Editörün SeçtikleriHaftasonuLGBTİ+Manşet

[Onur Ayı özel] ‘Bize yaşam borcu olanlardan korkmuyor, utanmıyor, sinmiyoruz’

0

Türkiye’deki baskıcı ve güvensiz ortamın karşısında LGBTİ+’lar özellikle son yıllarda yasaklara ve şiddete karşı zorlu bir hak mücadelesi veriyor. LGBTİ+’lar mecliste temsil edilmemelerine ek olarak hem yaşam tarzlarına hem de cinsel yönelim ve kimliklerine müdahaleler nedeniyle her gün bir yaşam mücadelesi içinde.

Onur Ayı’nda bu sorunların nedenlerini, örgütlenmenin zorluklarını, yaşam mücadelesini ve taleplerini bir LGBTİ+ örgütü olan Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nden (SPoD) Zarife Akbulut’la konuştuk: 

Öncelikle hetoropatriyarkal bir düzenin hakim olduğu Türkiye’de bir LGBTİ+ dayanışma derneği olarak bugüne kadar ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Veya örneğin farklı bir dayanışma içerisinde olsaydınız sizce bu tarz yaklaşımlarla karşılaşmanız olası mıydı?

SPoD kurulduğu 2011’den itibaren LGBTİ+ haklarının geliştirilmesi ve tanınması için hem savunuculuk yapmış hem de sosyal politika alanında önemli bir deneyimi biriktirmiştir. Bir diğer yandan örgütlenme ve ifade hakkının kullanılması içinde hem hukuki sürecin takipçisi olmuş hem de yaptığı faaliyetlerle LGBTİ+’lar için bilfiil örgütlenme alanı olmuştur. Bu uzun zaman boyunca Türkiye’nin geçirdiği süreçlerden organik olarak etkilenmiştir.

Özellikle 2015 sonrası giderek artan otoriterlik sonucu insan haklarının askıya alındığı bir dönemde örgütlenmeye, söz üretmeye devam etmişse de çeperi dar bir alana sıkışmak, toplumsal hayatın içerisinde temas alanlarını sınırlı tutmak zorunda kalmıştır. Kimi zaman aldığı tehditler nedeniyle ofisini kullanmamaya çalışmış, tehditlerin boyutunun arttığı kimi zaman da kapısında polis bekletmek zorunda kalmıştır. Yaptığı etkinliklerin duyurusunu daha kapalı topluluklarda yaymaya çalışmış, bir araya geldiği her etkinlik öncesi gerekli güvenlik önlemlerini alıp almadığını değerlendirmek zorunda kalmıştır. 

Bir LGBTİ+ derneği olarak zor bir süreç bizim için, çünkü bu toplumun bir parçası olduğumuzu biliyor, bunu kabul etmeye ve ettirmeye çalışarak varoluşumuzun herhangi bir ayrıcalık gerektirmeden ve ayrımcılığa maruz kalmadan bu yaşam içerisinde anlamlı bir yeri olduğunu vurguluyoruz.

Başkalarının düşünmek zorunda olmadığı bu güvenlik planlarını yapmak, riskleri değerlendirmek tek başına bizim iş yükümüz değil aynı zamanda ince bir biçimde bizim bu toplumdan olmadığımızı hissettirmeye çalışan ideolojik bir tutum.

Taksim’deki LGBTİ+Onur Yürüyüşü’nü takip eden Fransız haber ajansı AFP’nin foto-muhabiri Bülent Kılıç, boğazına basılarak gözaltına alınmıştı. / Fotoğraf: Hacı Bişkin

Her an ‘başımıza ne gelecek’ kaygısı

Ara ara bir takım örgütlerce yürütülen ve üst düzey kamu görevlilerinin de katıldığı LGBTİ+fobik ve nefret söylemi kampanyaları elbetteki yarın başımıza ne gelecek kaygısını her an hissetmemize sebep oluyor. Bu öyle soyut bir psikolojik baskı değil elbette, çoğunlukla eylem-etkinlik yasaklamaları eşlik ediyor bu sürece. Bazen de hedefinde LGBTİ+ derneklerinin kapatılması olan bu kampanyalar nedeniyle çeşitli düzeylerde denetlemelere yılda birden çok defa maruz kalıyoruz. Burada özellikle bu yaklaşımların arkasında LGBTİ+’ların ve onların hak arama örgütleri olan derneklerinin suçlulaştırılma operasyonu ile toplumdan ayrıştırmaya ve marjinalleştirme çabasının olduğu bizce çok aşikar. 

‘Korkmuyor, utanmıyor, sinmiyoruz’

Ancak tüm bu olumsuz tablonun karşısında kendimizi biliyor; ne istediğimizden emin bir biçimde burada olduğumuz söylemeye, bize yaşam borcu olanların karşısında durup hakkımız olanı almakta ısrarlı, direnen, eyleyen bir topluluğun parçası olmaktan korkmuyor, utanmıyor, sinmiyoruz.

Dayanışmayı LGBTİ+’ların bu ısrarlı mücadelesinde buluyoruz, bu dayanışma içerisinde örgütleniyor, umut ediyor, yeni hayaller kurup yeni yollar açıyoruz kendimize. 

‘Gezi Direnişi LGBTİ+ hareketi için de önemli bir ivmeye sebep oldu’

Siyasi iktidarın LGBTİ+’ları hedefe koyan nefret söylemleri karşısında nasıl bir dayanışma hali ortaya çıktı, bu söylemlerle nasıl başa çıkıyorsunuz ve bu dayanışmayı nasıl etkiliyor?

2013’e damgasını vuran sonrasında hem toplumsal muhalefeti hem iktidar ilişkilerini ve onun varlığını hem de toplumsal ilişkileri etkileyen ve değiştiren Gezi Direnişi LGBTİ+ hareketi için de örgütlenme bakımından önemli bir ivmeye sebep oldu. Yeni toplumsal hareketlerin oluştuğu ve politik arenanın parçası haline geldiği bu dönemde, yeni toplumsal hareketlerden biri sayılan LGBTİ+ hareketi kendisini Gezi Direnişi ile birlikte yeniden örgütlemiş oldu.

Hayat için mücadele etmek

Tüm toplumsal kesimlerle bir arada olan, mücadele alanında onlarla yeniden tanışan ve dayanışan LGBTİ+ hareketi ve özneleri ittifaklar siyasetinin bir parçası olduğunu kabul ettirdi. Bu yakın tarihi arka planı şunun için veriyorum; son dönemlerde kimliğin, örgütlenmenin, adalet talep etmenin, hak arayışının nefretle kriminalize edilmesi her ne kadar bugün bize karanlık ve insani olanı dahi savunmanın zor olduğunu hissettirse de, Gezi Direnişi sonrasında örülen dayanışma ağları bize başka bir şeyi hatırlatıyor.

LGBTİ+’ların kendi arasında kurduğu pratik dayanışma biçimleri dışında Gezi’den miras kalan bu politik dayanışmayı hatırlamaya hepimiz ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ve Boğaziçi’nde yaşanan ya da Onur Yürüyüşleri’nde yaşanan saldırılar ve yasaklarda kendisini açığa çıkaran bu toplumsal dayanışma bizi hayatta tutmaya, hayatlarımızın değerli ve savunulur olduğunu hissettirmeye ve hayatlarımızın iyiliği, sağlığı için mücadelede ısrar etmemize sebep oluyor. 

Mesafesiz sohbetler, akran danışmanlığı ve kuir okumalar

Başa çıkma biçimlerinin toplumsal yanı buyken, ruhsal ve psikolojik olarak birbirimizi desteklediğimiz daha bireysel yanı ise 2017’den itibaren SPoD olarak açık tuttuğumuz ve LGBTİ+’lara hizmet verdiğimiz danışma hattımızla, pandemi öncesinde yüz yüze pandemi boyunca online olarak devam ettirdiğimiz, LGBT+ların gündelik hallerini dertlerini güvenli bir çemberde konuştuğu, paylaştığı Mesafesiz Sohbetler ve Pazar Sohbetleri ile aksatmadan sürdürdüğümüz buluşmalarla sağlamaya çalışıyoruz.

Akademiyle temasımızı kuir okumalar ve bahar seminerleri ile sürdürüyor, avukatlara- sosyal hizmet uzmanlarına- psikolog ve psikiyatristlere dönük çalıştaylar düzenliyor; lgbti+lara düzenli olarak akran danışmanlığı ve hizmetler sunuyoruz. Lgbti+ların siyasete katılımını güçlendirmek için kamplar düzenliyor, yayınlar çıkarıyor ve lobicilik çalışmaları yapıyoruz. Her ay 250yi aşkın LGBTİ+yla temas ediyor ve alanda sosyal politikalar üretilmesine dair çalışmalar yapıyoruz.

‘Kamusal alanların LGBTİ+’lardan sakınılması, sosyalleşme alanlarını daraltıyor’

Gittikçe artan baskı ve güvensiz alanlara karşı son yıllar içinde LGBTİ+’ların yaşam tarzları nasıl etkilendi, bu süreçte siz hem bireyler hem toplum nezdinde nelerin değiştiğini gözlemlediniz?

Siyasal iktidarın oluşturmak istediği toplumsal normlar ve makbul vatandaş kimliği karşısında hayatın olağan akışı tezatlıklar oluşturuyor.

Kamusal alanların LGBTİ+’lardan sakınılması, sosyalleşme alanlarını daraltıyor. Ancak bu bile artık LGBTİ+’ların kamusal alanda varlığını gizlemeye, saklamaya yetmiyor. İstanbul’da Kartal’dan Esenler’e birçok ilçede LGBTİ+’ların yaşadığını biliyor, haberdar oluyoruz. Ne var ki oluşturulmaya çalışılan toplumsal baskı nedeniyle LGBTİ+’lar sosyalleşme ihtiyacını kendi mahallesinin dışına çıkmadan yerelde karşılaması mümkün olmuyor. Bu da tabii ki zaman ihtiyacıyla birlikte ekonomik refahlık gerektiriyor. Ancak devlette giderek kurumsallaşan cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılık nedeniyle kamusal alanda görünürlüğü azalan LGBTİ+’lar, istihdam olanaklarına erişemedikleri için ekonomik olarak kendilerini geçindirecek güvenceye sahip olamıyorlar.

LGBTİ+’lar ve erişilemeyen istihdam olanakları

Pandemi ile birlikte temel haklarına erişmekte ciddi zorluklar yaşayan LGBTİ+’lar sosyal haklarına erişmekte de diğer vatandaşlara oranla daha dezavantajlı durumdaydı. Keza hala istihdam olanaklarına erişmekte zorlanan LGBTİ+’lar, kayıt dışı alanlarda sosyal güvenceden yoksun çalışmakta.

Sosyal statü kaybı: Danışma hattına gelen başvurular her yıl artıyor

Ekonomik yoksunluk nedeniyle sosyal statü kaybı yaşayan LGBTİ+’lar şiddete daha açık hale geliyor. Danışma hattımıza gelen başvurular her yıl bir önceki yıldan daha fazla oluyor. Bu gözlemleri oradan ediniyoruz.

SPoD bir siyaset okulu eğitimi gerçekleştirdi ve katılan isimlerin görüşlerinin çoğunluğunda mecliste temsiliyetin söz konusu olmadığı ifade ediliyor. Bu ortak derdin son bulması için neler yapılabilir? Siyasi partilere düşen görev nedir?

Bu soruyu, geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz siyaset okulunda gerçekleştirdiğimiz atölye tartışmalarından derleyip çıkardığımız Eşit Yurttaşlık Mücadelesinde LGBTİ+’ları Anayasal Talepleri kitapçığında‘Siyasi Partiler LGBTİ+’ların Eşit Yurttaşlık Mücadelesinde Neler Yapabilir?’’ başlığı altında yazdığı haliyle cevaplamak istiyorum.

‘LGBTİ+’ların mücadelesi siyasi partiler için artık görmezden gelinecek bir konu olamayacak kadar acil ve hayati’

Oradan alıntılayarak; uluslararası mevzuat ve hukuk belgelerine göre devletler LGBTİ+’ların hak ve özgürlüklerini korumak ve teminat altına almakla yükümlü kılınmıştır. Bu açıdan bakıldığında devletin yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için TBMM’ye ve meclis çatısı altında bulunan siyasi partilere büyük sorumluluklar düşmektedir. TBMM’nin yasama ve denetim fonksiyonu düşünüldüğünde kamu politikalarının eşitlik ve ayrımcılık yasağı temelinde bir perspektifle sunulmasında kuşkusuz siyasi partilerin etkileri olacaktır.

Bu nedenle LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık ve insan hakları mücadelesi yasama organına ulaşımı bulunan ve yasa yapıcı konumda olan siyasi partiler için artık görmezden gelinecek bir konu olamayacak kadar acil ve hayatidir. Siyasi partiler rol ve sorumluluklarını hatırlayarak eşitliği sağlayacak kurumsal mekanizmaları geliştirmeli ve cinsiyet kimliği, cinsel yönelim temelli ayrımcılıkla mücadele yaklaşımını benimsemelidir.

‘LGBTİ+ hakları konusunda alınan tavır önemli bir turnusol’

Siyasi partiler LGBTİ+ haklarını ele almaktan partinin merkezinden, teşkilatlardan, tabanından veya seçmen kitlesinden gelecek tepkiler sebebiyle kaçınabilmektedir. Ancak hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı yerlerinde gördüğümüz örneklerde, insan haklarını kimseyi geride bırakmadan ele almak ve savunmak gerektiği, aksi halde  elde edilen kazanımların toplumsal iyileşme ve dönüşüm sağlamadığı görülmektedir.

LGBTİ+ hakları konusunda alınan tavır, insan haklarını savunmada samimiyet düzeyine dair önemli bir turnusoldur.

LGBTİ+ hakları ve oy tercihi

Ayrıca unutulmamalıdır ki; açık kimlikli olan ya da olmayan LGBTİ+’lar ve yakınları da toplumun önemli bir kesimini oluşturmaktadır. LGBTİ+’lar ve yakınları siyasi partilerde örgütlenmekte, görünür olmakta ve elbette sandık başına gitmektedir.

Gün geçtikçe hakları konusunda daha da bilinçlenen LGBTİ+’lar  ve insan hakları ve demokrasiden yana bir tutumun cinsiyet kimliği, cinsel yönelim çeşitliliğini kapsaması gerektiğini savunan yurttaşlar sandık başına gittiğinde, siyasi partilerin LGBTİ+ hakları konusundaki tutumunu da göz önünde bulundurarak oy tercihini belirleyebilmektedir. 

LGBTİ+’lara psikolojik, hukuki ve eğitim desteği

Derneğe hukuki, psikolojik ve eğitim anlamında başvurmak ve destek almak mümkün. Buradan hareketle bu alanlarda en çok hangi konularda size ulaşılıyor, yardım talep ediliyor? 

Aslında bu üç alanda LGBTİ+’ların bizlerden destek aldığı konular çok çeşitli. Ama özellikle hukuki destek alanında cinsiyet uyum süreci, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılık ve şiddet konularında çokça destek sağlanırken, psikolojik destek alanında dayanışma sağladığımız destek konuları daha da çeşitleniyor.

Kişiler açılma süreci, zorbalık, şiddet, ilişki problemleri, bağımlılık vb. konularda profesyonel destek alabilmek için bize başvuruyorlar.

‘Destek için başvuran LGBTİ+’lar yaşadığı şehri paylaşmaktan çekiniyor’

Kişilerin bizlere ulaştığı bölgeler de oldukça çeşitli, aylık raporlarımızı incelediğimizde danışanların çoğu zaman yaşadıkları şehri bizimle paylaşmaktan çekindiğini gözlemliyoruz. Lakin İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi şehirler aylık olarak en çok başvuru aldığımız yerler. Bu şehirleri görece daha az olarak diğer bölgelerdeki şehirler takip ediyor ve her ay mutlaka her bölgeden başvuru almış oluyoruz.

‘İstanbul Sözleşmesi’yle birlikte içinde ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ geçen tek hukuki dayanak ortadan kalktı’

İstanbul Sözleşmesi için mücadele devam ediyor ancak sözleşmeden imza çekilmesinin bugün Lgbti+lar için nasıl sonuçları oldu?

Türkiye’de kabul edilen yasal mevzuatta, içerisinde açıkça “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadesi geçen tek hukuki dayanak ortadan kalkmış oldu. Yargılamalarda, karakolda, kamu kurumlarında yer yer bu ifadeye dayanılarak elde edilebilen kazanımların önü kesildi, diyebiliriz. Ancak şunu söylemek gerekir ki İstanbul Sözleşmesi hiçbir zaman  tam olarak uygulanmadı. O nedenle ufak kazanımlar ancak hak ihlallerine karşı hukuk mücadelesi veren savunma tarafından zorla kazanılmış kazanımlardır.

Fotoğraf: Esra Tokat / csgorselarsiv.org

‘LGBTİ+’lar iktidar tarafından hedef haline getirilmeye çalışıldı’

Koruyuculuğu ve önleyiciliği bakımından önemli bir uygulama pratiği sunan sözleşmeden çekilme kararının gerekçesi yapılan LGBTİ+’lar bu yolla iktidar tarafından hedef haline getirilmeye çalışıldı. Kısıtlı derecede uygulanan İstanbul Sözleşmesi hükümleri nefret saiki ile işlenen suçlarda çoğu kez uygulanmıyor davalar cezasızlık ile sonuçlanıyordu. 

‘Devlet açıkça ‘LGBTİ+’ları hukuki olarak korumayacağım’ dedi’

Çekilme kararıyla ve kararın açıklaması olarak sunulan gerekçeyle birlikte devlet açık olarak ben ‘LGBTİ+’ları hukuki olarak korumayacağım’ da demiş oldu. Bunun sonuçlarını artan yürüyüş etkinlik yasaklarında, LGBTİ+’lara yönelik saldırılarda faillerin cezasız kalmasından görebiliyoruz. 

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.or

LGBTİ+fobik nefret saldırıları/cinayetleri cezasız kalırken LGBTİ+’lar tabii ki adalete erişemiyorlar’

LGBTİ+’lar adalete erişim sağlayabiliyorlar mı? 

LGBTİ+’lar adalete erişemiyorlar. Bunun en önemli sebeplerinden biri tekrar tekrar adalet mekanizmaları ve uygulayıcıları tarafından mağdur edilmekten çekinmeleri.

Her türlü hukuki, cezai, idari yargılamada bu maalesef çok haklı bir çekince çünkü yargı mensupları ve devamında aslında bütün bir sistem LGBTİ+’ların karşılaştıkları hak ihlallerine cevap vermekten çok uzak. Bunun da en önemli sebebi, adalet politikasının LGBTİ+’ları kapsamayışı ve daha genel olarak LGBTİ+ karşıtı nefret politikasının bir ideoloji olarak devlete yerleşmesi. Oysa tabii ki her ne kadar cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği sayılmasa da Anayasanın 10. maddesi gereği herkes kanun önünde eşittir. Ancak pratikte gökkuşağı bayrağını yasadışı örgüt flaması olarak görüp iddianame düzenleyen savcılar varken, Maçka’da piknik yapmak yasaklanırken, homofobik ve transfobik nefret saldırıları/cinayetleri yıllarca sürüncemede ve cezasız kalırken LGBTİ+’lar tabii ki adalete erişemiyorlar.

Ne yanlış ne de yalnızsın

LGBTİ+ mücadelesinin içerisinde olmak ve bu hakkı savunmanın sizlere nasıl faydaları oldu, sizleri nasıl geliştirdi?

LGBTİ+ hareketinin bir sloganı var, ‘’Ne yanlış, ne de yalnızsın’’. Bir özne olarak bu sloganının gerçekliği ile mücadelenin içinde çoğu kez karşılaştım diyebilirim.

‘Mücadeleye devam etmek yaşamaya da devam etmek demek’

Kendimiz gerçekleştirirken çoğu kez ekonomik, fiziksel, sosyal, hukuki  gibi çeşitli düzeylerde baskılara maruz kalıyor ve bu esnada bazen karamsar, umutsuz, yalnız hissedebiliyoruz. Bu durumlarda kolektif bir hareketin parçası olmak, oradan beslenmek, birlikte üretmek ve düşünmek umutsuzluk çemberini kırmanın da, hayat devam etmenin de gücünü birbirimize taşıyor.

LGBTİ+ haklarını savunmak demek, kendi yaşamını, adını, varoluşunu, nefes alma hakkını, yaşam hakkını savunmak demek. Birbirinden koparılamaz, ayrılamaz şeyler bunlar. O nedenle mücadeleye devam etmek yaşamaya da devam etmek demek.

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.