Hafta SonuManşet

[Kuşlar, Orman ve Ben] Leylek Melahat

Türkiye’de Doğa ve İnsan Konularının Yakın Tarihi’nde Tanıklıklar

Güneşin Aydemir

8

Üç hafta gecikmeli olarak devam ediyorum. Zira hep hafta sonlarına denk gelen programlar içinde olmam gerekiyordu. Kaldığım yerden devam ediyorum. İsterseniz bir önceki yazıyı önden bir kere daha okuyun ;o) kuslar-orman-ve-ben-bir-an-var-andan-iceru/

LEYLEK MELAHAT

Merak edenler için birkaç bilgi; dünyada 60-70 in üzerinde sivrisinek türü var. Türkiye’de bunların yaklaşık 20-25 i yaşıyor (Yanlışsam düzeltin Bülent Alten). Bu türlerin bazıları tatlı temiz sularda, bazıları fosseptiklerde, bazıları organik maddece zengin sularda yaşıyor. Deniz suyu tuzluluğunda yaşayanı bile var. Sivrisineklerin taşıdığı ve bulaştırdığı pek çok hastalık var ama bunlar da türlere bağlı çoğu kez. Adaptasyon yeteneği bu kadar gelişmiş ve çok dar bir ekolojik nişte çeşitlenmiş bir canlı olduğu için de mücadele yönteminin oldukça karmaşık bir algoritması var. Çalıştığımız proje bu algoritmayı ortaya çıkarmayı hedefliyordu işte.

Bu anlamda sivrisinekçilerin kült olarak kabul ettiği çok inanılmaz bir çalışma vardır. Bu çalışmanın detayları da uzunca bir makalede ele alınır. Yıllar önce Bangok kentinde Dang Humması salgını baş gösterir. Dang Humması Aedes aegypti isimli bir sivrisinek türü tarafından yayılmaktadır. Gelin görün ki bu sivrisineğin kökünü ne yaptılarsa kurutamamışlardır. Bu sivrisinek türü yakından bakıldığında bir de yakışıklıdır ki öyle böyle değil. Bacaklar siyah – beyaz çizgili, sırtında lir biçiminde bir işaret var.

Aedes aegypti

Aedes aegypti

Efendim Bangkoklular en sonunda “ben bu meseleyi çözerim ama bana en az iki yıl süre vereceksiniz” diyen şimdi adını hatırlamadığım bir ekologdan yardım isterler. Adam şehrin dışındaki bataklığın yanında kurulu bir tapınağa yerleşir, orada yaşayan rahiplere kendi odalarındaki sivrisinekleri toplamalarını, tek tek boyamalarını, kaydetmelerini ve sonra da geri bırakmalarını ister (rahiplerin odaları binanın dışındaki tüm yönlere bakmaktadır). Dikkatinizi çekerim, bu işlemleri yaparken sivrisinekleri öldürmeyecekler! Tam ermelik, aydınlanmalık iş. Adam 3 sene kadar bu verileri toplar ve sonunda şunu şöyle yaparsanız bu iş çözülür gibi bir formül verir. Belediye bunu uygular ve sonunda Dang Humması tarihe karışır. Ekosistem bilgisinin işe yaradığını göstermek için ders diye okutulası, mükemmel bir örnek. Bugün, sivil toplumun kurguladığı pekçok eğitimde (permakültür, bütüncül yönetim, ekolojik yaşam vesaire), öğretilmeye çalışılan şey.

Sivrisineğe bak, nelere vesile oluyor böyle.

Nitekim benim de bu adama özenip, üçbinin üzerinde dişi sivrisineği, at kılından yapılma bir fırça ile tek tek boyamışlığım vardır.

Çok yüzeysel olarak anlattığım ve bıraksanız üzerine bir kitap yazabileceğim –ve yazılmış pek çok kitap da vardır zaten- bu döngü sayesinde milyonlarca yıldır yaşamayı başarmış, medeniyetleri çökertmiş, insanları yerinden etmiş bu canlıya gel de saygı duyma şimdi.

Nitekim araştırma boyunca kaldığımız Dalyan da bir zamanlar sıtma yüzünden terkedilmiş antik Kaunos kenti idi. İyi yere postu sermiştik yani. Ne ki araştırma alanımız dışındaydı Dalyan. Mandalina bahçeleri arasında kurulu olan Antik Otel’de kalıyor ve buranın dünya tatlısı ev sahipleri tarafından ağırlanıyorduk.

Kaunos Antik kenti

Kaunos Antik kenti

Neyse ben bu konuya fazla girmeyeyim, zira saatlerce konuşabilir, sayfalarca yazarım, hepiniz bayılırsınız.

Bir insanın ömrü içinde kaç dönüm noktası olursa, işte onlardan biri, benim çalışmanın içine düşmüş olmam. Artık kaderin bir cilvesi midir?, Şuurla alınan bir karar mıdır? Yoksa bu kararı bana kaderim mi verdirmiştir? Orası meçhul.

Şimdi gel de anlatma! Arazide yaralıyken bulup 3 yıldızlı, havuzlu konaklama yerimizin cillop gibi bakımlı bahçesinde bakıp iyileştirdiğimiz leyleğimiz Melahat’ı anlatma mesela. Ya da köyde sinek peşinde koşarken, buluşma noktasında durduğumuzda tanık olduğumuz, köydeki ineklerinin çiftleşme törenini anlatma mesela. Birden bütün ekip damızlık olarak başka bir köyden getirilen delikanlı boğanın köyün nazlı ineklerini döllerken bakakalmış olacağız ki, ineğin sahibi adam dönüp “bilet de keselim mi?” diye sormuştu.

Leylek Melahat

Leylek Melahat

Şimdi anlatmayayım mı mesela, köylerden birinde bir düğüne davet edildiğimizi, giderken gelinle damada takılmak üzere grupçak çeyrek cumhuriyet altını aldığımızı ve piyanist şantör abimizin bizi “sivrisinek savunma ekibi” diye takdim etmesini?

Ya da karetta karettaları araştırmak için gelen ve yazları İztuzu plajında yaşayan arkadaşlarımızla güzel kumsal muhabbetleri, o muazzam hayvanların yumurtlama ayinleri ilginizi geçmez miydi?

Anlatacak şey çok da hızlıca geçip, bir başka konuya atlayışımı, kuşlar alemine dalışımı anlatsam sanki daha iyi olur.

SERÜVEN BAŞLIYOR

Ben bir yandan bu projede çalışıp bir yandan da okula devam ederken, 1992 yılının 29 Ekim tatilinde Doğu Karadeniz’e giden bir gruba katıldım. Tanıdığım ve tanımadıklarımla galiba 20 kişi kadardık. Oldukça turistik bir geziydi diyebilirim. Ama gruptakilerden biri kuş gözlemcisi çıkmasın mı? Doğu Karadeniz de malum göç rotası üzerinde. Her yıl binlerce yırtıcı kuş bir kıtadan diğer kıtaya göç ederken Artiv – Borçka civarı bir bölgeden geçiyor. Gittiğimiz mevsim de tam göç zamanı. Zaten o bölgede Atmacacılık çok yaygın. Geçirdiğim 3 günün sonunda Ankara’ya coşkulu bir kuş gözlemcisi adayı olarak döndüm. Hayatımın en disiplinli dönemi sanırım kuş gözlemciliğinin erken dönemleridir.

Bir sene boyunca her hafta sonu saat 5’te kalkıp önce Beytepe Kampüsüne, oradan da Eymir ve Mogan Göllerine kuş saymaya gittim Uygar (Özesmi) ve Omca (Çobanoğlu) ile birlikte. İşin garip tarafı kuşlarla bu düzeyde ilgilenen insanların sayısı hiç de sandığım gibi, az değildi. Ankara Kuş Gözlem Topluluğu, ilk örgütlü kuş gözlem grubudur. Kuruluşu 90ların ilk yıllarına rastlar. İlgilendiği konuda bilimsel nitelikte çalışmalar yapan, sürekli birbirinden öğrenmeye odaklı şekilde sosyalleşen, doğanın korunmasını temel hedef alan bir hobi grubuydu özünde. Tüzel kişiliği yoktu zaten de olmasa daha iyiydi. Teleskop ve dürbünlerden oluşan ve ortak kullanımda olan ufak bir makine parkı bile vardı. Aralarında doğa fotoğrafçısı olan kişiler vardı. Bu kişiler sayesinde Anadolu Doğasının güzel bir arşivi oluştu.

39

Kuşçular doğa koruma konusunda bir ekolü temsil ederler. Hatta bu rolü bitkicilerle paylaşırlar. Bir başka ekol ormancılar ekolüdür, bir diğeri denizciler ekolüdür. Onlara da sıra gelecek, zira benim onlarla tanışmam sonralara denk geliyor.

Bugün doğa koruma, doğa eğitimi, doğa aktivizmi, doğa araştırmaları, ağ kurma, gönüllülük gibi kavramları sivil toplum çalışmalarına sokan kim varsa, çoğunluğu bu ekipler içinden çıkmıştır desem, yanlış olmaz. Şimdi tek tek isimlerini saymak abes olacak ama saymasam da olmayacak… Ne yapsak?

Devam edecek

40-Güneşin-Aydemir

 

 

Güneşin Aydemir

Kategori: Hafta Sonu