Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Neden tek kullanımlık plastiklerin yaşam döngüsü analizlerine itibar etmemeliyiz?

0

Ne zaman tek kullanımlık plastikler ve onların alternatiflerinin bulunması, daha da önemlisi hayatımızdan çıkartılması konusu gündeme gelse, hemen muadilleriyle yapılmış karşılaştırmalardan elde edilen sonuçlar paylaşılır ve bu paylaşımlarda da tek kullanımlık plastiklerin nasıl daha başarılı oldukları filan anlatılır. Şu kadar karbon ayak izi, bu kadar hafiflik vs. vs…

Bunların hepsi işte, bir mühendislik yaklaşımı olan YDA’ya (yaşam döngüsü analizlerine) dayanıyor.

Mühendislik yaklaşımı olduğu için de bu yaklaşımda kaplumbağaya, kuşa, ekolojiye filan neredeyse hiç yer yok. Birtakım oranlar ve sıralamalar ile kıymeti kendinden menkul çıkarımlar yapılıyor.

Ancak ne plastiğin çöp haline gelmesi ne de bu şekilde suya bağımlı yaşayan canlıları, balinaları, kaplumbağaları ve kuşları etkilemesi hiç hesaba katılmıyor. Bu canlıların YDA’daki temel mesele olan CO2 ile kıyaslanamayacağını birilerinin göstermesi ve anlatması gerekiyor.

Bu da ancak YDA’dan daha adil ve ekolojiyi gözeten başka bir yaklaşımı ortaya koymakla mümkün.

YDA’lar genellikle tek kullanımlık plastiklerin üretim/nakliye koşullarına ve bunlarla ilişkili enerji, sera gazları, su kullanımı ve kimyasal kullanımına odaklanmaktadır. Bunun dışında kalan ilişkili süreçler hep ihmal edilmektedir. Dolayısıyla böyle yapınca da plastik “ideal” bir malzeme gibi görünebilmektedir.

Hatta burada da bakış açısı oldukça dardır. Çünkü mevcut YDA’lar üretim ve nakliye hatlarını da kapsamlı olarak ele almaz. Üretim ve nakliye hatlarıyla ilgili olarak hesaba katması gereken kirliliği neredeyse hiç hesaba katmadığı için tüm YDA’lar düşük ağırlığı ve fiyatı nedeniyle plastiği ideal bir malzeme olarak önermektedir.

YDA yaklaşımlarının neredeyse hiçbirinde plastik üretimi esnasında meydana gelen ham plastik pelet sızıntısı, kullanım sonrası çöp olduktan sonra, ilgili tek kullanımlıkların yarattığı kirliliğin ekonomik ve ekolojik maliyeti ve hatta sağlık etkisi dikkate alınmıyor. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç da bu nedenle plastiğe ait yaşam döngüsünü temsil etmiyor.

Bunun yanında, karşılaştırma yapılan malzemelerin yeniden kullanılabilirliği ve içeriğindeki geri dönüştürülmüş maddenin oranlarını da YDA’larda neredeyse hiç göremiyoruz.

Yani örneğin cam şişe ile pet şişe arasında kıyas yapılırken o cam şişenin kaç defa tekrar kullanılabildiği ve o cam şişenin geri dönüşüme girmiş bir cam malzemeden mi üretildiği hiç dikkate alınmadığı için, sanki cam şişe plastikten daha kötüymüş gibi bir sonuç ortaya çıkabiliyor. Ayrıca cam şişenin mesela ağır olması nedeniyle PET plastikten daha fazla nakliye amaçlı fosil yakıta ihtiyaç duyduğu varsayılır ancak uzun mesafelerde şişe taşınımı denilen olgunun plastiğin cam şişenin yerine geçmesiyle birlikte ortaya çıktığı düşünülmez.

Yani zaten plastik şişe olmasaydı cam şişe için yerel üretim ve dağıtım ağları varlığını sürdürecek ve uzun mesafeler için nakliye ihtiyacı da plastikte olduğu gibi yüksek olmayacaktı. YDA’lar cam şişeyi kötülerken bu durumu hesaba katmıyorlar. Oysaki cam şişeyi pet şişe ile kıyaslarken uzun nakliye hatları varsayımıyla değil, yerel üretim ve dağıtım ağlarının da gelişeceği varsayımıyla hareket edilmelidir. O zaman da görülecektir ki cam şişe daha avantajlı bir malzeme olacaktır.

Bir diğer husus da YDA’larda tüm üretim süreçleri tam kontrollüymüş gibi bir varsayım söz konusudur. Oysaki plastiğin gerek sıfırdan üretimi gerekse de atıktan yeniden üretimi süreçleri tam bir keşmekeş ve kontrol edilemezlikler silsilesiyle doludur. Bunlar yokmuş gibi davranıp sanki tüm üretim basamaklarındaki girdi-çıktı-etki meseleleri hiçbir kayba ve kaçağa sahip değilmiş gibi yapılan analizler teorik olmaktan öte bir anlama ve geçerliliğe sahip değildir. Bu da akıllara “YDA’lar, plastiğin yeşil aklanmasının bir aparatı mı acaba?” sorusunu getirmektedir.

Bana kalırsa tam olarak öyledir. Plastiğin çevre ve sağlık üzerindeki kirli etkisine kör olan tüm yaklaşımlar plastiği parlatmak üzere kurgulanmış yaklaşımlardır. Her ne kadar YDA için ISO 14040 kodlu bir standart yönerge olsa da bu standart bile YDA’yı ne yazık ki eksik bir bakış açısı olmaktan kurtaramıyor.

YDA’larda çevresel etki gibi sözümona bir etki başlığı olsa da bir balina, örneğin plastik yutarak organlarının mekanik olarak tıkanmasından ölürse, bilimsel literatürde kaç kez rapor edilirse edilsin, ‘Etki Değerlendirmeleri’ yapmak için kullanılan envanterlerinin çoğunda yer almaz. Aynı şey, deniz kuşu veya kaplumbağaların plastiklere dolaşması ya da plastiği yiyecek sanıp yuttuğu için açlıktan ölmesi durumu için de geçerli.

. Ancak hakkını yemeyelim; YDA’larda plastik tarafından salınan toksik kimyasalların yarattığı etkiye dair bir kriter var. Ancak o da sadece buna dair özel bir çalışma yapılmışsa işe yarar. Yoksa, ‘buna dair bir veri yok ise değerlendirmeye de gerek’ yok mantalitesi söz konusu.

YDA’lar tek kullanımlık plastikleri bir kirletici olarak varsaymıyor. Öyle ki bunu dikkate aldığınızda bazı tek kullanımlık malzemelere dair yapılan etki sıralaması tam tersine dönebiliyor.

Şu çalışmada böyle bir durum analiz edilmiş ve piramitin tersine döndüğü ortaya konulmuş.

Benzer birçok başka yaklaşım mevcut. Hatta dolaşma faktörü, kader etkisi gibi -Türkçesi anlaşılmaz olsa da- plastiğe dair kirleticilik etkileri YDA’lara dâhil edildiğinde mevcut “plastik daha iyidir” manipülasyonu kaybolup yerine daha adil bir yaklaşım çıkıyor.

Dolayısıyla bir yerde yaşam döngüsü analizi sonuçlarına dair bir paylaşım görürseniz bakacağınız ilk şey kirliliğe ve toksisiteye dair yapılan etki değerlendirmelerinin varlığı ya da yokluğu olmalıdır. Aksi takdirde kafanız karışabilir ve kandırıldığınızı düşünebilirsiniz.

Sonuç olarak plastiğe dair, özellikle de tek kullanımlık plastiklere dair mevcut YDA’ların hepsinin kirleticilik ve toksisite açısından tekrar gözden geçirilmeleri gerekmektedir. Bunun yanında, alternatiflerinin kullanımda olması durumları için yapılan değerlendirmelerin de o durumlara ait nakliye ve dağıtım senaryolarının dikkate alınarak yapılması şart.

Aksi takdirde elma ile armudu karşılaştırmaktan öte bir şey yapılmamış olunur ki bu da kamuoyunu bilinçli olarak kandırmaktan öte bir anlam taşımaz. Üstelik bunlara dayanarak yapılan yönetmelikler de bu kandırma işinin kurumsallaşmasına neden olur ki o zaman da işin içinden çıkmak daha da zorlaşır.

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.