Doğa MücadelesiEkolojiManşetVideo

Kervan son gününde termik santral önünden seslendi: Bu nasıl bir hukuksuzluk!

0

İklim Adaleti Koalisyonu ve Ekoloji Birliği‘nin Muğla’daki termik santraller hakkında Mahkemece verilen kapatma kararının uygulanması talebiyle çıktığı kervan Akbelen’de son buldu.

20 Ekim’de Datça’dan yola çıkan ve arasında Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği, Muğla Çevre Platformu, İklim Adaleti Koalisyonu ve Ekoloji Birliği‘nden üyelerin bulunduğu kervanın yolcuları son günde, Yeniköy Termik Santrali‘ önünden seslendi.

‣Akbelen’deki jandarma saldırısı yargıya taşındı
‣Akbelen Ormanında maden izni iptal davaları ‘kamu yararı’ olduğu gerekçesiyle reddedildi
‣Akbelen için adalet yürüyüşü: O zindan gibi günlerin hesabını hukuk önünde sorma zamanı!

“Adalet istiyoruz! Çünkü bu bölgenin halkı yıllardır üç tane termik santral işletilsin, onlara kömür sağlansın diye çok büyük bedeller ödüyor: Köylerimiz, ormanlarımız, zeytinliklerimiz, tarım alanlarımız, toprağımız, havamız, suyumuz yok ediliyor, kirletiliyor” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şunlar aktarıldı:

“1996’da Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri için çevreye verdikleri zarar nedeni ile mahkeme kapatma kararı vermiş, ancak bu karar o zamandan beri hala uygulanmıyor, bu santraller bölgeye ölüm saçmaya devam ediyor. Anayasal hukuk devletinde yargı kararını uygulamamak olur mu? Adalet kervanımızın bu son gününde artık bu kararı uygulayın, bu zulüm bitsin diye bir kez daha haykırıyoruz.

Yargı kararının uygulanmadığını ilk kez duyanlar kendilerine şöyle sorabilirler: Bu nasıl bir vidansızlık? Bu nasıl bir hukuksuzluk? Devlet, vali, kaymakam, kolluk kuvvetleri, yok mu bu ülkede yasaların uygulanmasını sağlayacak kurumlar? Bu insanlara kimse sahip çıkmaz mı?”

Akbelen abluka altında: Sizin evinizin tapusunun da garantisi yok
Akbelen’de avukatların alınmadığı arazi tespiti

Direnişçiye ışık hızında ceza: İşkenceyi soruşturmak yerine erişim engeli

Şirketler için ağaçların kesildiği Akbelen’e beton döküldü

‘Devlet var ama kim için?

Kapatma kararının uygulanması halinde Akbelen ormanının kesilmeyeceğini hatırlatan aktivistler, Akbelen ormanını koruma mücadelesi sürecinde kaymakamın, valinin, kolluk kuvvetinin, kısaca devletin tüm kurumları ile var olduğunu gördüklerini belirterek şu soruyu sordu:

“Var ama kimin için?”

Kervanın son gününde termik santral önünden yapılan açıklamada şunlar aktarıldı:

“Yaşam haklarını savunan yurttaşlar olarak anladık ki bu santralleri çalıştıran şirketler tüm bu kurumları, mahkemeleri yanına almış. Yürütmesi, yargısı, yasaması halka bu zulmü yaşatmak üzere bir olmuş. Bir hukuk devletinde yaşadığımız yanılgısı ile haklarımızı savunmak üzere başvurduğumuz bu kurumların yetkililerine sanki denilmiş ki, bundan sonra göreviniz bu şirketlerin çıkarlarını korumak. Bunun için her türlü gücü, her türlü devlet imkanını kullanabilirsiniz. Yasaymış, insan hakkıymış, uluslararası sözleşmelermiş, iklim kriziymiş, hiçbirine aldırmayın, devlet sizin arkanızda.

Sanki onlara demişler ki, biz devlet olarak şirket sahipleri ile anlaştık, size karşı duran köylüleri, yaşam savunucularını ezin geçin, gözlerinin yaşına bakmayın. Tam böyle bir süreç yaşadık ve hala yaşamaya devam ediyoruz. Kervan yolda iken Bodrum‘a su veren barajların kapatıldığı haberi geldi. Barajlarda su bitmişti ve Bodrumlular susuz kalmıştı. Neden bitmişti su? Çünkü insanların yaşam hakkı olan on milyonlarca ton su, barajlardan termik santrallerin türbinlerini soğutmak üzere hiçbir ücret talep edilmeden şirketlere verilmişti.”

Önünde  açıklama yapılan Yeniköy Termik Santrali’nin tek başına yılda bedavadan aldığı 14 milyon ton içilecek kalitedeki suyu tek başına tükettiğine dikkat çeken aktivistler, santralin işi bittikten sonra da atıklarıyla zehirlediği suyu doğaya bıraktığını hatırlattı.

‘Kömürün alternatifi var, suyun alternatifi yok!’

“Halkın ne yiyip ne içeceği, hastalıktan ölüyor olması onların umurunda değil. Onların tek derdi ceplerini doldurmak. Diyorlar ki enerji üretiyoruz, enerjisiz yaşam olur mu? Bu kocaman bir aldatmaca” denilen açıklamanın devamında ise şunlar aktarıldı:

“Yol boyunca da hep bunu anlattık, bu üç santralin ürettiği enerji ülkenin kurulu enerji üretim kapasitesinin yalnızca yüzde 1,6’sına, üretilen elektriğin ise yüzde 3,3’üne karşılık geliyor. Diğer yandan ülkede kurulu enerji üretim kapasitesi şu anda üretilen elektriğin iki katı. Yani bırakın Muğla’dakileri, ülkedeki tüm termik santraller kapatılsa ülke elektriksiz kalmaz. Bu santrallere kömür sağlamak için açılan bu ölüm çukurlarına, yok edilen ormanlara, tarım alanlarına, su kaynaklarına değer mi?

Üstelik iklim krizinin yol açtığı felaketlerle baş etmeye çalışırken, Paris İklim Anlaşmasına imza atmış bir ülke olarak zaten bunları kapatmak için eylem planları yapmak gerekiyorken? Çok iyi biliyoruz ki; kömürün alternatifi var, suyun alternatifi yok!”

Ek olarak iklim adaleti kervanının yolcuları yetkililere şöyle seslendi:

“Muğla’ya yaşattığınız bu zulüm, bu adaletsizlik yeter! Mahkeme kararlarını geciktirmeden derhal uygulayın ve bu ölüm makinelerini susturun, bu ölüm çukurlarını kapatın! Yapmak zorundasınız bunu, çünkü anayasada öyle yazıyor, burası bir hukuk devleti! Eğer yurttaşlarınızın bu haykırışını duymazdan gelerek bildiğinizi okumaya devam ederseniz, bu tüm dünyaya açıkça bu ülkenin bir hukuk devleti olmadığının ilanı olacaktır. Yani bu topraklar üzerinde hiçbir yurttaşın hiç bir yasal güvencesinin olmadığı anlamına gelecektir. Gelin bu yanlıştan bir an önce dönün, bizleri dünyada hukukun işlemediği ülkeler arasında sayılma utancına mahkum etmekten vaz geçin. Bu güzel ülkenin insanlarına bu utancı yaşatmaya hakkınız yok.”

‘En çok siz ölüyorsunuz’

Söz konusu santrallerde çalışanlara yönelik olarak ise şu ifadeler dile getirildi:

“Bu santrallerin kapatılmasını talep eden bizler, vicdansız sendikanızın, patronlarınızın dediği gibi emeğinize düşman değiliz. Aksine, sizlerin insanca yaşama hakkını, insanca koşullarda çalışma hakkınızı savunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bu yaşam düşmanı iş yerlerinde çalışırken en çok siz hasta oluyor, en çok siz ölüyorsunuz.

Bizleri berbat yaşamlara mahkum etmek onların umurunda olmadığı gibi sizlerin yaşamları da umurlarında değil. Diyoruz ki; devlet her yıl bu şirketlerin patronlarına kapasite teşviki adı altında devasa kamu kaynaklarını transfer etmekten vazgeçsin. Bu santraller ve kömür ocakları kapatılsın, patronların cebine aktarılan kamu kaynakları sizlere sağlıklı yaşama ve çalışma koşullarında iş imkanları yaratmak için harcansın. Gelin bu onurlu yaşam kurma mücadelesini hep birlikte verelim.

Şunu bilmenizi istiyoruz ki; sizleri mağdur ederek daha iyi bir yaşam kurmayı öngören hiçbir talebimiz yoktur. Bu topraklar hepimizi beslemeye, doyurmaya yeter. Kendi topraklarımızda, ölüm çukurlarının, ölüm saçan santrallerin dibinde, bir sömürge devletinin köleleri gibi yaşamaya mahkum değiliz. Yaşasın hayat!”

Rapor: Kimsenin işsiz kalmadığı bir ‘kömürden çıkış’ mümkün 

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.