Köşe YazılarıManşetYazarlar

Neden aşıda patent kaldırılamıyor?

Artık tüm ülkeler Covid-19 pandemisinden tek çıkış umudu olarak yaygın ve hızlı bir aşılamayı görüyor. Ancak 16 Mayıs itibarıyla dünyada, ezici çoğunluğu zengin ülkelerde yaşayan kişilere olmak üzere 1.43 milyar aşı yapılabildi. Aşıların iki doz olarak uygulandığı göz önüne alınırsa 8 milyarlık dünyamızda henüz bir milyar insan bile tam aşılı değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre ise dünya nüfusunun sadece %15’ni oluşturan yüksek ve üst-üst orta gelirli ülkeler 2021’de üretimi planlanan aşıların % 83’ünü almış durumda. DSÖ’nün yoksul ülkelerin aşılara ulaşımını hedefleyen COVAX sistemi ise yükselen aşı fiyatları nedeniyle şimdiden başarısızlığa mahkum oldu. Üstelik COVAX sistemi ile DSÖ 2021 yılı içinde tamamı yoksul ülkelerde yaşayan 6 milyar insan için 2 milyar doz aşı alarak sadece bir milyarını aşılamayı hedeflemişti.

Sonuç olarak yaşadığımız bu süreçte her gün on binlerce insan aşıyla önlenebilir bir hastalık nedeniyle yaşamını kaybetmeye devam ediyor. Peki, neden böyle oluyor? Neden şirketlerin ürettiği aşılara yoksul ülkelerin erişmesi günden güne adeta imkânsızlaşıyor? Neden dünya üzerinde aşı üretim kapasitesi sorunu gün geçtikçe krize dönüşüyor?

Şirketler, yatırımların karşılığını alsın diye…

Sorunun yanıtı basit: İlaç ve aşı üreticisi şirketler Covid-19’a karşı geliştirdikleri aşıların üzerindeki patent haklarının bırakın kaldırılmasını,  askıya alınmasına bile karşılar. Her türlü can kayıplarına rağmen tüm dünyanın onların üretim hızına ve fiyat politikasına boğun eğmesini istiyorlar. Onlara göre aşılarını geliştirmek için kısa sürede büyük yatırımlar yaptılar. Şimdi bunun karşılığını almanın hakları olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca ilaç ve aşı firmalarının başka iddiaları da var: Onlara göre, patent haklarından vazgeçseler bile diğer ülkelerin elinde aşı üretimi yapabilecek teknoloji yok. Onlara göre diğer ülkelerin aşı üretim teknolojilerini geliştirmeleri için en az 8-10 yıllık bir süre gerekiyor. Oysa gerçekler bu firmaların kamuoyuna göstermek istediğinden çok daha farklı.

İlk olarak Covid-19’a karşı aşı geliştirme çalışmalarında çok yaygın olarak kamu kaynaklarını kullandılar. Yani önemli ölçüde sokaktaki insanın ödediği vergilerden faydalanarak aşı geliştirme çalışmalarını yürüttüler. İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Çamlı’nın Sol Haber’de yayınlanan röportajında da belirttiği gibi Moderna’nın aşı çalışmaları için ABD hükümetinden 2,4 milyar dolar destek aldığı, Pfizer/BioNTech’in Avrupa Birliği’nden 1,9 milyar dolar acil çözüm desteği kullandığı tüm dünya tarafından biliniyor. İngiltere’de geliştirilen Oxford/AstraZeneca aşısının araştırmalarının % 97’sinin de kamu tarafından desteklendiği de bir sır değil.

ABD, Rusya ve Çin uzlaştı

İlaç ve aşı firmalarının diğer bir iddiası ise aşının kısa sürede geliştirilmesi nedeniyle ortaya çıkabilecek yan etkilerin firmalara getireceği tazminat ödeme sorunu. Ancak bu durumun da ABD ve AB tarafından bu firmalara verilen yasal sorumsuzluk izni ile çözüldüğü biliniyor. Bu firmaların başka bir iddiası da diğer ülkelerin onlar aşının formülünü verse bile bu üretimi yapacak teknolojiden yoksun oldukları   iddiası…  Onlara göre aşılarının üretim sürecinde 50 binden fazla adım var. Aşının güvenliği ve etkinliği için her adımın doğru atılması gerekiyor. Ayrıca tedarik zincirindeki adımlar, özellikle de soğuk zincirin korunması da çok önemli.  Bu noktada da Dr. Çamlı şunları söylüyor

“Elbette teknoloji transferi, nitelikli işgücünün eğitimi, üretim standardı ile güvenliğinin sağlanması, ruhsatlandırma gibi yaşamsal adımlar önemli. Dolayısıyla patent çözülse bile aşılar kısa sürede çoğalmayacak ama önemli olan konuyla ilgili olarak bir adım atılmasıdır. Fikri mülkiyet hakkından feragat edildiğinde ve aşının arkasındaki bilgi ve teknoloji paylaşıldığında, gerekli yatırımlar gerçekleştirilerek kısa süre içinde dünyanın farklı ülkelerinde aşı üretimi yapılabilir hale gelecektir. Biontech’in mRNA aşısını ürettiği tam kapasiteli bir fabrikayı kullanıma sokması sadece altı ayını aldı.”

Dünya Ticaret Örgütü geçtiğimiz Ekim ayında aşılar üzerindeki patentin askıya alınma teklifini ret etmişti. Ancak son birkaç ay içinde köprülerin altından çok sular aktı. Artık başta DSÖ olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri Covid-19 aşıları üzerindeki patentin bir an önce kaldırılmasını istiyor. Bu talebin yükselmeye devam edeceğini gören ABD, nüfusunun % 40’dan fazlasını iki doz aşılamanın ve kalanı için de yeterli aşıyı depolamış olmanın verdiği rahatlıkla patentin kaldırılmasını desteklediğini açıklayıverdi. ABD’nin bu sürpriz önerisini aşı üreten ülkelerden olan Rusya ve Çin desteklerken Almanya sessiz kaldı. Rus ve Çinli firmalar bu gelişmelerden ‘sonra ne kurtarırsak kardır’ yaklaşımıyla birçok ülkeyle daha önce yapmaktan kaçındıkları ‘lisans verme’ antlaşmaları yaptı.  BioNTech’in sahibi olan ve ‘dünyanın en zengin kişileri sıralamasında hızla tırmanan Özlem Türeci ve Uğur Şahin ise şirket hisselerinin patentin kaldırılma haberleriyle değer kaybettiği günlerde ‘patentin kaldırılmasının pek de iyi bir fikir olmadığını’ söyleyiverdiler.

‘Üretimin şirketlere bırakılması politik bir tercih’

Evrensel’e verdiği mülakatta Türk Tabipleri Birliği (TTB) pandemi çalışma kurulu üyesi Prof. Dr. Murat Civanertemel problemin aşıyı üreten şirketlerin önceliklerinin insan ve toplum yararı olmaması olduğuna’ dikkat çekiyor ve ‘öncelik toplum yararında olmadığı için aşıya erişemiyoruz’ diyor. Civaner röportajında muhatabımızın şirketler olamayacağını, bu üretimin şirketlere bırakılmasının bir politik tercih olduğunu ve bu politik tercihin sorgulanması gerektiğinin altını çiziyor. Bilim ve Aydınlanma Akademisi üyeleri ise kamuoyu ile paylaştıkları açıklamalarında ‘Bilim ve Aydınlanma Akademisi üyeleri olarak emeğimizin anlamının ancak ürettiklerimizin toplum yararına teknolojiye dönüştürüldüğü bir toplumda yerini bulacağından eminiz. Patentsiz, sermayenin değil toplum çıkarlarının gözetildiği, eşitlikçi bir toplumda yaşamımızı çok daha anlamlı hissedeceğimizi biliyoruz.’ diyor.

Prof. Dr. İzzetin Önder ise Sol Haber’de yayınlanan söyleşinde patent sorununa iki aşamalı bir çözüm öneriyor. İlk aşamada DSÖ veya benzer bir örgütün kontrolünde belirli pazarlık bandında ilgili şirketlerin fiyat beklentilerinin karşılanarak aşıların üretiminin hızlandırılmasını, ülkesel ve risk alanları itibariyle öncelik planlamasıyla ücretsiz olarak dağıtımının sağlanmasını öneren Önder, bugünkü kriz çözüldükten sonra ise uzun vadeli kesin çözümünü öneriyor. İzzettin Önder kesin çözümün ‘tüm sağlık ve her türlü sosyal hizmetlerinin kamulaştırılması’ olduğunun altını çizerek bunun  bunun nedeni de şöyle açıklıyor:  ‘Çünkü sağlık ve tabii ve insafına terk edilemez.’ ki eğitim ve bunların yanında tüm insani gelişme hizmetleri de kesinlikle kâr amacıyla çalışan özel sermayenin emrine bırakılamaz’

Son söz ‘bilim insanları patent olmazsa çalışmaz’ diyenlere: 1954’de o dönem dünyayı kasıp kavuran çocuk felcine karşı aşı geliştiren ve iki yıl içinde bu aşı ile çocuk felcini kontrol altına alan Dr. Salk tüm ısrarlara rağmen aşının patentini almayı ‘güneşin ve bilimin patenti olmaz’ diye ret etmişti. Bugün Salk’ın patenti ret ederek 7 milyar dolarlık bir geliri elinin tersi ile ittiği hesaplanıyor. Ama o iki yıl gibi kısa bir sürede bulduğu aşıyla milyonlarca çocuğun yaşamını kurtarmayı paraya tercih etmişti. Bugün bazılarına Salk’ı hatırlatmamız gerekiyor, özellikle ‘aşı’da patentin kaldırılmasını pek de iyi bir fikir olarak görmeyenlere’…

Her gün tüm dünyada ortalama on bin insan Covid-19 nedeniyle yaşama veda ediyor, arkalarında sevdiklerini bırakarak… Aşılar için patentin kaldırılması ve aşı üretiminin artırılması şart, hem de bir an önce…