Dış Köşe

Mahalle yıkımlarını inşa etmek – Cihan Uzunçarşılı Baysal

0

Sanayinin kentlerin dışına çıkartıldığı, sanayi karşısında hizmetler, finans ve turizm gibi sektörlerin yükselişe geçtiği çağımızda, sanayi emekçilerine ihtiyaç kalmadı. Bir zamanların çeper mahalleleri olan emekçi mahalleleri, genişleyen kentlerin değerli arazilerine dönüştüklerinden, beş yıldızlı projeler için potansiyel yatırım alanları haline geldi. Ekonominin çarklarının üretim yerine arazi rantı/spekülasyonu üzerinden döndüğü günümüzde, emekçi mahallelerini mekân tutan yoksulların damgalanarak kriminilize edilmelerine tanık oluruz. Değerlenen arazilerine sermayenin el koyabilmesi için böyle bir meşruiyet inşasına gerek var çünkü. Dolayısıyla, o zamana dek göz yumulan ‘gecekondu’, birdenbire ‘ur’ olur, ‘ucube’ olur, ‘sakıncalı’ olur. Bu da yetmez, “Terörün, uyuşturucunun, devlete çarpık bakmanın, psikolojik olumsuzlukların merkezi’’ (Erdoğan Bayraktar, 2008) olur. Hele arazi rantı iyice yüksek bir bölgede ise, örneğin Küçükçekmece Ayazma Mevkii gibi “uluslararası alanda prestij olan Olimpiyat Stadyumu’nun yanı başında TEM otoyolundan hemen görülebilecek bir noktada” (Aziz Yeniay 2008) ise, yoksulluğu yaratan mekanizmalar sorgulanacağına, mahallenin kendisi yoksulluğunun görünür olmasından suçlu ilan edilir. Oysa niyet arazi rantıdır ve önceden dile getirilmiştir: “Kentin prestijini arttıracak özel proje alanları olarak geliştirilmesini” sağlamak ve “prestij projelerine yer açabilmek için gecekondu alanları boşaltılacak” (Erdoğan Bayraktar, 2004). “Arazinin arsızca metalaştığı” (Prof. Arif Hasan- Karachi Üni., 2009) ve tüm insani değerleri ötelediği zamanımızda, bir zemin kaymasıyla, failler bulunur: Gecekondulular ile alt gelir grubu emekçileri. Eleştirel sorgulamanın odak noktası şaşar. Yoksulluğu ve yoksunluğu üreten sistemden, düzgün bir sosyal konut politikası olamayan devletten, sosyal adaletten azade dağıtım mekanizmalarından, politik tercihlerden vb. kayar, gider ‘kötü kadın/ adam’ gecekonduluya zumlanır! Böylece, gecekondu bölgelerindeki kentsel dönüşüm politikalarının ardındaki gerçek niyet gözden kaçar, bu politikalara meşruiyet inşası kolaylaşır.

Acil kamulaştırma
Van depremi ertesinde de benzer bir zemin kaymasıyla karşı karşıyayız. Başbakan’ın deprem ve gecekonduyu ilişkilendirerek gecekonduluyu azarlayıcı tondaki “Senin binanın enkaz bedeli budur ve gel buraya gir, 20 yıl vadeyle de gel ve burada otur ama oturacağın yer artık burası” açıklamasından ve “Başta büyük şehirlerimiz olmak üzere… bütün gecekondular, kaçak binalar…” cümlelerinden, mahalle yıkımlarına meşruiyetin bu kez deprem üzerinden inşa edileceğini anlıyoruz. Potansiyel deprem yasasının, ‘acil kamulaştırma’ vb. tedbirlerle tam bir barınma/ konut hakları mağduriyetleri ve mülkiyet hakkı ihlalleri tetikleyeceğini belirterek, deprem keşif turu yapalım: Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı, imar komisyonlarının ‘tıkır tıkır’ çalıştığı ancak Deprem Komisyonu’nun bir kez bile toplanmadığı dokuz yıla isyan eder. 2009’dan geriye, son dört yılda, 3 bin 900’den fazla imar planı değişikliği yapan (günde üç plan) İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ortada depremle ilgili somut bir çalışması yok. DPT’nin yayınlarına göre, Marmara depremi nedeniyle 1999-2006 arası 20 milyar TL toplandı, bu kaynağın deprem hasarına yönelik kullanılıp kullanılmadığı bilgisi bulunamadı.

Sorgulanması gerekenler
İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ISMMMO) Başkanı, 30 milyarı bulan deprem vergilerinin kullanımının şeffaf olmadığını belirterek, 99’dan sonra çıkan yönetmeliklere rağmen denetimsizliğin devamından yakınır. Nitekim Van’da yıkılan çoğu bina 99 ertesi binalardır. Prof. Semih Tezcan, 54 bin kamu binasından sadece yüzde 1,5’inin elden geçirildiğini belirtir. Kamusal alanların, devlet arazilerinin ve parkların AVM, rezidans, lüks otel uğruna betonlaştırılmaları sonucunda İstanbul’da çadır kuracak yer kalmadığı gazetelere düşen son (sonuncu değil) marifetimizdir. Van’a gelirsek, TMMOB’nin kentte 2009’da gerçekleştirdiği ‘Deprem’ paneli tehlikenin varlığına işaret eder, nitekim bir bölge milletvekili de TBMM’ye konuyla ilgili soru önergesi verir. Toparlarsak, 12 sene sonunda geldiğimiz nokta, deprem paralarıyla sağlamlaştırılan konutlar, mahalleler, kamu binaları değildir. Kentsel dönüşüm/yenileme projesiyle, İstanbul’a ‘Çılgın Kanal’ ve ‘İki Yeni Kent’ ile Van’a ‘Nevruz Efsaneler Ülkesi Projesi’dir. Şimdi, tüm bu gidişattan gecekonduluyu sorumlu ilan edelim ve tartışmayı da depreme yönelik yapılması gerekenler ancak yapılmayanlar yerine gecekonduludan başlatalım. Ancak, böyle bir zemin kaymasıyla sorgulamamız gereken yere bakamayacağımız ve çözümü de bulamayacağımız için, bu gidişatın sonunun ayaklarımızın altından çekilen zemin olarak başımıza ineceğini bilelim. Gecekondu mahallelerinin TOKİ’lere taşınarak yerlerinin beş yıldızlı projelere açılmalarıyla ekonominin çarkları bir süre dönebilir ama depremden korunma sağlanmaz. Fener-Balat-Ayvansaray ya da Tarlabaşı kentsel yenilemelerinin ısıtılıp tekrar gündeme düşürülmelerinin de depremle ilgisi yoktur. Yönetimler önce kendi açıklarından yani kaç köprü, viyadük, hastane, okul, kamu binası elden geçecek, çadır kentler nerelere kurulacak, organizasyonları nasıl olacak, sağlık personeli, gıda/su stokları, arama -kurtarma timlerinden başlamalı.

Felaket kapitalizmi
New Orleans sel felaketi ertesinde toplu konutlarda oturanların sel bahanesiyle yerlerinden edilerek bölgenin lüks konutlara açılması ya da Sri Lanka’da tsunami ardından sahilin lüks otellerle donatılması, ‘felaket kapitalizmi’ örnekleri. Naomi Klein felaketleri, heyecanlı fırsatlar olarak değerlendiren ve kamusal alana sermaye tarafından yapılan bu baskınları böyle adlandırır. Amaç, mahalleler üzerinden felaket kapitalizmi yapmak değil de gerçekten depremden korunma ise, bu pekâlâ ‘yerinde dönüşüm’ projeleriyle yapılabilir. Mahalle, depreme karşı korunduğu kadar, insani değerleri de arsızca metalaşan arazi değerlerine karşı korunmayı hak eder.

Cihan Uzunçarşılı Baysal – Radikal 2

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.