Köşe Yazıları

En Eski Hikaye- 3. Kısım

Bilge ağaç, “O ağaç kurumadı, sadece tam o sırada bir umut suya düştü” demiş. “Görüyor musun, planını bize anlattığından beri ormanlar tekrar anlama büründü, yüceldi ve mutlu oldu. İçinde umut barındırmaya başladı. İçlerine doldurdukları umut sayesinde oldu bu. Fakat umut, gelişinde mutluluk getirdiği gibi, giderken de, yani suya düşerken de her şeyi alıp götürür. Şimdi söyle bana, anlattığın plandan beri coşmuş olan bilgeliğim, tüm dallarımla birlikte kuruyup uçsun mu? Yoksa hala içimde bir umut besleyeyim mi?
Hermes donakalır. İlk kez duyduğu bu sözcüğün, hem bu kadar verimli, hem de bu kadar tehlikeli olduğunu ossaat anlar. Ve umut içine dolar. Sen hiç merak etme der. Geçmeye çalıştığım köprü her ne kadar çok çok daraldıysa da yine de geçicem. Sen şimdi derin uykuna geri dön, yüreğini ferah tut. Bir daha ki uyanışın, benim değil, buraya gelen yüzleri gülen insanlar sayesinde olacak. Ve bu bilgeliğini, umarım onlardan da esirgemezsin.

Hermes, tekrar insanların arasına giderken, artık işinin ne kadar zor olduğunu düşünür. Bir tarafta babası durmaktadır. Tüm bu tasarladıklarını kesinlikle anlamamalıdır. Öte tarafta ağaçlar vardır. Eğer başaramazsa, farkında olmadan hepsine aşıladığı umut, onların ölümüne sebep olacaktır ki bu da yine, planının Zeus tarafından anlaşılmasına neden olacaktır. Ve işin asıl zor yanı, bütün insanlar mutsuzdur. Hepsi öylesine mutsuzdur ki, bir tanesini mutlu edecek olsa, diğer tanrılardan biri, onun mutluluğunu, hemen gidip Zeus’a anlatacaktır. Yine Zeus haberdar olacak, plan suya düşecek, ağaçlar kuruyacaktır. Tüm bunları düşünürken gözleri kararmaya başlar, bir an durur, ne olduğunu anlamaya çalışır. Sonra gönlündeki umut, boşluktan yararlanıp biraz daha büyür ve yüzü güler Hermes’in. Tıpkı çocukluğunda gördüğü insanların yüzündeki gülümsemedir bu. Umut der. Evet, insanlara neşeyi, mutluluğu öğretecektir. Fakat bu durum çok tehlikeli olacağından, onlara öncelikle umudu öğretmek gerektiğini anlar. Korkmaktadır. İlk kime söyleyeceğini düşünürken, insanların arasında dolaşır durur.

Bir gün, bir tanesinin ölü gibi duran vücudunun tam yanından geçerken, onun sayıklar gibi, “karanlık” dediğini işitir. Hermes dönüp ona, “perdeyi aralarsan ışık içine dolar“ der. Gözleri birden bire açılır. Bu da ne demektir şimdi böyle. Sözün saçmasapanlığından öte, taa derinlerde bir şeyi harekete geçirmiştir sanki bu söz. Mutluluk denemez, hayır hayır neşe de denemez. Sanki taa derinlerde neşe sarmıştır, ya da mutlu olduğu söylenebilir, fakat, aslında, bu sanki diye karmakarışık düşüncelere dalar.
Hermes başarmıştır. Bu ilkti der. Onu hem mutlu ettim, neşeyi öğrettim, hem de Zeus bunu görmedi. Zaten dışardan görünemez. Umut der yine, işte bu umut.

O sırada, adam ayağa kalkıp, perdeyi aralamak ister, bu karışık duygulardan kurtulmak için. Hoşuna çok da gitmemiştir. Uyumak güzeldi sonuçta. Fakat ne bilsin uykusunun kendi uykusu değil de Zeus’un yaptığı büyü yüzünden olduğunu. Tam açacakken, Hermes durdurur onu. Perdenin ucundan ikisi birlikte tutmaktadır. Hermes adama fısıltıyla “umut” der. Adam tekrar donakalmıştır. Bu sözcük de çok ilginçtir. Arkasından Hermes elini perdeden çeker. Adam da perdeyi önce dışarıdan kararsızlıkmış gibi görünen umuduyla açar. Işık içine dolar. Haykırmak, bağırmak, çocuklar gibi oynamak ister. Fakat bu duygu aynı zamanda çok yalındır, içinde yaşar ve Hermes’e sevgiyle bakar, Hermes de ilk başarısına… Umut birbirlerinin gözlerinde görünmektedir. Paylaştıkları ortaklıktır. Hermes adama, mutluluğu ve neşeyi en yalın haliyle öğretmek, taa eskilerde, tüm insanların sahip olduğu bu duyguları öğretmek ister, fakat yapamaz. Adamın yalın mutlulukla atacağı kahkahalar ve edeceği danslar Zeus’a kesin ulaşacaktır. Bu yüzden, sözlerini gizli anlamlara bürüyerek söyler. Ona aşk der, hayal der, meyal der, esrar der, rüya der, gökyüzü der, ışık der, Vs.vs… Umudun üstüne, bu karmaşık, anlamı içine sığmayan sözcüklerden bahseder. Sonra ona hayal kurmayı öğretir. Hayal kurmayı öğrettikten sonra, hayal düşünmeyi öğretir. Sonra da kendi sahip olduğu, hayal görmeyi öğretir. Hayal görmeyi tam olarak öğrettikten sonra, şimdi der ve planını, tüm olup bitenleri ona da anlatır. Ve niçin böyle karışık sözcüklerden bahsetmeleri gerektiğini, insanların niçin uyuduğunu ve niçin uyanmaları gerektiğini ve ağaçların durumunu anlatır. Gördükleri hayallerin görüntülerini kuma çizer ve ona resim yapmayı öğretir. Resimler sayesinde, Zeus’un anlayamayacağı sembolleri yaratırlar. Bunları küçücük küçücük kütüklere işlerler; ve bundan sonra sözlerle konuştuğumuz kelimeleri, gördüğün hayallerle bu kütüklere çiz, anlat, tasvir et ve elden ele dolaşmalarını sağla der. Bu sözcüklerin içeriğini insanoğlu anlayınca, neşe ve mutluluk geri gelecek, fakat bu kütüklerin içinde yatan her şey sır olmalıdır, Okuyandan başkası görmemelidir.

Adam tüm bu duyduklarına inanamaz. Üzerine aldığı sorumluluk inanılamaz büyüktür ve sahip olunan umut, olasılıkların zorluğuna bakılınca yerini karanlığa bırakmaya başlar gibi olur. Gözleri kararır, sendeler, tam karanlık diyecekken boşluk sarar ve boşlukta umut yeniden yeşerir. Umut gönlüne dolmuştur ve Hermes’e bakınca, birbirlerinin gözlerinde birbirlerini görürler ve umut derler. Umut daha da büyür ve dolar gönüllerine.

İşte bunlar çok çok eskiden olur yine. Tüm insanlar uyumakta, tüm tanrılar onların etrafını sarmış, bir açıkları çıkarsa Zeus’a şikayet için belemektedirler. Oysa hiç bir açıkları çıkmayacak gibidir zaten. Tüm bunlar olurken, Zeus da tahtında, artık gelmeyen şikayetleri beklerken uyuyakalmıştır. Bu uyku karanlığı, tüm dünyanın etrafını sarmıştır. Her yere doluşmuştur. Karanlık olduğu için kimse karanlığı göremez. İlk hayal gören adam kitaplara aşkı, mutluluğu tüm sırları yazmaya çalışır, elden ele dolaşır. Herkes uykusundan biraz biraz uyanıp bunları öğrenmeye başlar. Öğrendikçe gönüllerine umut dolar. Fakat artık insanın asıl mücadelesi Zeus’la değildir, karanlıkladır.

Umudun yemyeşil bozkırında mutluluğu keşfeden, tekrar öğrenen insan, umudun arkasında yatan tehlikeyi gördüğü anda yüreğindeki boşluk ya tekrar umutla dolar, ya da yerini karanlığa bırakır.
Zeus’un yarattığı uyku kontrolden çıkmıştır. Efendileşmiştir. Umudun arkasından gelmesi gereken cesaret, uyku sersemliğiyle yerini karanlığa bırakır. İnsanların yüreğine hayatları boyunca umut her düştüğünde mutlu olurlar. Fakat umut bir kez suya düşünce, her yeri saran karanlık, insanın yüreğini de sarar. Herkes bir ara uyanır gibi olur, fakat sonra tekrar karanlığa gömülür, bir daha da uyanmaz. Herkes değişik değişik zamanlarda bunu yaşadığından gözlerle paylaşılmaz ve umut büyümez. Umut kendi kendini tekrar yinelemeyince karanlık hep onu kapsar. Zeus küçücük kalmıştır ve tahtında hala uyumaktadır. Tahtın geri kalan kısmındaysa karanlık bir boşluk yerleşmiştir. Herkes uyur. Hermes ise hala umut aşılamaya çalışır. Fakat aşıladığı umut her seferinde suya düşer ve düşerken her şeyini alıp götürür. Artık Hermes ve o umuda kapılmış insanlar için umut cezadır. Dünyada kalan son ışıktır. Gezinip durur. Ta ki sönene kadar. O da söndükten sonra hiçbir şey kalmayacağını düşünüyorsunuz değil mi?

Dünyada ki tüm ağaçların bu planlardan, tüm bu olup bitenlerden haberdar olduklarını unutmayın. Bu sırrı bir tek onlar bilirler ve sır, doğanın en sessiz bilgelerinde, zamanın ve karanlığın sonsuzluğuna rağmen hep varolacaktır. Artık -her şey- onların içinde.