Dış Köşe

Covid-19 test sonuçlarının tümünün açıklanması şeffaflığın vazgeçilmezi – Sedat Ergin

Böylelikle akşamları açıklanan ‘yeni hasta’ başlığındaki rakamların COVID-19 testi pozitif çıkan bütün vatandaşları kapsamadığı, pozitif çıkanlar içinde yalnızca ‘belirti gösterenler’in sayısını yansıttığı, pozitif olup belirti göstermeyen vakaların sayısının kamuoyuyla paylaşılmadığı resmen kabul edildi.

Bir başka deyişle, resmi verilere şüpheyle yaklaşanlar haklı çıktılar.

Koca’nın yeni tanım kriterleri 

 Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, önceki akşamki basın toplantısında “Şunu bilmemiz gerekiyor, her vaka hasta değildir” dedikten sonra şunları söyledi:

“Test sonucu pozitif çıkanların her biri bir vakadır. Bunların büyük kısmı belirti göstermeyen taşıyıcılardır. Kalan kısmı ise hastalık bulgusu olup tedavi altına alınan hastalardır. Bir kısmını evde, önemli bir kısmını da hastanede takip ve tedavi ediyoruz… Demek ki, belirtisi ister olsun ister olmasın, testi pozitif çıkmış herkesi ifade eden vaka kelimesi ile hasta kelimesinin anlamı aynı değildir. Hasta ile ağır hasta arasındaki fark ise açıktır”.

Koca, basın toplantısının bir başka bölümünde “Semptomatik vaka hasta, asemptomatik vakalar vaka…” diye özetledi aradaki ayrımı.

Bir meslektaşımız meselenin doğrudan özüne inen şu soruyu yöneltti Bakan’a:

“Tablodaki ‘yeni vaka’ sayısı ‘yeni hasta sayısı’ olarak değiştirilmişti, bu asemptomatikler bu rakam içinde değil mi? Eğer değilse Türkiye’de kaç asemptomatik vaka var şu anda ve bunlar da tabloya eklenecek mi?”

Şöyle bir yanıt verdi Koca:

“Bizim verdiğimiz günlük hasta sayısı. Zaten 29 Temmuz’dan itibaren de günlük hasta sayısı olarak verdik. Verdiğimiz bilgi bu. Teşekkür ederim.”

Bakan, vaka sayılarının hasta sayılarının ne kadar üstünde olduğu yolundaki bir soruyu da benzer şekilde yanıtlamaktan kaçındı.

Dolayısıyla basın toplantısında yanıtsız kalan bir soru var: Belirti göstermeyen ama testi pozitif çıkan vatandaşların sayısı nedir? Bunların belirti veren pozitif vakalara, yani hastalara oranı nedir?

Değişiklik açıklamaların hepsine yansıtılmayınca…

Şimdi Koca’nın sözlerinin değerlendirmesine geçebiliriz. “29 Temmuz’dan itibaren günlük hasta sayısı olarak verdik” diyor Bakan. Evet, 28 Temmuz tarihli turkuvaz renkli tweet paylaşımı “Bugünkü Vaka Sayısı: 963” yazıyor. 29 Temmuz tarihli tweet mesajında ise “Bugünkü Hasta Sayısı: 942”.

Buna karşılık, Sağlık Bakanlığı’nın web sitesinden girip bakılabilecek olan 29 Temmuz tarihine ait ‘Günlük Durum Raporu’nda ise “Yeni Vaka Sayısı: 940” yazıyor. Bu raporlar 15 Eylül’e kadar zaten “Yeni Vaka” olarak devam etmiş ve ancak 16 Eylül’e ait günlük dökümde “Yeni Hasta Sayısı”na geçilmiş. Yani 29 Temmuz’dan sonra bu siteyi izleyenlere her gün açıklanan rakamlar ‘Yeni Vakalar’ diye takdim edilmiş.

Ayrıca, Sağlık Bakanlığı’nın “Hayat Eve Sığar/HES” aplikasyonunda paylaşılan günlük veriler bu değişiklikten hiç etkilenmeden “Bugün Vaka Sayısı” başlığı şeklinde devam ediyor. Yanılmamak için dün bir kez daha kontrol ettiğimde, bu uygulamadan girilen ‘Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu’ altında “Bugün Vaka Sayısı: 1.391” bilgisiyle karşılaştım.
 
 

Madem 29 Temmuz’dan itibaren ‘Yeni Hasta’ kategorisine geçildi, diğer paylaşımlarda niye “Yeni Vaka” diye devam etti ve HES’te de hâlâ öyle devam ediyor? Madem Koca’nın dediği gibi ikisi birbirinden farklı, o zaman her iki başlığın bakanlığın farklı platformlarında aynı anda kullanılmaya devam edilmesinde, bu çerçevede açıklanan bir sayının hem vaka hem de hasta toplamı olarak gösterilmesinde problemli bir durum yok mu?

Bilmeyen Bilim Kurulu üyeleri var 

Buradan nereye gelmek istiyorum? Koca, 29 Temmuz tarihinden itibaren “Yeni Vaka”dan başka bir kategori olan “Yeni Hasta”ya geçilmiş olduğunu önceki akşama kadar Türk kamuoyuyla paylaşmamıştı. Rakamlardaki geçiş çok yakın bir marjda açıklandığı için (28 Temmuz: 963, 29 Temmuz: 942) o tarihte insanların şüphelenmesini gerektiren bir durum da olmadı.

Dahası, bakanlığın bazı veri tabanlarında “Vaka” denmeye devam ettiği için “Hasta” ile “Vaka”nın ayrı kategoriler olabileceği pek çok kimsenin aklının ucundan bile geçmedi. Bu gruba Covid-19 verilerini düzenli bir şekilde izleyen kendimi de dahil ediyorum.

Daha ilginci, dün sohbet ettiğim Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 Bilim Danışma Kurulu üyesi bir öğretim üyesinin “Böyle olduğunu ben de bilmiyordum. Açıklanan rakamları testi pozitif çıkanlar diye varsayıyorduk” şeklindeki sözleriyle karşılaşmak oldu.

Buna karşılık, vefat ve ağır hasta sayıları son dönemde ciddi bir şekilde tırmanırken yeni hasta sayılarının bu ölçüde bir artış göstermemesi aslında izaha muhtaç bir durum olduğuna işaret ediyordu. Ayrıca, sahadan gelen bilgilerle resmi verilerin örtüşmemesi de haklı olarak soru işaretlerine yol açıyordu. Ben de bir süredir yaptığım değerlendirmelerde açıklanan resmi rakamlara çekinceyle yaklaştığımı belirtme ihtiyacını duyuyordum.

WHO ne bekliyor?

Türkiye’nin vaka-hasta ayrımına giden ve testi pozitif çıkanların tümünü açıklamaktan kaçınan bir yönteme yönelmesi, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ölçütleriyle de örtüşmüyor. WHO’nun raporlamalarında teyit edilmiş, yani testi pozitif çıkmış vakalar esas alınıyor. Örneğin dün örgütün harita üzerinden paylaştığı dünya ölçeğindeki COVID-19 raporu “Teyit Edilmiş Vakalar” ve “Ölüm” sayılarına dayanıyordu. Who, Türkiye’nin 29 Eylül Salı gününe ait 317 bin 272 rakamını –hasta- değil “Teyit Edilmiş Vaka Toplamı” olarak girmişti. Keza alanında dünyanın en saygın kuruluşlarından biri olarak kabul edilen Almanya’daki ‘Robert Koch Insititut’un dokuz  sayfalık dünkü günlük raporunda da “Laboratuvar Teyitli COVID Vakaları” esas alınmıştı.

Sonuçta, geldiğimiz noktada ülkemizde günlük bazda COVID-19 testi pozitif çıkan vatandaşlarımızın tümünün sayısını öğrenemiyoruz. Mart ayından bu yana birikmeye başlayan vakaların toplam sayısını da bilmiyoruz. Bilmediğimiz için salgının nüfusa yayılma derecesini bütünlük içinde değerlendirebilme imkânından yoksunuz. Ayrıca, 29 Temmuz’a kadar açıklanan vakalara daha sonra yalnızca hasta sayısının eklenmesi farklı kategoriler toplandığı için bu verileri tartışmalı hale getiriyor.

Doğrusu, şeffaflığın gereği olarak yöntemin değiştirildiği sırada gerçeğin saklanmayıp kamuoyuyla paylaşılması olurdu. Bu kadar yaşamsal bir bilginin gizli tutulmasının salgına karşı yürütülen mücadeleye gölge düşürmesi ihtimali göz ardı edilemez. Türk halkının bu konuda şeffaflığı tercih eden ülkelerin halklarından bir eksiği olmamalıdır.

(Bu yazı ilk kez Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.)

Kategori: Dış Köşe