Ana Sayfa Blog Sayfa 1125

Giresunlular isyanda: Siyanürlü atıklar yaşam alanlarımızı zehirliyor, devlet izliyor

Giresun Şebinkarahisar ilçesinde 19 Kasım’da Yıldızlar Holding‘e bağlı Nesko Madencilik A.Ş’ye ait maden ocaklarında kullanılan siyanür atıklarının depolandığı flotasyon tesislerindeki havuzların patlamasına Bakanlık günler sonra ceza verdi.

Patlamayla birlikte atıklar tesisin çevresindeki dereye karışırken, derenin devamında bulunan Kılıçkaya Barajı‘na da ulaştı.

Bakanlıktan açıklama

Yaşananların ardından günler sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “İşletmeye, çevreye verdiği kirlilik nedeniyle ‘en üst sınır’ olan 12 milyon lira idari para cezası uygulanarak işletme faaliyetten men edilmiştir” açıklamasını yaptı.

Vatandaşlar da bakanlığın patlamadan 16 gün sonra verdiği cezaya tepki gösterdi.

Facianın ardından çekilen görüntüler paylaşıldı

Kazdağları İstanbul Dayanışması sosyal medya hesabı üzerinden maden atıkları faciasının ardından çekilen görüntüleri paylaştı:

Giresun’da bir katliam yaşanıyor!.

15 gün önce Yıldızlar Holding’in Giresun’daki maden atık havuzu patladı! Yaşam alanlarına oluk oluk zehir akıyor, devlet izliyor!

Ses verelim!”

Sözlü ve yazılı uyarılar yapılmıştı

Şebinkarahisar Yedikardeş Köyü Derneği tarafından yapılan açıklamada da bölge halkının tüm uyarılarına rağmen yetkililerin uyarıları dikkate almamasından dolayı bu çevre felaketinin yaşandığı kaydedildi:

Bu konuda geçmişten bugüne kadar yöre halkı , sivil toplum kuruluşları ve tüm çevre bilincine sahip olan duyarlı insanlarımız tarafından yapılan sözlü ve yazılı uyarılar, tüm yazılı başvuruların dikkate alınmaması sonucu bu çevre felaketine sebebiyet verilmiştir.

Çevre Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine riayet etmeden yapılan kontrolsüz madencilik ve kontrolsüz cevher işleme ve kontrolsüz, bilinçsiz depolama sonucu bu felaketin geleceği açıkça ortada olduğu halde görevli, yetkili ve sorumlular gereğini yapmadıkları için bölgedeki tüm flora, fauna zarar görmüş ve topraklarımız, bitki örtümüz ve sularımız zehirlenmiştir. Bu elim ve kabul edilemez sonuca sebebiyet verenleri kamu oyu önünde hesap vermeye davet ediyor ve haklarında gerekli yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız.

Sadece ilçemizdeki madenlerin işlenmesinden oluşan atıkların değil, Giresun’un diğer ilçelerindeki madenlerin atıklarının da taşınarak depolandığı bu tesislerin patlamaya hazır bir bomba haline geldiği açıkça ortadayken büyük bir hasarla ve vahşice yapılan bu depolamaya göz yumanlar bölgede bu felaketten etkilenen tüm canlıların vebalini taşıyacaklardır. Yapılan hukuka aykırı ve suç teşkil eden eylemler sonucu doğan çevre felaketi nedeniyle buna sebebiyet verenleri kınıyor ve bir sivil toplum kuruluşu olarak geçmişte sorumluluklarını yerine getirmeyenleri göreve davet ediyoruz. Saygılarımızla.”

Plastik kirliliğini artırdığı için ‘Plastiksiz Kargo İstiyoruz’ kampanyası başlatıldı

Kargolamada kullanılan plastik ambalajların plastik kirliliğini artırdığına dikkat çekmek için çevreci bir grup “Plastiksiz Kargo İstiyoruz” kampanyasını başlattı. Kampanyayı şu ana kadar 4 binden fazla kişi imzaladı.

İklim krizine yol açan etkenlerin başında petrol, kömür gibi fosil yakıtlar geliyor. Plastikler de iklim krizini derinleştiren petrol bazlı hammaddelerden üretiliyor.

‘Ucuz olduğu için plastik kullanmayı tercih ediyorlar’

Özellikle koronavirüs salgını sırasında online alışverişlerde yaşanan artış bu sorunu daha da körüklediğini kaydeden grup, büyük e-ticaret sitelerine sorumluluk almaları için çağrıda bulundu. Grup tarafından yapılan çağrıda şu ifadelere yer verildi:

Kargo şirketleri veya üretici firmalar siparişleri kargolarken kısa vadede ucuz olduğu için plastik kullanmayı tercih ediyorlar. Üreticiye ulaştığında ise yırtılıp açılan plastik ambalajlar/paketler evsel atıklarla birlikte çöpe atılıyor, katı atık depolama sahalarında diğer atıklara karışıyor. Ancak bu plastikler doğada yüzyıllar boyunca kalarak çevre kirliliği yaratıyor, deniz ve okyanuslar kirleniyor ve canlılar zarar görüyor Ayrıca kargo poşetleri boyar madde içermeleri ve kalitesiz yapıları nedeniyle geri dönüştürülemiyor.”

Ayrıca, son yapılan araştırmalara göre denizlerde 150 milyon tondan fazla plastik var. Mevcut gidişat değişmediği takdirde ise 2025’e gelindiğinde denizlerde her 3 ton balığa karşılık 1 ton plastik olacak. 2050’de denizlerde ağırlık bakımından balıktan çok plastik olacak.

‘Deniz kaplumbağalarının midesinden plastik çıkıyor’

E-ticaret sitelerine çağrıda bulunulan açıklamada, her yıl 8 milyon ton plastiğin karıştığı okyanusların etrafında yaşayan deniz kuşlarının yüzde 60’nın, deniz kaplumbağalarının ise neredeyse hepsinin midesinden plastik çıktığı belirtildi:

Bu kısa ömürlü, neredeyse geri dönüştürülmesi imkansız ve ekonomik olmayan plastik türü, doğada arazileri işgal eden çöp sahalarına ve tarım alanlarına terk ediliyor. Burada mikroplastiklere dönüşen plastikler rüzgar ve yağmurun etkisiyle deniz ve okyanusları da kirletiyor.

Her yıl 8 milyon ton plastiğin karıştığı okyanusların etrafında yaşayan deniz kuşlarının yüzde 60’nın, deniz kaplumbağalarının ise neredeyse hepsinin midesinden plastik çıkıyor. Her yıl 100 bin deniz hayvanının plastik yüzünden hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.”

‘Doğaya zarar vermeyen seçenekler kullanılsın’

Kampanyayı başlatan çevreci grup, mevcut tüketim ve üretim dinamiklerinin plastik kirliliği krizini büyüttüğünü ve doğa dostu ambalaj malzemelerinin ve sistemlerinin tercih edilmesi gerektiğini dile getirerek taleplerini şöyle sıraladı:

  • Bu sorunda en çok payı olan Trendyol, Gittigidiyor, Hepsiburada, N11, Morhipo, Çiçeksepeti, Amazon, D&R, Kitapyurdu, İdefix gibi e-ticaret şirketleri bu konuda adım atsın ve bünyelerindeki satıcılara da öncü olsun.
  • Geri dönüşmeyen, kompost edilemeyen, doğada atık olarak kalıp yüzyıllarca kirliliğe sebep olabilen plastik kargo atıkları yerine doğaya zarar vermeyen seçenekler kullanılsın.
  • Doğaya zarar veren plastik ambalajların kullanılmaması konusunda teşvikler ve yaptırımlar artırılsın.

Şu ana kadar 4 binden fazla kişinin imzaladığı kampanyaya buradan ulaşabilirsiniz.

Motorine büyük zam: Litresi 10 TL’yi geçti

İlk kez çift haneye çıkıyor

Böylece akaryakıt fiyatlarında, TL’den altı sıfır atılması uygulaması sonrasında ilk kez çift hane görülmüş olacak. Daha önce akaryakıtta çift hane getirecek zam, enerji yetkililerinin engeliyle karşılaşmıştı.

Birçok akaryakıt bayisinin halen çift haneli fiyat için gerekli tabela ve altyapıya sahip olmaması nedeniyle sorunların yaşanabileceği belirtiliyor.

 

Antarktika’ya Airbus A340 indi: Artan ziyaretçiler kıtaya yabancı türler taşıyor

340 yolcu taşıyan bir Airbus A340 uçağı, 2 Kasım’da dünyanın kalan en büyük vahşi doğal alanı olan Antarktika‘ya indi. Güney Afrika‘nın Cape Town kentinden kalkan ve buzların oyulduğu 3 kilometrelik devasa bir pisti kullanarak kıtaya iniş yapan uçak, yeni bir lüks macera kampı olan Wolf’s Fang tesisine malzeme taşıyordu. 

Kıta’da bir havalimanı yok, ancak 50 iniş pisti bulunuyor.

‘Ziyaretçiler istilacı türleri taşıyor’

Guardian‘ın aktardığına göre, bölgeye giderek artan sayıda gelen ziyaretçiler kıyafetleri ve ekipmanlarıyla birlikte kıtaya yabancı tohumlar, sporlar ve mikroplar getirdiklerinden, yeni açığa çıkan alanlar istilacı türler tarafından istila edilmeye başlandı.

Bunlar arasında en saldırgan istilacılardan biri olarak kabul edilen “çayır otu” başta olmak üzere, kıtanın doğal yapısında yer almayan yay kuyrukları, akarlar, tatarcık ve solucan gibi 11 omurgasız türü de yerleşik hale geldi.

Uzmanlar, bunların hepsinin dünyanın geriye kalan en büyük vahşi bölgesi olan Antarktika’daki hızlı değişikliklerin endişe verici işaretleri olduğu uyarısı yapıyor.

Barcelona Sözleşmesi 22’inci Taraflar Konferansı Antalya’da başladı

“Barselona Sözleşmesi” olarak isimlendirilen Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi’nin 22. Taraflar Konferansı (COP 22), Antalya’da başladı.

COP 22 Toplantısı sonrası Türkiye, iki yıl süreyle “Barselona Sözleşmesi Sekretaryası Büro Başkanlığı” görevini İtalya’dan devralacak.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, daha iyi bir çevre, daha iyi bir doğa, daha iyi bir Akdeniz için adımları kararlılıkla atmak gerektiğini belirterek, “Biz ülke olarak, ülkemizin kara suları ve kıyılarına dair uzun vadeli koruma çalışmalarımızı içeren 2053 Mavi Planımıza odaklanmış durumdayız” dedi.

Toplantılarda Akdeniz’deki kirlilik, biyoçeşitlilik kaybı, yabancı türlerin varlığı ve iklim değişikliği konularını tüm yönleriyle ele alma fırsatını yakalayacaklarını belirten Kurum, Akdeniz’in korunmasına yönelik 38 özel etkinliğe de ev sahipliği yapacaklarını kaydetti.

Bakan Kurum, 20 ülkeden 400’e yakın katılımcıyla gerçekleştirilecek toplantı ve etkinliklerde üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve uzmanların görüşlerini dinleyecekleri; bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 50. Yıl etkinliğini de yapacaklarını söyledi.

Kurum: Umutsuzluğa yer yok

Akdeniz’in, atık su arıtımından katı atık depolamaya, sanayi atıklarından çarpık kentleşmeye, kıyı yapılaşmasından kaynaklı, turizmde yaşanan kontrolsüzlüğe kadar, pek çok konuda koca koca sorular soracağını dile getiren Murat Kurum korku ve ümit arasında olmak gerektiğini vurguladı:

“Umutsuzluğa yer yoktur. Her şeyden önce ‘Gelecek çok uzak değil, gelecek şu andır’ demeliyiz. Daha iyi bir çevre, daha iyi bir doğa, daha iyi bir Akdeniz için adımlarımızı kararlılıkla atmalıyız. Biz ülke olarak, ülkemizin kara suları ve kıyılarına dair uzun vadeli koruma çalışmalarımızı içeren ‘2053 Mavi Planı’mıza odaklanmış durumdayız.” 

Zaghi: Akdeniz bölgesi risk altında

COP22’nin açılışına çevrim içi bağlanan Barselona Sözleşmesi Sekretaryası Büro Başkanı Carlo Zaghi, iklim değişikliğinin denizlerdeki biyoçeşitlilik kaybını, ekosistemi etkilediğini dile getirdi.

İçinden geçilen zorlu süreçte Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) kapsamında Akdeniz’de kirliliği tersine dönüştürmek için çalışma yaptıklarını anlatan Zaghi şunları söyledi:

“Son yapılan G20 Toplantısı’nda da deniz biyolojik çeşitliliğinin korunması ve sera gazı salınımının tüm dünyada azaltılması çalışmalarının hızlandırılması çağrısında bulunuldu. Sürdürülebilir kalkınma önemli. Şu anda Akdeniz bölgesi risk altında, biyolojik ve çeşitlilik kaybı noktasında dünyada en yüksek oranda kayıplar var. Buna ek olarak denizcilik ve turizm sektörünün ortaya çıkardığı kirlilik bu noktada önemli etki yapmakta.”

Son 10 yıl içinde Akdeniz bölgesinin ulaşım açısından da trafik yoğunluğuyla karşı karşıya kaldığını aktaran Zaghi, sülfür azot dioksit maddelerinin suya girişinin arttığını kaydetti.  2022-2023 eylem planını uygulamanın hızlanacağına işaret eden Zaghi, “Çöpsüz, temiz bir Akdeniz ortaya çıkarabiliriz. Denizle alakalı konuların güçlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ve UNEP koordinasyonu için teşekkür ederim. Türk hükümetini tebrik ediyorum, iyi şanslar diliyorum. Büro Başkanlığını Türkiye’ye devrediyoruz” dedi.

Neler olacak?

Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek ve dört gün sürecek toplantının üçüncü gününde, Barselona Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelerin çevre bakanlarının katılımıyla “Bakanlar Oturumu” yapılacak.  Türkiye adına toplantıya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Mavi Bir Akdeniz’e Doğru: Çöpsüz Miras Bırakmak; Biyolojik Çeşitliliği Korumak, İklim Dengesini Sürdürmek” başlıklı doküman ile katılacak.

Oturumda “Akdeniz için Orta Vadeli Strateji Belgesinin onaylanması” ve “Akdeniz’in biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik 2020 sonrası eylem planının uygulamaya konulması” başta olmak üzere Akdeniz’in çevresel açıdan korunup iyileştirilmesini hedefleyen önemli kararların alınması öngörülüyor.

Üçüncü gün, ayrıca Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve UNEP Genel Müdür Yardımcısı Joyse Msuya ve konferansa katılım sağlayan ülkelerin kadın liderlerine yönelik “Akdeniz’deki Kadın Liderler Öğle Yemeği” yapılacak.

8 Aralık Çarşamba akşamı ise Bakanlar Resepsiyonu düzenlenecek. Resepsiyonda Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 50. Yıl Etkinliği gerçekleştirilecek.

Barcelona Sözleşmesi nedir?

Kısaca Barselona Sözleşmesi olarak bilinen Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi, esas olarak Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP)   1974 yılında kurduğu “Bölgesel Denizler Programı” kapsamında Akdeniz’deki gemi, uçakların ve kara taşıtlarının yol açtığı kirlenmeyi önleyip azaltarak Akdeniz’in korunması hedefini içeren sözleşme.

Bölgesel Denizler Programı, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla  Akdeniz Eylem Planı’nın (MAP) 1975 yılında oluşturulmasıyla sonuçlandı. MAP ise daha sonra “Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi”nin (Barselona Sözleşmesi) 1976 yılında Barselona’da kabul edilmesine zemin oldu ve 1978 yılında sözleşme yürürlüğe girdi.

1992 yılında Rio de Janerio‘da yapılan BM Çevre ve Kalkınma Zirvesi’nde alınan kararlara uygun olarak, Barselona Sözleşmesi, 1995 yılında, deniz çevresinin yanı sıra, kıyı alanlarını da kapsayacak biçimde genişletildi; ayrıca, sürdürülebilir kalkınma hedefi, halkın katılımı, çevresel etki değerlendirmesi gibi unsurlar getirildi. Bu çerçevede, yenilenen Sözleşme’nin adı “Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi” olarak değiştirilerek 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeyi Türkiye’nin de dahil olduğu 21 ülke ve AB imzaladı.

Sözleşme kapsamında iki yılda bir düzenlenen zirvelere, sözleşmeye taraf olan ülkelerin üst düzey yetkilileri, teknik ekipler, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve bilim insanları katılıyor.

 

İkizdere’de direniş alanındaki çay fabrikası yıkıldı: Vadiyi kurtarana kadar direnişe devam

Cengiz Holding‘in yapacağı liman projesine hammadde temini için Rize‘nin İkizdere ilçesinde taş ocağı çalışmaları devam ederken, bölge halkının direniş alanında bulunan çay fabrikası acele kamulaştırma adı altında bugün yıkıldı.

Bölgede yapılan yıkım sebebiyle direniş çadırlarını kaldırmak zorunda kaldıklarını kaydeden İkizdere direnişçilerinden Kemal Baş, “Çadırımızı yine kurup direnişe vadiyi kurtarana kadar devam edeceğiz” dedi.

‘Fabrikaya hiç dokunmadan geçiş yapılabilirdi’

Fabrika alanının tamamen kendilerine ait olduğunu aktaran Baş, bölgede çay yetiştiriciliği yapmayı düşündüklerini ancak bir taş ocağı uğruna bunların hepsinin yok edildiğini kaydetti:

Taş ocağı yapımı için fabrikanın üzerinden yol geçiyor. İsterse bunu bir istinat duvarı yapıp fabrikaya dokunmadan geçiş yapılabilirdi. Ama o alandaki çadırlarda herkesin toplanması rahatsız etti. Hemen acele kamulaştırma kararı alındı.

Zaten bize bir süre vermişlerdi. Sonra İcra Müdürlüğü’nden gelerek bugün de yıkımı gerçekleştirdiler.”

‘Belki biz evlerimizden de olacağız’

Projenin iddia edildiği gibi üç yıl içinde bitmeyeceğini hatırlatan Kemal Baş, çalışmanın uzun süreceğini ve belki de evlerinden olacaklarını şöyle ifade etti:

13 hektarlık bir alan için bölgeye giriş yapmışlardı. Üç yıl içerisinde oradan çıkacaklarını belirtmişlerdi. Ama maalesef orada gözüken planlarda başka projeler de var. Bu projeler uzun sürecek. Belki biz evlerimizden de olacağız.

Düşünülen proje 75 yıl. Yoksa bu vadiyi öyle kolay kolay açmazlar. Köylüğü de öyle inandırdılar. Biz üç yıl içerisinde 16 bin ton taşı alacağız. Liman dolgusu için kullanılacak. Burayı boşaltıp eski haline getireceğiz. Öyle bir vadiyi eski haline nasıl getireceksiniz? Gülünç bir laf. Bir santim toprak yüzyılda oluşuyor.”

‘Vadiyi kurtarana kadar devam edeceğiz’

Direniş çadırını sökmek zorunda kaldıklarını da söyleyen Baş, yine kendi arazilerindeki bir alana çadırlarını tekrar kuracaklarını ve direnişlerine devam edeceklerini söyledi:

Vadiyi kurtarana kadar devam edeceğiz. Yoksa bir bina yıkılır, yenisi yapılır. Ama yok ettikleri o vadiyi, doğayı nasıl yerine koyacaklarını dünya kamuoyu görecek.”

Temmuz ayında İkizdere’ye giden Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu, İkizdere’de 60 gün içerisinde ÇAYKUR‘a ait bir çay fabrikası kurulacağına dair söz vermişti. Ancak bu söz yerine getirilmedi.

‘Türkiye 2050’de yeşil hidrojen ihraç edebilir’

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin, Bilkent Enerji Politikaları Araştırma Merkezi ve Alman Enerji Ajansı (dena) iş birliği ile hazırladığı Türkiye’nin Yeşil Hidrojen Üretim ve İhracat Potansiyelinin Teknik ve Ekonomik Açıdan Değerlendirilmesi’ raporu açıklandı. 

Online tanıtım toplantısında duyurulan raporda, uygun yatırımlar ve politikalarla Türkiye’nin 2050’de yıllık 3,4 milyon tona (Mt) kadar yeşil hidrojen üretimine ulaşabileceği ve bunun 1,5 ila 1,9 Mt’nun ihraç edilebileceği belirtildi.

7 Aralık Salı günü gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmalarını, Türk-Alman Enerji Forumu’ndan Beatrix Massig, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Politikaları ve Teknoloji Dairesi Başkanı Dr. Fazıl Kaytez ile Alman Enerji Ajansı (dena) Enerji Sistemleri ve Enerji Hizmetleri Bölüm Başkanı Hannes Seidl yaptı.

İklim hedeflerine ulaşmak için birçok ülkenin yeşil hidrojen ithal edeceğini belirten Seidl, Türkiye’nin bu pazardan pay alabileceğine dikkat çekti:

“Türkiye, yenilenebilir enerjiden yeşil hidrojen üreterek, küresel çapta yeni oluşan bu enerji pazarında en başından itibaren yerini alabilecek büyük bir potansiyele sahip. Bugün tanıtımını yaptığımız bu çalışma, Almanya ve Türkiye arasında bu alandaki iş birliğini güçlendirmek için önemli, aynı zamanda heyecan verici bir fırsat sunuyor.”

Raporun yazarlarından Hasan Aksoy ise Türkiye’nin kasım ayında Paris İklim Anlaşması’nın onayladığını hatırlatarak, 2030 ve 2053’e yönelik, daha kararlı iklim ve enerji dönüşümü hedeflerine ihtiyaç olacağını söyledi. Aksoy, bu hedeflere ulaşılmasında, hidrojenin rolünün anlaşılmasının kritik öneme sahip olduğunu vurguladı:

“Küresel ölçekte 2050’yi işaret eden net sıfır emisyon hedefleri, tüm enerji sisteminin karbonsuzlaşması için ortak bir çözüm olarak yeşil hidrojenin üzerinde duruyor. Türkiye enerji sisteminin dönüşümünde, yenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği potansiyellerinin yanında yeşil hidrojenin rolü de anlaşılmalı ve planlamalar bu doğrultuda yapılmalı. Bunun için mevcut yenilenebilir enerji arzı ve diğer kaynakların potansiyeli göz önünde bulundurularak yeşil hidrojen arz potansiyelinin, kullanım alanlarının, maliyetlerinin ve olası ihracat potansiyellerinin anlaşılması önemli.”

Yeşil hidrojenin yarısı ulaştırmaya

Hidrojen üretim potansiyelleri için sadece yenilenebilir enerji kullanımını dikkate alınarak hazırlanan raporda, Türkiye’nin yeşil hidrojen arz potansiyeli değerlendirildi ve yenilenebilir enerji arz gelişimi için iki, yeşil hidrojen üretimi için üç farklı senaryo kurgulandı.

Buna göre, 2050’ye kadar imalat, doğal gaz ve ulaştırma sektörlerinin toplam enerji talebinin yüzde 10 ila yüzde 5’inin yeşil hidrojenle ikame edilmesi halinde, yıllık 1 ila 2 milyon ton yeşil hidrojen yurt içi talebi ortaya çıkacağı belirtiliyor. Ulaştırma sektörü 2050’ye kadar yurt içi talebin yarısını oluşturacak. Bu süre içinde hidrojen talebinin dörtte biri sanayi, geriye kalan kısım ise yeşil hidrojeninin doğal gaz şebekesine karıştırılması yoluyla kullanılacak.

Elektriğin yüzde 84’ü yenilenebilir kaynaklardan

Çalışmada mevcut kapasite gelişim hızlarının değerlendirildiği ‘Referans Senaryo’ya göre, 2020’de 44 GW olan güneş, rüzgar ve hidroelektrik kurulu güç kapasitesinin 2050 yılında 129 GW’a yükseleceği öngörülüyor. Bu kaynaklardan sağlanan 290 TWh toplam yıllık elektrik üretimi, 2050’de tahmin edilen ülke çapındaki 545 TWh’lik net elektrik talebinin yüzde 53’ünü karşılayabilecek. Güneş ve rüzgar enerjisi için öngörülen teknik kapasitelerinin kullanıldığı ‘Gelişmiş Senaryo’ için ek 45 GW’lık potansiyelin kullanılması halinde, yıllık 124,4 TWh ilave elektrik üretimi sağlanabilecek.

Bu ilave kapasiteyle yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam üretimi, 2050’deki toplam net elektrik talebinin yüzde 84’ünü karşılayabilecek. 2030-2050 yıllarını kapsayan dönemde, il seviyesinde talep düşüldükten sonra, yenilenebilir enerjiden elde edilen toplam üretim fazlası elektrik yıllık 50-55 TWh’a ulaşacak.

Yıllık 3,4mt yeşil hidrojen üretim potansiyeli 

Çalışmada, yeşil hidrojen arzı için geliştirilen ilk senaryo ‘Dağıtık Senaryo 1/A’da, il seviyesinde yenilenebilir enerji üretim fazlasından yeşil hidrojen üretimi de incelendi. Bu senaryoda, 2050’de bölgesel yenilenebilir enerji üretim fazlasından yıllık 0,6 Mt hidrojen üretilebilir. Rüzgar ve güneş enerjisinin teknik potansiyeli kullanılarak, 2050’de Dağıtık Senaryo 1/A’ya ilave 2,8 Mt/yıl yeşil hidrojen üretilebilir.

‘Merkezi Senaryo ise güneş ve rüzgarın teknik potansiyelleri ile üretilen yenilenebilir enerji üretim fazlasının, yeşil hidrojen üretmek üzere belirlenmiş illerin yer aldığı altı bölgeye (1. Bölge: Adana, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Mersin, Osmaniye – 2. Bölge: Antalya – 3. Bölge: Aydın, İzmir, Manisa, Muğla – 4. Bölge: Balıkesir, Çanakkale, Edirne – 5. Bölge: Bursa, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova – 6. Bölge: Ardahan, Artvin) aktarılmasını kapsıyor. Bu senaryoda, ülke çapındaki yenilenebilir enerji üretim tesislerinden elde edilen elektriğin bu merkezlere aktarımı için ek elektrik şebeke yatırımlarının yapılması öngörülüyor.

Ekonomiye katkısı yılda 6-8 milyar dolar

Çalışmada, 2050’de 1,9 Mt/yıl ihracat potansiyeline ulaşılmasının ardından hidrojenin TANAP gibi uluslararası boru hatlarına karıştırılarak ya da doğrudan amonyağa dönüştürülerek gemi taşımacılığı yoluyla nakledilebileceğinin altı çiziliyor.

Yapılan tekno-ekonomik değerlendirmeyle rüzgar ve güneş kaynaklı elektrik kullanan Alkalin ve PEM elektrolizör teknolojileri için yeşil hidrojen üretim maliyetlerinin 2050’ye kadar kilogram başına 4,14-5,17 dolardan, 1,38 – 2,46 dolara kadar düşebileceği vurgulanıyor.

Hidrojenin yurt içi kullanımı ve ihracatını sağlamak amacıyla toplam yatırım hacminin 85 ila 119 milyar dolar olacağı hesaplanıyor. Bir başka deyişle, 2021 ile 2050 arası dönemde ortalama olarak yılda 3 ile 4 milyar dolar yatırım maliyeti gerektirecek. Türkiye’de bugünkü elektrik sektörü yatırımları yıllık 7 milyar dolar civarında.

Tahmini maliyetler ve olası ticari fiyatlamalar dikkate alındığında, çalışmada değerlendirilen hidrojen ekonomisi 2050’de Türkiye ekonomisine yıllık toplam 6 ila 8 milyar dolar brüt fayda sağlayabilir.

Raporun tamamına şu adresten ulaşabilirsiniz.

Almanya’da hükümet belli oldu, Yeşiller’e beş bakanlık

Almanya‘da Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller Partisi’nin ardından Sosyal Demokrat Parti‘nin (SPD) de bakan adaylarını açıklamasının ardından Olaf Scholz‘un başbakanlığında kurulan üçlü koalisyon hükümetinde yer alacak isimler belli oldu.

26 Eylül’de yapılan seçimlerden birinci parti olarak çıkan SPD’nin başbakan adayı Olaf Scholz’un yarın sabah Alman Meclisi’nde başbakanlığa seçilmesi ve yemin ederek göreve başlaması bekleniyor. Böylelikle, 16 yıldır başbakanlık görevini yürüten Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili Angela Merkel dönemi sona erecek.

‘Genç’ ve kadın ağırlıklı yeni kabine

DW‘nin aktardığına göre, yeni hükümet, yeni oluşturulan İmar Bakanlığı ile birlikte 17 üyeden oluşacak. Yeni kabine üyelerinin yaş ortalaması 50,4. Kabinede görev alacak en genç bakanlar ise Yeşiller’den 40 yaşındaki Annalena Baerbock ile Anne Spiegel olacak. Kabinedeki kadın bakan sayısı da daha önce olmadığı kadar yüksek. Buna göre, 17 üyeli yeni kabinede, dokuz erkek, sekiz kadın bakan görev yapacak.

Partilerin renkleri nedeniyle “trafik lambası koalisyonu” olarak adlandırılan koalisyon hükümetinde, SPD başbakanlık ve başbakanlık müsteşarlığının yanı sıra altı bakanlık üstlenecek. Yeşiller beş, FDP ise dört bakanlık alacak.

Yeni Almanya kabinesinde, SDP’den partisinden dört kadın bakanlıklara aday gösterildi.

Koalisyon hükümetinde yer alan isimler şunlar:

Başbakanlık: Olaf Scholz (SPD)
Başbakanlık Müsteşarlığı: Wolfgang Schmidt (SPD)
Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı: Hubertus Heil (SPD)
İçişleri ve Yurt Bakanlığı: Nancy Faeser (SPD)
Savunma Bakanlığı: Christine Lambrecht (SPD)
Sağlık Bakanlığı: Karl Lauterbach (SPD)
İmar Bakanlığı: Klara Geywitz (SPD)
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı: Svenja Schulze (SPD)

Yeşiller İklim Koruma, Dışişleri, Kadın, Çevre ve Tarım bakanlıklarını aldı

Ekonomi ve İklim Koruma Bakanlığı: Robert Habeck (Yeşiller)
Dışişleri Bakanı: Annalena Baerbock (Yeşiller)
Aile, Kadın ve Gençlik Bakanlığı: Anne Spiegel (Yeşiller)
Çevre ve Doğa Koruma Bakanlığı: Steffi Lemke (Yeşiller)
Gıda ve Tarım Bakanlığı: Cem Özdemir (Yeşiller)

Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı ise Claudia Roth olacak. Yeşiller, 2005 yılından bu yana ilk kez koalisyon hükümetinde yer alacak.

Yeşiller’den hükümette yer alacak isimler; Claudia Roth, Anne Spiegel, Robert Habeck, Annalena Baerbock, Cem Özdemir, Steffi Lemke.

Maliye, Ulaştırma, Adalet ve Eğitim PDP’ye emanet

Maliye Bakanlığı: Christian Lindler (FPD)
Ulaştırma ve Dijital Altyapı Bakanlığı: Volker Wissing (FDP)
Adalet Bakanlığı: Marco Buschmann (FDP)
Eğitim Bakanlığı: Bettina Stark-Watzinger (FDP)

 

Dersim’e yaban hayvanlarını öldürmek için gelen ‘avcılar’ Öğretmen Evi’ne yerleştirildi

Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) şu açıklamayı yaptı:

“Bir grup gözü dönmüş avcı Dersim’e gelmiş. Derhal topraklarımızı terk edin. Zaten insan işgalinden dolayı yaşam alanları iyice daralan bu canlı varlıkların yaşamına dokunmayınız. Bu masum hayvanların öldürülme kararını reddediyoruz. Nesli tükenen bu canlılar sizin babanızın malı değil. Öyle canınız istediğinde ihaleye çıkarıp öldüremezsiniz, avcılık spor değil cinayettir.”

Dersim Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu da sosyal medya hesabından bir açıklama yayımladı. Maçoğlu açıklamasında, “Yeter artık! Canlıları katlediyor, ihale açıp buna spor faliyeti diyerek kılıf uyduruyorsunuz. Bunun cinayet olduğunu ne zaman kabul edeceksiniz. Doğamızdan, kutsallarımızdandan elinizi çekin!” ifadelerini kullandı.

Sosyalist Cumhuriyet Partisi kuruldu, Yeşiller bir yıldır bekletiliyor

Doğu Perinçek‘in genel başkan olduğu Vatan Partisi’nden ayrılan bir grup “Sosyalist Cumhuriyet Partisi”ni kurdu. Yeni partinin kurucuları arasında 68 gençlik hareketi içinde Mahir Çayan’la birlikte hareket ederek THKP-C‘nin liderleri arasında yer alan Kamil Dede ile uzun süre Perinçek’le birlikte siyaset yapan Hikmet Çiçek, Mehmet Bedri Gültekin, Osman Aydın Şahin ve Ömer Şahin de bulunuyor.

Mehmet Bedri Gültekin, Perinçek’in liderlik ettiği Aydınlık hareketinin geçmişte kurduğu Sosyalist Parti, İşçi Partisi ve son olarak da Vatan Partisi’nde, genel başkan yardımcılığı, genel sekreterlik ve genel başkan vekilliği gibi görevlerde bulunmuştu.

Sosyalist Cumhuriyet Partisi’nin kurucuları arasında yine Sosyalist Parti, İşçi Partisi ve Vatan Partisi’nde Merkez Karar Kurulu üyeliği ve Aydınlık gazetesinde emek sayfası yazarlığı yapan Mehmet Akkaya da yer aldı.

Vatan Partisi’nden Sosyalist Cumhuriyet Partisi’ne geçen diğer isimler arasında spiker Gülgün Feyman Budak, yayıncı İsmet Arslan, sanatçı Mehmet Akif Şenoğlu, müzisyenler Fatih Veli Ölmez ve Ata Yıkar da bulunuyor.

İşçi Partisi döneminde “Köylü Bürosu Başkanlığı” yaparken 2010 yılında partiden ayrılarak arkadaşları ile Türkiye İşçi Köylü Partisi’ni (TİKP) kuran İsmail Durna da Sosyalist Cumhuriyet Partisi kurucuları arasında yer aldı.

Yeşiller Partisi’ne halen ‘alındı’ belgesi verilmedi

Sosyalist Cumhuriyet Partisi, Türkiye’nin halen faaliyet gösteren 117’inci siyasi partisi oldu.
Yeşiller Partisi eş sözcüleri Koray Doğan Urbarlı ve Emine Özkan, geçen yaz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile görüşmüş; görüşmede partinin hedefleri ve kurulma sürecinde yaşadıkları hak ihlalleri konuşulmuştu. 

Ancak kuruluş başvurusu yapmasının üzerinden bir yılı aşkın süre geçen Yeşiller Partisi’ne halen geçit verilmiyor. Partinin kurulması için gerekli belgeleri İçişleri Bakanlığı’na 21 Eylül 2020 günü teslim eden parti yetkilileri, “alındı belgesi’nin bir türlü verilmemesi üzerine hem bakanlık aleyhine açtıkları dava gerekçe gösterilerek kuruluşlarının bekletildiğini açıklamıştı. Partinin kuruluşunun engellenmesi üzerine her kesimden insanın katıldığı bir de imza kampanyası başlatılmıştı.

İçişleri Bakanlığı, 2020 yılında kuruluş için başvuran 27 siyasi partiye “alındı” belgesi verildiği, 2021 yılı içerisinde ise şu ana kadar 14 siyasi partiye “alındı” belgesi verildiği açıkladı. Türkiye genelinde faaliyette bulunan aktif siyasi parti sayısı, yeni kurulan Sosyalist Cumhuriyet Partisi’yle birlikte  117 oldu.