Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Galata Kulesi: Anlamsızlık aleminde bir kültür bakanı

Türkiye‘nin koskoca Kültür ve Turizm Bakanlığı yalnızca Galata Kulesi‘nde özgün bir duvarı tahrip etmek gibi hiç olmayacak bir iş yapmakla da kalmıyor, aynı zamanda daha da tuhaf bir girişimde bulunuyor: Projesi olmayan bir “restorasyon” işine girişiyor.

Biz de tesadüfen, sosyal medyada paylaşılan bir video kaydı sayesinde Galata Kulesi’nin giriş katında, Cenevizler‘den kalan taşıyıcı duvarın yıkılmakta olduğunu görüyoruz. Belki de yöntem açısından hata ya da sorun şurada aranmalı: “Bu tür işler kimse görmeden, gizli saklı yapılır. Şu beceriksizliğe bir bakın!”

Nasıl olduysa içerden birisi görüntü almış. Müteahhite, yanlış söylemeyeyim, onun partiyle ve yönetimle sıkıfıkı yandaşlık ilişkileri olduğu için şantiye yöneticisine, ya da elinde yıkıcı aletlerle görüntü veren işçilere kesmişlerdir büyük ihtimalle faturayı.

Bakan’ın ve bürokratların yukarıdan söyle kükrediklerini duyar gibiyim: “Kulenin etrafını iyice kapatın, kimseyi içeri almayın demiştik. Girmişler bir de video kaydı yapmışlar. Müteahhitin adamları da engellememiş!”

Kültür ve Turizm Bakanı yaşanan skandalı örtbas etmek için “Galata Kulesi’ne sonradan eklenen duvarı yıktıklarını” söylüyor. Ona göre yıkılan duvar yapıya sonradan eklenmiş. Oysa görüntülerde Kule’nin özgün duvarının darbeli kırıcı aletler yıkılmakta olduğu görülüyor. Yıkılanın yapının özgün taşıyıcı duvarı olduğunu fark etmeyen, onun “yapıya zarar verdiğini” söyleyen bir kültür bakanı. Böyle bir skandal başka bir yerde olsa o bakan koltuğunda oturmaya devam edebilir mi? Bir düşünelim: Bu ülkede kültürel mirasın korunmasından sorumlu birinci kişi, neyin bir anıt-yapının özgün bir parçası, neyin sonradan yapılmış eklenti olduğunu görmekten aciz. Üstelik kültür mirası ile ilgisi olmayan sıradan uygulamalarda bile vatandaşlara “rölöve, proje getirin, onaylansın sonra işinizi yaparsınız” diyen, yıllarca oyalayan bir kurum, şehrin en önemli anıt yapılarından biri için projesiz uygulama yapıyor. 

Tuhaflıklar bununla da bitmiyor. Yapılan ihalenin başlığında “proje, restorasyon müzeleştirme işi” diyor. Yani Galata Kulesi’nin taşıyıcı duvarına darbeli yıkım aletleri ile müdahale eden bu müteahhit hem uygulamayı yapacak, hem de projeyi. Bununla da yetinilmeyecek, müteahhit ayrıca Galata Kulesi’ni “müzeleştirecek”.

İnsanın aklından ister istemez şu geçiyor: “Ne müteahhitmiş ama… Hem proje, hem inşaat hem de müze yapabiliyor. Üstelik şehrin simgesi, 1500 yıllık bir anıt için!”

 Dünyada acaba bir benzeri var mı?

Küçük bir yarıktan dışarı sızan gerçek

Bu olayda karşımıza çıkanın açılan bir yarıktan dışarı tesadüfen sızan küçük bir ışık olduğunu unutmayalım. Daha neler neler oluyor? Galata Kulesi’nde yaşanan tekil bir olay değil.  Facia her yerde!

Şöyle bir benzetme yapmak mümkün: Beyrut‘ta patlama ile tahrip oluyor, kültürel miras. İstanbul’da ise “restorasyon” adı verilen uygulamalar ile. 

Dünya Miras Listesi’nde yer alan İstanbul’daki Karasurları (Teodosius Surları) “restorasyon” adı verilen çalışmalar sonucunda ne hale getirildi, yalnızca buna bile bakılsa nasıl bir facia ile karşı karşıya olunduğu hemen anlaşılıyor.  Bu yok edilen anıt, dünyada eşi benzeri olmayan, Ortaçağ‘dan kalan en büyük şehirsel sur varlığı. Topkapı Sarayı gibi gene eşi benzeri olmayan bir dünya mirası içinde bir plan, proje yapılmadan gerçekleştirilen “restorasyon”ları görseniz, dudaklarınız uçuklar. Haremağaları Koğuşu‘nda, Matbaa-i Amire‘de veya Mukaddes Emanetler bölümlerinde gerçekleştirilen uygulamalara bakıldığında sarayın adeta adım adım yok edilmekte olduğu görülüyor. Gene UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan sivil mimarlık dokusu, Süleymaniye gibi yerlerde gerçekleştirilen uygulamalara bakıldığında bu felaketin tıpkı bir yangın gibi şehrin her tarafını sarmış olduğunu söylemek yanlış olmaz.  

Ne yapılacağı bilinmeden nasıl ihale yapılabilir?  

İhale, bilindiği gibi kamu ile piyasa aktörleri arasındaki bir ilişki biçimi. Eğer kamunun elinde tanımları yapılmış, onayları alınmış  bir proje (uygulama projesi) varsa ihaleye çıkabiliyor.  Ama ortada projesi olmayan, yani ne yapılacağı, içeriği belli olmayan bir iş için kamunun ihale yapması imkansız. Çünkü kamu yönetimi ihaleyle kereste bile satın alsa, miktarını, cinsini, evsafını tanımlamak zorunda.

Proje, araştırma, fikir üretimi ihale ile yapılabilir mi?

Proje olmadan ihale yapmak mümkün değil. İçeriği belli olmayan bir işi ihale etmek hukukta yolsuzluk anlamına geliyor. Buna karşılık projenin, fikir üretiminin ihale ile yapılması imkansız. Bu sistem sanattaki sansür gibi yaratıcı işi yönetime bağımlı kılıyor.

Buna karşılık kamu kuruluşları (belediyeler de dahil) proje olmadan ihale yapıyorlar. Bu durumda akla ilk şu soru geliyor: Ne yapılacağı bilinmeden nasıl ihale yapılabilir?  Bunun da çözümünü bulmuşlar. Restorasyon projelerinde önce bir müteahhite işi veriyorlar, şartnamesine de bir kaç danışman koyuyorlar. 

Mimarlık, restorasyon, tasarım, planlama faaliyetlerinde öne çıkan, ilgimizi çeken konular uygulamalarda ortaya çıkan sorunlar. Onları tartışmaya çalışıyoruz. Ancak karşımıza sonuçlar çıktığında bilgi sahibi oluyoruz ve itiraz etmek zorunda kalıyoruz. Narmanlı Hanı ne hale geldi, Emek Sineması ve Cercle d’Orient binası birer taklide dönüştü.

AKM yıkıldı, İstanbul onbeş sene kültür merkezinden yoksun kaldı. Sorguladığımız şu: Rant hırsı… Siyasal ihtiraslar… Yandaşlara aktarılan kaynaklar. Koruma ve planlama ilkelerine, kararlarına karşı kurnazca yöntemler, hileler geliştirilmesi…  İtiraz etmekten başka yapacak bir şey yok. Ancak sonuçları konuşmaya zorlandıkça, siyasetçilerle imtiyaz ilişkileri geliştiren zümrelerin işleri kolaylaşıyor.

Koruma şehirsel hareketliliği, dinamizmi engellemeye yarayan, halka zorluk çıkarmak için seçkinlerin uydurdukları bir kavram olarak algılanıyor. Karşımıza çıkan bu kötü uygulamaları tartışmaktan vazgeçelim ya da onlarla ilgilenmeyelim demiyorum, elbette. Tam tersine, bu uygulamaların ne gösterdiğini, nasıl bir eşitsizliğe, güç ilişkilerine dayandığını sorgulamaya dahil edelim demeye çalışıyorum.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy.

Siyasetçiler kültür bakanı bile olsalar, kültürel varlıklar adı verilen şeyin yok edilmesini hiç umursamıyorlar. Onların farklı öncelikleri var, bu tepeden inmeci, işaretsizleştirici, eşitsizlikçi, imtiyazcı bir şiddet içeren bu koruma sistemi içinde. Bilgi denen şeyi de pek umursamıyorlar, hatta ona karşı gizli bir düşmanlıkları var.  Ona, yani koruma sayesinde ayrıcalık elde eden zümreye karşı mücadele verilerek bu makamlar elde ediliyor. Bu alan devlet içinde, iktidar erkini kullanarak bir dayanışma ağları, bir imtiyaz şebekeleri mücadelesi…  Onlar için kültürel mirasın bundan öte bir anlamı yok.

Nesneleştirici, işaretsizleştirici  bürokratik bir işleyiş yaratılıyor. Bu yönetim modeli yalnızca mevcut değerleri değil, daha doğmamış değerleri yok ediyor.

Başka bir deyişle yok edilen yalnızca şehrin geçmişi değil, geleceği. Şehrin kamu müzeleri, kültür kurumları çökmüş vaziyette. Bu nedenle bir an önce şehrin yönetimini sorumlu kılacak, misyon odaklı çalışacak, çok katmanlı bir işlev görecek, karma bütçe kullanabilecek , özerk bir yönetimi olan bir organlaşmaya ihtiyaç var. Yapılması gereken aslında çok basit: Böyle bir deneyimi başlatmak için Bakanlık Büyükşehir’e destek versin. Galata Kulesi şehre iade edilsin.

Son bir not:

Zavallı turistler! Yalnızca İstanbullular için değil, onlar için de üzülmeliyiz! Bakan’a göre Galataport ismiyle maruf limana yanaşacak kruvaziyer gemilerine doluşup, akın akın şehrimize geleceklermiş. Onları sahilde şehirden özenle yalıtılmış bir şekilde gezdirecek olan turizm sektörünün imtiyazlı temsilcileri karşılayacak. Karaköy’de biraz dinlendikten sonra Galata Kulesi’ne ulaşacaklar. Kuleye çıkıp İstanbul’a bakacaklar. Tarihi bilgiler alacaklar. Nasıl diye sormayın. Yürüyecek değiller ya, otobüslerle olmalı. Oradan Galata Mevlevihanesi‘ne gelecekler ve kendileri için programlanmış gösteriyi izleyecekler. Sonra biraz daha yürüyüp, Tünel Meydanı‘na varacaklar. Narmanlı Hanı‘ndan alışveriş yapacaklar, üstteki teras katında yemek yiyecekler. Oradan Yeni Emek Sineması (“Grand Pera”) kompleksine doğru yola çıkacaklar. Böylece tarihi bina izlenimi veren replikaları görüp İstanbul mimarisi ve anıtları hakkında bir fikir sahibi olacaklar. Orada da alışveriş yapıp Madame Tussaud‘nun balmumu heykellerini görecekler. Sonra karşısındaki Atlas Pasajı‘na geçip Sinema Müzesi‘ni ziyaret edecekler. Orada eski Yeşilçam filmlerini merakla izleyecekler. Buradan Demirören binasına varacak, kahve içip alışveriş yapacaklar. Yürüyüşün final noktasında onları Yeni AKM onları bekliyor olacak. Bakan’a göre burada bir de sanat sokağı yapılıyormuş. Turistler burada kültür etkinliklerine katılabilecekleri gibi alışveriş de yapabileceklermiş. Turist dediğimiz kitle belki uzaktan, hanutçuluk gibi profesyonel işlerle sermaye biriktiren bir sektör temsilcisine böyle gözüküyor!

Allah onların da sonlarını iyi etsin.

Kategori: Hafta Sonu