Ana Sayfa Blog Sayfa 1160

Dünyadaki 1 milyon bitki ve hayvan türü yok olma tehdidiyle karşı karşıya

Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), dünya genelinde 1 milyonun üzerine bitki ve hayvan türünün yok olma tehlikesi altında bulunduğunu açıkladı.

Cenevre merkezli kuruluşun yaptığı yazılı açıklamada, nesli tükenme tehlikesi devam eden bitki ve hayvan türlerine dair veriler paylaşıldı.

Açıklamada, yaban hayatındaki 8 bin 400 bitki ve hayvan türünün hayati tehlike altında ve 30 bine yakın türün de korumasız durumda olduğu bildirildi.

Bir milyon tür yok olma tehlikesinde

2022’deki Birleşmiş Milletler Dünya Yaban Hayatı Günü‘nde nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlı türlerinin gündeme getirilmesi gerektiğinin kaydedildiği açıklamada, “Tahminlere göre dünyadaki bir milyon tür yok olma tehdidiyle karşı karşıya” ifadesi kullanıldı.

AA’nın haberine göre her yıl 3 Mart’ta kutlanılan BM Dünya Yaban Hayatı Günü’nün 2022 teması, “Ekosistemin iyileştirilmesi için önemli canlı türlerinin kurtarılması” olarak belirlenmişti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na binden fazla atama yapıldı

Resmi Gazete‘de Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla yayımlanan kararnameye göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı‘na binden fazla atama yapıldı.

Yapılan atamalar ile birlikte, Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde vergi başmüfettişliği, vergi müfettişliği, vergi müfettişliği yardımcılığı kadrolarında büyük değişimler meydana geldi.

Atamaların tamamı Bakanlığın vergi müfettişi kadrosundan

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan 2021/529 sayılı atama kararı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde 20 adet vergi başmüfettişi ataması gerçekleştirildi. Yine 2021/530 karar sayılı atama kararı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde 900 adet vergi başmüfettişi ataması gerçekleştirildi. 2021/531 sayılı atama kararı ile de Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde 56 adet vergi başmüfettişi ataması yapıldı.

Yapılan 976 adet vergi başmüfettişi atamalarının tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın vergi müfettişi kadrosundaki isimlerden seçildi.

Sultan Sazlığı Milli Parkı’nda yangın çıktı, 100 dönüme yakın arazi zarar gördü

Kayseri’de kesin korunacak hassas alan ilan edilen Sultan Sazlığı Milli Parkı’nda yangın çıktı.

İtfaiye ekiplerinin yaklaşık dört saat süren çalışmalarının ardından söndürülen yangında, 100 dönüme yakın arazi zarar gördü.

Soğutma çalışmaları sürüyor

Yeşilhisar, Develi ve Yahyalı ilçeleri arasında yer alan ve 250’den fazla kuş türünün konaklama, üreme ve beslenme alanı olan Sultan Sazlığı’nda henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine bölgeye çok sayıda jandarma ve itfaiye ekibi gelirken ekipler, arazinin balçık olmasından dolayı yangının çıktığı alana ulaşmada zorluk yaşadı.

Bölgede soğutma çalışmaları devam ediyor. Jandarma olayla ilgili inceleme başlattı.

Bolu’da taş ocağı için ÇED gerekli değildir kararı: Halk, iş makinelerinin önünü kesti

Bolu‘nun Seben ilçesinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından planlanan “Taşlıyayla Göleti ve Sulaması” için Ayman Yaylası‘na kurulmak istenen taş ocağına Bolu Valiliği tarafından “ÇED gerekli değildir” kararını bölge halkı protesto etti.

Köylüler, taş ocağı çalışmaları için bölgede bulunan iş makinelerinin önünü kesti.

Ağaç kesme çalışmaları devam ediyor

Seben’deki Taşlıyayla Göleti’nden ilçe köylere tarım için su sağlanması iddiasıyla hayata geçirilmek istenen proje kapsamında, Ayman Yaylası bölgesinde taş ocağı kurulması planlandı.

Bu taş ocağından çıkarılan taşlarla projenin inşaatının yapılması hedeflendi ve projenin bitmesiyle de bölgedeki taş ocağının kapatılacağı ve ağaçlandırma yapılacağı DSİ tarafından köylülere iletildi. Taş ocağının yapılacağı köylerde yaşayan bölge halkı ise ağaçların kesildiğini kaydetti ve taş ocağına karşı çıktı.

Köylüler inşaatın durması için dava açarken, Bolu Valiliği de bölgedeki çalışmalar için ÇED raporunun gerekli olmadığını açıkladı. Bunun üzerine köylüler, kararı protesto etmek için iş makinelerinin önünü kesti ve çalışmaları bir süre engelledi.

Bölgede ağaç kesme çalışmaları ise devam ediyor.

‘Canlı sağlığını tehdit edecek boyutlarda’

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)  Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu tarafından bölgedeki çalışmalar incelenirken, kurul çalışmaların bilimsellikten uzak olduğunu ve çalışmaların acilen durdurulması gerektiğini kaydetti:

Projeye esas olan ocağın 550 metre güneybatısında yer alan ve hayvancılık faaliyeti için yararlanılan Ayman Yaylası, 460 metre güneyinde hayvan sürüleri ile yaban hayatının su ihtiyacını karşıladığı Akçakilise Deresi bulunmaktadır. Ayrıca hayvancılık faaliyetini sürdüren Ayman Yaylası mera alanı ve hayvan ağılları ocağın kurulmak istendiği alan ile Ayman Yaylası arasında kalmaktadır.

Ayman Yaylası ve civar yerleşim yerlerinin elektrik ihtiyacının karşılandığı yüksek gerilim elektrik iletim hattı ocak alanına yaklaşık 60 metre mesafede bulunmaktadır. Taş ocağı faaliyetlerinde birçok işlemin sonucunda oluşacak olan toz, canlı sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşmaktadır.”

‘İnsan sağlığı açısından ciddi tehdit’

Kurul tarafından yapılan açıklamada, çalışmalar sırasında açığa çıkacak tozun bölgedeki bitki örtüsünü ve canlı sağlığını olumsuz etkileyeceğinden bahsedildi:

Açığa çıkacak tozun bölgedeki ağaçların ve doğal bitki örtüsünün üzerine yerleşmesi sonucu bitkisel solunumu engelleyerek, doğal bitki örtüsü ve ağaçların kurumasına kadar olumsuz sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Ayrıca tozun tane boyu küçüldükçe havada asılı kalma süresi uzadığından, civar yerleşim bölgelerine meteorolojik olarak taşınımıyla birlikte insan sağlığı açısından da ciddi tehdit oluşturacaktır. Yine taş ocağı faaliyetlerinde açığa çıkacak olan toz, geçimini hayvancılık faaliyetleriyle sürdüren yöre halkının su kaynağı olan ve bugünlerde ciddi anlamda kuraklık tehdidi altında olan Akçakilise Deresinde de telafisi mümkün olmayan kirlenmelere yol açacaktır.”

Orman yangınlarına davetiye

Taş ocağı çalışmalarının bölgeye vereceği zararlardan da bahsedilen açıklamada, çalışmaların geniş ölçekli orman yangınlarına neden olabileceği de kaydedildi:

Ocak çalışmalarında başta patlatma olmak üzere tüm operasyonlarda açığa çıkacak olan çevresel gürültü, hayvancılık da veriminin azalmasına sebebiyet verecek, yakın yerleşim alanlarında yaşam konforunun düşmesine neden olacaktır. Ocak alanının açılması için kesilmesi muhtemel yüzlerce ağacın doğada yaratacağı tahribatsa cabasıdır. Ocak alanına 60 metre mesafede yer alan yüksek gerilim elektrik ilettim hattı ise ayrı bir tehlike barındırmaktadır. Olası kontrolsüz patlamalarda iletim hattının zarar görmesi durumunda, çevre yerleşim alanlarında enerji kesintisinin yaşanmasının yanı sıra, geniş ölçekli orman yangınlarına davetiye çıkarabilecektir.”

18 Kasım’da düzenlenecek Umudun Yeri Şehirler Konferansı’na çağrı

Yeşil Düşünce Derneği ve Green European Foundation işbirliği ile düzenlenen “İklim ve Ekolojik Kriz Çağında Afetler ve Risk Yönetimi” başlıklı çevrim içi konferans 18 Kasım Perşembe günü saat 13.00 ile 16.00 arasında gerçekleşecek.

Umudun Yeri Şehirler Projesi kapsamında düzenlenen çevrimiçi etkinlikte iklim krizi ve kriz yönetimi konusunu sağlık politikaları, orman yangınları, kuraklık, sel felaketleri ve biyoçeşitlilik bağlamında ele alınacak.

Bu etkinlik sonucunda bu kapsamda ele alınabilecek kent politikaları ve ilgili önlemlere dair bir politika notu hazırlamak hedefleniyor.

‘Felaketler giderek daha fazla etkili oluyor’

İklim ve ekolojik krizlerin sonucu olarak yaşanan felaketlerin giderek daha fazla etkili olduğu belirtilen açıklamada “Ekolojik krizler çağında felaketlerle mücadele; afetlere karşı dirençlilik şehir ve kırsal alan planlamalarında ekosistem dengesi ile birlikte ele alınması gereken en önemli gündemlerden birini oluşturuyor” ifadeleri kullanıldı.

Akdeniz Avrupa’sındaki yanmış orman alanlarının dünyanın ortalama yüzey sıcaklığının sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece ısınması durumunda yüzde 40-54 arasında, 2 derece ısınması durumunda yüzde 62-87 arasında, 3 derece artması durumunda ise yüzde 96-187 kadar artması bekleniyor.

Türkiye’de 2008-2020 arasında her yıl ortalama 20 bin 760 hektarlık alan yanarken 2021’in Ocak – Ağustos ayları arasında kül olan ormanlık alan 177 bin 476 hektara ulaştı.

Manavgat'taki orman yangınını çıkaran kişiyi ihbar eden kadın konuştu

Kuraklıklar en az 1,5 milyar insanı etkiledi

1998’den 2017’ye kadar dünya genelinde kuraklık etkilerinden kaynaklanan maliyet tahminleri, kuraklıkların en az 1,5 milyar insanı etkilediğini ve en az 124 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açtığını gösteriyor. Ancak bunlar yalnızca kısmi hesaplar ve büyük olasılıkla brüt eksik tahminler.

2020’de sel afetlerinin sayısı 2000 – 2019 ortalaması olan yılda 163’ten yüzde 26 artış göstererek 201’e ulaştı. Ayrıca sellere bağlı ölümler yıllık ortalamanın yüzde 18 üzerinde gerçekleşerek 5233 oldu.

Politika notu hazırlanacak

Yapılan açıklamada “Bu çerçevede Umudun Yeri Şehirler Projesi kapsamında düzenleyeceğimiz çevrimiçi konferansta iklim krizi ve kriz yönetimi konusunu sağlık politikaları, orman yangınları, kuraklık, sel felaketleri ve biyoçeşitlilik bağlamında ele alacağız. Bu etkinlik ile bu kapsamda ele alınabilecek kent politikaları ve ilgili önlemlere dair bir politika notu hazırlamayı hedefliyoruz” denildi.

Konferans, 18 Kasım 2021 Perşembe günü 13.00-16.00 saatlerinde video konferans uygulaması Zoom üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleşecek. Kayıt yaptırmak isteyenlerin ise bu adres üzerindeki kayıt formunu doldurması gerekiyor.

Konferans programı

Birinci Bölüm

Afet Yönetimi ve Yeşil Politika
Moderatör: Dr. Barış Gençer Baykan

13.00-13.05: YDD Açılış Konuşması
13.05-13.30: Erdem Ergin (Afet Risk Yönetim Uzmanı) – Kriz Yönetimi
13.30-13.55: Prof. Dr. Ali Osman Karababa – Sağlık Politikaları
13.55-14.15: Soru & Cevap
14.15-14.25: Ara

İKİNCİ BÖLÜM

Orman Yangınları, Kuraklık ve Şehirlerde İklime Uyum Politikaları
Moderatör: Gökhan Ersoy

14.25-14.30: Açılış
14.30-14.50: Dr. Akgün İlhan (Boğaziçi Üniversitesi) – Madalyonun iki yüzü: Kuraklık ve Seller
14.50-15.10: Prof. Dr. Nesibe Köse (İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi – Orman Botaniği Anabilim Dalı) – Orman Ekosistemleri ve İklim Değişikliği
15.10-15.30: Dr. Emrah Çoraman – Biyoçeşitlilik
15.30-16.00: Soru & Cevap

Umudun Yeri Şehirler Projesi

Umudun Yeri Şehirler Projesi , Yeşil Avrupa Vakfı tarafından İspanya (Transición Verde), Katalonya (Nous Horitzons), Hırvatistan (The Institute for Political Ecology-IPE), Belçika (Oikos), Kuzey Makedonya (Sunrise) ve Türkiye’den (Yeşil Düşünce Derneği) yeşil örgütlerin destekleriyle yürütülüyor.

Avrupa’nın geleceği hakkında olumlu bir anlatının geliştirilmesinde kilit bir faktör olan ilerici şehir ağlarına odaklanan bu proje 2019 yılında başlatıldı.

Proje kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler ile ilerici ve dönüştürücü yerel ve uluslararası şehir ağlarını bir araya getirmek, işbirlikleri sağlamak, bilgi alışverişini kolaylaştırmak ve sonuç olarak Avrupa’nın geleceği hakkında olumlu bir anlatının oluşturulmasına katkıda bulunmak amaçlanıyor.

Adana’da limonun fiyatı 25 kuruşa kadar düştü: Kasanın fiyatını bile karşılamıyor

Adana‘da limonun kilo fiyatı halde 25 kuruşa kadar düştü. Adana Kabzımallar Odası Başkanı Ali Batman, ürünlerin taşındığı 20 kiloluk boş plastik kasanın içindeki üründen daha pahalı olduğunu kaydetti.

Üreticilerin çoğu limonları toplamayı bıraktı

DHA‘da yer alan habere göre, Türkiye’nin narenciye üretiminin üçte birini karşılayan Adana’da düşen limon fiyatları üreticiyi üzdü.

Yaklaşık 135 bin dekarlık alanda üretimi yapılan limonun iç ve dış piyasada talep görmemesi nedeniyle üreticilerin çoğu limonlarını ağaçlardan toplamamaya başladı. Vedat Dalokay Hal Kompleksi‘nde ise limonun kilo fiyatı 25 kuruşa kadar düştü. Orta kalite limon 50 kuruş, birinci sınıf kalite limonlar ise 60 kuruşa satılıyor.

‘Üreticiler limon ağaçlarını kesmeye başladı’

Adana Kabzımallar Odası Başkanı Ali Batman, limonun halde 25 kuruşa bile alıcı bulamazken, İstanbul’da çok yüksek fiyatlara satılmasının morallerini bozduğunu dile getirdi.

Batman, “Üreticilerin Allah yardımcısı olsun. 1-2 yıl sonra limonu dolarla almaya başlayacağız. Üreticiler limon ağaçlarını kesmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Ali Batman, limon fiyatını yarım litre hazır su fiyatıyla karşılaştı ve şu çıkarımlarda bulundu:

Yarım litre limon suyu için 2 kilo limon kullandığımızı varsayarsak 50 kuruşa doluyor. Şu anda limon suyu sudan ucuz. Plastik kasa şu anda 17 liradan satılıyor. Kasaya koyduğumuz orta kalite limon 10 lira, en kaliteli limon 12 lira yapıyor. En kaliteli 60 kuruşluk limonu kasayla sattığımızda yine kasanın fiyatını karşılamıyor.”

‘COP26 sonrasında Türkiye enerji politikalarını gözden geçirmeli’

Glasgow‘da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (COP26) üzerinde uzlaşılan Glasgow İklim Paktı‘nın tüm ülkeler tarafından imzalanmasıyla birlikte sona erdi.

COP26’da ülkelerin 2022 sonuna kadar daha iddialı iklim hedefleri ile gelmesi kararlaştırıldı. Kömür kullanımının azaltılması ve fosil yakıtlara teşviklerin sonlandırılması ilk defa resmi müzakere metinlerine geçti. Türkiye, kararlı bir tutum sergileyerek müzakere kararlarının iklim politikasında belirleyici olacağının sözünü verdi.

13 Kasım Cumartesi akşamı yayınlanan COP26 kararı, büyük kirletici ülkeleri önümüzdeki 12 ay içerisinde tüm ekonomi çapındaki politikalarının ve planlarının Paris Anlaşması hedefleriyle nasıl uyumlu olduğunu açıklamaya mecbur tutuyor.

İlk kez kömürden bahsediliyor

“Kömür kullanımının azaltılması” hedefinin karar metinde geçmesiyle, Kyoto Protokolü’nün ilan edilmesinden bu yana ilk kez, Paris Anlaşması’nın 198 imzacısı tarafından iklim krizinin nedeni olarak kayıtlara geçti ve COP sonuç bildirgesinde yer aldı.

Bu gelişme olumlu olarak değerlendirilirken, taslak metinlerde “kömür kullanımından çıkış” ibaresinin “azaltma” olarak yumuşatılması da eleştirilere neden oldu.

Ülkelerin atacağı adımlar belirleyici olacak

Climate Action Network tarafından yapılan açıklamada “COP26’nın ne kadar başarılı olduğu önümüzdeki yıl boyunca ülkelerin 1.5℃ hedefine uyumlu adımlar atıp atamayacakları ile belirlenecek; bu, emisyonları 2030’a kadar yüzde 45 azaltmak anlamına geliyor” denildi.

Paris Anlaşmasına taraf olmak konusunda zaman kaybeden Türkiye’nin ise COP26’da kararlı bir tutum sergilediği belirtilen açıklamada “Türkiye delegasyonu kapanış konuşmasında 2022 başlarında Türkiye 2030 ve 2053 yol haritalarını belirlemek için tüm paydaşların katılımı ile bir iklim şurası oluşturacağını, COP26’daki tüm bu kararların Türkiye’nin ulusal ve uluslararası taahhütleri ile uyum için birincil yönlendirici olacağını söyledi ve Türkiye’nin Anlaşmanın uygulanması konusunda bölgesel lider olmaya ve gelecek kuşaklara müreffeh ve yaşanabilir bir gezegen bırakma konusunda kararlı olduğunu belirtti” denildi.

Kayıp ve hasar fonu reddedildi

Emisyonları azaltmaya yönelik gelişmelere rağmen, COP26’da şu anda iklim krizinden en çok etkilenenler bakımından ilerleme sağlanamadığı belirtilen açıklamada “AB ve ABD, en yoksul ülkelerin iklim krizinden kaynaklı Kayıp ve Hasar için yararlanabilecekleri bir fon yaratmayı reddederek, küçük ada ülkeleri ve iklim kırılganlığı yüksek birçok ülkeyi zor durumda bıraktı ve tepkilere neden oldu” denildi.

CAN Europe İklim ve Kalkınma Politika Koordinatörü Rachel Simon “Avrupa ve AB’nin iklim krizinde devasa bir tarihsel sorumluluğu olduğunu, yine de bu ülkelerin kırılgan ülkelerin çaresizce ihtiyaç duyduğu Kayıp ve Hasar finansmanını sağlamak için bir araya gelerek üzerlerine düşeni yapmadıklarını” belirtti.

‘Türkiye enerji politikalarını gözden geçirmeli’

COP26’nın “kömürün tarihe gömüleceği” toplantı olmasının hedeflendiğini söyleyen CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politika Koordinatörü Özlem Katısöz toplantıyı şöyle değerlendirdi:

“Kömür belki bu toplantıda tarihe gömülmedi ama ilk defa müzakerelerde kararlara geçti. Resmi müzakerelerin dışında, kömür başta olmak üzere fosil yakıtlara politik ve finansal desteğin sona erdirilmesine dair pek çok platform oluştuğunu gördük. Türkiye’nin şimdilik yer almadığı bu platformlar katılımcılar için temiz enerjiye geçiş için finansal ve teknolojik kaynakların yaratılması ve kalkınma yolundaki ülkelere aktarılması için müzakerelerin yapılacağı mecralar olacak. Müzakerelerde iklim eylemi konusunda kararlı bir tutum sergileyen Türkiye, 2030 iklim hedeflerinin iyileştirilmesi için çalışmaya bir an önce başlayacağını ve COP26 kararlarının ülkenin iklim politikasında belirleyici olacağını söyledi. Bunun için Türkiye’nin eve dönüşte atacağı ilk adım enerji politikalarını gözden geçmek, yeni kömür yapmama kararını açıklamak, yenilenebilir enerji hedeflerini yükseltmek ve kömürden çıkış tarihini açıklamak olmalı.”

Dead or alive? COP26 climate talks strive to save 1.5 C warming goal. | The  Japan Times

‘2030 öncesi azaltım gözden geçirilmeli’

CAN Europe Direktörü Chiara Martinelli ise COP çıktılarını AB perspektifinden yorumladı ve AB’nin çıktılardaki rolüne dair şunları söyledi:

“COP26 sonuçları bize ülkelere emisyon azaltım hedeflerini gelecek yıla kadar bir 2030 öncesi azaltım programı üzerinden gözden geçirmeleri çağrısı yaparak 1,5°C hedefini hayatta tutmamız için bir platform sunuyor. Bu AB’ye Fit for 55 düzenlemelerini tamamlarken 2030’da yüzde 55 yerine en az yüzde 65 azaltımı yakalayacağımız şekilde tasarlamaları için acil bir çağrı. AB’nin iç iklim politikalarının merkezi artık kömür, petrol ve fosil gazdan ve fosil yakıt desteklerinden çıkışı hızlandırmak olmalı.”

Resmi müzakere dışı ittifaklar ve taahhütler

COP26 boyunca iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik ortak eylemleri hedefleyen çeşitli ittifak, anlaşma ve taahhütlere imza atıldı. Türkiye’nin ormansızlaşma ile mücadele ve sıfır emisyonlu araçların yaygınlaştırılmasına yönelik taahhütlerde imzacı olarak yer alması, küresel aktörler tarafından takdirle karşılanırken, özellikle kömürden çıkış başta olmak üzere diğer ittifakların dışında kalmayı seçmesi eleştirilere neden oldu.

İttifak ve taahhütlere dair ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

TEMA: Her yıl ortalama 75 milyar ton toprak erozyona uğruyor

TEMA Vakfı, Erozyonla Mücadele Haftası’nda erozyon kaynaklı toprak bozulumunun biyolojik çeşitliliğe olan etkisine dikkat çekmek için hafta boyunca tüm Türkiye’de toprak ve biyolojik çeşitlilik temalı eğitim ve etkinlikler düzenleyecek.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, tahrip olmuş orman ekosistemlerinin restorasyonu, mera ıslah çalışmaları ve toprak dostu sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşmasının erozyonla mücadele kadar, doğrudan gıda güvenliğinin sağlanması ve iklim kriziyle mücadele için de büyük önem taşıdığına vurgu yaptı.

‘Her yıl ortalama 75 milyar ton toprak erozyona uğruyor’

Deniz Ataç, toprak bozulumunun en yaygın ve en büyük sebeplerinden birinin erozyon olduğuna dikkat çekti ve açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Erozyon kaynaklı toprak bozulumu, arazi tahribatı, iklim değişikliği, doğal varlıklardan aşırı yararlanma, işgalci türler ve kirlilik gibi sorunlar, biyolojik çeşitlilik kaybının ana nedenleri arasında sıralanabilir. Toprak bozulumunun en yaygın ve en büyük sebeplerinden biri de erozyondur. Bugün iklim değişikliğiyle artan sağanak yağışlar, yaşadığımız sel gibi felaketlerle birlikte erozyonun şiddetini de artırıyor. Dünyada her yıl ortalama 75 milyar ton toprak erozyona uğruyor. Bu durum, her beş saniyede, bir futbol sahası büyüklüğünde toprağın su ve rüzgarla taşınması anlamına geliyor. Türkiye’de ise yılda 642 milyon ton toprak erozyona uğruyor.”

‘Geleceğin gıda güvenliği riskini artırıyor’

Erozyonun toprağın en değerli kısmı olan üst tabakasının taşınmasına ve kaybına neden olduğuna dikkat çeken Ataç, tarımsal ürünlerde erozyon kaynaklı üretim kaybının yüzde 50’lere ulaşabildiğini dile getirdi:

Toprakta sadece çok sayıda canlı bulunmakla kalmaz, aynı zamanda bu canlılar çok fazla çeşitlilik de gösterir. Toprak biyolojik çeşitliliğini oluşturan bu organizmalar yaşam döngülerini, toprak içinde ya da toprak yüzeyindeki üst toprak katmanında geçirirler. Ne yazık ki erozyon, toprak biyolojik çeşitliliğine ev sahipliği yapan, organik madde açısından toprağın en değerli kısmı olan üst toprağın taşınmasına ve kaybına sebep oluyor. Kısacası toprak çeşitliliğini, üretkenliğini kaybediyor ve geleceğin gıda güvenliği riskini artırıyor.”

‘Karbon birikiminin yüzde 23’ü arazi tahribatından kaynaklı’

Ataç, atmosferdeki karbon birikiminin yüzde 23’ünün arazi tahribatından kaynaklandığını, buna karşılık iklim krizi ile mücadelede, toprak karbon stoğunun korunması ve artırılmasının en etkili yollardan birini oluşturduğunu dile getirdi:

Ormansızlaşma, meralarda aşırı otlatma ve toprak koruma tedbirleri alınmaksızın yapılan tarım uygulamaları erozyonun en temel sebeplerini oluşturuyor. Arazi tahribatına neden olan bu faaliyetlerin iklim değişikliğinde de önemli rolü bulunuyor. Atmosferdeki karbon birikiminin yüzde 23’ü arazi tahribatından kaynaklanıyor. Buna karşılık iklim değişikliği ile mücadelede, toprak karbon stoğunun korunması ve artırılması en etkili yollardan birini oluşturuyor. Bu anlamda tahrip olmuş orman ekosistemlerinin restorasyonu, mera ıslah çalışmaları ve toprak dostu sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşması, erozyonla mücadele kadar doğrudan gıda güvenliğinin sağlanması ve iklim değişikliğiyle mücadele için de büyük önem taşıyor.”

Kelaynakları kurtarmak mümkün mü?

Haber: Metin YOKSU

*

Uzun gagaları ve bacaklarıyla tanınan kelaynak kuşları sıcak bölgelerde yaşayan ve böceklerle beslenen göçmen bir tür. Dünyada sadece Türkiye’de ve göç ettiği Ortadoğu ve Afrika’nın Kızıldeniz’e yakın bölgeleri ile Fas’ta yaşayabilen kelaynakların nesli tükenme tehlikesi altında.

Urfa’nın Birecik ilçesi ise kelaynakların doğal yaşam alanlarından birisi. Kelaynaklar 1977 yılından bu yana Birecik’te koruma altında tutulurken,  türün çoğalması ise yeterince sağlanamadı.

Yaklaşık 12 yıldır kelaynakları düzenli olarak inceleyen Dicle Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ahmet Kılıç, kelaynakların doğal yaşam alanlarının tarımsal faaliyetler nedeni ile de tehlike altında olduğuna işaret etti. Kılıç, türün çoğaltılmasında doğru yöntemler uygulanarak türün korunabileceğine dikkat çekti.

Antik eserlerde yer alıyor

İnsanlık tarihinin önemli kalıntıları arasında sayılan Urfa Göbeklitepe’deki anıt eserlerin üzerinde bulunan taş oymalarda kelaynak kuşlarına benzer kuş betimleri bulunuyor. Aynı kuşlar ile Mısır hiyerogliflerinde de karşılaşmak mümkün.

Fırat Nehri’nden Nil Nehri’ne yüzyıllardır göç eden kuşlar her yıl şubat-mart aylarında Birecik’e geliyor. Mart başından itibaren de şehir merkezindeki kayalıklarda bulunan eski yuva yerlerinde kuluçkayı başlatmak için yuva kurma faaliyetlerine girişiyorlar.

GÖBEKLİTEPE'NİN 'KELAYNAK' KUŞLARI VE ANTİK MISIR

Bereketin simgesi

Bölgede kuşların halk tarafından kutsal sayıldığını ifade eden Kılıç, “Yöre halkı tarafından kutsal kabul edilir, avlanmaz. Yuva kurma sırasında kelaynak kuşları etkilenmesin diye ahali dikkatli davranırmış” dedi.

Kılıç açıklamasında “Efsaneye göre Nuh Tufanı’ndan sonra gemiden çevreyi gözetlemek amacıyla serbest bırakıldığına inanılır. Bereket sembolü olarak düşünülmesi baharın öncüsü (doğada üremenin, canlanmanın başlaması) dönemde Birecik’e gelmesidir” ifadelerine yer verdi.

Kelaynak yetiştirme istasyonu kuruldu

Üreme dönemlerinde kelaynakların yeniden kafeslere alındığını dile getiren Kılıç, yıllardır kelaynakları izliyor.  Üreme dönemlerinde hemen her hafta Diyarbakır’dan Birecik’e gittiğini anlatan Kılıç, son yaşayan bireyin de 1988 tarihinde geldiği hatırlatmasında bulundu.

Prof. Ahmet Kılıç şu bilgileri paylaştı: “1977 yılında Birecik’te kelaynak kuşu üretme istasyonu kurulmuştur. 1950’li yıllardan beri doğadaki sayıları her geçen gün azaldığı için tedbir olarak kafeslerde yetiştirme gereği düşünüldü. 1977 yılında Birecik merkeze üç km uzaktaki istasyon kurulmuş ve yakalanan 11 birey ile yetiştirme çalışmaları başlatıldı. 44 yıldan beri Yetiştirme İstasyonunda çalışmalar devam ediyor. 2021 yılında 325 kelaynak kuşu kafese alındı.”

‘Basit önlemler alınmadığı için ölüyorlar’

Uzun bir dönemdir kelaynakları yerinde inceleyen Kılıç, doğum oranlarının ise yüksek olduğuna işaret etti. Kuşların popülasyon dinamiği de yüksek:

“2012 yılından bu yana canlıların doğumlarını gözlemliyorum. Her yıl haziran aylarında dünyaya gelen canlıların rakamlarına baktığımızda doğurganlığın yüksek olduğunu görüyoruz. Fakat buna rağmen maalesef canlılar kafeslerde basit önlemlerin alınmaması nedeni ile hayatlarını kaybediyor”

2012 yılında 159, 2013’te 165, 2014’te 189, 2015’te 209, 2016’te 217, 2017’de 245, 2018’de 273, 2019’da 243, 2020’de 285, 2021 ise 325 kelaynak kayıt altına alındı.

‘Göç yolları öğretilebilir’

2021 yılında dünyaya gelen kelaynaklardan 13’ünün göçe bırakıldığını da belirten Kılıç, “Kuşlar göçe bırakılıyor fakat bunların takibi ne durumdadır bilmiyoruz. Acaba bu kuşlar göç yollarını biliyor mu? Yanlarındaki yetişkinler göç yollarından haberdar mıdır? Ve maalesef göç yollarını bilmediklerini biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Prof. Kılılç, dünyada öğretilmiş bir göç trafiği olduğunu belirterek şunları anlattı: “Türkiye’de aynı modeli uygularsak kuşların akıbetini de öğreniş olacağız. Bakın Almanya ile İtalya arasında imzalanan bir protokol sonrası. Kelaynaklar doğumdan itibaren bakıcıları ile hareket ediyor. Canlılar büyüyünce bu kişileri ebeveyni olarak görüp onları takip ediyor. Ardından ise paratoner ile Almanya’dan İtalya’ya kadar giden insanları takip eden kuşlar bu şekilde göç yollarını öğreniyor. Günde 50 kilometre insanlar ve kuşlar birlikte 15 gün uçtu. Ve bu çalışma 15 yıl sürdü. Ve bir süreden sonra ise kuşlar göç yollarını kendilerini bulup kendi başlarına hareket ederek göç yolları öğretilmiş oluyor.”

‘Palmira göç yolu üzerinde olmalı’

Türkiye’de de bunun yapılabileceğini söyleyen Kılıç, “Bakın denizden gitmeyeceğiz. Birecik’ten yola çıkıp önce kuşların Suriye Palmira’ya gideceğiz. Neden Palmira diyecek olursanız da burada yıllar önce 17 kişilik doğal bir koloni tespit edildi. Mezopotamya’da bizim bilmediğimiz koloniler olabilir. Palmira’da bunun tespiti yapıldı. O yüzden burası göç yolu üzerine koyabiliriz” dedi.

Kılıç konuşmasına “Birecik’ten Palmira’ya ordan İsrail oradan da Sina ve Nil havzasına kadar bir güzergah uygun görünmektedir. 40 yılı aşkın süredir yapılan çalışma sonunda 325 birey sayısı maalesef başarısızlıktır diyebiliriz. Bunu bir kurumu veya kesimi eleştirmek için değil bilimin bize işaret ettiği anlamda tespit ediyoruz” sözleriyle devam etti.

Gübre ve tarımsal zehirler türü tehdit ediyor

Dicle Nehri Havzası ile Fırat Nehri Havzası’nda yapılan barajlar nedeni ile nehirlerin statüsü yok edilirken barajlar, bölgede yaşayan canlılara da zararlar verdi. Barajların insan yaşamı için önemli olduğunu savunan Ahmet Kılıç ise, barajlar nedeni ile bölgede çeşitlilik olduğunu, kelaynakların barajlardan doğrudan etkilenmediği, asıl sorunun gübre ve tarım zehri söyledi:

“Nehir statüsü barajlar nedeniyle değişiklik gösterse dahi doğal çeşitli özellikleri bulunmaktadır. Nehir çevresinde yoğun bir tarımsal faaliyet bulunmaktadır. Kelaynak kuşları steplerde bulunan eklembacaklılar (arthropoda) ile beslenir. Kertenkele, yılan, akrep, toprak solucanı gibi canlılar ile de beslenirler. Barajlardan ziyade insanların tarımsal faaliyetlerinden kaynaklanan gübre ve tarım zehirleri tehdit oluşturuyor.”

44 yılda 325 bireye ulaşıldı

1977 yılından bu yana 44 yıllık süreye rağmen kelaynak sayısı halen sadece 325. Büyük yatırım yapılmasına karşılık Kelaynak Kuşu Üretme İstasyonu’ndan da büyük başarı elde edilemedi.

Kılıç, Fas’ta yaşayan koloninin son yıllarda toparlanma göstermesine rağmen, orada da büyük bir sayıya ulaşılamadığını, tabiatta serbest yaşayan bireyler ile birlikte 2015 yılında 580 bireyin tespit edildiğini kaydetti.

‘Yeni koloni kurulmalı’

Sayıların artırılamamasının nedenlerine işaret eden Kılıç’ın tespitleri şöyle:  “Doğurganlık çok yüksek ama ama maalesef ölümler de fazla. Öncelikle doğal ölümler var, bunlar doğada da mevcuttur. Doğada daha zayıf olan canlılar ölürler ama biz yiyecek sorunu nedeni ile ölen canlıları kurtarabiliriz. Bunlar böcekçildirler ve uygun protein ve besinler ile yuvalara müdahale edebiliriz. Bunun yanında yuva yapımında kuşlar çarşıdan aldıkları poşet vb. gibi atıkları yuvalarına getiriyor. Doğum sonrası yavrular bunlara sarılıp boğularak can veriyor. Oysaki profesyonel bakıcılar ve yerinde veterinerler ile bunlara müdahale edilebilir. Ama maalesef bunlar yapılmadı ve yapılmıyor.”

Böylesi basit insan müdahaleleri ile ölümlerin azaltılması gerektiğini ifade eden Kılıç, “Daha birkaç yıl önce tüm yuvalar onarıldı ve temizlendi. Bunlar nasıl yapıldı? Vinçler getirildi ve bunlar kuşların gözleri önünde yapıldı. Fakat kuşlar bu şekilde yuvalarının sökülmesini takılmasını yerinde görüp strese girdi. Oysa bu işler böyle yapılmaz. Daha da önemlisi yeni koloniler kurmak zorundayız. Bir veya birkaç koloninin kurulması acildir. Çünkü olasılıkları düşünmek zorundayız. Bir virüs veya hastalık kuşlara bulaştığında kuşların tamamını kaybedebiliriz. Elimizdeki tek koloniyi korumak için bu çok acil bir önlem biçimidir” örneklerini paylaştı.

Sanayi habitatları tehdit ediyor

Fırat Nehri ve çevresinin çok çeşitli habitatlara sahip. Pek çok sorun ve sıkıntı olmasına rağmen hala pek çok yerde korunmuş alanlar bulunuyor. Bu alanların tarım ve sanayii faaliyetleri nedeniyle tehdit altında olduğunu kaydeden Kılıç, “Fırat Nehri ve civarından Dicle Vadisi ve çevresine gelen türler olabilir. Bu olasılık her zaman var. Şu an bunu söyleyebilecek kayıt mevcut değil” dedi.

Prof. Kılıç, flora ve fauna tespitlerine ihtiyaç olduğunu, bilimsel çalışmalara daha çok kaynak ayırılması gerektiğine vurgu yaptı.

Fotoğraf: Turan Çetin

Çözüm önerileri

44 yıldır kelaynakları kurtarma çalışmasının yapıldığı dile getiren Kılıç, mevcut imkânlarla çok daha başarılı sonuçlar alınabileceğini; önerilen bilimsel yöntemlere uyulması halinde başarının mutlak olacağını da söyledi. Çözüm önerileri ise şöyle:

  1. Veteriner/biyolog tam zamanlı olarak kelaynak kuşu üretme istasyonunda istihdam edilmelidir.
  2. Besin düzenlenmesine ihtiyaç vardır. Tavuk yemi yerine protein ağırlıklı beslenme.
  3. Kafes koşulları düzenlenmelidir. Kum-çim karışımı böcek ve toprak solucanı barındıran ortam.
  4. Üreme döneminde-yavru yetiştirme döneminde yavru kayıplarını ortadan kaldıracak gözlem ve takip faaliyetleri.
  5. Yuva yerlerinde düzenleme- çatı yuvalara imkân verecek eğim düzenlemesi
  6. In breeding (akraba evliliği) populasyon için tehdittir. Yeni bir istasyon kurmak bu tehlikeyi azaltacaktır.
  7. Birecik Üretme İstasyonu’nun yakınına kadar arazi düzeltme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu bir tehdittir. Alanın doğal özelliğine müdahale yapılmamalıdır.

 

Göçmen krizinde AB Belarus’a karşı yaptırımları sıkılaştırıyor

Brüksel’de bir araya gelen Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları, Ortadoğu ülkelerinden gelen göçmenlerin AB sınırlarına ulaştırılmasına katkı sağlayan Belaruslu yetkililer aleyhine yaptırımların devreye sokulması konusunda anlaştı.

AB Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre, karar “Belarus rejiminin insanları siyasi amaçlar için silah olarak kullanmasına karşılık verilmesine” imkan tanıyacak. Yeni düzenleme ile Belarus’a yönelik yaptırım listesine alınacak kişi ve kuruluşlarla ilgili kriterleri genişletiyor.

Karar gereği,  havayollarının yanı sıra göçmenlerin sınıra getirilmesinde rol oynayan seyahat acenteleri, bireyler ve tüm organizatörler Belarus lideri Aleksandr Lukaşenko‘nun “hibrid saldırıları”nın bir parçası olarak değerlendirilecek.

Belarus’un Polonya, Letonya ve Litvanya sınırlarındaki göçmen krizine karıştığı iddia edilen her tüzel ve özel kişinin mal varlığının dondurulabilecek ve seyahat yasağı gibi kısıtlamalardan etkilenebilecek. Buna ilişkin yeni liste ise önümüzdeki günlerde belirlenecek.

Doğu Avrupa ülkesi Belarus, AB tarafından planlı bir şekilde ülkeye göçmenleri getirip üç ülkenin sınırlarına yığmakla suçlanıyor. Brüksel, bu tavrın altında Belarus Cumhurbaşkanı Aleksander Lukaşenko’nun, sivil toplumun ve demokratik muhalefetin baskı altına alındığı gerekçesiyle AB tarafından uygulanan yaptırımlara karşı rövanş alma isteğini görüyor.

27 AB ülkesi hali hazırda Lukaşenko ve çevresindeki üst düzey bürokratlarına yönelik bir dizi yaptırım kararı almıştı. Ağustos 2020 seçimlerinde hile yapan, ülkedeki tüm muhalefeti ve halkı baskı ile susturan ve on binlerce insana gözaltı yapan Lukaşenko rejimi son olarak muhalif bir gazetecinin içerisinde olduğu sivil yolcu uçağını Belarus hava sahasındayken zorla yere indirtmiş ve gazeteciyi alıkoymuştu.

Belavia Dubai’den uçuşlarda yasak

Bu arada Belavia havayolu şirketi de, Belarus istikameti ile Dubai’den kalkan uçaklara Suriye, Irak, Afganistan ve Yemen vatandaşlarının alınmayacağını bildirdi. Şirket sözcülüğünden yapılan açıklamada, kararaın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetiminin isteği üzerine alındığı duyuruldu.

Lukaşenko: Dönmek istemiyorlar

Ortadoğu’nun farklı ülkelerinden göçmenleri sistematik ve organize bir şekilde Polonya sınırına yığmakla suçlanan Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko ise yaptığı açıklamada, hükümetin sınır hattındaki göçmenleri ülkelerine dönmeleri için ikna etmeye çalıştığını ancak söz konusu göçmenlerin dönmek istemediğini ifade etti.

Lukaşenko ayrıca, ülkesinin Polonya ile bir “sınır çatışması” yaşamak istemediğini ifade etti. 

Birlik ve Belarus arasındaki kriz sürerken, farklı Ortadoğu ülkelerinden aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu, binlerce göçmen ise Belarus-Polonya sınırındaki ormanlık alanda bekleyişini sürdürüyor. Özellikle geceleri soğuk havanın etkili olduğu bölgede insanlar yaktıkları ateşlerle ısınmaya çalışıyor.

Ne olmuştu?

Belarus’ta yapılan seçimin ardından ülkede başlayan protestolar sonrası AB yönetimi, Minsk’i hedef alan bir dizi yaptırım uyguladı. Minsk yönetimi ise çoğu Iraklı olan göçmenleri, AB’nin ve NATO‘nun doğu kanadını oluşturan üç ülke sınırına yığdı.

Bu göçmenlerden yüzlercesi Belarus kara sınırını geçtiği andan sonra da bir daha geri alınmadı. Polonya’nın da bu kişileri almaması üzerine içlerinde çocuk ve kadınların da olduğu göçmenler iki ülke arasında yer alan yüz metre genişliğindeki insansız bölgede kaldı.