Köşe Yazıları

Bu Kalp Seni Unutur Mu?

0

Bu şarkının özelimizde bize ait bir şarkı olmasının da etkisiyle, diziye baştan sempati ile yaklaşmıştım. İnsanların yaşamında bazen bir filmin, bazen bir şarkının izleri vardır. O izler sizi daima takip eder. Bu şarkı, benim tarihimde tam da budur. Yıllar geçse de üstünden, bir ayrılığı, bu kadar insanca, bu kadar yozlaşmadan anlatabilmekte sanırım usta ozan Fikret KIZILOK’un üstün dehasıdır.bu-kalp-seni-unutur-mu-471x300

Diziyi yapanlar diziye bu ismi vermelerinin iki nedeni olduğunu ifade ediyor. İlk neden doğal olarak şarkının dönem şarkısı olması. Ama asıl ikinci neden, 12 Eylül’ün asla unutulmasını istememeleri.

Dizi 80 kuşağından biri olarak insanları farklı noktalara itiyor. Abimin ölene dek sürecek ve ancak son nefesinde ülkesine dönebileceği yıllardır 12 Eylül, bu noktada bize birine hasreti öğretmişdir. 12 Eylül küçük bir kız çocuğunun 12 Eylül olması nedeniyle hasta hasta geldiği Ankara’dan evine dönmesine izin verilmediği uzun 2 Ankara gecesidir. 12 Eylül insanların okullarını bıraktığı günlerdir. Ama 12 Eylül’ün bence en büyük başarısı bizim kuşakta yarattığı etkilerdir. 80’li dönemlerde büyüyen bir kuşak, daha az politik, daha sessiz, daha dingindir. Ne 68 kuşağının çoşkusunu ve ideallerini ve yüreğini taşır. Ne de sonraki nesillerin ben merkezli varoluşlarını… Şimdi 40’lı yaşlarını yaşayan nesile bakarsanız, çoğu suskun, sorumluluk sahibi, ilkesel hareket eden ama çok da gözlerinde o çoşkuyu yakalayamadığınız tiplerdir. Çünkü yitik bir kuşaktır ve tarih henüz 80 kuşağını izlemeye başlamamıştır. Zülfü Livaneli’nin SİS  filminde belirlediği gibi sis içinde kalmıştır 12 Eylül çocukları.

Gelelim diziye, dizi seven bir adamın sevmesine rağmen evde uyguladığı faşizmi açıkça ortaya koyarken faşizmin evde de olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır ki; bu bile o dönemin insan ruhunda bıraktığı tramvaları görmek açısından faydalıdır.

Filmdeki işkence sahneleri gerçekçidir ama o dönemi yaşayan bir kadın yazarın “ O hep Aklımda” kitabı okunursa aslında o dönem kadınlara bundan daha fazlasının yapıldığı ortadadır ama kısmende olsa televizyona yansıması açısından önemlidir.

Dizi sol ve sağ duruşlara eşit mesafede yaklaşmaktadır. Nitekim reis sözcüğünün ne anlam  ifade ettiğini eminim ilk kez bu dizi ile duyanlar olacaktır.

12 Eylül’ün bize ne faydasının olduğunu derin derinden anlatmaktadır dizi ve o dönemin solunu, sağını ve bağımsız noktada duranlarını yani farklı duruş noktalarını dizi en yalın biçimiyle ortaya koymaktadır. Nitekim her kesimden çok fazla danışman kadrosunun da bunda etkisi büyüktür.

O dönemi yaşayan yıllarca cezaevinde kalan bir arkadaşım, izlerken bir tür “dejavu” yaşadığının altını çizerken, biz 80 kuşağı çocukluğumuzun siyah beyaz anıları ile yüzleşirken ve çalınan düşlerimizin düşünü kurarken, bu dönemi hiç bilmeyen bir nesil ise olayları kitap okumadan yakalama şansına sahiptir. Yeni nesillerin kitap okumadıklarını düşünülürse bu onlar açısından faydalı olacaktır.

Böylesi bir dizinin yapılabilmesi ve yayımlaması bence önemlidir. Umarız bir takım canavarlara kurban olmaz.

Dizi her şeye rağmen insan sıcağını taşıması açısından da önemlidir ve Tomris Giritlioğlu bu kalplerin asla 12 Eylül’ü unutmayacağını da bilmelidir. Yıllar geçse de üzerinden.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.