Dış Köşe

Donald Trump ile IŞİD’in ortaklaştığı nokta – Kareem Abdul-Cabbar

Kareem Abdul-Jabbar‘ın Time’da yer alan yazısının, Ali Çolak (@alicolak) çevirisiyle Sokrates Dergisi’nde yayınlanan Türkçesini paylaşıyoruz

Bu yazı socratesdergi.com/ dan alınmıştır

***

Kareem Abdul-Jabbar, Donald Trump’ın Müslümanları hedef alan açıklamalarına Time’da yayımlanan yazısıyla yanıt verdi.

“Amerikan ideallerine karşı yapılan terörist kampanya, amacına ulaşıyor. Korku giderek çoğalıyor. Silah satışları yükselişte. Nefret suçlarının sayısı artıyor. Sakallı hipster’lar müslüman sanılıyor. Ve oy verenlerin yüzde 83’ü yakın zamanda büyük çaplı bir terör saldırısı olacağını düşünüyor. Bu korku yüzünden bazı Amerikalılar, belli belirsiz güvenlik vaatleri adına Amerika’yla özdeşleşen kutsal değerlerden ödün vermeye hazır. “İstersen Anayasa’yı yak; yeter ki alışveriş merkezlerinde bana bir zarar gelmesin.” Terörizmin etkisi bu noktaya ulaştı.

Konumuz IŞİD değil. Donald Trump’dan bahsediyorum.

ORLANDO, FL - NOVEMBER 13: Republican presidential candidate Donald Trump speaks during the Sunshine Summit conference being held at the Rosen Shingle Creek on November 13, 2015 in Orlando, Florida. The summit brought Republican presidential candidates in front of the Republican voters. (Photo by Joe Raedle/Getty Images)

Bu bir mübalağa ya da metafor değil. Terörizmin sözlük tanımı: “Politik bir amaç uğruna şiddet olaylarını kullanarak insanları korkutmak; korkunun baskı aracı olarak sistematik kullanımı.”

IŞİD’in en büyük zaferi Trump

Şiddet bir kaygı yaratıyorsa –ki yaratıyor, tehlike de burada– Trump’ın kampanyası bu tanıma uyuyor. Bu nedenle de IŞİD’in en büyük zaferi Trump: Gerçekçi ve net çözümler sunmak yerine halkın korkusu üzerinden beslenen ve IŞİD’in işini onlar için yapan bir aday. Diğer Cumhuriyetçi adaylardan Jeb Bush bile Trump’ın amacının ‘insanların öfkesini ve korkusunu manipüle etmek’ olduğunun farkında.

FBI ise terörizmi şöyle tanımlar: “Politik ya da sosyal amaçlar uğruna kişilere ve mülklere karşı kanun dışı güç veya şiddet kullanarak halka ya da hükümete baskı uygulamak.” Başkan adayları kanun gereği doğruyu söylemek zorunda değiller. Trump’ın yaptığı gibi beyaz ırkın üstünlüğünü savunan kurgusal organizasyonlar tarafından yayılan ve öldürülen beyazların yüzde 81’inin siyahlar tarafından öldürüldüğünü iddia eden sözde istatistiklerini retweet edebilirler. İşin doğrusunun, öldürülen beyazların yüzde 84’ü yine beyazlar tarafından öldürülüyor olmasına rağmen. Trump’ın yaptığı gibi hiçbir kanıt olmadan New Jersey’de müslümanların 11 Eylül sonrası kutlama yaptığını iddia edebilirler. Yine Trump’ın yaptığı gibi sadece 2000 mülteci ABD’ye giriş yapmış olsa da Suriyeli mültecilerin ülkeye akın ettiğini söyleyebililer. Ve Trump gibi sayısız defa yalan söyledikleri ortaya çıktığında aksi bir çocuk edasıyla karşı çıkabilirler.

Trump masum insanları öldürmese de şiddet eylemlerinden faydalanarak destek kazanmaya çalışıyor. Daha önce de yazdığım gibi, Trump’ın davranışlarını nefret suçu olarak yorumlamak mümkün. 11 Eylül’den bu yana terörist saldırılar nedeniyle bir yılda ölen Amerikalıların sayısı yaklaşık 30 iken –The Atlantic’in de belirttiği gibi “yaklaşık olarak kırılan mobilyaların neden olduğu sayı kadar”– Trump kıyamet çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor. Trump’ın sorumsuz, kışkırtıcı ve kasıtlı dezenformasyon propagandası insanları şiddete yönlendirebilecek bir korku atmosferi yarattı. O, eski Western filmlerinde bardaki herkese içki ısmarlayıp bir yandan da onları kışkırtan karakterler gibi davranıyor.

Binlercesi Avrupa’dan ve 250’si Amerika’dan olmak üzere yaklaşık 30 bin yabancı militan bugüne kadar IŞİD’e katıldı. Gelişmiş ülkelerde yaşayan çoğu kişi bu insanların neden böyle bir şiddet kültürünün parçası olmayı seçtiğini anlamakta zorluk çekiyor. Bu militanların sosyal medyadaki propaganda videoları ile beyinleri yıkanıyor. 23 yaşında ve dinine bağlı Hristiyan bir kadın Skype ile görüştüğü kişeler tarafından IŞİD’e katılmaya ikna edilebiliyor. IŞİD, bu insanlara islamın kurallarını saatlerce anlatıyor. Belki de bunun nedeni, algılananları analiz etmek ekstra iş anlamına geldiği için beynin bilgiyi doğru kabul etmeyi tercih etmesi.

Aynı süreç Trump’ın destekçileri için de geçerli. Gerçekleri ve doğruları dikkate almıyorlar, çünkü beceriksizliğe ve politik açgözlülüğe (anlaşılabilir) öfkeleri ve çaresizlikleri onları eleştirel düşünemeyecek kadar yordu. Tepkilerini dile getirmek için de siyasi tecrübeden eksik, detaylı düşünülmüş politikaları olmayan ve üzerine yemin etmek zorunda olduğu Anayasa’ya aykırı saçma fikirleri olan biri etrafında toplandılar. Trump’ı seçmek bir doğum günü partisinde palyaçodan elektrikli testere ile şov yapmasını istemek gibi olur.

Trump destekçilerinin politik düşüncelerini anlamak onların bu tehlikeli davranışlarını affettirmez. Seçmenlerine yalan söyleyen, tehditleri abartan ve Anayasa’ya aykırı çözümler sunan bir lideri sorgulamadan takip edenler için hiçbir bahane üretilemez. Trump’ın sunduğu ve Amerikan değerlerine ters düşen çözümler utanç verici olsa da bunu kabul etmeyen seçmenlerinin yaptığı daha büyük bir utanç kaynağı. Böyle bir davranış onlar için onursuzca olduğu kadar ülke için de zararlı. Trump belki de bu yüzden beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ırkçı grupların desteğinden memnun. Bu gruplardan biri internet sitesinde Trump için “kurtarıcı” diyor ve ondan “Amerika’yı tekrar beyaz yapmasını” istiyor. Endişelenmeyin, o da elinden geleni yapıyor.

Son hedefi Müslümanlar

Trump’ın son hedefi Müslümanlar. Okuldaki gözlüklü, ufak tefek çocuklarla alay eden kabadayı Trump. Obama “Müslüman Ameriklılar bizim arkadışımız, komşularımız, iş arkadaşlarımız ve spor kahramanlarımız” dediğinde Trump bir tweet’le karşı çıktı: “Obama hangi spordan ve sporcudan bahsediyor?” Medya ise Trump’a bir liste çıkarmak için zaman kaybetmedi. Bu listede Trump’ın Shaquille O’Neal, Mike Tyson, Muhammad Ali ve benim gibi Amarikalı Müslüman sporcularla çektirdiği fotoğralar da mevcuttu. Bu açıklamayı daha da fırsatçı kılan ise eğer spor efsaneleri yoksa Müslümanların değersiz oldukları iması. Bu acımasız ve aptalca düşünceler başkanların sahip olabileceği şeyler değil.

Trump’ın Amerikalı Müslümanları fişlemeyi desteklemesi ve yurt dışında bulunan ABD vatandaşı Müslümanlar da dahil olmak üzere Müslümanların ülkeye girişini engellemeyi önermesi onu James Bond filmlerindeki kötü karakterlerin seviyesine getirdi. O karakterler gibi Trump da başarısızlığa mahkum. Eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney bile Trump’ın açıklamalarının “inandığımız ve desteklediğimiz her şeyle ters” olduğunu söyledi.

Bu anayasaya aykırı fikirlerin herhangi bir şekilde yardımı dokunacağına dair bir kanıt yok. ABD İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson, Trump’ın teklifinin “sorumsuz, muhtemelen suç teşkil eden, anayasaya ve uluslararası hukuka aykırı, Amerika’nın değerlerine uymayan ve iç güvenliği sağlama yönündeki çabalarımızı olumsuz etkileyebilecek” olduğunu belirtti.

En sevdiğim şiirlerden biri W.B Yeats’in “İkinci Geliş” eseridir. Yeats, şiirde mistik ve ürpertici şekilde bir yeniden doğuşu tarif eder, ama İsa değildir bahsettiği, daha karanlık ve sinsi bir şeydir:

Ve sonunda vakti gelen hangi kötü yaratık, yorgun argın ilerliyor Beytüllahim’e doğmak için?

Yaratık kelimesinin açıklamasını (boş bakan ve güneş kadar acımasız) okuduğumda Trump ve onun dezenformasyonu ve kısmen doğru bilgileri kullanarak istediği yere ulaşma stratejisi aklıma geliyor.

Gerçekten de hangi kötü yaratık Washington’a doğru ilerliyor doğmak için?

 

Çeviri: Ali Çolak (@alicolak)

Bu yazı socratesdergi.com/ dan alınmıştır

39

 

Kareem Abdul-Jabbar

Kategori: Dış Köşe