ManşetKöşe YazılarıYazarlar

İzmirli yaşamına ve suyuna sahip çıkıyor

Geçtiğimiz hafta içinde 500 İzmirli, 50 avukat aracılığıyla Efemçukuru Altın Madeni’ne karşı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) tarafından açılan davaya bu kurumun yanında müdahil oldular. Ancak 18 yıldır süren kentin tek su havzasını koruma kavgasında, kentin gerçek sahibi İzmirlilerin avukatları, davanın 16 Ekim cuma günü sahada yapılan keşfine sokulmadı.

Kentin tek su toplama havzasında

Efemçukuru İzmir’in içinden kafanızı kaldırıp; kenti çevreleyen dağlara baktığınızda rahatça görebileceğiniz bir bölge… Üstelik su fakiri olan kentin tek su toplama havzasının içinde yer alıyor. İşte bu kritik noktada kentin su havzasını tehdit eden altın madenine karşı İzmirlilerin ve İzmir’e sağlıklı, güvenilir su sağlamakla görevli İZSU’nun mücadelesi yıllardır devam ediyor.

1998’de bölgede kurulmak istenen madenin İzmir’in içme ve kullanma suyu kaynakları üzerinde olması nedeniyle başta İzmir Tabip Odası (İTO) ve TMMOB’ne bağlı çok sayıda meslek odası ile İzmirlilerin açtığı davalar uzun süren mücadelelerin sonunda kazanılmıştı. Fakat buna karşın şirket her seferinde mahkeme kararlarını hiçe sayarak Çevresel Etki Değerlendirme olumlu kararını (ÇED) ve işletme ruhsatını almayı başarıp 2011’de çalışmaya başladı. Bununla da yetinmeyen şirket 2012’de ise 2,5 kat kapasite artırımı için yeniden ÇED hazırlayarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığından olumlu kararı aldı. Bu aşamada ise başta İTO ve TMMOB bağlı bazı meslek odalarıyla, çeşitli çevre örgütleri ve İzmirliler yılmayıp, ÇED olumlu kararının iptali için dava açtılar. Açılan davada mahkeme ÇED olumlu kararını iptal etti ve altın madeninin kapasite artırımının önünü kapattı.

16 Ekim günü yapılan keşifte İzmirlilerin ve meslek odalarının avukatları maden sahasına sokulmadı/ Fotoğraf: Tuğrul Şahbaz.

Bunun üzerine madene Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından mahkeme kararlarını işlevsiz bırakmaya dönük olarak çıkarılan 2009-7 sayılı genelgeye dayanılarak; 30 gün içinde, adeta hukukun ve bilimin kararını hiçe sayarak 17.11.2015 tarihli yeni bir ÇED olumlu kararı verildi.  Onun iptali için de yılmadan meslek odaları ve İzmirliler tarafından dava açıldı. Üstelik mahkeme ilk kapasite artırımı ÇED olumlu kararını iptal ederken atadığı bilirkişi bölgeden toprak numuneleri almış ve yapılan analizler sonucu ağır metal oranı Dünya kabuk ortalamasının çok üzerinde bulunmuştu.

Bu arada bu mahkeme kararı Danıştay’ca ‘İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü laboratuvarının akredite olmadığı ve bilirkişilerin İzmir üniversitelerinden olması’  gibi nedenleriyle bozuldu ve bu karardan sonra 17.11.2015 tarihli ÇED olumlu kararına da gerek kalmadı. Maden ilk ÇED olumlu kararıyla çalışmaya devam etti. Mahkeme bu sefer İzmir dışından bir bilirkişi atadı. İzmir’in suyunu içmeyen bu bilirkişi alandan numune bile almaya gerek görmeden, yedi sayfalık bir raporla ÇED olumlu kararını akladılar.  Bu ikinci aşama kararı da başta meslek odaları olmak üzere davacılar tarafından temyiz edildi. Danıştay bu sefer alandan numune alınmamasını da göz önünde bulundurarak davacılar lehine kararı bozdu.

Davanın avukatlarından biri olan Arif Ali Cangı bundan sonraki gelişmeleri ise şöyle özetliyor:  “Bu bozmadan sonra da keşif ve örnek alma işlemleri şirketin engellemeleri ve baskısı altında gereği gibi yapılamadı ve sonunda davamız bir kez daha ret edildi. Bu davanın temyiz sonucu geldi. Danıştay 6.Dairesi; 31.12.2012 tarihli ÇED’in iptalinden sonra 17.11.2015 tarihli yeni bir ÇED olumlu kararı verilmiştir, o durumda 31.12.2012 tarihli ÇED olumlu kararının bir geçerliliği kalmamıştır. O nedenle davanın reddi kararını bozuyorum ve dava konusunda karar verilmesine yer olmadığına kesin olarak karar veriyorum’ dedi.

Bu durumda Efemçukuru Altın Madeni kapasite artırımı projesine ilişkin 17.11.2015 tarihli ÇED olumlu kararı da geçerli hale geldi. Meslek odaları, çevre örgütleri ve İZSU yine yılmadı ve yeniden madenin kapasite artırımına karşı dava açtı.  Dava numarası daha küçük olduğundan önce İZSU’nun davası görülmeye başlandı ve meslek odaları ile çevre örgütlerinin açtığı dava dosyası beklemeye alındı. Bunu üzerine adil yargılanma hakkının sağlanması için meslek odaları ile çevre örgütleri bu davada keşif ve bilirkişi incelemesi ve yargısal işlemlerine dahil edilmek için dilekçe verdi.

Efemçukuru tek örnek değil

Bu dilekçeye mahkeme hiçbir yanıt vermeyince İzmirliler ‘500 İzmirli 50 Avukatla Efemçukuru davasına İZSU yanında müdahil oluyor’ kampanyası başlattı ve İZSU’nun yanında müdahil olmak için mahkemeye başvurdu. Ancak mahkeme bu dilekçeye de bir yanıt vermedi. Sonuçta İZSU’nun açtığı davanın cuma günü madende yapılan keşfine İzmirlileri de, onların avukatlarını da, İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu üyelerini de sokmadı. Keşif için maden alanına sadece İZSU’nun avukatları ve teknik personeli ile Çevre Bakanlığı ile madeni işleten firmanın avukatları ve teknik personeli, hakim, mübaşir, katip ve bilirkişiler bulunabildi.  Bu arada mahkemenin tayin ettiği bilirkişinin de İzmir dışından olduğunu ve daha önce madeni aklayan raporu veren isimlerden oluştuğunu belirtelim.

Ülkemizin doğal kaynaklarını insanlarımızın sağlıklarını tehlikeye atmak pahasına zengin kapitalist ülkelerin çok uluslu şirketlerince sömürülüyor. Zengin kapitalist ülkelerin çok uluslu şirketleri Kazdağları‘nda, Efemçukuru’nda, Eskişehir’de, Doğu Karadeniz’de ve daha birçok yerde doğal kaynaklarımıza umarsızca el koyuyor, insanımızın yaşamını hiçe sayıyor. İşletmek istediği rezervler bitince büyük çoğunluğu tehlikeli atık sınıfından olan atıklarını da  arkada bırakarak gidiyorlar. Sadece bugünün değil; gelecek kuşaklarının yaşamını da düşüncesizce tehlikeye atıyorlar.

Ülkemizde çevre mücadelelerinin 80’li yıllarda ilk başladığı kent olan İzmir’de yaşayanlar bugünde kentlerini, havalarını, sularını savunmak için dün olduğu gibi bugün de kararlı mücadelelerini sürdürüyorlar. Efemçukuru onların yaşadığı kentin; İzmir’in su havzası, 1 Haziran 2011’den beri çalışan altın madeni onların havzasını, yaşam alanlarını kirletiyor. İzmirliler yaşamın sürdürülebilmesi açısından hiçbir gerekliliği olmayan altına karşın yaşamın onsuz sürdürülemeyeceği su kaynaklarını korumak için yukarıda özetlenen uzun ve önüne her türlü engel çıkarılan hukuk yolunu bilimin ışığında izlemekte kararlılar…

İzmir’in bu yaşamsal sorununa karşı sadece bu kentte yaşayanlar değil; kimsenin duyarsız kalmaya hakkı yok. Çünkü yapılan mücadele sürdürülebilir bir yaşam mücadelesidir. Unutmayalım, kaybedersek yaşam da biter…

Kategori: Manşet