Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Konya’da çöken gelecek

Tarlasında mısır hasadı yaparken büyük bir gürültü ile işini yarım bırakmak zorunda kalan Konyalı tarım işçisi el birliği ile Konya’nın ve Türkiye’nin tahıl ambarı olması itibariyle, hepimizin geleceğinin nasıl çökertildiğini;  oluşan obruktan derinlere doğru bakarken düşünmekten kendini alamamış olmalı. Çünkü aklıselim her insan bunu yapar.

Bilinçsiz yer altı suyu kullanımının ve kaçak artezyen kuyularının (izinli olandan farkını anlamak mümkün değil) yer altı suyunu sömürmesi ve oluşan akifer boşluklarının üzerindeki fazla yükü taşıyamayıp çökmesi sonucu oluşan devasa çukurlar, uzun zamandır gündemi meşgul ediyor. Benim hayatım boyunca gördüğüm tek obruk -ki o da obruk sayılır mı bilemiyorum ama- bir meteor çukuru. Ancak Konya’dakileri görünce benim gördüğümün bir hiç olduğu kolayca anlaşılabiliyor. Üstelik bağlamları da farklı! Birisi uzaydan gelen serseri bir taş nedeniyle, diğeri ise bizzat insandan kaynaklı oluşmuş.

İklim krizi ve plansızlık en önemli neden

Obruklar kuraklığın getirdiği su ihtiyacının yarattığı aşırı yer altı suyu kullanımının nelere mal olabileceğini bize açıkça gösteriyor. Bu durum tabii ki sadece yer altı suyu kullanan Konyalının değil, hepimizin sorunu. Halihazırda gündemdeki yerini hep koruyan küresel iklim krizine neden olan her şey, Konya ovasının bu haline neden olan etmenlerin de ortağı.

Bunun yanında tüm bu olacaklar için hiçbir önlem almayan yönetici elitinin sorumluluğu hepsinden daha önde duruyor. Her zaman olduğu gibi bu meselede de yumurta kapıya dayandığında önlemlerden bahsedilmesi nasıl bir yönetim planlaması(zlığı)na sahip olduğumuzu ortaya koyuyor. Kuraklıkla mücadele eden tüm dünya risk haritası çıkartıp önlem almaya çalışırken, biz afetin yaşanmasını bekleyip afet sonrası çözüm planları üretmekle meşgulüz. Nitekim Konya ovası bunun en büyük göstergesi.

2010’lara kadar yıllık yaşanan 1-2 metre seviyesinde olan yer altı suyu çekilme oranı, şimdilerde daha da artmış durumda. Bu durum obruk felaketlerinin daha da artacağının göstergesi! Şimdiden sayıları 600’den fazla olan obrukların yerleşim yerleri yakınlarında da görülmesi güvenlik endişesi de yaratıyor. İnsanın yarattığı bu problemin tekrar insana ulaşmayacağını beklemek zaten saflık olurdu.

Şimdilerde bu problem jeolog perspektifiyle araştırılıyor ve olası yeni obruk noktaları tespit edilerek önlemler alınması için çeşitli girişimlerde bulunuluyor. Güvenlik riskinin ortadan kaldırılması için işlevsel olan bu uygulamanın sorunun çözümüne ya da alınması gereken önlemlere dair herhangi bir etkisi olmadığını belirtmekte fayda var.

Hiçbir su ‘boşa’ akmaz!

Konya ovasında yer üstü su kaynaklarındaki azalma ve küresel iklim krizinden kaynaklı olarak çiftçi, ekilen ürün için yer altı suyunu kullanmaya devam ediyor. Bunun yanında alternatif üretim yöntemlerine yönelenler de var. Ancak bütünsel olarak ortada Konya havzasında sürdürülebilir (bu kavrama alternatif bir kavram olarak Hülya Denizalp’ten “bereketli” kavramını öğrendim ve daha uydu gibi) su kullanımını teşvik edecek geniş çaplı etkili bir program olduğu söylenemez. Bunun yanında halen vahşi sulama mevcut sulamanın büyük bir kısmını teşkil ediyor. Mera olması gereken alanlar tarımsal alan olarak kullanılmaya devam ediliyor ve hala su tüketimi az olan ürün yetiştirmek yerine geleneksel uygulamalara devam ediliyor. İşte tüm bu uygulamalar için de yer altından çekilen su kullanılınca yıkım daha çabuk ve etkili oluyor.

Bir zamanlar Konya ovası için zihni sinir baraj projeleri filan öneriliyor, Akdeniz’e “boşa” akan suların Konya ovasına yönlendirilmesi planlanıyordu. Bu akıl dışı yaklaşımların bir kısmı rafa kaldırılırken, bir kısmı da formu değiştirilerek uygulanmaya çalışılıyor. Ne yazık ki hala doğanın bir bütün olduğu ve hiçbir nehrin bir yere boşa akmadığı fikrinden bihaber olunması durumu söz konusu. Bu anlamda ortada ciddi bir zihniyet problemi olduğunu söylersek yanlış yapmış olmayız. Nitekim “boşa akan” neredeyse bütün nehirlerin ülkenin enerji ihtiyacı adı altında hidroelektrik santraller ile talan edilmesi boşuna değil. Ancak gözden kaçan bir nokta var ki o da doğanın bütünselliğinin göz ardı edildiği gerçeği. Milyonlarca yılda oluşmuş bir sistem, insan müdahalesine ne kadar dayanabilir ki? Nitekim Konya örneği bunun en iyi göstergesi.

Konya tecrübesi ülkenin su geleceği açısından oldukça önemli bir yerde duruyor. Aşırı tüketim, doğaya olan kaba ve hasmane yaklaşımlar, sınırları zorlayan kaynak sömürüsü ve beraberindeki kısa vadeli çözüm(süzlük)ler bizi su açısından karanlık bir geleceğe doğru hızla sürüklüyor. Artık barajların doluluk oranlarının şeceresini tutanlar, aynı şeyi yer altı su rezervleri için de yapsa iyi eder. Çünkü yer üstü suları bugünün, yer altı suları da geleceğin su bütçesinin önemli bir göstergesi.  Artık su kullanımı için tasarruf, eğitim ya da telkinlerle önlem alınacak eşiği çoktan geçtik. Zaman yaptırım ve zorunluluk zamanı! Aksi takdir de Konya’da çöken sadece topraklar olmayacak aynı zaman da gelecek de olacak.

 

Kategori: Hafta Sonu