Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Dayanışma ekonomisi

Son yıllarda dayanışma ekonomisi, sosyal ekonomi, sosyal ve dayanışma ekonomileri,  paylaşım ekonomileri, alternatif ekonomiler, hediye ekonomileri gibi birçok kavram ve yaklaşım çeşitli mecralarda karşımıza çıkıyor. Çoğu birbiriyle akraba olan bu kavramları yeşil gazete okurları açısından ilginç olabileceğini düşünüyorum. Bu yazıda dayanışma ekonomisi kavramının kökenleri,  neleri kapsadığı ve günümüzdeki uygulamalarını kısaca  ele alacağım.

Dayanışma ekonomisi ne demektir?

Öncelikle kavramı tanımlamakta fayda var. Dayanışma ekonomisi değer odaklı, alternatif bir ekonomidir. Hareketin teorisyenleri işe ekonomik alanın yeniden tanımlanmasıyla başlarlar. Dayanışma ekonomisi tabandan yükselen ve halk tarafından, halk için ve yaşadığımız gezegen için geliştirilmiş bir modeldir. Dayanışma ekonomisinin dayandığı değerlerin birçoğu kooperatif hareketine dayanır. Kooperatifçiliğin temel ilkeleri; kendine yetebilme, kendi sorumluluğunu alma, demokrasi, eşitlik, adalet ve dayanışma olarak sıralanabilir. Dayanışma ekonomisi kavramı sıraladığımız bu temel ilkeleri içermekle birlikte daha derin bir demokratik anlayışı içinde barındırır ve pasif demokrasinin ötesinde dahiliyetçi, kendisini yöneten-güdümlü olmayan, çok paydaşlı bir yapıyı tarif eder.

Ofissizler.

Yaygın neoklasik görüş ekonomiyi ele alırken kendi kazançlarını maksimize etmeye odaklı piyasa aktörlerinden (kişi ve firmalar) yola çıkar. Bu dar bakış açısının aksine dayanışma ekonomisi çoğulcu ve kültür bazlı bir anlayışla ekonomini çok daha karmaşık bir sosyal ilişkiler alanı olduğunu vurgular. Kişiler, topluluklar ve örgütler kar elde etmenin dışında farklı araçlar ve motivasyonlarla birçok ilişki kurarlar.

Nasıl ortaya çıktı?

Dayanışma ekonomisi fikri ve pratiği seksenli yılların ortalarında ortaya çıkmış ve doksanlı yılların ortalarından itibaren tüm dünyada yaygınlaşmıştır. Dayanışma Ekonomisi’nin ortaya çıkmasında üç temel sosyal olgunun etken olduğunu söyleyebiliriz.  Bunlardan ilki; birçok ülkede artan borç yükünün ve IMF tarafından dayatılan yapısal reformlarının giderek artan bir toplumsal kesimi ekonomik olarak dışlanmasıyla ilintilidir. Dışlanan topluluklar temel ihtiyaçlarını karşılamak için yaratıcı, otonom çözümler aramaya başlayınca çözüm olarak üretim ve tüketim kooperatifleri, topluluk temelli dernekler, kolektif mutfaklar gibi inisiyatifler ortaya çıktı.

İkinci olarak, ekonomik olarak görece varsıl kesimler de zaman içinde piyasa ekonomisinin dayattığı ilişki ve yaşam biçiminden duydukları tatminsizlik sonucunda alternatif hizmetlere yöneldiler ve yeni geçim yolları aramaya başladılar. Bu iki kesim arasında ciddi kültürel ve sınıfsal farklar olmakla birlikte, temelde aynı değerleri paylaştıklarını söyleyebiliriz. Üçüncü bir eğilimse, yerel ve bölgesel hareketlerin neoliberal ve neokoloniyal güçlere karşı kurdukları global ağlarla ilintilidir. Bu ağlar vasıtasıyla iki taban hareketi bir araya gelerek geniş bir sosyoekonomik bağlamda ekonomik dayanışma için alternatif demokratik toplum temelli projeler geliştirdiler ve örgütler kurdular.

Kadıköy Kooperatifi.

Ekonomik başarının adalet ve sosyal eşitlikle dengelenmesi

Günümüzde insanların ve toplulukların ihtiyaçlarını temel alan değer ve prensipleri önceliklendiren dayanışma ekonomisi inisiyatifleri birçok insanın yaşamının bir parçası haline gelmiştir. Gönüllü katılım, öz yardım, kendine yeterli olma ruhuyla ortaya çıkan çeşitli girişim ve örgütler ekonomik başarıyla sosyal adalet ve hakkaniyeti dengelemeye çalışıyorlar.

Son on yılda dayanışma temelli kolektifler, kooperatifler, müşterekler, dernekler veya vakıflar krizden etkilenen AB ülkelerinde sayıca çoğalmıştır. Avrupa’daki inisiyatiflerin birçoğu neoliberal politikaları protesto eden kitlesel hareketlerle de ilişkilidir. Bu protestolar sırasında binlerce insan sokaklara dökülmüş, şehir meydanlarını işgal etmiş, halk forumları kurmuş, grevler ve sivil itaatsizlik eylemleri organize etmiştir.

Kooperatif hareketi kuşkusuz ki dayanışma ekonomileri içinde özel bir öneme sahiptir. 2018 yılı itibariyle AB ülkelerinde 250 binden fazla taban hareketine dayalı kooperatifin var olduğu ve bunlara 163 milyon AB vatandaşın (AB nüfusunun üçte biri) ortak olduğu tahmin edilmektedir. Kanada’da , nüfusun % 30 dan fazlası kooperatiflere üyedir.   Brezilya’da, kooperatifler buğdayın dörtte üçünü, sütün % 40ını üretmektedirler ve kooperatiflerin ihracatı 1.3 milyar doların üzerindedir.

Herkes için tek bir beden

Ekonomik ve sosyal girişimler ondan en çok etkilenenler tarafından tabandan yukarıya doğru, farklı ve yaratıcı biçimde oluşturulmuştur. Dayanışma ekonomisi yaklaşımını benimseyenlerin önceliği baskın bakış açısı tarafından çoğu zaman görünmez olan veya marjinal olarak nitelendirilen kesimler için iş birliği, adalet, eşitlik, kendi kaderini belirleme ve demokrasiye dayalı pratikleri saptamaktır. Bu bağlamda, dayanışma ekonomisi bir sektör değildir, birçok sektörden girişimleri içine alan çoklu bir yaklaşımdır.

Dayanışa ekonomisi niceliğe değil niteliğe odaklandığından maddeciliği ve tüketim kültürünü reddeder. Sürdürülebilir gelişmeyi göz ardı eden ve yıkıcı birçok eyleme yüksek değer atfeden GSYİH gibi ekonomik göstergeleri kullanmaktan kaçılır.

Dayanışma ekonomisi inisiyatifleri çok çeşitlidir ve herkes için tek bir beden yaklaşımına karşıdır Dayanışma ekonomisi yasal olarak kurulan işçi kooperatiflerinden, enformel hediye ağlarına kadar formel/enformel, pazar/pazar dışı ve sosyal/ekonomik oluşumlarını kapsar.  Pek çok alternatif ekonomik projenin aksine bu yaklaşım ekonominin nasıl yapılandırılacağına dair tek bir model önermez. Bunun yerine örgütlerin, toplulukların, sosyal hareketlerin  tanımlanması, güçlenmesi, ilişkilendirilmesi ve ihtiyaçların karşılanması için demokratik ve özgürleştirici araçların yaratılması için dinamik bir araçlar önerir.

Ulus devletler, uluslararası örgütler

Demokratik yönetişim ve özerk yönetim gibi olumlu özellikleri ve rekabet üstünlükleri nedeniyle dayanışma ekonomileri girişimleri birçok ülkede teşvik edilmekte. Bu kapsamda hükümetler, sosyal paydaşlar ve sivil toplum arasında ortaklıklar kurulmakta. Bir anlamda günümüzde birçok devlet sosyal adalet sağlamak ve yoksullukla mücadele için dayanışma ekonomisini bir araç olarak kullanma eğilimindeler. Uluslararası örgütler ve hükümetler genellikle dayanışma ekonomisi yerine Sosyal ve Dayanışma Ekonomileri (SDE) terimini kullanmayı tercih ediyor.

Özellikle Latin Amerika’da birçok ülkede SDE alanında yasal ve politik düzenlemeler ve reformlar gerçekleştiriyorlar. Bolivya, Ekvador ve Peru kooperatiflerin ve diğer SDE organizasyonlarının sosyal dahiliyeti arttırma ve fakirliği azaltmadaki rolünü önemseyen ve devlet politikasının bir parçası haline getiren ülkelerin başında geliyor. Bazı devletler tarafından yoğun olarak desteklense de taban hareketine dayalı dayanışma ekonomisi inisiyatifleri devlet desteğine bağlılığın özerkliklerini zedeleyeceğini, eşitliğin yerine etkinliğe öncelik vereceğini, hiyerarşik ve demokratik olmayan yönetim kültürünü güçlendireceğini düşündüklerinden bu desteğe mesafeli yaklaşmaktalar.

Uluslararası örgütler de son on yılda dayanışma ekonomisini gündemlerine getirmekteler.  Sosyal ve Dayanışma Ekonomileri sürdürülebilir kalkınma için Birleşmiş Milletler (BM) 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündem’inin uygulanmasında önemli bir araç olarak görülmekte.  BM bu alandaki faaliyetlerini Sosyal Dayanışma Ekonomileri Kurumlar Arası Çalışma Grubu (UNTFSSE) aracılığıyla yürütüyor. Bu çalışma grubu kuruluş amacını ‘uluslararası düşünce ve politika çevrelerinde günümüzün ekonomik, sosyal ve çevre sorunlarına  önemli çözümler üreten SDE nin görünülürlüğünü arttırmak’ olarak ifade ediyor.

Benzer biçimde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) da Sosyal ve Dayanışma  Ekonomisi Akademisi (SSE Academy) aracılığıyla faaliyetler yürütüyor. ILO SSE akademisi tüm dünyadan  uygulamacıları, politika yapıcıları deneyimlerini ve iyi uygulamaları paylaşmak üzere  bir araya getirerek bölgelerarası eğitimler düzenlemekte. Kurum eğitimlerin amacını SDE kavramının daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve uygulamacılar arasında ağlar oluşturmak olarak açıklıyor. Bu amaçla gerçekleştirilen ilk eğitim  2010 yılında Turin’de (İtalya) düzenlenmiş. Daha sonra Montreal (Kanada), Agadir (Fas), Campinas (Brezilya), Johannesburg (Güney Afrika), Puebla (Meksika), San José (Kosta Rica), Seoul (Güney Kore) and Lüksemburg’da (Brüksel) bu eğitimlere ev sahipliği yapmış.

Mevcut sisteme alternatif

Müşterek mülkiyete, yatay doğrudan-demokratik karar alma sistemlerine ve az sayıda yönetim kademesine dayalı olan dayanışma ekonomisi girişimleri toplumsal cinsiyet, yaş, engellilik ve göçmenlik gibi alanlarda yüksek derecede sosyal dahiliyet içeriyor. Eşitliği, mütekabiliyeti, iş birliğini karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve sürdürülebilirliği önceliklendiren bu anlayış günümüzde mevcut ekonomik sistemdeki rekabet ve kar maksimizasyonu düşüncesinin panzehri olarak karşımıza çıkıyor ve geniş kitleler için umut vadediyor.

 

Kategori: Hafta Sonu