ManşetYazarlar

Mülteci olmanın dayanılmaz ağırlığı

'Bizi soyanlar göçmen ve yoksul değil, buralı ve zengin'

Nasıl dönebilirim ki ülkemde bir savaş varken, ve ben bu savaşta bir taraf olmayı reddetmişken, her iki taraftan da hain damgası yemişken, bunca yoksulluk ve kötülük varken hem de gidecek bir evim ve işim yokken…

Ülkene geri gitmek ister misin diye hangi mülteci veya sığınmacıya sorarsanız sorun, yukardakine benzer cevaplar alırsınız.

Hal böyleyken özellikle de muhalefetin gündeminde sığınmacıları geri göndermek -onlar buna misafirlerimizi sorunsuzca uğurluyacağız diyor- var.

Mülteci düşmanlığında yarış

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu yöndeki açıklamalarına, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın kentteki mültecilerin fatura ve vergilerine 10 kat zam yapacağını açıklaması eklendi.

Bu duruma CHP’den başkanın açıklamaları kendisini bağlar şeklinde çok silik bir tepki geldi. Hatta Arzu Sabancı’nın “Ülkemde mülteci istemiyorum” sözüne CHP Grup Başkan Vekili Engin Özkoç’un sosyal medya hesabından şu sözlerle destek geldi:

“Arzu Sabancı hanımefendi açık yüreklilikle konuşmuş. Tebrik ediyorum. Nerede iş dünyasının diğer babayiğitleri? Suça sessiz kalanlar hata yapanlar kadar suçludur! Korkmayın ses çıkarın.”

Bu açıklamalara Meral Akşener’in Bitlis ziyaretinde, Avusturya Başbakanı Kurz’un Afgan mülteciler açısından Almanya, Avusturya ve İsveç’tense Türkiye’nin sığınmak için daha doğru yer olduğu söylemine “Biz size 3 milyar avro verelim arkadaş sen bizdekilerin tamamını al” cevabı eklendi.

Sahte haberler dolaşımda

Arkasından Suriyeli mültecilerin 27 Temmuz 2021’de Saraçhane’de “Gitmiyoruz” başlığıyla bir miting yapacağı sahte haberi 2019 yılına ait bir görsel kullanılarak yayıldı.

Bütün bunlar gösteriyor ki muhalefetin bir kısmı mülteci karşıtlığı üzerinden politika üretmeye çok hevesli. Bu konuda Avrupa’daki sağcı partileri takip ediyorlar sanki. Ve bu karşıtlığı geliştirirken de özellikle Taliban’ın hakimiyetiyle Afganistan’dan yeni gelen sığınmacılar üzerinden güvenlik ve ekonomi kaygıları öne sürülüyor.

Bu kaygılar toplumun birçok kesimindeki insan tarafından da paylaşılıyor. Toplumda yer eden kaygılar anlaşılabilir. Çünkü ortada Taliban’la pek farkımız yok diyen bir hükümet var. Ve aynı hükümet, ülkeye giren mülteci ve göçmenlerin doğru düzgün bir kaydını tutmuyor. Kamuoyunu şeffaf bir biçimde bilgilendirmiyor.

Gelen insanları kayıt altına alıp, araştırmalarını yapıyor mu bilmiyoruz. Çünkü gelen insanlar can güvenliği sebebiyle kaçmış mülteci durumundaysa zaten almak ve geri göndermemek zorundasınız. Ancak göçmenler daha çok ekonomik sebeple geldiği için durumu biraz daha farklı ki onlarla ilgili de önlemler geliştirebilirsiniz eğer göçmen kabul edecek kapasiteniz varsa.

Mülteciler koz olarak kullanılıyor

Ancak hükümetin mülteci politikası gelenleri sığınmacı olarak tutup Avrupa ile pazarlıklarında koz olarak kullanma ve para koparma üzerine kurulu olduğu için ciddiyetten yoksun bir şekilde ülkeye girişler ve yerleşmeler gerçekleşiyor.

Güvenlik konusuna gelince çok daha geriye gitmemiz gerekiyor. Suriye savaşına dâhil olduğumuzdan beri Türkiye’ye giren cihatçı sayısı ve Türkiyeli terörist sayısı oldukça artmış durumda.

Bölgedeki çalışmalarıyla tanınan akademisyen Doç. Dr Hakan Güneş’e göre; Suriye’de savaşan Türkiyeli cihatçı sayısı Afgan sayısından kat kat fazla. Suruç ve Ankara Garı katliamlarını yapanlar Türkiyeli ve Reina katliamını yapan da Özbek etnik kökenli bir Kırgız. Yani demek oluyor ki insanların etnik kökenlerinden çok ülkelerinde nasıl bir profil çiziyorlar buna bakmak lazım.

Ülkenize tacizci, tecavüzcü ve katilleri almazsınız zaten BM de bu tür insanların mülteci olamayacağını söylüyor. Güneş’in aktarımına göre önce genç erkeklerin gelmesi normal çünkü bekâr erkekler hızlı hareket edebiliyor ve bunlar İran sınırında bekliyordu zaten kapılar açılınca ilk onlar geldi.

Şimdi kadın ve çocuklar gelmeye başladı ve bu sayı giderek de artacak. Hükümet net ve kayda dayalı açıklamalar yapmadıkça tabii bu durum çoğu insanı rahatlatmayacaktır.

Fotoğraf: Ruşen Takva

Muhalefet ne yapmalı?

Öncelikle mülteci olmak için gelen ve başvuran herkesi aynı şekilde değerlendirip potansiyel terörist olarak görmek ve ekonomik tehdit olarak algılamak çok yersiz. Can güvenliği yaşayan insanların sorununa duyarsız kalmak ise insan haklarına aykırı bir durum. Bir gün hepimiz şu veya bu sebeple mülteci olabiliriz.

Muhalefet bir an önce hükümetin mültecileri kullanışlı bir enstrüman ve sayısal bir değer görmesinin karşısında durup, onların insan olduğunu hatırlatmak zorundadır. Ve Türkiye’de zorla tutulmalarının önüne geçmelidir. Çünkü mülteci sorunu tüm ülkeleri ilgilendiren bir sorundur. Hem de çoğu mültecilik durumlarına silah satıp, savaşlar çıkartarak sebep olan ülkeler bu yaptıkları canavarlığın sonuçlarıyla yüzleşmek zorundadır.

Türkiye, Fas, Tunus, Ürdün ve Libya’ya para verelim mülteciler orada kalsın insanlık dışı ve kibirli bir tutumdur. Muhalefetin mültecileri ülkelerine geri göndereceğiz söyleminin de hiçbir pratik karşılığı yoktur. İnsanların durumunu nasıl ayırt edip de göndereceksiniz? Hangi ortama göndereceksiniz? İç savaşlar ve sorunlar tamamen biti ve bu ülkeler demokratik birer siyasal sisteme mi kavuştu?

Topyekün mülteci karşıtlığı kısa vadede size oy getirebilir ancak ileride çok utanacağınız ve açıklamakta zorluk çekeceğiniz tehlikeli adımları da atmış olursunuz. Bunun yerine durumun asıl muhatabı hükümeti ve devlet mekanizmalarını sağlıklı bir mülteci politikası hayata geçirmeye zorlamak daha etik ve insani olacaktır.

Bu konuda belediye başkanı fırtına koparan Bolu’ya baktığınızda nüfusa oranla en az mülteci yaşayan kentlerden birisi olduğunu görürsünüz. Dünyada nüfusuna oranla hatırı sayılır bir mülteci barındıran İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, Bolu Belediye Başkanı Özcan’a katılmadığını söyleyip eleştirmesi de sağduyulu bir yaklaşım olarak kaydedilmelidir.

Eğer demografik yapıyı değiştirecek bir aşamaya geldiğini düşünüyorsanız mülteci sorununun bunu uluslararası platforma taşımak ve oradan insani bir çözüm geliştirmek gerekir. Ekonomik kaygılara gelince bu kadar basit olmayıp tartışılacak birçok veçhesi olsa da şu duvar yazısıyla bitirmek istiyorum:

“Bizi soyanlar göçmen ve yoksul değil, buralı ve zengin.”

 

Kategori: Manşet