Gündem

Geciken adalet ~5

0
Fotoğraf: Philip Downey

Guernicamag.com sitesinde Patrick Wrigley imzasıyla yayınlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak’ın çevirisiyle ve bölümler halinde yayınlamaya devam ediyoruz.

***

Yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin ikinci bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin üçüncü bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin dördüncü bölümünü okumak için tıklayınız

***

AKP’nin Türk-Kürt savaşı için özrü ve mezarların kazılmasını destekleme kararları resmi bir meydan okuma olabilir, fakat Kürt hareketi ve ülkenin sol eğimli insan hakları grupları bunu büyük ölçüde şüphe ve öfke ile karşıladı. Arjantin’in Plaza de Mayo Anneleri’nden ilham alan bir grup her cumartesi öğlesi İstanbul’un en büyük araçlara kapalı sokağında gözaltında öldürülen Güneydoğudaki Kürtler ve Türk ordusunun bir başka hedefi olan solcular için barışçıl bir nöbet tutuyorlar. “İnsan kaçıranlar sonunda kaybedecek,” ve “Susma, sustukça sıra sana gelecek” gibi sloganlar atıyorlar. Sivil giyimli polislerin ve bir tabur çevik kuvvetin yakın takibe aldığı protestocuların çoğu hükümetin mevcut çabalarını dikkate almıyor. Grupla birlikte çalışan Ayşe Avcı hükümetin sadece görünüşü kurtarmaya çalıştığını söylüyor. “Söylemlerine, hitabetlerine güveniyorlar. Güçleri ve etkileri buna bağlı,” diyor.

Cumartesi Anneleri ve insan hakları gruplarında çalışanlar devet kurumlarında dokunulmazlık kültürünü değiştirme konusunda isteksiz, kibirli bir hükümetin resmini çiziyorlar. Bir insan hakları çalışanı bana Hasan Avras’ın hikayesini anlattı, akrabasının DNA bulgularıyla eşleşen kemikler postada kaybolmuştu. Tozla kaplı bir postanede mektup yığının üzerinde duran kemiklerin görüntüsünü unutmak onun için kolay değildi. Gerçekte, bu kemikler belki de binadan hiç ayrılmamıştı. Devlet kontrolündeki Adli Tıp’ın eski çalışanları ve cumhuriyet savcıları kurumlarındaki korku kültürünü anlattılar. Politik baskının yapılan işi etkilemeye devam ettiğini söylüyorlar.

2004’den beri, yirmidokuz mezar açıldı, fakat yok denecek kadar az sayıda kamu davası mahkemeye taşındı. Bazı savcılar kazı yapılmasını onaylamadığı için yüzlerce mezar açılmadan bekliyor. İnsan Hakları Derneği’nden Necdet İpekyüz’e göre, “An itibariyle, şu kişinin öldürüldüğünü ve bunun şu insanlar tarafından yapıldığını ortaya koyarak sonuçlanan tek bir dava yok.”

Bu durum değişebilir. Son üç yıldan beri, savaş sırasında kaybolanlar ve öldürülenler için ordu mensupları ve köy korucularına bir avuç dava açıldı. Çoğu sır kutusu JİTEM’e bağlı olmakla suçlanıyor. AKP tabuları yıktığı ve inkar kültürüne meydan okuduğu için basında büyük ölçüde haklı övgüler aldı. AKP’nin Diyarbakır Şubesi başkanı Halit Advan hükümetin Türk-Kürt çatışmasında yaşanan olayları örtbas etmekten kazanacağı hiçbir şey olmadığını ve bilakis kendilerini bu suçlardan sorumlu ordu, yargı ve bürokrasideki – “derin devlet” olarak bilinen aşırı ulusalcı bir şebeke – kimseleri günyüzüne çıkarmaya adadıklarını söyledi.

Hükümet bu gömü alanlarını açmak için gereken adımları atarken zaman zaman bu alanların varlığına dikkat çeken kişileri de susturmaya çalıştı. 11 Eylül 2001’de, Martin Dolzer ve Martin Glasenapp adlı iki Alman sosyolog Van vilayetinde “terör örgütü propagandası” yapmaktan gözaltına aldı. Suçları, heyetlerinin, içlerinde 1998’de PKK ile ilgili bir kitap üzerinde çalışırken (diğer raporlar gerillalara katıldığını öne sürmektedir) kaybolan Alman sosyolog Andrea Wolf’un da olduğu otuz üç cesedin bulunduğu bir toplu mezara girişini önleyen Van valisi Münir Karaoğlu’nu eleştiren bir basın açıklaması yapmaktı.

Hükümet, her bir mezar davasını araştırmakla görevli uzman savcıların görev aldığı özel hakikat ve uzlaşma komisyonlarının kurulması çağrısında bulunan yerel ve uluslararası düşünce kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının tavsiyelerine uymayı reddetti. AKP, kayıp akrabalarının numune vererek uyumlu kemikler için bir veri oluşturacakları DNA bankasının kurulmasını da reddetti. Kazılar da hala uluslararası standartlara uymuyor.

İHD ve Kürt hareketi içindeki başkalarına göre, hükümetin ordu, hükümet ve bürokrasinin üst kademelerinin bilgi ve katılımını sorgulamak yerine JİTEM’e mensup birkaç kişiye odaklanması kasten seçici olduğuna dair işaretlerdir. Raci Bilici diyor ki, “Devlet arşivlerinde kaç kişinin öldürüldüğü ve kaç kişinin gömüldüğüne dair bir listenin olduğundan adımız gibi eminiz. Bunların hepsi arşivlerde mevcut… (fakat) bundan çok sayıda kişi zarar görecektir, belki AKP bu yüzden bu konuyu açmıyor.”

 

 

Yarın sonlanacak…

 

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

(Guernicamag.com, Yeşil Gazete)

 

Yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin ikinci bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin üçüncü bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin dördüncü bölümünü okumak için tıklayınız

 

 

Kategori: Gündem

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.