Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Ormancılıkta 150 yıllık gerileme: Devlet ormancılığından mültezim ormancılığına U dönüşü-2

Yazının birinci bölümünde ormancılığı 1980’li yıllara kadar getirmiştim. 1937 yılında başlayan ve ülke ormanlarının korunmasında büyük rolü olan devlet ormancılığı 1980’lere kadar bir şekilde korunabilmişti. Şimdi sonrasına bakalım.

Özel sektörün önünde engel olarak görülen ne varsa kaldırmayı ve özel sektörü baş tacı yapmayı temel alan neoliberal politikalar Türkiye’de her ne kadar 24 Ocak (1980) kararları ile başlamış olsa da, 12 Eylül darbesinin ardından oluşan antidemokratik koşullar neoliberalizmin gelişip serpilmesinde büyük rol oynadı. Elbette bu süreç mülkiyet ve işletmecilik açısından devlet egemenliğinde olan ormancılığı da gözüne kestirmişti.

İlk adımlar

Neoliberalizm, 6831 Sayılı Orman Yasası’nın 6’ıncı maddesini değiştirmekle işe başladı. O madde “Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işler Orman Genel Müdürlüğünce yapılır” şeklindeydi. Aslında yapılan değişiklik çok basitti; cümlenin sonuna sadece “ve yaptırılır” ibaresi eklendi. Böylelikle ormancılık çalışmalarının OGM tarafından özel işletmelere yaptırılmasının önü açılmış oldu. Aslında daha önce de ormancılık işlerinde müteahhitlerin görev alması söz konusu olabiliyordu. Ancak Orman Yasası’nın 40’ıncı maddesine göre bu, ancak işin yapılacağı bölgenin civarında yaşayan orman köylülerinin ve onların kurduğu kooperatiflerin işgücünün yeterli olmaması ya da yapılacak işin uzmanlık gerektirmesi durumlarında söz konusu olabiliyordu.

İkinci adım ise devlet tarafından işletilen orman ürünleri sanayisi (ORÜS) tesislerinin satışı oldu. Bu tesislerin kimileri özel sektör tarafından kurulmuş ve daha sonra OGM tarafından satın alınmıştı. Çoğunluğu ise doğrudan OGM tarafından kurulmuş olanlardı. 1969 yılında ilk kez kurulan Orman Bakanlığına bağlı olarak Orman Ürünleri Sanayii Genel Müdürlüğünün kurulması ile Türkiye’nin daha az gelişmiş bölgelerinde orman ürünleri işleyen atölyeler, fabrikalar kuruluyor, üretim yapılıyor ve toplum kalkınmasına destek olunuyordu. Üstelik 1991 yılına kadar ORÜS sürekli kâr ediyordu. 1983 yılında bir kamu iktisadi teşebbüsü (KİT) yapılan bu kurum, 1986 yılında çıkarılan 3291 sayılı yasa ile özelleştirilecek KİT’ler arasına konuldu. 1992 yılında Kamu Ortaklığı İdaresine devredilen ORÜS 1993 yılında anonim şirkete dönüştürüldü ve 6 Haziran 1994 tarihli Kamu Ortaklığı İdaresi duyurusu ile ORÜS’ün tesisleri satışa çıkarıldı.

Dikili ağaç satışları bu süreçte atılan bir diğer önemli adım olarak tarihte yerini aldı. 1996 yılında OGM tarafından yayımlanan 5038 Sayılı Genelge ile uygulanmaya başlanan dikili ağaç satışı, adından da anlaşılacağı üzere ağaçların OGM tarafından dikili haldeyken satışının yapılması ve satın alan işletmenin ormana girerek üretim yapması olarak tanımlanabilir. Oysa daha önce, ormanda üretim civar orman köylüleri ve onlar tarafından kurulan kooperatifler tarafından yapılmakta ve ürünler depoya kadar taşınmakta; bu ürünlerin piyasaya arzı OGM tarafından yapılmaktaydı. Yanlış anlaşılma olmaması için her iki yöntemin de hâlâ uygulandığını ve her iki yöntemde de kesilecek ağaçların OGM personeli tarafından belirlendiğini söyleyeyim. Dikili ağaç satışı yönteminin pek çok sakıncası bu zamana kadar yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya konulmuş olmasına rağmen –ki, detaylarına bu yazıda girmeyeceğim- dikili ağaç satışı yönteminin toplam odun üretimi içindeki payı sürekli arttı. Örneğin, 2000 yılında yapılan toplam endüstriyel odun üretiminin (11 milyon 599 bin m3) yalnızca %1,9’u (222 bin m3) dikili ağaç satışı yöntemiyle yapılmışken, 2019 yılında yapılan toplam endüstriyel odun üretiminin (23 milyon 95 bin m3) %37,6’sı (8 milyon 685 bin m3) dikili ağaç satışı yöntemiyle yapıldı.

Parsel parsel ihaleye çıkarılan ormanlar dönemi

Ve tabii söyleye söyleye dilimizde tüy biten akıl dışı orman tahsisleri konusu da var. Artık okuyucularımın ezberlediğini sandığım 6831 Sayılı Orman Yasası’nın 16, 17 ve 18’inci maddeleri ile 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Yasası’nın 8’inci maddesi Türkiye ormanlarını tehdit eden en büyük sorun haline çoktan geldi. Başlangıçta, yani 1956 yılında toplum yararı için yapılması zorunlu olan ve ormanda yapılması dışında seçenek olmayan tesisler için düşünülen yasa maddeleri son yıllarda o kadar çok değiştirildi ki, ormanlarda otelden maden ocağına, su ürünleri üretim tesisinden termik santrale, çöplükten üniversiteye kadar aklınıza gelen gelmeyen pek çok işletmenin kurulması olanaklı hale geldi.

Artırıyoruz diye böbürlenip durduğumuz orman alanlarımızın yaklaşık 750 bin hektarı (7 milyar 500 milyon metrekaresi) bu tür tesisler tarafından işgal ediliyor, fakat orman envanterine baktığımızda, oraları da orman alanı olarak saymaya, toplam orman alanı içerisine bu 750 bin hektarı da eklemeye devam ediyoruz. Korkarım ki, bu gidişle 750 bin hektarı öpüp başımıza koyacak hale geleceğiz.

Bu noktada, orman alanlarında yapılacak turizm yatırımları için Temmuz 2021’den itibaren değişen duruma da kısaca vurgu yapmak lazım. Hatırlanacaktır, büyük orman yangınları devam ederken, 28 Temmuz 2021’de Resmi Gazetede yayımlanan Turizmi Teşvik Kanunu değişikliği ile orman alanının turizm şirketlerine tahsisinden o alanlarda yapılacakların planlanmasına kadar her konuda tek yetkili Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkili kılınmıştı. Böylelikle ormancılık örgütü baypas edilmiş ve gözünü ormanlara diken turizmcilerin yüce emellerinin önüne nadiren de olsa çıkabilecek engeller bütünüyle ortadan kaldırılmıştı. Bu da yetmemiş ve daha önce örneği görülmedik şekilde, Kültür ve Turizm Bakanlığı farklı illerdeki orman alanlarını parselleyip turizm tesisi yapılmak üzere ihaleye çıkarmış, bunun üzerine ben de bu köşe de 4 Eylül 2021 tarihinde ‘Parsel parsel ihaleye çıkarmışlar!’ başlıklı bir yazı yayımlamıştım.

Diğerleri ve kutumuzdan çıkan yeni sürpriz: Millet Ormanı

Bu kadarla kalır mı hiç! Son yıllarda, özellikle lif-levha endüstrisinin baskısıyla odun üretim rakamlarının ormanların devamlığını tehlikeye atacak düzeyde artmış olması;[1] 2/B uygulaması yetmiyormuş gibi, Orman Yasası’na 2018 yılında eklenen Ek-16’ıncı madde ile yeni orman alanlarının orman sınırları dışına çıkarılmaya başlanması;[2] orman içi mesire yerlerinin tabiat parkına çevrilmesi yoluyla korunan alan miktarı artırılıyormuş gibi yapılarak, özel ve yandaş girişimcilerin orman alanlarında işletme kurması ve halkın ormanının sırtından para kazanması,[3] özel ağaçlandırma gerekçesiyle her geçen gün daha fazla kişi ve kuruluşun ormanlarımıza sokulması[4] ve daha neler neler.

Dilerseniz yazıyı daha fazla uzatmadan OGM’nin son muhteşem icadı ile konuyu bağlayayım. OGM 20 Aralık 2021 tarihinde orman bölge müdürlüklerine gönderdiği bir yazı ile her ilde 2022 yılı içinde bir millet ormanı kurulması talimatını veriyor. Peki, nasıl olacak bu iş? Yani orman bölge müdürlükleri ormansız alanlarda yeni ormanlar oluşturup millet ormanı olarak mı düzenleyecek? Hiç olur mu öyle şey? Elimizdeki hazır doğal ormanlar ve o ormanların mesire yeri olarak ayrılmış kısımları ne güne duruyor? Dönüştürürüz mesire yerlerini millet ormanına, sokarız müteahhidi, işletmeciyi, yaptırırız mis gibi tesisleri, hem yandaşlar para kazanır hem de biz iş yapmış gibi görünürüz. Son iki cümledeki düşünceleri benim uydurduğumu sanıyorsunuz değil mi? Buyurun o halde, sözünü ettiğim OGM yazısının bir kısmını aşağıya aynen kopyalıyorum:

Isparta’da OGM’den tahsisi alınan 110 bin metrekarelik alanda ‘Millet Ormanı’ kurulacak.

“Bu  kapsamda;  zaman  kaybının  olmaması  gayesiyle tescili  daha  önceden  yapılmış, işletmeciliği kiralanmamış ve  içerisinde  yapı  ve  tesis  bulunmayanlar  öncelikli  olarak  değerlendirilmek  üzere ormanlarımızın  doğal  güzelliklerinin  sürdürülebilirliğini  sağlayacak şekilde bir adet mesire yeri o ilin ismini taşıyan Millet Ormanı adı ile bölge müdürlüklerince tesis edilerek hazır hale getirilecek ve bu şekilde yeni bir rekreasyonel alan kullanımı planlama anlayışı hayata geçirilmiş olacaktır.

Bahsedilen bu planlama ile millet ormanlarında aşağıda sıralanan tesisler halkımıza hizmet etmek üzere faaliyete geçirilebilecektir.

  • Alan tanıtım ünitesi
  • Bisiklet parkuru
  • Yürüyüş ve koşu parkuru
  • Spor alanları
  • Pergola
  • Oturma grupları
  • Kamelya[5]
  • Otopark
  • Yöresel ürünler satış ünitesi
  • Büfe

Sondaki ‘vb.’ye ayrıca dikkat çekmek isterim. Tesis listesinin ucu açık, sonu yok. Bir işletmeci sayılanlar dışında bir tesis yapmak isterse itiraz olmasın diye sanırım. Vb’den kim ne anlıyorsa artık. Okuyucular şunu merak edebilir: Mesire yerlerinde bunlar yapılamıyor muydu? Yanıt için OGM’nin 2013 yılında yayımladığı Mesire Yerleri Yönetmeliği’nin 5’inci maddesini ve özellikle bu maddenin 2, 3 ve 4’üncü fıkralarının okunmasını salık veririm.

Bu yazıyı da çok uzattım. Ne yapayım? Devlet ormancılığını (devrimini) yıkmak için sürekli yeni yol ve yöntemler keşfetmekte çok mahir bir ülke yönetimi var. Ve onun önünde bütün mesleki bilgi ve deneyimini arka plana atmaktan hiç rahatsızlık duymayan bir ormancılık örgütü. Anlatmak, bilgi vermek hem orman mühendisi hem de akademisyen olarak ahlâken ve vicdanen benim görevim. Nihai takdir elbette okuyucunun, halkın.

*

Not: Uludağ Milli Parkı’nın milli park statüsünden çıkarılarak alan başkanlığına dönüştürülmesi girişimi de yukarıda sıraladığım sürecin bir uzantısı olarak gerçekleşiyor. Bu girişimi yazımı tamamladıktan sonra inceleyebildiğim için, muhtemelen ilerleyen yazılarımda değinmek üzere, şimdilik bu notu düşerek konuyu saklı tutuyorum.

[1] Bu konuda detaylı bilgi için şu yazıma başvurulabilir. 
[2] Detaylı bilgi için şu yazıma başvurulabilir.
[3] Detaylı bilgi için şu yazıma başvurulabilir. 
[4] Detaylı bilgi için şu yazıma başvurulabilir.
[5] İlgili yazıdan olduğu gibi aldım. Kameriye demek istemişler ama OGM’nin çok bilgili uzmanları bir bitki türü olan kamelya ile kameriyenin farkını bilmiyorlar.

Kategori: Hafta Sonu

EkolojiManşetTürkiye

Sayıştay raporu: OGM, 152 maden sahasındaki izinsiz yapılaşmaya göz yumdu

Sayıştay tarafından hazırlanan Orman Genel Müdürlüğü 2020 yılı raporunda maden sahalarında izinsiz yapılar yapıldığı ve izin amacı dışında kullanımlar olduğu tespit edildi.

Orman Kanunu‘nun 16’ıncı maddesi gereğince izin verilen maden izin sahalarından örnekleme yöntemi ile seçilen 649 maden izin sahasının 152’sinde izinsiz yapılar ve izin amacı dışında kullanımlar olduğu belirtildi. Raporda “Kurum tarafından maden izin sahalarının kontrollerine yönelik etkin bir denetimin yürütülemediği görülmüştür” ifadeleri kullanıldı.

‘Etkin denetim yok’

Sayıştay izni olmayan yapıların ve izin amacı dışındaki kullanımların tespitinde tek zamanlı uydu görüntüsü ile kontrol ve denetimlerin yeterli olmadığını belirtti.

Raporda ayrıca “152 maden izin sahasından 46’sında “idare izni olmayan yapılar” olduğu; 30’unda “izin amacı dışında kullanımlar” olduğu ve 76’sında ise “hem idare izni olmayan yapı” hem de “izin amacı dışında kullanımlar” olduğu anlaşıldı” denilerek bunların tespit, takip ve kontrolü bakımından etkin bir denetim yürütülmediği aktarıldı.

Geçmişte de uyarı verilmişti

“Dolayısıyla maden izin sahalarında; idare izni olmayan yapılar ve izin amacı dışında kullanımlar gibi iş ve işlemlerle ilgili yapılan kontrollerin işlevsel olmadığı, ORBİS’te verilen link üzerinden sistem tabanlı ve risk odaklı kontrollerin yapılmadığı görülmüştür” denilen raporda şu ifadeler yer aldı:

“Maden izin sahalarında kontrollerin yeterince yapılamadığı konusu geçmiş yıl Sayıştay Denetim Raporlarında yer almasına ve kurumca talimat ve uyarılar yapılmasına rağmen; kontrollerin yeterli düzeyde iyileştirilemediği görülmüştür.”

‘Rehabilitasyon yapılmıyor’

Sözcü’den Yusuf Demir’in haberine göre Sayıştay raporunda, maden sahalarında rehabilitasyon çalışmalarının da yapılmadığı kaydedili. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Orman Genel Müdürlüğü faaliyet alanında yer alan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16’ncı maddesine göre izin verilen maden sahalarında yapılan denetimlerde, maden işletme sahalarının büyük bir çoğunluğunda rehabilite çalışmalarının yapılamadığı, bu sahaların verilen izinler doğrultusunda belli bir plan ve proje çerçevesinde işletilmesi ve çalıştırılması gerekirken, sahalarda düzensiz çalışmaların yapıldığı görülmüştür.”

Eylem planı yok

Sayıştay’ın 2020 raporunda, Orman Bakanlığı’nın ormanlık alanlar ve çevresinde yangın eylem planlarını da hazırlamadığını tespit etti.

Raporda, Türkiye’deki toplam ormanlık alanın yüzde 60’ını birinci ve ikinci derece yangına hassas alanlar oluşturmasına karşılık, yangın eylem planlarının her yerleşim yeri için hazırlanmadığı ve yanan alanlar ile bu alanlarda yapılan çalışmaların tamamının coğrafi bilgi sistemi kapsamında izlenmediği belirtildi.

Kategori: Ekoloji

EkolojiManşet

Hatay orman yangınları belgesel oldu

Geçtiğimiz yıl Hatay’da birçok noktada yaşanan orman yangınları belgesele konu oldu. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından hazırlanan belgeselde Türkiye’nin 58 ilinden gelen 1000’e yakın OGM ekibinin büyük mücadelesi anlatıldı.

Kurumun sosyal medya hesapları üstünden yayınlanan belgeselde, yangınlara şahit olan köylülerinin yaşadıkları da aktarıldı.

‘Yanan alanlar güvence altına alındı’

Belgeselde, binlerce canlının evi olan ve büyük zarar gören ormanların yeniden yeşertilmesi için hemen çalışmalara başlandığı kaydedildi.

Ayrıca yanan orman alanlarının Anayasa ile güvence altına alındığı ve zarar gören alanların yeniden yeşertilmesinin zorunlu olduğu ifade edildi.

4 bin 783 hektar alan zarar görmüştü

OGM verilerine göre, Hatay’da zarar gören 4 bin 783 hektarlık alanın bin 640 hektarında yapay gençleştirme, 580 hektarında doğal gençleştirme ve 660 hektarında endüstriyel ağaçlandırma çalışması olmak üzere toplam 2 bin 880 hektar alanda yeniden ağaçlandırma çalışmaları tamamlandı.

Bugüne kadar 1 milyon 100 bin fidan ile bin 400 kg kızılçam tohumu toprakla buluşturuldu. Tüm ağaçlandırma çalışmalarının 2021 yılı sonu itibariyle tamamlanması hedefleniyor.

 

Kategori: Ekoloji

DoğaManşet

Cerattepe’ye onay vermeyen orman mühendislerine soruşturma iddiası

Orman Genel Müdürlüğü, Cerattepe’de maden sahası için Cengiz Holding’e yer teslim işinde görev almayı reddeden mühendislere soruşturma başlattı.

19

Politeknik.org’da yer alan habere göre Cengiz Holding, AKP’nin devletin bütün olanaklarını kullanarak polis ve jandarma eşliğinde maden sahasına ulaştı. Şirketin çalışmaya başlamdan önce Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) yer teslimi yapması gerekiyor.

Üç gündür Artvin halkının yoğun tepkilerine ve gösterdiği direnişe rağmen biber gazlı saldırılarla yapılmak istenen projede OGM’nin yer teslimi yapmak için görevlendirdiği mühendisler çalışmayı reddetti. Doğayı kıyıma uğratacak olan ve Artvinlilerin istemediği maden talanına ortak olmayan mühendislere ise Orman Genel Müdürlüğü soruşturma başlattı.

 

(Politeknik.org)

Kategori: Doğa

EkolojiManşet

Sığlası, hurması, makisiyle Datça-Bozburun güvende mi?

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi

Datça-Bozburun Yarımadası’nda yerel inisiyatiflerin COMDEKS Programı kapsamındaki projeleri ile ilgili yazı dizimize Doğa Koruma Merkezi’nin “Datça ve Bozburun Orman ve Bitkileri Projesi” ile devam ediyoruz.

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi "Hurmalıbük tarafına denizden gidecek olanlar hemen kıyıdaki Datça hurmalarını ve onları besleyen tatlısu azmaklarını görmeliler"

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi
“Hurmalıbük tarafına denizden gidecek olanlar hemen kıyıdaki Datça hurmalarını ve onları besleyen tatlısu azmaklarını görmeliler”

“Datça-Bozburun’a ilkbaharda, özellikle Nisan ayında gelmeli. Çiçeklerin açtığı bu dönem hem bitki örtüsü hem de kelebeklerle görmeye değer. Eğer olur da yolları sonbaharda buralara düşerse, bu sefer de fundaların pembe-mor çiçekleri ve etrafı saran kokularıyla karşılaşabilirler. Aktur ve Balıkaşıran arasındaki Hurmalıbük tarafına denizden gidecek olurlarsa hemen kıyıdaki Datça hurmalarını ve onları besleyen tatlısu azmaklarını görmeliler; hurmalar kıyıdan uzaktan bile egzotik görüntüleriyle dikkati çeker” diyor Doğa Koruma Merkezi’nin uzman biyoloğu Dr.Deniz Özüt.

Datça-Bozburun Yarımadası’nda yürütülen COMDEKS Programı ile ilgili yazı dizimizin bugünkü konusu Doğa Koruma Merkezi’nin Datça ve Bozburun Orman ve Bitkileri Projesi.

Projenin amacı orman alanlarındaki iki temel verinin toplanması; birincisi Akdeniz makilikleri ve kızılçam ormanlarının yayılışı ile örtü sınıflandırmasını ortaya koymak, ikincisi ise, bu alanlarda bulunan nadir ve endemik ağaç/ağaççık türlerinin yayılışını belirlemek. Çalışma aslında, Türkiye genelinde yaygınlaştırılması planlanan ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının orman planlarına entegrasyonu olarak adlandırılan daha büyük bir projenin örnek çalışması. Çalışmanın çıktıları, alanı yönetecek ormancıların 10-20 yıl boyunca kullanacağı orman planlarına doğrudan girecek.

 

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi Endemik bozpırnal meşesinin, çalışmalarda alanda umulan daha yaygın olduğu görüldü

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi
Endemik bozpırnal meşesinin, çalışmalarda alanda umulan daha yaygın olduğu görüldü

İyi haber

Çalışmalar sırasında hem olumlu hem olumsuz tablolarla karşılaşmış ekip. Deniz Özüt, Datça’nın kuzeyinde boylu makilik alanların doğal halini koruyor olmasının, özellikle dereboylarında endemik Datça hurması toplulukları ve sığla koruluklarının, Bozburun tarafında ağaçlıklar oluşturan yaşlı alanların bulunmasının ve endemik bozpırnal meşesinin umulandan daha yaygın olmasının önemli olduğunu söylüyor. Zaman zaman çıkan yangınlar, yer yer orman içlerine atılan çöp ve molozlar ile artık uygulaması durdurulmuş olan kimi özel ağaçlandırma çalışmalarını saymazsak büyük miktardaki orman alanlarında çok öne çıkan ve süregiden bir orman tahribatı henüz görülmüyor.

 

Kötü haber

Özüt’ün gözlemlerine göre, Datça ve Bozburun ormanları (makilikler de dahil) en büyük tahribatı yerleşimler ve yollardan görmüş durumda. Tabi bunun yanında yer yer açılmış maden ocakları ve girdi yoğun yıllık tarım yapılan alanlar da var. Bu alanlar zamanında ormanı tahrip ederek açılmış. Deniz Özüt, orman tahribatı deyince sadece orman örtüsünün yok edilmesinin anlaşılmaması gerektiğine işaret ediyor; “Örneğin belki kapladığı alan olarak az yer tutuyor gibi görünen bir yol yapım veya genişletme çalışması, içinden geçtiği orman habitatını bölerek, insan baskısını artırarak aslında daha büyük bir alanı etkiliyor ve özellikle yaban hayatında orta ve uzun vadede tahribata yol açıyor. Datça Merkez’den Knidos’a yapılması planlanan yol genişletme çalışmasının böyle bir etkisi olacaktır.”

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi Datça hurması, Datça Yarımadası, Antalya Kumluca Karaöz Limanı'nda ve Bodrum  Gölköy’de bulunuyor, bunun dışında dünyadaki diğer bir yayılımı da Girit Adası (ÖÇKB & DKM 2008)

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi
Datça hurması, Datça Yarımadası, Antalya Kumluca Karaöz Limanı’nda ve Bodrum
Gölköy’de bulunuyor, bunun dışında dünyadaki diğer bir yayılımı da Girit Adası (ÖÇKB & DKM 2008)

Orman alanlarını tahrip etmek için inşaat ya da tarım yapmaya gerek yok. Datça-Bozburun Yarımadası’na özgü ağaçlardan biri olan Datça hurması için önemli tehditlerden biri; zamanında yurtdışından ithal edilen palmiyeler ile Türkiye’ye gelen ve Datça’ya kadar yayılmış olan kırmızı palmiye böceği ve zaman içinde tüm Datça hurmalarının tahrip olmasına neden olabilir. Bununla ilgili olarak bugüne kadar yapılan görüşmeler, toplantılar, çözümler sunan raporlar işe yararmamış. Özüt, Datça hurmasının korunması sadece orman planlaması ile değil, park ve bahçelerin de planlanması, tarımsal zararlılarla mücadele, halkın desteği gibi birçok konu ile ilgili olduğu için somut adımlar atılması gerektiğini sözlüyor.

Geçen yıl Çetibeli’nde “rekor” defne üretimi gerçekleştirildi. Bu üretim ormanda genel bir tahribat yaratmasa da doğru planlanmadığı ve uygulanmadığı zaman defneler ve genel olarak maki örtüsü üzerinde olumsuz etkide bulunabilir. Dolayısıyla orman işletmelerinin yürüttüğü bu tür odundışı ürün üretimi titizlikle, planlı-programlı şekilde yapılmalı.

 

 

Fotoğraf: Dr.Deni Özüt / DKM Arşivi Sığla, dünyada yalnızca Muğla civarında bulunan özel bir ağaç türü

Fotoğraf: Dr.Deni Özüt / DKM Arşivi
Sığla, dünyada yalnızca Muğla civarında bulunan özel bir ağaç türü

Proje ekibi

Projede, DKM ekibi yanında ODTÜ Biyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Can Bilgin görev aldı. Ayrıca, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü, Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü ve bağlı bulunan orman şefleri çalışmalara büyük destek oldu. Orman Genel Müdürlüğü, Orman İdaresi ve Planlama Dairesi ile buradaki plancılar, özellikle Sedat Akın ve Burhan Aydoğan proje çıktılarının orman planlarına aktarılması noktasında katkı sağladılar.

Datça-Bozburun’da yapılan çalışmanın başından sonuna kadar Orman Genel Müdürlüğü ve yerel teşkilatın, DKM ekibiyle beraber çalıştığını söyleyen Özüt, bu çalışmaların sonuçları orman planlarına yansıyacağı için ormancıların neyin nasıl olduğunu bilmek ve ortak bir karar ve bakış geliştirmek için bu çalışmalara yüksek katılım gösterdiğini emek harcadığını söylüyor. Geçtiğimiz yıl yenilenen orman planlarında bu çalışmaların yer aldığını dolayısıyla planları uygulamadan sorumlu orman teşkilatının gerekli hassasiyeti de göstereceğine inanıyor.

Datça-Bozburun ÖÇKB Çevre Düzeni Planı Revizyonu proje alanını nasıl etkileyecek?

“Bizim çalışmalarımız orman alanlarının planlaması ile birebir örtüştüğü için daha çok orman yönetim planları ile ilgili. Çevre Düzeni planı ise yerleşimler, tarım alanları ve bunların yakın çevresi üzerinde daha çok plan kararları alıyor. Ancak, özellikle Datça-Bozburun gibi geleneksel tarımın önemli bir yer tuttuğu alanlarda, ormanlar ve tarım alanları, özellikle zeytin ve badem bahçeleri gibi bahçeler, maki örtüsü ile iç içe geçmişlik, bir devamlılık gösteriyor. Yeni çevre planı bu gibi doğa ile bütünleşik geleneksel üretim şekillerini korumalı ve çevresindeki doğal orman örtüsü ile birlikteliğini devam ettirir şekilde yaklaşımlar ortaya koyabilmeli. Alandaki ormanların ve doğal yapı ile bütünleşik geleneksel yaşayışı, üretimi ve küçük ölçekli, köy tipi yapılaşma ve turizm desenini korumalı; insan baskısını artırıcı ve yoğunlaştırıcı büyük ölçekli turizmi çekecek yapılaşmayı özendirici yaklaşımlardan kaçınmalı.”

 

Fotoğraf: Dr.Deniz Özüt / DKM Arşivi – Datça-Bozburun’da ormanlık alanlar dışındaki vejetasyon, çoğunlukla boylu maki, garig ve friganadan oluşuyor

Makisiz bir Akdeniz düşünülemez!

“Maki, Akdeniz bitki örtüsüdür. Yani maki Akdeniz’e özgüdür ve sırf bu nedenle bile korunmalıdır.  Makisiz bir Akdeniz düşünülemez!” diyen Özüt ekliyor:

“Akdeniz makilikleri tüm Akdeniz kıyıları boyunca uzanan ve birçok yerde kıyıdan daha içerilere giren özel bir bitki örtüsü.

Kızılçam ve makiler birçok yerde birlikte yayılış gösterirler. Ama makilikler genelde ormancılar tarafından ikincil bir örtü tipi olarak görülmekte ve birincil örtünün yani asıl olması gerekenin kızılçam ormanı olduğu sanılmaktadır. Oysa doğal gelişim süreci içerisinde makilikler ve kızılçam zaman ve mekan içinde değişen bir mozaik oluşturur. Dolayısıyla da insan eliyle, örneğin makiliklerin kesilerek yerine kızılçam ağaçlarının dikilmesi yoluyla, makiliklerin kızılçam ormanlarına dönüştürülmeye çalışılması, doğal yapının bozulması anlamına geldiğinden “kötü”dür. Makilikler birçok bitki ve hayvan türü için, kızılçam ormanının sağlayamadığı yaşam alanları da sağlayan, daha yüksek bitki türü çeşitliliğine sahip özel ormanlardır.”

Ekosistem bir bütündür

COMDEKS Programı içindeki projeler arasında da işbirlikleri oldu. DKM, proje  kapsamında Doğa Araştırmaları Derneği’nin (DAD) koruma altındaki memeli türleri ile ilgili yaptıkları çalışmaların verilerini kullanarak özellikle bozayı, dağ keçisi ve karakulak ile ilgili olarak türlerin yarımadalardaki yayılışlarını modelleyip, haritaladı ve yaban hayatı açısından öncelikli orman alanlarının belirlenmesinde kullandı.

Datça-Bozburun Yarımadası’ndan yürütülen COMDEKS programı ile ilgili serinin ilk iki haberi için:

Datça’da öncelikli memeli hayvan türleri koruma altında

Bilgi tohumları Datça’da yayılıyor

(Gözde Kazaz / Özlem Katısöz/Yeşil Gazete)

Kategori: Ekoloji