Köşe YazılarıManşetYazarlar

Glasgow’da kelime oyunları

31 Ekim’de Glasgow’da başlayan 26.COP toplantıları 12 Kasım’da sona erdi. Beklendiği gibi zirvede siyasi liderlerin kelime oyunları ve fosil yakıt lobisinin baskılarıyla gelecek için elle tutulur bir karar alınamadı. Ortada kömür kullanımını yasaklamak amacı ile hazırlanıp imza altına alınan bir antlaşma var, ama son saniyede yapılan kelime oyunlarıyla o antlaşma da tartışmalı hale geldi.

Aslında bütün dünyayı bir an için umutlandıran antlaşma metninde “kömür kullanımının aşamalı olarak sonlandırılması, ülkelerin Paris İklim Antlaşması taahhütlerine uyumunun denetlenmesi ve gelişmekte olan ülkelere yenilenebilir enerji kapasitelerini geliştirebilmeleri için daha fazla finansal destek yapılması” öngörülüyordu. Ancak anlaşmanın taslak metinlerinde yer alan kömürün ‘aşamalı olarak sonlandırılması’ taahhüdü, son dakika da Hindistan’ın itirazlarıyla karşılaştı. Hindistan İklim Bakanı Bhupender Yadav,’a göre “kalkınma ve yoksullukla uğraşan ülkelerden kömür ve fosil yakıt sübvansiyonlarını aşamalı da olsa kaldırmaları” beklenmemeliydi. Hindistan’ın ısrarlı itirazı sonucu ‘kömür kullanımının aşamalı olarak sonlandırılması’ kelimesi son dakika da ‘aşamalı olarak azaltmak’ şeklinde değiştirildi.

Kömüre veda ilk kez bir anlaşma metninde, ama…

Birçok bilim insanı ve ülke temsilcisinde de hayal kırıklığına neden olan bu son saniye ‘kelime oyununa’  rağmen kömürün kullanımının sonlandırılması gereği ilk defa bir antlaşma metnine giriyor. Birçok ülke temsilcisi kömür ile ilgili ifadenin yumuşatılmasının 1.5º C hedefini artık imkansız hale getireceğini söylemelerine karşın ‘düzeltilmiş metni’ imzaladılar. Diğer bir gelişme ise ülkelerin 1.5º C hedefi için çok yetersiz olan emisyon azaltma planlarının revizyonunu önümüzdeki yıla bırakmalarıydı. Ülkeler Paris İklim Antlaşması’ndaki mevcut taahhütlerine tam olarak uysalar bile yüzyılın sonundaki ısınma 2.4º C’yi buluyor. Oysa 1.5º C hedefinin yakalanması için ise başta kömür olmak üzere tüm fosil yakıtların kullanımının zengin ülkelerden başlamak üzere 2035 ile 2050 yılları arasında kademeli olarak yasaklanması şart.

Gündemdeki diğer bir konu ise zengin ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yapmayı taahhüt ettikleri ancak 2020 yılına kadar yapmadıkları, yıllık 100 milyar dolarlık iklim değişikliğine uyum kapasitesini geliştirme vaatleriydi. Bunu yerine getirmeyen zenginler ‘üzüntülerini’ ifade edip, gelecekte mali yardımları artıracakları sözü ile yetindiler.

Türkiye’nin yükümlülükleri

Ülkemiz açısından bakacak olursak; 2015 yılında imzalanan Paris Antlaşmasını ancak 2021’de, 197 ülke arasında 192. ülke olarak onaylayan Türkiye çok geç attığı bu adımda samimi olduğunu gösterebilmesi açısından kömüre dayalı enerji politikalarından bir an önce vazgeçtiğini açıklaması gerekiyor. Halen elektrik üretiminin %35’ni kömürlü termik santrallerden yapan Türkiye’nin yeni kömürlü termik santral yapım projelerinden vazgeçtiğini ve mevcut termik santrallerini de 2035 yılına kadar kademeli olarak kapatacağını yüksek sesle söylemeli.

Sonuç olarak Glasgow’da 1,5ºC hedefinin vurgulanması, sulandırılsa da kömür kullanımının sınırlandırılmasının antlaşma metinlerine ilk defa alınması küçük ama olumlu adımlar olarak görülebilir. Ancak 1,5ºC hedefinin tutturulabilmesi için ülkelerin taahhütlerinin yeniden düzenlenmesinin önümüzdeki yıla bırakılması, zengin ülkelerin yeni taahhütler konusunda isteksiz olması, gelişmekte olan ülkelere ödenmesi gereken 100 milyar dolarlık fonun yine ortada bırakılması küresel iklim krizinin önüne geçilebilmesi için var olan küçücük umutları bile yok ediyor. Üstelik nükleer santral lobisinin 26. COP toplantılarında iyice ortaya çıkması da başka bir sorun…

Küresel iklim krizinin en büyük sorumluları kapitalist sistemin zengin ülkeleri ve bu ülkeler daha eşitlikçi bir dünyada da yaşamak istemiyorlar. Yapılan projeksiyonlar 2030 yılında tüm ülkeler tüm taahhütlerini yerine getirse bile dünyanın en zengin %1’nin kişi başı emisyonları olması gereken küresel ortalamanın tam 30 katını buluyor. Bu küçük veri bile aslında sorunun çözümünün kapitalist sistemi sorgulamaktan geçtiğini gösteriyor. Aslında Glaskow’da yapılan 26. COP toplantısı bize bir kez daha kapitalist sistemin içinde kalarak küresel iklim krizine çözüm bulunamayacağını daha da net olarak gösterdi.