomik zorlukları haber yaptığını, bununla Türkiye’deki kötü durumun normalleştirilmeye çalışıldığını belirten Yalım, ülke tarihinde benzer bir durumun daha önce tespit edilmediğini vurguladı.

17 NKP üyesi yapmadıkları eylem için ifade verdi: Yargılama haksız ve hukuka aykırı

17 Nükleer Karşıtı Platform üyesi, yapmadıkları eylem için bugün 18’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ifade verdi. Eylemciler, güvenlik güçleri tarafından eylemin engellendiğini ifade ederek suçsuz olduklarını söyledi ve beraatlerini talep etti.

Davanın ilk duruşması, 28 Ekim Perşembe günü Gülnar Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

‘Her şey yasaldı’

Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, hem Fukuşima nükleer felaketinin 10’uncu yıl dönümünü anmak hem de nükleer santralin zararlarına dikkat çekmek amacıyla Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin (NGS) yapıldığı yerde basın açıklaması yapmak istemiş, ancak güvenlik görevlilerinin müdahalesi sonucu eylem gerçekleştirilememişti. Eylemin gerçekleşmemesine rağmen de eylemcilere dava açılmıştı.

Mersin Adliyesi önünde açıklamalarda bulunan Mersin Baro Başkanı Gazi Özdemir, anma töreninde her şeyin yasal olduğunu, ancak bir anda hukuka aykırı bir şekilde yargılamanın yapıldığını kaydetti:

Nükleer santralle ilgili olan durum hepimizin hassasiyeti. Özellikle Mersin halkının hassasiyeti ki burada yapılan yargılama tamamen haksız ve hukuka aykırı bir yargılama. Arkadaşlarımız anma töreni için orada bulunurken her şeyin yasal olduğu bir anda hukuka aykırı bir şekilde yargılama kovuşturma aşaması yürütülmektedir. Biz her türlü haksızlığın ve hukuka aykırı işlerin karşısındayız. Bugün de Mersin Barosu olarak NKP’nin de doğal üyesi olarak arkadaşlarımızın yanındayız. Umarım hak yerini bulur, suçsuz oldukları da aşikar. Arkadaşlarımızın vereceği ifadeden sonra hukuksal mücadelemize devam edeceğiz, yanlarında olacağız.”

‘Anayasaya karşı geliyorsunuz denildi’

Araçlardan iner inmez saldırıya uğradıklarını kaydeden NKP eski dönem sözcüsü Aycan Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kalkanları yere vurarak ve coplarıyla kalkanlara vurarak bize baskı yapmaya çalıştılar. Biz de o baskıya karşı sesimizi yükselttik. Orada bulunan insanlara burada neden olduğumuz dair bilgi aktırma adınaydı. Sonra balonlarımızız uçurup sahile doğru indik ki bulunduğumuz yer Akkuyu NGS’den epey uzaktaydı. Dinlenmek için sahile gitmiştik ve orada da güvenlik güçleri yanımızdaydı ve gazetecilere vereceğimiz röportajlara bile karıştılar.

‘Burada konuşabilirsiniz ama nükleer santral hakkında konuşamazsınız’ dediler. Hatta bir yüzbaşı, ‘Anayasaya karşı geliyorsunuz’ dedi, asıl anayasaya karşı gelen kendileriydi ve anayasayı bile bilmiyorlardı. Ben kendim, çocuklarım ve gelecek kuşaklar için sağlıklı bir dünya yaratmakla yükümlü olduğum için protesto ettim.”

Özcan ayrıca, davanın ilerleyen zamanlarda hukuk fakültelerinde ders olarak anlatılacağını da kaydetti ve “Ama hukuk nasıl yapılır diye değil, nasıl yapılmaz diye okutulacaktır diye düşünüyorum. Böylesine absürt bir dava olabilir mi? Savcı şöyle bir iddianame hazırlamış, her ne kadar anayasa mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin şu maddeleri gereğince bildirim yapılmadan, izin alınmadan, basın açıklaması, gösteri yürüyüşü yapılabilir denmesine rağmen zorlama bir maddeyle bize ceza verilmesini istiyor” dedi.

‘Herkesin düşüncelerini ifade etme özgürlüğü söz konusu’

Avukat Sevim Küçük ise, suç işlemekte olanın güvenlik güçleri olduğunu kaydedip şunları söyledi:

Bugün ne yazık ki bir kez daha yaşam savunucuları olarak hakkımızda açılan bir davayla ilgili olarak savunma yapmak üzere geldik. Aslında savunma yapmaktan çok anayasal, yasal ve uluslararası sözleşmelerde koyulan haklarımızı dile getirmek ve haklarımıza sahip çıkmak için bir kez daha adliye önündeyiz. Arkadaşlar nükleer güç sahasına gittiklerinde ne yazık ki Anayasa’da kullanmak istedikleri halkalarını engeller nitelikte güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalmışlardır ve herhangi bir söz söyleme fırsatı dahi tanımadan onlara karşı güç kullanmak suretiyle olay yerinden uzaklaştırmışlardır.

Haklarında toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına muhalefetten dava açılmıştır. Bugün burada talimat mahkemesinde savunmalarını verecekler. Anayasa’da da olduğu gibi vatandaşın sağlıklı bir çevrede yaşama hakları mevcuttur ve yine Anayasa’da belirttiği gibi, herkesin düşüncelerini ifade etme özgürlüğü söz konusudur. Devlete ve vatandaşa verilen yükümlülüklerden bir tanesi de çevrenin kirlenmesini engellemek ve sağlıklı bir çevre oluşturmak ve korumaktır. Burada suç işlemekte olan güvenlik güçleridir.”

‘Kavala çağrısı’ yapan büyükelçiliklerden yeni açıklama: İçişlerine karışmayız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Osman Kavala‘nın bir an önce serbest bırakılmasını isteyen 10 ülke büyükelçisinin ‘istenmeyen adam ilan edilmesi için talimat verdiğini’ söylemesinin ardından ABD Büyükelçiliği resmi Twitter hesaplarından şu mesajı paylaştı:

ABD, Fransa, Almanya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda Ankara büyükelçilikleri, 18 Ekim’de dört yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda serbest bırakılması çağrısında bulunmuştu. ABD Büyükelçiliği çağrıyı yazılı olarak sosyal medya üzerinden yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, sert ifadelerle bunun içişlerine karışmak olduğunu belirtmiş; söz konusunu büyükelçilerin istenmeyen kişi ilan edilmesi için Dışişleri Bakanlığı‘na talimat verdiğini söylemişti. Erdoğan şunları söylemişti:

“Kavala dediğin Soros’un Türkiye şubesi. 10 büyükelçi onun için Dışişleri Bakanlığı’na geliyor. Bu ne terbiyesizliktir ya? Siz burayı ne zannediyorsunuz? Burası Türkiye, Türkiye! Burada kalkıp da Dışişleri’ne gelip talimat verme gibi bir yola giremezsiniz. Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanımıza verdim. ‘Bu 10 tane büyükelçinin bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz’ dedim. Zira, bunlar Türkiye’yi tanıyacaklar, anlayacaklar, bilecekler. Türkiye’yi bilmedikleri, anlamadıkları gün burayı terk edecekler”

Bugünkü Bakanlar Kurulu kabinesinde de bu konu ele alınıyordu.

Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesi ne diyor?

  • Kabul eden Devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmek, ayrıcalıklarına ve bağımsızlıklarına halel gelmeksizin, bu gibi ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanan her şahsın görevidir. Anılan Devletin iç işlerine karışmamak da bu şahısların keza görevidir.
  • Gönderen Devlet tarafından kabul eden Devlet nezdinde yapılması misyonun uhdesine tevdi olunan bütün resmî işler, kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığı veya mutabık kalınacak başka Bakanlık ile veya aracılığıyla yürütülür.
  • Misyonun binaları, misyonun bu Sözleşmede belirtilen görevleri veya diğer genel uluslararası hukuk kuralları veya gönderen ve kabul eden Devlet arasında yürürlükte olan özel anlaşmalar ile bağdaşmayacak bir tarzda kullanılmaz.”

Cumhurbaşkanlığı kaynakları: Erdoğan mesajları olumlu karşıladı

Cumhurbaşkanlığı kaynakları, büyükelçileri “istenmeyen kişi” ilan edilmesinin de gündemde olduğu Bakanlar Kurulu toplantısında bulunan Erdoğan’ın ABD ve diğer büyükelçiliklerin açıklamalarını olumlu karşıladığını bildirdi.

Çevre aktivistleri güvende değil: Aktivist ressam Gökçe Erhan’ın evinde şüpheli yangın

Trabzon’un Sürmene ilçesinde yaşayan, çevre sorunlarına eserleriyle dikkat çekmeye çalışan ressam ve ekoloji aktivisti Gökçe Erhan’ın iki katlı ve yöresel mimarili evi kundaklama şüphesi taşıyan yangında kül oldu.

Söz konusu yangın, deniz ekosistemine zarar verdiği iddiasıyla kültür balıkçılığı tesislerine karşı gerçekleştirilecek basın açıklamasına saatler kala çıktı.

Kundaklama şüphesi

Alevlerin kısa sürede sardığı evden son anda çıkan Erhan’ın ihbarıyla adrese itfaiye ekipleri sevk edildi. İtfaiyecilerin müdahalesiyle yangın söndürüldü. Yangında ev, kullanılamaz hale geldi, Erhan’ın tabloları da küle döndü.

Yapılacak basın açıklamasına saatler kala evin yanması üzerine jandarma ekipleri, çıkış nedeni henüz belirlenemeyen yangınla ilgili “kundaklama” şüphesiyle inceleme başlattı. Erhan ise yangın öncesi evinin arka tarafında ses duyduğunu belirtti.

Fotoğraf: DHA

Basın açıklaması iptal edilmedi

Ressam Gökçe Erhan, evi yanmasına rağmen deniz ekosistemine zarar verdiği iddiasıyla kültür balıkçılığı tesislerinin kurulmasına karşı düzenlenen basın açıklamasına katıldı.

Çamburnu Doğa Kültür Sanat Derneği, Sürmene Yeniçam Balıkçı Kooperatifi üyeleri ve bölge halkının katıldığı açıklamada konuşan Erhan, “Bu projeler, geçimini balıkçılıkla sağlayan aileleri son derece olumsuz etkileyecektir. Kültür balığı tesisi için düşünülen bölge, görüntü kirliği yaratacak ve genel estetiği bozarak yerel turizmi etkileyecektir. Kafeslerde kullanılacak yemler, doğal ortamdaki deniz balıklarının besin zincirinin bozulmasına neden olacaktır. Denizlerde yakalanan küçük balıklar, çiftliklerde yem olarak kullanılacağı için küçük deniz balıkları soyları tükenmekte olacak ve hamsi kültürü tehdit altına girecek. Bu projeye kesinlikle karşıyız. Çamburnu’na kimse kafes saplayamaz” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Evim geri gelir ama deniz geri gelmez’

DHA’nın haberine göre evinin yandığını hatırlatan Erhan, “Biz atalarımızdan kalan aile evimizi kaybetmiş olsak da bu geri getirilebilir bir şey. Ben bir ressam olarak oradaki her ayrıntıyı aynı şekilde resmedebilirim. Yanan evimi tekrar ayağa kaldırabilirim ama denizi kaybettiğimizde bu geri döndürülemez” dedi.

Gökçe Erhan, konuşması sırasında gözyaşlarını tutamadı.

 

Ressam Gökçe Erhan, Sürmene ilçesi Çamburnu mevkisinde çöp depolama yönteminin çevreye verdiği zararlara dikkat çekmek amacıyla daha önce çöplük alanda yağlı boya resim sergisi açıp, “Çöpler depolanarak değil geri dönüşümle kazanılmalı” diyerek tepkisini dile getirmişti.

 

 

Kızıldeniz’den gelen Aslan Balığı Ege’ye yayılıyor

Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus‘un batı kısımlarında ile Kızıldeniz‘deki mercan kayalıklarında yaşayan aslan balığı, Süveyş Kanalı üzerinden 1990’lı yıllarda giriş yaptığı Akdeniz’den Ege’ye geçti. Özellikle 2012’den sonra Ege Denizi’nde kısa sürede yayılan aslan balığı, İzmir kıyılarına kadar çıktı.

İsmail Hakkı Atal: Akkuyu Nükleer Santrali 2030’da deniz seviyesi altında kalacak

Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, Mersin’de inşaatı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporuna atıfta bulunan Atal, “Hazırlanan projeksiyonlara göre Akkuyu, 2030’da deniz seviyesi altında kalacak” uyarısında bulundu.

Bilirkişi raporunda da söylendi

Avukat Atal, nükleer santral için verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) onayı karşısında açılan iptal davası kapsamında yapılan bilirkişi keşfinde, “Deniz seviyesinin yükseleceğinin ifade edildiğini” anımsattı.

Keşifte, nükleer santral yapılmasının bir facia olacağını belirttiklerini aktaran Atal, “Nitekim Faruk Uzel isimli bürokrat, Rus şirketin, santrali güvenli bir şekilde inşa edemediği ve zemin kotunun altına su sızmasını engelleyemediği için santralin Türkiye için tehlike olduğunu söyleyerek 2016 yılında projedeki görevinden istifa etmişti” bilgisini verdi.

Daha önce yaşadık

Deniz seviyesi yükselmesinin ne zarar verebileceğini dünyadan örnekler üzerinden açıklayan Atal, “Deniz seviyesinin yükselmesinin nelere yol açacağı, 2011’de teknoloji devi Japonya‘nın dahi engelleyemediği tsunamiyle, gezegen tarihinin en büyük nükleer faciası Fukushima‘da olduğunda ortaya çıkmıştı” dedi.

Fukuşima nükleer faciası sonrasında yetişkinlerde tiroit kanseri 29 kat, lösemi 10,8 kat, göğüs kanseri 4,2 kat, beyin kanaması ve felç vakaları da 3,52 kat artmıştı. Çocuklarda tiroit kanseri ise 500 kat artmıştı.

‘Projeden hemen şimdi vazgeçilmeli’

İsmail Hakkı Atal açıklamasında “Bugün gelinen noktada, evvelce belirlenmiş olan deprem, soğutma suyu sıcaklığı ve 56.000 ton nükleer reaktör ağırlığı binmeden çatlayan zemin betonu riskinin üstüne, 5 Aralık 2016’da keşifte belirttiğimiz deniz seviyesi yükselmesi riski bilimsel olarak somutlaşmıştır” dedi.

Atal, “2030 yılında deniz suyu altında kalacak olan Akkuyu Nükleer Projesinden hemen şimdi acilen vazgeçilmelidir. Akkuyu Nükleer Projesi milli güvenlik sorunudur ve 2030’da deniz seviyesi altında kalacak Akkuyu, Türkiye Cumhuriyeti halk sağlığını ve ekonomisini çöküşe götürür” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar uzun zamandır uyarıyor

İklim değişikliği; yol açtığı deniz seviyelerindeki yükselmenin yanı sıra sıcak dalgaları, kuraklık, tayfun, sel ve fırtına gibi sıklaşan ve şiddeti artan felaketler nedeniyle de nükleer santralleri tehdit ediyor.

Bu tehditler hesaba katılmadan inşaatına başlanan Akkuyu Nükleer Santrali’nin potansiyel bir felakete davetiye çıkaracağını belirten uzmanlar ve nükleer karşıtı hareket uzun zamandır projenin iptal edilmesini talep ediyor.

 

‘10 büyükelçinin istenmeyen kişi ilan edilmesi Türkiye’yi ateşe hapsetmek demek’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüleri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, dört yıldır tutuklu yargılanan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın serbest bırakılmasını isteyen 10 büyükelçinin “istenmeyen kişi” ilan edeceğini söylemesi üzerine açıklama yaptı.

Erdoğan, büyükelçilerin “istenmeyen kişi” ilan edilmeleri için Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na talimat verdiğini belirterek “Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanımıza verdim. Ne yapması gerektiğini söyledim. ‘Bu 10 tane büyükelçinin bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz’ dedim. Bunlar Türkiye’yi tanıyacaklar. Türkiye’yi bilmedikleri, anlamadıkları gün burayı terk edecekler” demişti.

‘Endişe ile takip ediyoruz’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan, “Erdoğan’ın 10 büyükelçi için istenmeyen kişi ilan edilmesi ‘talimatını’ verdiğine dair açıklamasını endişe ile takip ettik” ifadelerini kullandı.

Yeşil Gazete’ye konuşan Özkan, “Bunun yanı sıra süreçte dış işlerinin verilen talimata dair somut bir adım atmadığını ve yandaş gazetelerin de meseleyi hafifletmeye çalışan açıklamalarda bulunduğunu görüyoruz” dedi.

Dışişleri’ne talimat gitmemiş

İstenmeyen kişi ilanı konusunda belirsizliğin sürdüğünü belirten Eş Sözcü Koray Doğan Urbarlı ise “Bugün Cumhurbaşkanı’na iliştirilmiş gazetecilerden olan Abdülkadir Selvi’nin köşe yazısından öğreniyoruz ki; Erdoğan bu açıklamayı yaptığında Bakanlığa henüz bir talimat gitmemiş” dedi.

Urbarlı bu durumu “Yani iç kamuoyuna yönelik bir esip gürleme var ama bu rüzgârın şiddeti Dışişleri Bakanlığı’na kadar bile ulaşamamış. Bu AKP’nin yaşadığı güç kaybının net bir göstergesi” sözleriyle yorumladı.

‘Bizi ateşe hapsetmek demek’

Sürecin tamamlandığını farz edersek bunun elbette çok büyük bir kırılma yaratacağını ifade eden Urbarlı, “Türkiye şimdiye kadar sadece 3 kişiyi istenmeyen kişi ilan etti. Şimdi 10 Büyükelçiyi ve de dünya siyasetini belirleyen 10 ülkenin Büyükelçisi’ni istenmeyen kişi ilan etmek Türkiye’nin etrafında büyük bir ateş yakıp bizi de o ateşe hapsetmek demek” dedi.

Urbarlı, “Birkaç gün sonra siz o 10 ülkenin öncülük ettiği hedefler için COP26’ya gideceksiniz. Ne konuşacaksınız orada?” sorusunu yöneltti.

‘Hukuksuzluk artık saklanamıyor’

Erdoğan’ın neden böyle bir çıkış yapmaya ihtiyaç duyduğunu yorumlayan Urbarlı, “Erdoğan çok uzun süredir ‘Aynı bayrağın altında toplama’ gücünü yitirmiş durumda. Dış politikadaki bir ‘Siz hepiniz Türkiye tek’ algısı içeride onun etrafında bir kenetlenme yaratır zannediyor ama sadece zannediyor. Çünkü Osman Kavala Davası konusunda artık daha geniş bir kesim konuşuyor ve ortada yaşanan hukuksuzluk artık saklanamıyor” dedi.

Urbarlı, “Bir de elbette yaşanan büyük ekonomik çöküşü gizleme amacı var ki zaten ilk akla gelen bu olduğu için zaten başarısız bir hamle olduğu açık” ifadelerine yer verdi.

‘Başka gündemler yaratma peşinde’

Emine Özkan ise “Türkiye’yi uluslararası alanda daha da yalnızlaştıracak adımların atılması sadece dış politikada değil iç siyasette ve en önemlisi ekonomide de Türkiye’yi zora sokuyor, gerçek gündemlerin konuşulmasının önüne geçiyor” yorumunu yaptı.

Her zaman olduğu gibi Erdoğan’ın ekonomik kriz gerçeği gölgelensin diye başka gündemler yaratma peşinde olduğunu dile getiren Özkan, “Fakat şunu görmemiz gerek içinde bulunduğumuz kısır döngüde hükümetin ve özellikle Cumhurbaşkanının attığı her adım, yaptığı her açıklama, aldığı her karar krizi büyütecek bir sebebe dönüşmeye mahkum. Keza bu sabah dolar güne yeni bir rekor kırarak başladı, TL rekor değer kaybı yaşamayı sürdürdü” dedi.

İstenmeyen kişi nedir?

“Persona non grata” yani “istenmeyen kişi” terimi; devletlerarası ilişkilerde bir ülkeye girmesi veya o ülkede kalması, ülkenin merkezi hükümeti tarafından yasaklanan yabancı bir kişi için kullanıyor.

“İstenmeyen kişi” kendisine verilen diplomatik dokunulmazlık hakkı sayesinde tutuklama ve herhangi bir kovuşturmadan korunan yabancı diplomata bir ülkenin uygulayabileceği en ciddi kınama biçimi olarak biliniyor.

Eğer bir ülke; yabancı büyükelçileri ‘istenmeyen kişi’ ilan ederse, o elçilerin bulundukları ülkeler de aynı şekilde karşılık veriyor.

Ağrı’daki Balık Gölü’nün su seviyesinde de kuraklığa bağlı ciddi azalmalar yaşandı

Ağrı‘da “saklı cennet” olarak bilinen Balık Gölü‘nün su seviyesinde kuraklığa bağlı ciddi azalmaların yaşandığı görüldü.

Gölün beslendiği mevsimlik dereler ve akarsu kaynaklarında da su seviyesi düştü. Balık Gölü, Doğubayazıt ilçe merkezinin kısmi de olsa içme suyu ihtiyacını karşılıyordu.

‘Su seviyesi yer yer metrelerce düştü’

AA‘da yer alan habere göre, ülke genelinde olduğu gibi bu yıl Ağrı’da da kuraklığın çok fazla hissedildiğini belirten Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Faruk Kaya, gölde su seviyesinin yer yer metrelerce düştüğünü şöyle anlattı:

Balık Gölü, çevresindeki dereler ve dağlık alanlardan gelen kar suları ve yer altı sularından beslenmektedir. Bu yıl özellikle yağış azlığından kaynaklı kuraklık yaşanmaktadır. Daha önce Patnos Barajı’nda olduğu gibi Balık Gölü’nde de su çekilmesi söz konusu. Balık Gölü bir lav set gölüdür. Normalde Doğubayazıt ve çevresinde yıllık yağış miktarı 340 milimetre civarında ama Balık Gölü yükseltiye bağlı olarak daha fazla yağış alıyor. Bu yıl yağış oranının düşmüş olması ve kar sularının çok az olması nedeniyle beslenmesi zayıfladı. Gölde su seviyesi yer yer metrelerce düştü.”

Fotoğraf: AA

‘Balık popülasyonu da etkileniyor’

Su çekilmesinin önceki yıllara göre çok daha fazla olduğunu kaydeden Kaya, göldeki balık popülasyonunun da düştüğünü ifade etti:

Balık Gölü alabalıklarıyla ünlü göldür. Suların çekilmesiyle buradaki balık popülasyonu da düşmektedir. Balık Gölü’nden çıkan su, yer altından Doğubayazıt’taki sazlığa da gitmekte ve bu sene bu sazlıklarda da suyun çekildiğini görüyoruz. Bu sazlıklar ve gölün içerisinde bulunan adada çok sayıda kuş türü bulunuyor. Balık Gölü’ndeki ada Türkiye’deki kuş cennetlerinden biridir. Bu adada buraya has özellikler gösteren kuş türleri de bulunuyor. Suların çekilmesi ve kuraklığın olması bu popülasyon üzerinde de maalesef etkisini göstermektedir.”

Fotoğraf: AA

Kaya, kentteki bütün akarsu ve göllerde su seviyesinin düştüğünü de sözlerine ekledi.

Sudan’da darbe: Ordu Başbakan’ı tutukladı, olağanüstü hal ilan edildi

Sudan‘da bir grup asker yönetime el koydu, geçiş hükümeti üyelerini gözaltına alarak olağanüstü hal ilan etti.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan,  devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, geçiş dönemi hükümlerini feshettiklerini ve Anayasal Bildiri Anlaşmasının bazı maddelerini askıya aldıklarını belirtti.

Burhan, siyasi gruplar arasındaki kavgaların orduyu müdahale etmeye teşvik ettiğini ve yeni bir teknokrat hükümetin ülkeyi seçimlere götüreceğini söyledi.

2019 yılında Sudan halkı Ömer el Beşir’in 30 yıllık otoriter yönetimine karşı isyan çıkarmış, sonrasında gerçekleşen darbenin ardından geçiş hükümeti kurulmuştu.

Elektrik ve internet kesildi

Bugün sabah saatlerinde ise ordu, Başbakan Abdullah Hamduk ve çok sayıda siyasetçiyi gözaltına aldı. Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Hamduk’un darbeyi reddettiği için gözaltına alınarak bilinmeyen bir yere nakledildiğini duyurdu.

Ülkenin birçok yerinde elektrik ve internet hatları kesilirken, askeri güçlerin başkent Hartum’un Umdurman bölgesindeki radyo ve televizyon merkezini basarak çok sayıda çalışanı gözaltına aldığı bildirildi.

Darbe girişiminin ardından hükümetin sivil kanadı ve çok sayıda siyasi partinin çağrısı üzerine başkent Hartum’un farklı bölgelerinde bir araya gelen binlerce Sudanlı askeri müdahaleye karşı gösteri düzenlemeye başladı.

Güvenlik güçlerinin halkı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandığı, gösterilerde en az 12 protestocunun yaralandığı bildirildi.

Sudan Meslek Odaları Birliği, Aralık 2018’deki “halk devrimine” sahip çıkılması ve sivil yönetime geçiş talebiyle yaklaşık iki haftadır birçok kentte gösteriler düzenliyordu.