Dış Köşe

“Dijital Aktivizm” mi, “Aktivizm” mi? – Özgür Uçkan

Dijital aktivizm yararlı mı zararlı mı diye tartışmak yerine, onu nasıl daha yaratıcı, etkili ve derinlikli bir şekilde kullanırız sorusunu sormak daha mantıklı… Belki de bir süre sonra “dijital aktivizm” yerine düz bir biçimde “aktivizm” diyeceğiz; çünkü aktivizmin her türü zaten dijital ortamı ve ağ yapılarını doğal olarak kullanıyor olacak.

“Dijital aktivizm”, farklı aktivizm türlerinin internet kullanımına verilen genel bir isim. Terimin “internet aktivizmi”, “e-aktivizm”, “siber aktivizm” gibi farklı kullanımları da var, ama dijital aktivizm yerleşmiş görünüyor. İnternetin aktivist kullanımı ise, belli bir amacın savunusu, bu amaç etrafında veya belirli bir eylemi gerçekleştirmek için örgütlenme, amaca yönelik mesajları bir iletişim kampanyası çerçevesinde kitlelere iletme, amaç doğrultusunda lobi faaliyetleri gerçekleştirme, internet üzerinde eylem gerçekleştirme (boykot, site karartma vb.), amaca yönelik kaynak toplama / fon oluşturma, hükümetler veya şirketlerin faaliyetlerini izleyerek düzenli olarak raporlama (watchdog) gibi temel aktivist faaliyetlerin, başta sosyal medya olmak üzere geniş kitlelere gerçek zamanlı bilgi akışı ile ulaşmaya imkan tanıyan alanlarda veya blog, vlog, podcast, video, fotoğraf paylaşım siteleri gibi alanlarda gerçekleştirilmesi anlamına geliyor.

Yukardaki bu temel faaliyetlerin yanı sıra, dijital aktivizmi, dijital ortamı / interneti, bu ortamın dışındaki, sokaktaki faaliyetler için bir iletişim ve örgütlenme platformu kullanmak ve doğrudan dijital ortamın / internetin kendisiyle sınırlı faaliyetler için kullanmak olarak da ikiye ayırabiliriz. İlkine herhangi bir amaçla gerçekleştirilecek bir protesto yürüyüşünü Facebook ve Twitter üzerinden örgütlemeyi, ikincisine de interneti sansürleyeceği, baskılayacağı düşünülen bir yasal düzenlemeyi protesto etmek için blogların, internet sitelerinin kendilerini belli bir mesajla geçici bir süre karartmalarını örnek olarak verebiliriz.

Dijital aktivizm, daha internet ortada yokken, ilk ağ deneyimlerine kadar izi sürülebilecek bir oluşum. ARPANET zamanlarında, yani Pentagon ve belli üniversiteler arasında kurulan ilk ağ döneminde, 1960’ların sonunda, bu ağın geliştirilmesine katılan bilim adamları ve öğrenciler sosyal medyanın ataları diyebileceğimiz e-posta grupları kurmuşlar, buralarda bilim-kurgu vb. yanı sıra politika da tartışıyorlar, örgütleniyorlar, yani “dijital aktivizm” yapıyorlardı. Nitekim dijital aktivizmin ilk biçimlerinden “kripto-anarşizm” (anonimliği korumak için bireylerin güçlü şifre algoritmaları kullanma hakkını savunan ve bu sistemleri herkesin erişimine açan anarşist bir hareket), “siber-punk” (80’lerde distopyan bilim-kurgu içerisinde doğmuş ve politikaya doğru genişlemiş bir yeni-punk hareketi), “hacktivizm” (“hacker etiği” temelinde bilginin özgür dolaşımını için hack’leme faaliyetlerinde bulunan politik hacker hareketleri) gibi gruplar bu çevrede doğdu.

Daha sonra, 1974’de ARPANET’in ticari versiyonu “Telenet”in yaratılması, 1978’de yayına geçen “Bulletin Board System”ler (BBS), 1979’da “Usenet”, 1982’de “TCP/IP”, 1984’te DNS (Domain Name Service) sistemlerinin oluşturulması, 1986’da ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın “NSFNET”i geliştirmesi, 1986’da ortaya çıkan “haber grupları” (newsgroup), 1988’de “IRC”nin (Internet Relay Chat) patlaması ve 1991’de “HTML” ve “HTTP”nin çıkagelmesiyle bugün bildiğimiz anlamda internetin doğuşu… Bütün bu adımların her birinde dijital aktivistler sistemin içinde cirit atıyorlardı… Bu da doğaldı, çünkü bu sistemleri geliştirenlerin önemli bir kısmı aynı zamanda aktivistti.

Daha sonra internetin büyük bir hızla gelişmesi, küreye yayılması ve nüfusunun üstel olarak artmasıyla dijital aktivizm de etki alanını ve derinliğini artırarak çeşitlendi. Dijital aktivizmin tarihini işaretleyen önemli bir kaç olay var: “1999‘daki Seattle Dünya Ticaret Örgütü toplantısı, mobil iletişim ve internetin akıllı örgütlenme etkisiyle küreselleşme karşıtı hareketin simgesine dönüştü. Bir milyon Manilalı, 20 Ocak 2001’de virüs gibi yayılan SMS mesajlarıyla Filipinler Başkanı Joseph Estrada’yı düşürdü. Bu tarihe “en kalabalık miting” olarak geçti.”i “Yine bunu Zapatistalara götürmek mümkün, internet aynı zamanda bilgiyi yaymanın bir yolu, yıllarca Meksika’nın dağlık bölgelerinde milisler, hükümete bağlılar ama değilmiş gibi gözükerek, köylerde katliamlar yapıyorlardı. Son yapılan katliamı Zapatista gerillaları çekip internetten yayınladılar, iki saat içinde hükümet hemen bir soruşturma başlatıp özür dilemek zorunda kaldı ve bir daha da öyle bir katliam yapılamadı, bu dediğim 1997′de oluyor.”ii

Dijital aktivizmin etki ve kapsamını daha iyi anlamak için, bu önemli olaylara, mevcut sivil toplum kuruluşlarının, yurttaş inisiyatiflerinin interneti giderek daha yoğun bir şekilde kullanmaya başlaması; “Electronic Frontier Foundation” (EFF – Elektronik Ufuklar Vakfı), “Electronic Privacy Information Center” (EPIC – Elektronik Mahremiyet Bilgi Merkezi), “Center for Democracy and Technology” (CDT – Demokrasi ve Teknoloji Merkezi), “Siber Haklar” (Cyber Rights), “European Digital Rights Initiative” (EDRI – Avrupa Dijital Haklar İnisiyatifi) gibi internete özel sivil toplum kuruluşlarının kurulması; Japonların “Futaba Channel”ı temelinde gelişen 2Chan, 4Chan gibi “imageboard” forum sistemlerinde (metin yerine imgeleri kullanan bir tür çevrimiçi tahtaya not bırakma sistemi) ortaya çıkan “Anonymous”, “LulzSec” gibi hacktivist hareketlerin yükselişini de eklemek gerek.

Ama dijital aktivizmin neredeyse gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmesi, özellikle WikiLeaks’in 2010 sonunda, ABD Dışişleri Bakanlığı ile konsoloslukları arasındaki özel yazışmaları içeren “Cablegate” sızıntılarını yayınlamaya başlamasına rastlar.iii O andan sonra her şey kızıştı. “Hemen ardından da Arap Baharı patladı, sosyal medyanın muhaliflerin örgütlenme, iletişim ve kamuoyu oluşturma çabalarında ne kadar etkili olduğu görüldü. Sonra Yunanistan, İspanya, “Öfkeliler Hareketi” (Los Indignados), İsrail, Londra yağmaları derken “Wall Street’i İşgal Et!” (OWS) eylemleri giderek yerküreye yayılan işgal hareketlerine dönüştü. Bu eylemlerin her birinde internetin, sosyal medyanın ciddi bir mevcudiyeti var.”iv

Bu kadarla da kalmadı: Telif lobilerinin interneti denetim altına almak ve bu konuda ABD hukuksal otoritesini küreselleştirmek için dayattıkları SOPA ve PIPA yasa tasarıları internette çok güçlü bir muhalefetle karşılaştı. “18 Ocak 2012’de şimdiye kadar görülmüş en büyük çevrimiçi protesto eylemi gerçekleştirildi: Yüzbinlerce web sitesi greve giderek kendilerini karattılar. Türkiye’den de “internet tutulması” adı altında destek gelen bu küresel eylem sonucunda 10 Milyonu aşkın imza ve 3 milyonu aşkın e-posta kongreye gönderildi. Her iki etiket de sosyal medyada dünya trendi haline geldi. Eylemin hemen öncesinde Obama yönetimi tasarılardan desteğini çektiğini açıkladı. Kongre ve Senato’da tasarılara karşı çıkan temsilci sayısı eylem öncesinde sadece 3 iken, eylem sonrasında 33 oldu ve tasarıların görüşülmesi iptal edildi.”v Ardından telif lobilerinin ülkelere dayatmaya çalıştığı ACTA (Anti-Counterfaiting Trade Agreement) uluslararası anlaşma tasarısı da diğer girişimlerle aynı kaderi paylaştı; yoğun küresel protestolar sonunda, önce anlaşmayı imzalayan AB ülkeleri tasarıyı Lahey Adalet Divanına göndermeye karar verdi.

Burada bir paragraf açıp, dijital aktivizmin sorunlu bir tarafından da söz etmek gerek. İnternet üzerinde bir kaç yere tıklayıp, bir kaç şey paylaşıp aktivist huzura erme, böylece de etkisizleşme tehlikesine işaret etmek için, “slacktivism” (dijital tembellik), “clicktivism” (tıklamacılık) gibi terimler üretildi. Bu terimler, benim “dijital fanus etkisi” dediğim bir sorunu ortaya koyuyor: “Dijital aktivizmin en önemli sorunu, “dijital fanus etkisi” diye adlandırdığımız bir dezavantajdan kaynaklanıyor: İnternetle sosyalleşen insanlar, bir banner’a tıklayarak Afrika’daki açları doyurduğunu, yağmur ormanlarını kurtardığını veya ozon deliğini kapattığını düşünmeye başlıyor! [Ancak] ağlarla gerçekliği [birleştirebilenler] bu fanus etkisini kırabiliyorlar. Dijital aktivizm, dijital olmayan hedeflere yönelik olarak ancak “hibrid” yapılarda işe yarıyor: Yani sokakla buluştuğu zaman…”vi

Adına ister dijital aktivizm isterse başka bir şey diyelim, bence internetin aktivist faaliyet için kullanımı artık kaçınılmaz. Bunun nedeni de iletişimin her zaman her türlü sosyal hareketin ayrılmaz bir parçası olmuş olması. Elle kopyalanan manifestolar olmadan Fransız İhtilali, matbaalarda gizli gizli basılan bildiriler olmadan 1948 Devrimleri, telgraf ve rotatifler olmadan Ekim Devrimi’ni düşünmek nasıl imkansızsa, bugün en temel iletişim ve etkileşim ortamımız internet olduğuna göre, kullanımı kaçınılmaz. O yüzden yararlı mı zararlı mı diye tartışmak yerine, onu nasıl daha yaratıcı, etkili ve derinlikli bir şekilde kullanırız sorusunu sormak daha mantıklı… Belki de bir süre sonra “dijital aktivizm” yerine düz bir biçimde “aktivizm” diyeceğiz; çünkü aktivizmin her türü zaten dijital ortamı ve ağ yapılarını doğal olarak kullanıyor olacak.

Çünkü biz tartışırken, devletlerden şirketlere her türlü iktidar odağı, internetin kendileri için temsil ettiği tehdidin farkına varmış görünüyorlar. Türkiye, internet sansürü bakımından dünyanın en berbat durumda olan ülkelerinden biri. Devlet, interneti özel hayatımıza kastedecek, bizi dinleyip, gözetleyip fişleyecek bir biçimde kullanıp, bilgiye erişme, haberleşme ve ifade özgürlüğümüzü kısıtlayacak bir biçimde sansürlüyor. Dünyada da devletler ve şirketlerin internete yönelik saldırıları her geçen gün artıyor.

“Halklar ve iktidarlar arasındaki bu savaşın yükselerek süreceğini öngörmek mümkün. Eski ekonomi ve bunların internetteki kurumsal uzantılarının çıkarlarını koruyan devletler ile internetin gerçek sahipleri arasındaki savaş giderek kızışıyor. Dijital öncüler yerini dijital yerlilere bırakmaya, yani internet nüfusu fiziksel dünyayla örtüşmeye başladığından bu yana, hükümetler, uluslararası kuruluşlar, kurumsal dünya ve internet vatandaşları, “netdaşlar” bu alanın egemenliği için kıyasıya bir mücadele içinde. Elektronik casusluktan sistem saldırılarına, gözetim tekniklerinden erişim engellemeye, sansür ve filtre çabalarından interneti ulusal sınırlar içerisine kapatma veya BM türü uluslararası bir otorite oluşturma sevdasına, devletler ve endüstriyel kompleks her yolu deniyor. Bunun karşısında da, ağın gayrimerkezi yapısından güç alan mahremiyet koruma, anonimleştirme, kriptolama, sanal veri limanları, derin ağ gibi “görünmez internet projeleri”, yani savunma hattı ve çok çeşitli karşı saldırı teknikleri netdaşların kullanımına açık. Çıta giderek yükseliyor: Artık “Büyük Birader”in her adımı “küçük biraderler” tarafından izleniyor ve hiçbir şey gizli kalmıyor! Halk bilgiyi talep ediyor ve bilgi eyleme dönüşüyor. Dezenformasyonla enformasyon, gösteri ile hakikat arasındaki bu savaşın cephesi ise, sadece ağlar değil, zihinlerimiz… İktidarlar ürküyorlar, çünkü ipin ucunu çoktan ellerinden kaçırdılar ve çabaları, ister sözde hukuki, ister teknolojik olsun, anında boşa çıkarılıyor. Buna, Ahmet Şık’ın basılmadan yok edilmek istenen kitabı “İmamın Ordusu” internetten okunma rekorları kırdığında, bu sivil itaatsizlik eyleminde de tanık olduk. Bu örnekler her yerde pıtrak gibi çoğalıyor. Sokağın dili, sokağın coşkusu, sokağın öfkesi her yerde… İnternetin kendisi küresel bir sokak…”vii

Özgür Uçkan http://spotdergi.wordpress.com

__________________________________________________________

NOTLAR

i) Özgür Uçkan, “Akıllı Ağ Çeteleri ve WikiLeaks”, Digital Age, 2011 / 01, sf. 90 – 91

ii) Özgür Uçkan, “İletişim her zaman devrimlerin asli bir parçasıdır”, Röportaj, Emek Dünyası, 24.06.2011, http://emekdunyasi.net/ed/teknoloji/13111-iletisim-her-zaman-devrimlerin-asli-bir-parcasidir

iii) Bkz. Özgür Uçkan & Cemil Ertem, Wikileaks: Yeni Dünya Düzenine Hoşgeldiniz, Etkileşim Yayınları, 2011

iv) Özgür Uçkan, “Dijital Aktivizm, Hacktivizm, Kripto-Anarşizm ve ‘Siber Savaş’ – 2”, SosyalSosyal, 13.03.2012, http://www.sosyalsosyal.com/dijital-aktivizm-hacktivizm-kripto-anarsizm-ve-siber-savas#

v) Özgür Uçkan, “SOPA’yı kırdık!, BTHaber, S:856, 30 Ocak – 5 Şubat 2012, http://www.bthaber.com.tr/?p=18687

vi) Özgür Uçkan, “Dijital aktivizm ne kadar etkili?”, Gennaration, S:5, Mayıs 2010, http://www.gennaration.com.tr/yazarlar/dijital-aktivizm-ne-kadar-etkili/

vii) Özgür Uçkan, “İletişim örgütlenmektir!”, Evrensel Kültür, Temmuz 2011, sf. 44

Kategori: Dış Köşe