Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bütüncül bir şair: Edip Harâbi

“Daha Allah ile cihân yok iken
Biz anı var edüp i’lân eyledik
Hakk’a lâyık hiçbir mekân yok iken
Hanemize aldık mihmân eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verüb tıpkı insan eyledik” (1)

Bu dizeler hemen herkesin tahmin edebileceği gibi, Edip Harabi’ye ait Vahdetnâme şiirindedir. Şiirin tamamını okuduğunuzda, tasavvuf ve Alevi-Bektaşi felsefesindeki birlik (vahdet) anlayışını çok net görürsünüz. Bu felsefeye göre evrenin dışında, var eden ayrıca konumlanan bir tanrı yoktur. Tanrı ve insan ve tüm kâinat birlik içerisindedir. Bu felsefenin kökleri Plotinos’a kadar uzanır. Yani tanrı, kendisinden taşan ve her şeyi oluşturarak onunla birlik olan bir ışıktır. Düalist bir durum söz konusu değildir. Buradan Spinoza’nın panteizmiyle de benzerlikler kurmak mümkündür. Çünkü Alevi-Bektaşilikte de doğa tanrıcılık önemli bir yer tutar. Evrim teorisine de göndermeler içeren şu dizeler buna çok iyi örnek oluşturuyor:

“Ben tabiat ehliyim kendimde var çok iktidar
İbtidâ insan bir maymundan oldu âşikâr
Kendi kendinden zuhura geldi dehre her ne var

Boş yere varsın Harâbi Hakk’a iman eylesin
Çünkü Hakk var zanneder bir mankafadır, neylesin
Var imiş Allah deyu beyhude halka söylesin.” 

Alevi-Bektaşilikte ‘şiir söylemek’

Şiir söylemenin çok önemli olduğu Alevi-Bektaşiliğin yedi büyük şairinden birisi olarak geçen Edip Harabi, önemli birçok özelliğiyle diğer şairlerden farkını ortaya koyar. 1853-1917 yılları arasında yaşayan Harabi’nin asıl ismi Ahmed Edip’tir. O, daha 17 yaşında iken Mehmed Ali Hilmi Dedebaba’dan el alıp, Bektaşi olduktan sonra “ölmeden önce ölünüz” tasavvuf deyimi gereği Harâbi ismini alır. Harâbi’yi, farklı kılan şey, yazmayıp adeta söyleyerek oluşturduğu şiirlerinde hemen her konuyu işlemiş olmasıdır. Harâbi, şiirlerinde din, dil, ırk, cinsiyet, mezhep sorunlarının ötesine geçmiştir. Ve bu konulardaki çiğliği eleştirdiği sayısız şiiri vardır. Gelin, yaşamı müthiş bir bütünlük penceresinden gören Harâbi’nin bu konulara bakış açısını biz anlatmayalım, şiirleri söylesin!

Cinsiyet sorunu

Toplumsal yaşamda ve klasik islâm anlayışında, kadının aşağı bir mertebede görülmesini Zehra, Naciye ve Lütfiye mahlaslarını kullanarak şu sözlerle eleştirir Harâbi:

“Ya Muhammed bize nâkıs* diyorlar
Nedendir erlerin bu hataları
Ehl-i Beyt’e karşı düşkün olurlar
Çünkü doğru değil iddiaları

Gerçi kıyafette size uymayız
Hakikatde sizden geri kalmayız
Malumunuz olsun erden saymayız
Bize nâkıs diyen budalaları” 

“Ey erenler erler nasıl ersiniz
Söyleyin sizinle davamız vardır
Bacılara niçin nâkıs dersiniz
Bizim de Hazret-i Havva’mız vardır.” 

Edip Harâbi’nin hayat hikâyesinden vejetaryen olup olmadığına dair bir bilgi edinemiyoruz ancak kurban kesme ritüeline net bir şekilde karşı durduğu anlaşılıyor.

“Gelmişiz cananın asitanına
Sıtk ile sarıldık dost damanına
Canı baş vermişiz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez”

Burada, Alevi-Bektaşi felsefesinde önemli bir yeri ve ismine de bir semah olan turna kuşuna dair, sevgili Birhan Keskin’in şu iki dizesini söylemeden geçmek istemiyorum.

“Turnayı gözünden vuranlar bizden değildir
Turnanın kalbinden dem vuranlar bu tarafa…”

Harâbi, sınıfsal farkı ve yoksulluğu eleştirirken zenginlik içinde yaşamayı da hayal etmez. Ona göre, insanın temel gereksinimleri karşılansın yeter. Kendisi emekli olduktan sonra, İstanbul Fatih’te viran bir evde çok mütevâzi bir yaşam tercih etmiştir. Şöyle söyler Harâbi bu konuda:

Bulur Hakk’dan cezasın müfsid ü zâlim olan mutlak
Bugün zevkden, yemekden ayrılan zenginlere bir bak
Bize sıhhat kuru ekmekle versün Hazret-i Hallâk
Ne lazım böyle zenginlik bize göstermesin hiç Hakk” 

“ Ocağımda incir ağacı bitti
Edib züğürtlük canıma yetdi
Beş para kalmadı hepsi bitdi
Kesenin dibini deldi züğürtlük”

Harâbi’nin,  toplumsal konulara, ikiyüzlü inanç ve ibadete, gösterişe dair daha birçok şiiri vardır. Harâbi aynı zamanda eserleri en çok bestelenen ozandır. Değindiği her konuyu anlaşılır bir üslupla ele almıştır. Diğer birçok Alevi-Bektaşi şairi gibi Harâbi de din ve inanç, şöyle mi olsun böyle mi olsun mevzularıyla uğraşmak yerine iyi insan, kâmil insan nasıl olunurun derdine düşmüştür. Bunu da yaşamıyla göstermeye çalışmıştır. Basit ve gündelik olanın yerine, bütüncül bir bakış açısıyla anladığı hakikate hayat buldurma uğraşıyla geçmiştir ömrü.

Kendisini çok iyi anlatan şu dizelerle bitirelim:

“Nâmım Edib idi Harâbi oldum
Erenlerin ayak turâbı oldum
Hakk’ın bir mukaddes kitabı oldum
Aşk olsun okuyan ehl-i irfâne” 

*

(1) Harabi Divanı, Can Yayınları, hazırlayan: Dursun Gümüşoğlu
*nâkıs: eksik

 

Kategori: Hafta Sonu