Köşe Yazıları

Gülerken Ağlayan Yunuslar!

0

Gösteri havuzlarındaki  yunusları canlı olarak izleyenleriniz vardır belki. Ama en azından hemen herkes TV kanallarında seyretmiştir onları. Gülümsermiş gibi görünen yüzleri pek çoğumuza hoşluk verip, mutlu olduklarını sanmışızdır muhtemelen(gerçekte yüz yapıları o izlenimi vermekteymiş).

Ben onları canlı olarak havuzlarda izlemedim. Ama bundan yirmi, yirmi beş yıl önce Mersin Erdemli’de Tömük sahilinde botla gezintiye çıkıp, denizin durgunluğundan da yararlanarak hayli açıldığımız bir gün, çok yakınımda bata çıka yüzerken izleme şansını yakalamıştım.

Sonra, belgesellerden, ultrason yayarak birbirleriyle haberleştiklerini, hızlı yüzücü olduklarını, gemilerle yarıştıklarını, duyarlı, zeki canlılar olduklarını öğrendim. Sahi, ileri yaşlarımda okuduğum bir çocuk kitabının (Pembe Yunus) kahramanını da hiçbir zaman unutmadım.

Onları beyaz camda, gösteri havuzlarındaki akrobasi hareketlerini izlerken, rehabilite amaçlı kullanıldıklarını seyrederken, içimde, aynı sirklerdeki hayvanlara, bir de hayvanat bahçelerindeki özgürlükleri ellerinden alınmış olanlara karşı duyduğum türden acıma, özgürlüklerine kavuşturma isteği gibi isyankar hisler duydum. İçim acıdı, mutlu olamadım. Neden engin denizlerde değil de, cüsseleriyle orantılı olarak onlara çok ufak geldiği açıkça belli olan o yapay suda olduklarını, etrafındaki insanlara birkaç ölü balık için, neden gösteriler yapmaları gerektiğini düşündüm.

Cumhuriyet Bilim Dergisi’ni karıştırırken Özgür Keşaplı’nın bilimsel kaynaklı bir yazısına rastladım. Hislerimde yanılmadığımı, gösteri havuzlarındaki yunusların, denizlerden, ailelerinden zorla kopartıldıklarını, acımasız bir tür kovalamacanın sonunda , sosyal bağları çok güçlü olan bu canlıların çoğunun daha o anda şoktan, travmadan öldüğünü, beğenilmeyip geri atılanların ise bir çoğunun ciğerlerine su dolması yüzünden uzun süreçte zatürre olarak acıyla öldüklerini, geride kalan ailelerin bu kayıplardan dolayı aldığı yaralar ve hüznün ise tamamen göz ardı edildiğini öğrendim.

Yakalanma sürecinde bir çok travmaya maruz kalan yunusların yüzde 50’sinin üzerindekiler en fazla doksan gün içinde zatürre, ülser, bağırsak hastalıkları, klor zehirlenmesi, stres ve bunun gibi nedenlerden hayatını kaybetmekte, tüm bu aşamaları atlatanlarsa, havuzların sağlıksız ortamında davranış bozuklukları, üreyememe gibi çok ciddi sorunlarla baş edemedikleri için özgür hemcinslerine göre çok kısa ömürlü olmaktaymış.

Ne o? İnsanlar birkaç keyifli saat geçirecek ya da henüz doğruluğu kesinleşmemiş bir varsayımla terapi görüp hastalığına şifa bulacak!

Denizlerden çalınan yunuslar, havuzlarda ölü balıkla beslenmeye mahkum edilmekte, buna uzun süre direnenler, ölü balıkları kusmakta, ama bir süre sonra çaresizce, işte o birkaç kokuşmuş balık uğruna, aynı sirklerdeki ip üzerinde yürümeye zorlanan kedi, köpek, maymun, ayı gibi işkence havuzlarında, müzik eşliğinde çember üzerinden geçmeye, top oynamaya başlamakta.

Biz de bu görüntüleri çocuklarımıza izletip, alkışlatarak, onları doğaya saygı duyan, canlıların yaşam haklarına duyarlı kişiler olarak yetiştirdiğimizi sanıyoruz. Tam tersine, bu çocuklar ilerde zevkleri ve çıkarları uğruna, doğadaki kendilerinden başka canlıları sömürme hakkına sahip olduklarını düşünmezler mi?

Doğanın bu muhteşem canlarını o estetik, heybetli vücutlarını, küçük, sığ sulu alanlara hapsederek, oraya seyre giderek, daha çok yunusun özgür yaşam alanlarından ölüm havuzlarına dolmalarına sebep olacağımız açıktır. Karadakilerin, havadakilerin, kanlarını, iliklerini sömürdük, postlarını yüzdük, yetmedi. Şimdi de sudakiler mi? Hem de o güzeller güzeli yunuslar!

Çocuklarımıza belgesellerden özgür yunusları izletip, onları gerçekten doğaya saygılı, yararlı, özgürlük yanlısı bireyler olarak yetiştirebiliriz. İlla ki gösteri seyretmek istiyorsak, günümüzde bu işi yapan, toplumun hemen her kesiminden o kadar çok aktör, dansöz, şaklaban var ki, hayvanlara ne hacet ! Onları kendi ortamlarında rahat bırakalım, rahat..

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.