Köşe Yazıları

Nükleer endüstriye bağımlı Fransa’nın iklim değişikliği yalanları

Küresel iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyon miktarının başta fosil yakıtların kullanımının azaltılmasıyla düşürülmesi  gerekiyor. Bunun için adımlar atılırken “gelişmiş ülke” kategorisinde olan hükümetlerin  kararları “gelişmekte olan ülkeler”in hükümetlerinin kararlarına da etkide bulunuyor. Misal, ABD Hükümeti’nin Paris İklim  Anlaşmasını tanımadığını açıklaması üzerine Türkiye’de de siyas iktidar  yerli kömürünü sonuna kadar çıkarmak istediğini dünyaya duyurma fırsatı bulmuş, Paris İklim Anlaşması’nı uygulamayacağını ilan etmişti. Tabi aynı hükümet  bu Paris Anlaşması’na sığınarak nükleer santral kurması gerektiği  iddiasında da bulunuyor o ayrı. Bu arada her ne kadar iddianın temeli  yanlış olsa da yani nükleer santral kurulması sera gazı emisyonlarının azaltılmasına bir çözüm değilse de Paris Anlaşması’nın Türkiye’deki siyasi iktidarın çifte standartını bir kez daha görmemizi sağladığı muhakkak!

Benzer şekilde önceki gün Türkiye’de iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerle ilgili olarak  Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un söyledikleri dikkati çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Macron nükleer santralleri kapatmanın ülkesinin çıkarlarına uygun olmadığını belirtiyordu. Macron’un “Eğer yarın bir nükleer santral kapatırsam yerini yenilenebilir enerji ile dolduramam. Nükleer santral yıl boyunca sürekli elektrik üretiyor fakat yenilenebilir enerji kesintili bir enerjidir” sözleri dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de “nükleer sevici” kesim için memnuniyet uyandırdı. [1]

Esasen Cumhurbaşkanı Macron, 16 Kasımda Bonn COP 23 İklim Zirvesi’ne gerçekleştirdiği ziyarette Fransa’nın 2021’in sonuna kadar kömürlü termik santrallerini kapatmak suretiyle Fransa’nın kömürden çıkacağını “Nükleer enerjiyi idealize etmiyorum fakat, bir öncelik belirlemeliyiz. Benim Fransa’da ve Avrupa’da önceliğim karbondioksit salımlarının azaltılması” sözleriyle duyurmuş; Almanya’nın yolundan gitmeyeceğini de “Ben yüzümü kömüre dönmeyeceğim , bu gezegenimiz için iyi değil nükleer enerjide devam edeceğim” diyerek belirtmişti.

Tabii,  Cumhurbaşkanı Macron’un bu sözlerini  Fransa’nın kaynakları bağlamında değerlendirmekte fayda var. Zira karşımızda 19 şehrinde  58 reaktörü  bulunan, tükettiği elektriğin %75’ini nükleer enerjiden üreten bir Fransa var. Aynı Fransa  tükettiği enerjinin yalnızca %5’ini kömürlü termik santrallerden elde ettiği enerji ile karşılıyor. Fransa’nın enerji üretiminde  güneş ve rüzgarın payı ise 2016 yılı içinde % 6. [2] Bununla birlikte Macron, Fransa’nın 2023’e kadar  güneş, rüzgar ve biyogaz gibi yenilenebilir enerjiden  elde edeceği enerjinin %23 olduğunu ve Fransız  nükleer otoritelerinin tavsiyelerini aldıktan  sonra yaşlanan 18 nükleer reaktörün de kapatılacağını da ifade ediyor.[3]

Öte yandan Macron demecinde Almanya’nın  nükleer enerjiden çıkma kararının kömür tüketimlerini arttırdığına “Almanya  yüzünü kömüre döndü, karbon ayakizini büyüttü, bu gezegenimiz için iyi değil . Ben bunu yapmayacağım”  dediğine dair  gerçekçi olmayan bir iddiada da bulunuyor. “Gerçekçi olmayan” diyoruz zira  Almanya’ya ait enerji üretim  verileri hiç de Macronun  iddia etiği gibi kömürde bir  artışa işaret etmiyor

Aksine kömürden elde edilen  elektrik enerjisinin  toplam elektrik tüketimi içindeki payı  1990’da %25,6 iken kademeli olarak düşürülerek 2016’ da %17 olmuş bulunuyor.  Nükleerin payı ise 1990’da %27,7 iken  2016 yılında %13’e düşmüş durumda. [4] Nitekim önümüzdeki günlerde Gundremmingen B reaktörünün* de devreden çıkarılmasıyla Almanya’nın hiçbir eyaletinde 1 den fazla reaktör  kalmamış olacak. Yılda 1284 Megawatt elektrik üreten Gundremmingen B nükleer reaktörü 1984’te devreye alınmıştı .[5]

Yani öyle Cumhurbaşkanı Macron’un iddia ettiği gibi Almanya’nın enerji üretiminde kömürün payını arttırmış olduğu söylenemez bilakis  nükleerin yerini  1990’larda  toplam enerji tüketiminin %6’sını karşılarken  2016’da %29’unu karşılamaya yardımcı olan  yenilenebilir enerjilerden güneş ve rüzgar  enerjisinin  aldığı söylenebilir. Nitekim Almanya’da rüzgar enerjisi santralleri 2017’nin 49. haftasında ülkedeki tüm termik santrallerin toplamından fazla elektrik üretmiş bulunuyor. [6]

Avrupa Birliği içindeki diğer ülkelerin de yenilenebilir enerjilere eğilimi  bir parallelik arz ediyor,  ortak enerji anlaşmasına göre  yenilenebilir enerjinin payı  yükselmeye devam ederek 2030’da toplam enerjinin en az %27’ si rüzgar, güneş, jeotermal veya biyokütleden   sağlanacak . Biyokütle enerjisi üretiminin girdisini ise daha ziyade tarım ürünleri değil, çöp ve atıklar oluşturacak. Avrupa bu şekilde enerji üretim paketi üzerinde anlaşarak sera gazlarını 1990’daki maksimum seviyelere göre  %40 azaltmayı hedefliyor. [7]

Kısacası çok açık ki Fransa’da bugün yenilenebilir enerjiden elde edilen elektriğin Almanya’nın 1990’larda yenilenebilir enerjiden elde ettiği enerji miktardan fazla olmaması nedeniyle önündeki yolun uzunluğunun  farkında . Fakat daha açık olan bir şey var ki o da Fransa’nın  tüm sanayisinin nükleere bağımlı olduğudur. Nitekim geçen yıl Türkiye Barolar Birliği Çevre Platformu tarafından organize edilen Nükleer Enerji ve Hukuk Sempozyumu’nda Bordo Politik Calismalar Enstitusu’nden Prof.Dr. Hubert Delzangles’in konuşmasını hatırlayacak olursak Fransa’da tüketilen elektriğin %75’ini sağlayan nükleer santrallerin üreticisi Areva’nın %86’sı Fransa devletine aittir.[8] Yani Fransa’nın her şeyden önce kendi nükleer endüstrisine sırtını dönmesi önemli bir toplumsal dönüşüm yaşanmadıkça  mümkün olmadığı için küresel iklim değişikliği tehdidini nükleer enerjiden yana sempati toplamak zorundadır.

Son notlar 

[1] http://mobile.reuters.com/article/amp/idUSKBN1EB0TZ?__twitter_impression=true

[2] https://www.ecologique-solidaire.gouv.fr/programmations-pluriannuelles-lenergie-ppe

[3] http://www.spiegel.de/wissenschaft/natur/emmanuel-macron-klimaheld-dank-atomkraft-a-1178214-amp.html

[4] https://www.stromauskunft.de/strompreise/strommix-in-deutschland/

* Gundremmingen B’den önce kapatılan 273 MW kapasiteli araştırma reaktörü ise  2 işçinin 1977’de ölümüne yol açan  Almanyanın   ilk fakat son olmayan nükleer kazasından sonra kamuoyunda protestolara neden olmuştu.

[5] https://energytransition.org/2017/12/germany-shuts-down-next-nuclear-plant/

[6] https://yesilgazete.org/blog/2017/12/12/almanyada-ruzgar-enerjisi-fosil-yakitlarin-toplamini-tek-basina-geride-birakti/

[7] http://www.dw.com/de/sauberer-gesünder-und-nachhaltiger/a-41852439

[8] https://yesilgazete.org/blog/2017/04/05/tbbnin-sinoptaki-sempozyumu-nukleer-santral-planlarinin-bu-gunku-ic-yuzunu-gosterdi/

Yeşil Gazete

Pınar Demircan 

Köşe Yazıları

Nükleer endüstrinin iklim değişikliği koşullarındaki yeni oyunları

6-17 Kasım 2017 tarihleri  arasında Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleştirilen COP23, 196 ülkeden sivil toplum örgütlerine ve kurumlara  küresel iklim değişikliğini durdurmaya yönelik formül geliştirilmesi için çeşitli iletişim kurma olanakları  sundu. Şüphesiz başta,  gerek kendi gerek diğer ülkelerin kaynaklarını kullanma alışkanlığı bulunan gelişmiş ülkelerin tüketim alışkanlıkları, gerekse onlarla bir denge yakalama çabasındaki gelişmekte olan ülkelerin hırsı nedeniyle dünyamız çok ciddi bir eşikte. Öte yandan iklim değişikliği şartları  bazı  açıkgözler için  durumun hassasiyetinden mütevellit  yeni iş fırsatları  olarak  görünüyor.  Bu açıkgözlerden biri de nükleer endüstri! Öyle ki bacasından karbondioksit gazı salmıyor diye bugünün, gelecek nesillerin yaşam hakkından çalan, dhası ekosisteme yerleşen izotoplarıyla nükleer enerji iklim değişikliğinin nedeni olan sera gazı emisyonlarında herhangi bir artışa yol açmayacağı argümanı ile ortaya çıkartılarak iklimi olumsuz etkilemeyecek bir çözüm olarak sunulabiliyor. Diğer taraftan iklim değişikliğinin sonuçlarından ürküp karbon salımının durması için nükleer endüstrinin enerji  girişimlerine kucak açma ve ya kayıtsız kalınması hali  ise denize düşenin yılana sarılmasına benzetilebilir. Zira Nükleer enerji üretimini karbon ayakizlerini  değerlendirmeden temiz enerji  olarak lanse etmek ise ancak miyop bir bakış açısıyla mümkün olabilir.

Karbonsuz ama radyoaktif!

Nükleer endüstrinin “yenilenebilir enerji” çatısı altında pazarlayamadığı enerji ürünü için yeni ambalaj “karbonsuz”dur.  Nükleer endüstrinin bu argümanını oturttuğu zemin ise Paris Anlaşması hatta bazen Kyoto Protokolü’dür.  Lakin çok ilginçtir, başta ABD olmak üzere kömür ve petrolü tercih ederek Paris Anlaşması’ndan  çıkan ülkeler aynı anlaşmayı vesile ederek nükleer enerji üretimi için destek isteyebilmektedir. Nitekim  Japonya bu sahte gerekçeyle kullanamadığı teknolojisini ihraç etmeye çalışırken Türkiye’nin de bu teknolojiye aynı bahanelerle kucak açtığını görüyoruz, duyuyoruz. İşin komik yanı ise Türkiye’nin diğer taraftan kömürlü termik santraller kurmaya devam ediyor olması . Hatırlarsanız “Bilimsel olması gereken”Akkuyu Bilirkişi İncelemesi’nin nihai raporunda bu çiftestandart aynı paragrafta  normalleştirilmiş   buna karşılık  davacılarla  kamuoyu tarafından  fazlasıyla eleştiri almıştı.

İklim değişikliği ile başetmek için  yoga!

Türkiye’nin bu ikilem içindeki tavrının bir benzerini Hindistan da sergiliyor. Fukuşima Felaketinin başlamasının ardından  Japonya’nın nükleer teknoloji ihraç etmek üzere anlaştığı Hindistan Başbakanı Narenda Modi iklim değişikliğini çok dert etmiş , yegane önerisi ise bir yandan nükleer santraller kurarken diğer yandan“ yaşam tarzlarımız değiştirip , farkındalığımızı arttırarak iklim değişikliğini  önlemek. Zira Bonn COP23 kapsamında  Hindistan pavilyonunda gerçekleştirilen yoga seansları da bu yaklaşımın bir ürünüydü.

Muz efsanesi

İklim görüşmelerinin yapıldığı süre zarfında kendini İklim için Nükleer olarak adlandıran bir grup da her gün “ Her gün 1 muz yemekten korkmuyorsanız nükleer santral yakınında da yaşayabilirsiniz”  mesajıyla katılımcılara muz dağıttı.

Nükleer enerji konusunda bilgi  paylaşımları olan Beyond Nuclear’den Linda Penz Gunter  makalesinde muz efsanesine şöyle bir açıklama getiriyor:    Muz yediğiniz zaman vücudunuzdaki potasyum 40 miktarı artmaz, bu madde doğal olduğu için karaciğerde tüketilir. Fakat nükleer kulüp destekçileri bunu evvel ezel sanki nükleer testlerle, kazalarla yayılan sezyum 137 ve stronsiyum 90 gibi sınai radyasyonla  aynıymış gibi  göstermeye çalışır. [1]

COP23’teki iklim değişikliğini durudurmak için nükleer enerjiyi savunan ve önerenlerin başında  “İklim değişikliğini yavaşlatmak için nükleer enerji  nasıl rol oynar” etkinliği ile boy gösteren IAEA  geliyor. Bu çerçevede  COP 23’te Fransa , Macaristan ve  Birleşik Krallık taki özel aktiviteler anlatıldı.  Örneğin IAEA ‘nın web sitesinde yer alan bilgiye göre son günlerde Avrupa semalarında tespit edilen muhtemelen Türkiye’den geçerek ilerlemiş  olan rutenyum izotoplarının kaynağı Mayak  Kullanılmış Nükleer Yakıt Tesisi’nin de sahibi olan Rosatom [2] da   dünya genelinde Avrupa , Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde  yaptığı anlaşmalarla 133 Milyar Dolar’lık* bir portfoy[3] oluşturma çabası içinde bulunuyor.

COP 23 bir kez daha  etkileri halen daha yaşanmakta olan Fukuşima ve Çernobil Felaketleri’ne neden olan, bir kaza olmasa bile sızıntı ve izotop salımı gibi çeşitli riskleri operasyon süreçlerinde yapısı gereği taşıyan nükleer santrallerin kurulması için her tür fırsatın değerlendirildiğinin yeni bir ispatı. Zira atıklarından, nükleer silah üretimine imkan sağlayan nükleer santraller siyasi nedenlerle kapatılmak istenmezken ve yahut kapatılmışsa da Japonya’da olduğu gibi yeniden operasyona alınmasına çalışılırken  bu teknolojinin bulunmadığı ülkeler ise nükleer santralleri tesis eğilimi gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumsal kompleksler insanların ikna edilemesi için kullanılarak “güçlü ülke olma” potansiyeli bu söylem üzerinden kuruluyor.

Nükleer santraller nükleer zincir içinde düşünülmeli!

Kaldı ki nükleer santrallerin yakıtı olan uranyumun yer altından çıkarılması esnasında diğer madencilik faaliyetlerinde olduğu gibi madenin çıkarılma sürecinde derine inildikçe artan oranda karbon dioksit ve kloroflorokarbon gazı salınır. Hiç de kısa olmayan inşaat süreçleri ve bu süre zarfında zemini dinamitleyerek düzleme gibi faaliyetlerle ekolojik anlamda da oldukça savaşkandır. Günde her bir reaktörün 10 Milyar Metreküp su çekeceğini kaynatarak geri vermesinin de bir zaman sonra ekosisteme bir dönüşü olacaktır.  İklim değişikliği koşullarında nükleer santrallerin ve atıklarının daha büyük felaketlere imza atma potansiyeli olduğundan ise daha önceki yazılarımızdan hatırlarsınız. [4]

İklimime nükleeri bulaştırma

Nükleer endüstri takdire şayan   COP 23 performansı sergilerken nükleer karşıtları da  izlemekle kalmadı. Küresel nükleer kulübün taktikleriyle baş etmek için “birbirinden öğrenmenin” gerekliliğine inanmak suretiyle küresel  anlamda bir ağ ören  aktivistlerden oluşan ve aralarında benim de yer aldığım Don’t Nuke The Climate “Türkçe mealiyle “İklimime nükleeri bulaştırma” Kampanyası COP23 boyunca nükleerin gerçeklerini anlattı. Ayrıca yan etkinliklerde nükleer endüstriden temsilcilere  sorular yönelterek cevapların nasıl geçiştirildiğini katılımcılara göstermiş oldu. “İklimime nükleeri bulaştırma” diyenler iklim değişikliğini üreten politikaların karşısında düzenlenen yürüyüşe  katıldı.  Nükleer endüstri, yeni  Çernobil ve Fukuşima’larla, ekosisteme ve onun parçası olan canlılara raadyasyon dolayısıyla kanser,hastalık ve ölümden başka bir şey vadetmediği ve her türlü savaşa hizmet ettiği üzere   tüm enerji santrallerinin derhal kapatılması ve yenilerine izin verilmememesi gerektiği her fırsatta vurgulandı. Kaldı ki bugün tecrübe etmekte olduğumuz rutenyum skandalı   bu santralleri kuran siyasi iktidarların ve onun aracı olan Türkiye Atom Enerjisi(TAEK) gibi bilimsel kurumların bir sorun halinde açıklama yapmadığını, yurttaşlarını nasıl yalnız ve biçare bıraktığını yeterince göstermektedir. Bugün üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen Çernobil hafızamızı zorlamamıza gerek bırakmayan örnekler yaşanabilmektedir.

Son notlar 

[1]https://www.counterpunch.org/2017/11/16/the-pro-nuclear-lobby-in-bonn-is-so-desperate-theyve-gone-bananas/

[2] https://yesilgazete.org/blog/2017/11/24/taeke-soruyoruz-radyoaktif-bulutlar-turkiyeyi-atlayarak-mi-ilerledi/

**www.IAEA.org

[3]  https://yesilgazete.org/blog/2017/08/02/fukusimada-eko-yikim-ve-radyoaktif-kirliligin-ustunu-2020-tokyo-olimpiyatlariyla-ortme-cabasi/

[4]  https://yesilgazete.org/blog/2017/07/02/iklim-degisikligi-nukleer-santrallerin-risklerini-ve-maliyetlerini-arttiracak/

 

Yeşil Gazete 

Pınar Demircan 

Günün Manşetiİklim KriziManşet

İklim değişikliği Everglades’den Klimanjaro’ya birçok dünya harikasını yok ediyor

Bonn iklim zirvesini yerinde takip eden Damian Carrington‘ın Guardian’da yayınlanan haberini Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Oğuzhan Yaman’nın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN), aralarında Büyük Bariyer Resifi ve Avrupa’daki muhteşem Karst Mağaraları’nın da bulunduğu, küresel ısınmadan dolayı ciddi risk altında olan birtakım doğal dünya mirası alanı sayısının üç senede iki katına çıktığını açıkladı.

İklim değişikliği ABD’deki Everglades Ulusal Parkı’ndan Avustralya’daki Büyük Bariyer Resifi’ne, en önemli doğa harikalarının birçoğunu yok ediyor.

IUCN’nin yayınladığı yeni rapor, küresel ısınmadan dolayı hasar gören ve risk altında olan dünya doğal mirası alanı sayısının geçtiğimiz üç senede neredeyse iki katına çıkarak 62’ye yükseldiğini ortaya koyuyor.

Küresel ısınmadan dolayı 63 doğal dünya doğal mirası hasar gördü

Yüksek risk taşıyanlar arasında, Galapagos Adaları’ndan Orta Amazon’a simgeleşmiş mekânlar veya Macaristan ve Slovakya’daki Karst Mağaraları ile Meksika’daki kral kelebeği arazileri gibi daha az bilinen fakat aynı ölçüde heyecan verici ve eşsiz alanlar bulunuyor.

Fotoğraf 1: Meksika, Michoacan’daki Kral kelebekleri

Özellikle mercan resifleri, Kuzey Yarımküre’nin en büyük resifinin bulunduğu Seyşeller’den Belize’ye kadar olan alanda, yükselen okyanus sıcaklıklarından kötü bir şekilde etkilendi. Küresel ısınma ayrıca, Tanzanya’daki Klimanjaro’dan Kanada’daki Rocky Dağları’na ve en büyük Alp buzuluna ev sahipliği yapan İsviçre Alpleri Jungfrau-Aletsch’e kadar tüm dağ buzullarının hızla küçülmesine sebep oluyor.

Hasar gören diğer ekosistemler ise, okyanus ısınırken deniz seviyesinin yükseldiği ve tuzlu suyun girdiği Everglades gibi sulak alanlar. Bengal Körfezi’ndeki Ganj, Brahmaputra ve Meghna nehirleri deltasındaki Sundarbans mangrov ormanındaki iki ada çoktan su altında kaldı ve bir düzine dahası tehdit altında. Şiddetli fırtınalar da tahribat riskini artırıyor.

Artan sayıda kontrol edilemeyen yangınlar, Güney Afrika’nın Cape bölgesindeki Fynbos çiçeklerine ve Meksika’daki Kral kelebeği arazisine zarar veriyor. Başka bir yerde; Çinghay-Tibet platosundaki 4 bin 500 metre rakımlı ve daha yeni duyurulan Qinghai Hoh Xil miras alanında, ısınma ‘sürekli don’u eritiyor. Bilhassa Avustralya bu zararlara maruz kalıyor. Çünkü Batı Avustralya’daki Gondwana yağmur ormanlarından Shark Koyu ve Fraser ile Macquarie gibi adalarına kadar, iklim değişikliği hasarının ‘yüksek’ veya ‘çok yüksek’ risk olarak derecelendirildiği 10 doğal miras alanına sahip.

Fotoğraf 2: Everglades Ulusal Parkı, Florida’daki bir milli parktır. Bu park, ABD’deki en büyük astropikal bakir bölgedir

Dünya miras alanlarının korunması, Paris Anlaşması taraflarının sorumluluğu

Yeni IUCN raporu; dünya milletlerinin, bir dönüm noktası olan 2015 Paris anlaşmasını faaliyete geçirmeye çalıştıkları Almanya, Bonn’da düzenlenen BM iklim zirvesinde yayımlandı.

Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği IUCN Genel Müdürü Inger Andersen: “Dünya miras alanlarının korunması, Paris anlaşmasını imzalamış hükümetlerin uluslararası bir sorumluluğudur. Bu rapor onlara açık bir mesaj veriyor: İklim değişikliği hızlı bir şekilde ilerliyor ve gezegenimizin en güzel hazinelerine karşı hiç affı yok. Bu durum, Paris anlaşmasını uygulamak için, ısrarlı ve istekli ulusal yükümlülüklerin ve eylemlerin gerekliliğini önemle vurguluyor” diyor.

İklim değişikliği, dünyanın 241 doğal miras alanının yaklaşık üçte birinin hasar görmesine yol açan, yabancı tür istilasının en büyük tehdit olduğu bir dizi etkenden biri. Küresel ısınmanın ardından ise, sürdürülemez turizm ile onu takip eden yasa dışı avlanma ve yapılaşma gibi diğer problemler geliyor.

Küresel ısınma engellenemezse 55 dünya doğal mirası daha zarar görecek

Birleşik Krallık veliahtı ve uzun süreli bir çevreci olan Prens Charles: “Gerçek şu ki, iklim değişikliği en hızlı büyüyen tehdit olarak kabul edilmeye başlıyor, etkileri hâlihazırda birçok miras alanında gözle görülür halde. Bu rapor, iklim değişikliğine karşı verilecek küresel tepkiyi hızlandırmanın acil ihtiyacını vurguluyor” diyor. Isınma engellenmediği takdirde, gelecekte dünya genelinde 55 miras alanının daha iklim değişikliği tarafından zarar görmesi bekleniyor.

IUCN’nin Dünya Mirası Programı yöneticisi Tim Badman: “Dünya doğal mirası alanları, yerel ekonomileri ve geçim kaynaklarını desteklemesi açısından da hayati bir rol oynuyor, bu nedenle onların yok olması olağanüstü güzellikleri ve doğal önemlerinin ötesine geçen yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Örneğin, Peru’nun Huascarán Ulusal Parkı’nda eriyen buzullar, insanların su rezervlerini etkiliyor” diyor.

Raporda, doğanın en değerli alanlarının tahribatının üstesinden gelinebileceğini gösteren birkaç başarı öyküsü de var. Örneğin, Fildişi Sahilleri’ndeki Comoé Ulusal Parkı’ndaki anlaşmazlıkların ardından, daha iyi bir yönetim ve uluslararası destek sayesinde fil ve şempanze popülasyonları düzelme gösterdi.

Fakat genelde, iyi durumdaki miras alanlarının sayısı azaldı, bu da Andersen’i şu soruyu sormaya itiyor: “Eğer dünyanın en değerli doğal bölgeleri için en yüksek nitelikte koruma sağlayamıyorsak, bu durum, Paris anlaşması da dâhil olmak üzere, gezegene karşı ortak yükümlülüklerimizi yerine getirme becerimiz hakkında nasıl bir fikir verecek?”

 

Haberin İngilizce Orjinali

Muhabir: Damian Carrington

Yeşil Gazete için çeviren: Oğuzhan Yaman

 

(Yeşil Gazete, Guardian)

İklim KriziManşet

[Bonn 2017] COP23’te “Günün Fosili” ödülünü Almanya ve Avustralya paylaştı

Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International) tarafından her COP konferansında olduğu gibi bu yıl da “Günün Fosili” (The Fossil of the day) ödülleri, Bonn’da sahiplerini bulmaya devam ediyor.

Günün (14 Kasım) ilk fosil ödülünün sahibi 2017’deki emisyonlarını artıran ve 2020 hedeflerine göre emisyonlarını azaltmayı taahhüt eden ama bunu gerçekleştirememe riskiyle karşı karşıya kalan Almanya’nın oldu.

Avustralya kirli oynuyor

Günün fosili ödüllerinde Avustralya ikinci kez liderliğe oynadı. Avustralya, Kayıp ve Hasar hakkında düzenlenen oturumda müzakerecilerin Varşova Uluslararası Mekanizması’nın (WIM) kaynaklarını artırmak ve yenilikçi kaynakları araştırmak için yürüttüğü tartışmayla 11 Kasım’da aldığı ödülü ikinci bir ödülle pekiştirdi.

Gün Işığı’nın sahibi G77

Gelişmekte olan 77 Birleşmiş Milletler üyesinin ortak ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla kurulan G77, iklim değişikliği ile mücadele eden savunmasız ülkelere karşı zirvede muhalefet yapan zengin ülkelerin yanında yer alması nedeniyle CAN üyeleri tarafından “Günün Işığı” (Ray of The Day) ödülüne layık görüldü.

 

(climatenetwork, Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

[Bonn 2017] İklim değişikliği konferansı COP23’te “Günün Fosili” ödülü Norveç’in oldu

Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International) tarafından her COP konferansında olduğu gibi bu yıl da “Günün Fosili” (The Fossil of the day) ödülleri, Bonn’da sahiplerini bulmaya devam ediyor.

Arktik’te petrol arama faaliyetlerini sürdürmekte ısrarcı olan Norveç dün (13 Kasım) “Günün Fosili” ödülüne layık görüldü.

Paris İklim Anlaşması’na imza atan ülkelerden biri olan Norveç hükümeti, Arktik’te petrol arama faaliyetlerine devam edeceklerini imzalar atıldıktan 6 aydan daha az bir zaman içinde açıklamış, çevre örgütlerinin büyük tepkisini çekmişti.

 

(Climatenetwork, Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

[Bonn 2017] Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu talebine arabulucu Almanya’dan netameli yanıt

Paris İklim Anlaşması’na imza atan ülkelerin taahhütlerini yerine getirebilmeleri için geçtiğimiz Pazartesi gününden bu yana tartışmaların sürdüğü COP23’te Cumartesi (11 Aralık) günü merakla beklenen oturumun gündeminde Türkiye vardı.

İklim Haber’den Arif Cem Gündoğan’ın bildirdiğine göre Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleşen gayrı-resmi genel oturumda geçtiğimiz hafta yaşanan gelişmeleri değerlendiren Fiji Başbakanı Frank Bainimarama liderliğindeki COP23 Başkanlığı, Türkiye’nin toplantının ilk günlerinde gündeme taşıma girişiminde bulunduğu iklim finansmanına erişim talebini değerlendirdi.

Oturumda Türkiye’ye ilişkin istişare sürecini yürüten Alman müsteşar Jochen Flasbarth söz aldı. Başkan Bainimarama ve tüm taraflara kendisine duydukları güven için teşekkür ederek konuşmasına başlayan Flasbart, Türkiye ile gerçekleştirdikleri müzakere sürecini şu sözlerle anlattı:

“Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin eklerinden çıkış bir seçenek değil”

Türkiye’nin durumunu pek çok farklı tarafla ve müzakere bloğu ile değerlendirme şansımız oldu. Tüm tarafların anlaşmanın ruhuna ve Talaona sürecine uygun şekilde açık ve yapıcı bir diyalogla, herkesin yararına bir sonuç bulma hedefi ile ilerlediğini görüyoruz. Türkiye’nin talebine ilişkin bazı tarafların destekleri olduğu kadar çekinceleri de mevcut.

Özet olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Ek’lerinden çıkış seçeneğinin bir seçenek olarak görülmediğini belirtmeliyim. Bunun yanı sıra hemen tüm taraflar Türkiye’nin talebine ilişkin adil ve tüm taraflar için uygun bir çözüm bulunması iradesi içindeler. İstişare süreci devam edecek, bu konuda sizleri bilgilendirmeye devam edeceğim.”

Gündeme ilişkin açıklama notu siteden kaldırıldı

COP23 gündeminin tartışıldığı oturumda ilki özellikle gelişmiş ülkelerin 2020 öncesi iklim eylemlerini daha ileri taşımaları olmak üzere Türkiye’nin finansmana erişim meselesi zirve gündemine alınmak için tartışılmış, iki konunun da zirvenin ana gündemi çerçevesinde değil gayrı-resmi istişare süreçlerinde değerlendirilmesine karar verilmişti.

İlerleyen saatlerde bu iki konu onaylanan gündeme ek olan bir açıklama metni içinde kamuoyu ile paylaşıldı. Ancak tutanağın Türkiye kısmının UNFCC sitesinde yer almaması dikkat çekti.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar

Açıklamanın Türkiye ile ilgili kısmının ilk versiyonu ise şu şekildeydi:

“Türkiye’nin COP22 sürecinde Yeşil İklim Fonu ve İklim Teknoloji Merkezi ve Ağı desteklerinden yararlanabilmesine ilişkin yaptığı talep hakkında COP22 Başkanının yürüttüğü istişare sürecinden bir sonuca varmadığı COP23 Başkanına iletildi. Bu nedenle COP23 Başkanı Almanya Çevre, Doğa Koruma, Binalar ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Sayın Jochen Flasbarth’a bu istişare sürecini başkan adına devam ettirmesi ve başkanlığı bilgilendirmesi ricasında bulundu. Bu konuda UNFCCC Sekrateryasından Jose Pinto iletişim kişisi olarak görevlendirildi. COP23 Başkanı konuya ilişkin tarafları bilgilendirecektir.”

Hafta başındaki gelişmeler değerlendirilirken Almanya’nın Türkiye için arabulucu olması olumlu bir gelişme olarak paylaşılmıştı. 17 Ekim’de sonra erecek olan COP23’te Türkiye’yi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ve bürokratlar ile delegasyondan oluşan ekibi temsil ediyor.

Fiji Başbakanı Frank Bainimarama liderliğindeki toplantıyı izlemek için tıklayın

COP23’ü nereden takip edebilirsiniz? 

Müzakereler ve ilgili toplantı tarihlerini bu buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.

Ülke delegasyonları ve UNFCCC basın toplantılarını buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.

STK basın toplantılarını buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.

Webstream yayınlarını buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Twitter: @COP23 

Türkiye COP23 Twitter:  

COP23 Türkiye standı

 

 

(İklim Haber)

Kategori: İklim Krizi

Günün Manşetiİklim Krizi

[Bonn 2017] COP23’te “Günün Fosili” ödülünün şanslı talihlileri hangi ülkeler oldu?

Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International) tarafından her COP konferansında olduğu gibi bu yıl da “Günün Fosili” (The Fossil of the day) ödülleri, Bonn’da sahiplerini bulmaya devam ediyor.

4’üncü gün (9 Kasım): Gelişmiş ülkelere büyük ödül!

Günün ilk fosil ödülü 2020 öncesinde iklim değişikliğiyle mücadele tartışmalarına ve konuların COP23’e gündem maddesi olarak dahil edilmesine karşı çıkan tüm gelişmiş ülkelere gitti. Gelişmiş ülkelerden yoksul ülkelerin iklim değişikliği ile mücadelesine yardımcı olmak için finansman dahil olmak üzere tüm taahhütlerini gerçekleştirmeleri istendi.

Günün ikinci fosil ödülü ise kömür dünyasından bir ülkeye, Japonya’ya verildi. Japonya’nın ödüle hak kazanmasını ise geçtiğimiz hafta ABD ile yaptığı JUSEP (Japonya-Amerika Birleşik Devletleri Stratejik Enerji Ortaklığı) adlı anlaşma sağladı.

Günün üçüncü ve sonun fosil ödülü ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Yürütme Yardımcı Organı (SBI) kapsamında Zarar ve Hasar müzakerelerinde gözlemcileri uzak tutmak konusunda ısrarcı olan Kuveyt’in oldu.

5’inci gün (10 Kasım): Hayır, ICAO!

COP23’te iklim değişikliğinin zararlı etkilerini önlemek için Paris İklim Anlaşması’nda alınan kararların ülkeler tarafından uyulmasına yönelik konular tartışılırken, Birleşmiş Milletler’in sivil havacılık organı Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO) iklim konusunda kendine özel fikirler bulunuyor. 36 üyeden oluşan örgüt karbon piyasası ve alternatif yakıtların sürdürülebilirlik kriterleri konusunda kendi kurallarını uygulamayı tercih ediyor. İklim tartışmaları sırasından ICAO’nun neler yaptığını kimsenin görememiş olmasının yarattığı hayal kırıklığı örgüte “Günün Fosili” ödülünü kazandırdı.

6’ıncı gün (11 Kasım): Kaybolmuş ve hasar görmüş finans!

Maria Kasırgası’nın vurduğu Porto Riko mağdurlarıyla empati kuramayan ABD, komşusu Pasifik Adaları ile uzun zamandır dayanışmadan yoksun olan Avustralya, sivil toplumun taleplerine cevap verip çözümler üretirken “Annex 1” ülkeleriyle finansman sorunu konusunda birleşen Kanada ve Avrupa Birliği kaybolan ve hasar gören finansman konusundaki gayriciddi tutumları sebebiyle “Günün Fosili” ödülüne layık görüldü.

 

(Yeşil Gazete) 

İklim KriziManşet

[Bonn 2017] COP23’te şehirlerin iklim değişikliğine uyumu tartışıldı

6 Kasım’da Almanya’nın Bonn kentinde başlayan ve bu hafta sonra erecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 23. Taraflar Konferansı (COP23) kapsamında İklim Ağı tarafından 8 Kasım’da “İklim eyleminde devlet dışı aktörlerin rolünün geliştirilmesi: Şehirler ve İklim değişikliği” başlıklı bir panel gerçekleştirildi.

TEMA Vakfı ve İklim Ağı’ndan Özgül Erdemli Mutlu’nun moderatörlüğünü yaptığı panele ECOLISE & GEN Europe; CAN Europe’dan (Climate Action Network) Robert Hall, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden Dr. Ümit Şahin, Ekoloji Kolektifi Derneği’nden Arif Cem Gündoğan ve ICLEI World Secretariat Miriam Badino konuşmacı olarak katıldı.

Panelde kentlerin iklim değişikliğine uyum ve azaltım konusundaki rolleri irdelendi. Yeşil Düşünce Derneği ve IPM olarak hazırladıkları “İklim Dostu Yeşil Ekonomi Raporu”nu anlatan Şahin, kentsel dönüşüm fırsatını kaçırıp binaları enerjiyi daha az kullanacak şekilde tasarlamanın gerekliliğine vurgu yaptı. Konuşmasında İstanbul’u örnek gösteren Şahin, hazırlanan iklim planlarının iklim değişikliği ile mücadele etmek için parklar ve bisiklet yolları gibi konuları gündemine alırken otoyol, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı yapımının ve Kuzey Ormanları gibi kentte kalan son yeşil alanların yok edilmesinin tutarsızlık yarattığına işaret etti.

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi

EnerjiManşet

[Bonn 2017] Yüzde 100 yenilenebilir enerji ile ihtiyaçları karşılayabilmek mümkün mü?

Lappeenranta Teknoloji Üniversitesi (LUT) ve Energy Watch Group’un (EWG) birlikte hazırladıkları çalışma yüzde 100 yenilenebilir elektriğe geçişin uzun dönemli bir vizyon değil somut bir gerçek olduğunu ortaya koydu. Rapor, dün Bonn’da düzenlenen İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi COP23 sırasında düzenlenen “Küresel Yenilenebilir Enerji Çözümleri” (GRESS) toplantısında sunuldu.

Rapora göre, tamamıyla yenilenebilir enerjiye dayalı bir küresel elektrik sisteminin tüm yıl boyunca ve her saatte uygulanabilirliği mümkün ve büyük oranda fosil yakıtlar ve nükleer enerjiye dayalı mevcut sistemden daha uygun maliyetli.

“Yenilenebilir enerjiye geçiş bir siyasi irade meselesine dönüştü”

Tüm mevcut yenilenebilir enerji potansiyeli ve depolama dahil tüm teknolojilerle 2050 yılına kadar tüm küresel elektrik arzını karşılamaya yetecek güvenli enerji üretimi mümkün.

Lappeenranta Teknoloji Üniversitesi Güneş Ekonomisi Profesörü ve EWG Bilim Kurulu Başkanı Christian Breyer, “Elektrik sisteminin tamamıyla karbonsuzlaştırılması, bugünkü mevcut teknolojili sistemle karşılaştırıldığında, 2050 yılında az maliyetli sistemde daha kolay olacak. Yenilenebilir enerjiye geçiş, artık teknik fizibilite ya da ekonomik rantabilite konusu olmaktan çıktı ve bir siyasi irade meselesine dönüştü”, açıklamasında bulundu.

2050’ye kadar 35 milyon istihdam

%100 yenilenebilir enerjiye geçiş, elektrik sektöründen kaynaklanan emisyonları sıfırlayacak ve enerji üretiminde yaşanan toplam kaybı çok büyük oranda azaltacak. 2050 yılına kadar, bugünün istihdam rakamlarının üzerine 17 milyon iş ekleyerek, 36 milyon kişiye iş imkanı yaratacak.

“Kömür, nükleer, doğal gaz ya da petrol kullanımın arttırılmasına yönelik her tür planın durdurulması şart”

EWG Başkanı Hans-Josef Fell açıklamasında: “Fosil yakıtlara ya da nükleere bir dolar daha yatırmak için hiçbir sebep yok. Yenilenebilir enerji etkin maliyetli enerji sağlıyor. Kömür, nükleer, doğal gaz ya da petrol kullanımın arttırılmasına yönelik her tür planın durdurulması şart. Yenilenebilir enerjiye ve gerekli depolama ve şebeke altyapılarına daha fazla yatırım kaydırılması gerekiyor. Bunların haricindeki her şey gereksiz maliyetlere ve küresel ısınmayı arttırmaya neden olacaktır”, dedi.

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Günün Manşetiİklim Krizi

[Bonn 2017] İklim değişikliği konferansı COP23’te “Günün Fosili” ödülü hangi ülkelere gitti?

Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International) tarafından her COP konferansında olduğu gibi bu yıl da “Günün Fosili” (The Fossil of the day) ödülleri, Bonn’da sahiplerini bulmaya devam ediyor.

1’inci gün: “Günün Işığı”

Müzakerelerin ilk gününde (6 Kasım) CAN üyeleri bir “Günün Işığı” (Ray of The Day) ödülünü ABD Başkanı Trump’a da atıfta bulunarak dünyanın tüm insanlar için daha güvenli ve yüksek refaha sahip bir yer olması için çalışacağı sözü veren herkese verdi.

2’nci gün: “Avustralya ve Polonya için kömür, kömür, kömür”

Müzakerelerin ikinci gününde ise bir değil iki “şanslı” ülke vardı. İlk ödül Pasifik’teki 14 ayrı ada ülkesinin toplam emisyonlarından daha fazla sera gazı salacak ve “Büyük Bariyer Resifi’ni yok edecek olan Adani kömür madenine onay veren Avustralya’nın oldu. İkinci ödül ise gelecek yıl COP zirvesine ev sahipliği yapacak olan ve kömüre yatırım yapmayı sürdüren Polonya’ya gitti.

3’üncü gün: “Bir adım ileri bir adım geri Fransa”

Müzakerelerin üçüncü gününde “Günün Fosili” ödülü Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre 58 nükleer reaktör işleten ve enerji üretiminin yüzde 72’sini nükleer santrallerden karşılayan Fransa’ya gitti. CAN üyeleri Fransa Ekoloji Bakanı Nicolas Hulot’un 2025 yılına kadar elektrik üretiminde nükleerin payının yüzde 50’ye düşürme hedefine ulaşmanın zor olacağı açıklamasını “tebrik etti”. Enerji için 2025 yılına kadar elektrik üretiminde nükleerin payını yüzde 50’ye düşürme hedefi Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un seçim vaatleri arasında yer alıyordu.

 

(Climatenetwork, Yeşil Gazete)

Günün Manşetiİklim Krizi

[Bonn 2017] “İklim değişikliği farkındalığının” babası uyardı: Trump’a bakarken asıl tehlike atlanmamalı

Pazartesi günü (6 Kasım) Almanya’nın Bonn kentinde başlayan ve iki hafta sürecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 23. Taraflar Konferansı’nın (COP23) ilk gününde söz alan isimlerden biri de 76 yaşındaki eski NASA Goddard Enstitüsü Müdürü ve dünyaca tanınmış iklim bilimcilerinden Dr. James Hansen’dı. ABD’de 1988 yılında Kongre’de yaptığı sunumla, dünyanın dikkatini küresel ısınmaya çeken ilk isimlerden biri olarak tarihe geçen 76 yaşındaki bilim insanı Hansen, ciddi uyarılarda bulundu.

Deutsche Welle Türkçe’den Cengiz Özbek’in sorularını yanıtlayan Hansen, kamuoyunun “Trump tipi hükümetlerden” ziyade, küresel ısınma konusunda duyarlı görünüp perde arkasında iş çeviren ülkelere dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Asıl tehlike küresel ısınma tehdidini üçkağıt olarak niteleyen hükümetler

Küresel ısınma tehdidini “üçkâğıt” olarak niteleyen ve ABD’yi Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekmekte kararlı olan Donald Trump’ı eleştiren Hansen, buna karşın Obama yönetiminin politikalarının da gözden kaçmaması gerektiğini hatırlatarak, asıl tehlikenin bu tip hükümetler olduğunu belirtti.

Yenilenebilir enerjiye geçiş planları yapan ve sera gazı salınımını 2020’ye kadar yüzde 40 azaltma hedefi koymasına rağmen halen kömürle çalışan 77 madeni bulunan Almanya’nın tutumunu değerlendiren Hansen, “Almanya bir sorun. Bunun sebebi de gerçekçi olmayan bir zaman çizelgesi belirlemiş olmaları. Bu sorunun çözülmesi gerek. Kahverengi kömür yani linyitle çalışan yeni enerji santralleri açamayız. Karbon salınımlarını, aşamalı olarak ama hızla durdurmalıyız. Aslında Almanya tamamen yenilenebilir elektriğe geçişin ne kadar zor ve pahalı olduğunu göstermesi bakımından faydalı oldu. Almanya’nın çıkarımı bu oldu. Bu bulgulara da çok yavaş erişiyorlar. Almanya’nın nükleer enerjiyi terk etme kararını verirken hata yaptığını düşünüyorum. Çünkü aslında tüm nükleer enerji ve hafif sulu reaktörlerin elden çıkarılmasını istediğimizi sanmıyorum. Ve yine aslında onlarca yıldır, daha güvenli olan ve silah yapımında kullanılması çok daha zor olan, daha iyi teknolojiler üretmeyi biliyoruz.” dedi.

Hansen’in torunu Sophie Kivlehan (18), Obama yönetimi döneminde iklim değişikliği konusunda gerekli adımları atmadığı suçlamasıyla federal hükümete dava açan 21 çocuk ve gençten biri. Kivlehan ve dedesi, Bonn’daki konferansta düzenlenen bir basın toplantısına birlikte katıldı.

“Karbon ücreti ve temettü” yöntemine ihtiyaç var”

Dr. Hansen küresel sera gazı salınımının azaltılmasıyla ilgili nasıl bir formülün uygulanabileceği sorusuna ise şu sözlerle yanıt verdi:

“Şu basit gerçeği kabul edecek birini iktidara getirmemiz şart: Fosil yakıtların ucuz tutulmasına müsaade ettiğiniz sürece, bu sorunu çözemezsiniz. Güneş panellerini sübvanse ederek ya da benzeri yollarla ancak yüzde 2 ya da yüzde 3 enerji elde edersin. Ama fosil yakıt kullanımı, ciddi bir azalma olmadan devam eder. Bu yüzden fosil yakıtların fiyatını adil hâle getirmemiz lazım. Bu da giderek artan bir karbon ücretlendirmesi, karbon vergisinin şart olduğu anlamına geliyor.

Ancak vergiden kazanılan paranın hükümete kalmaması önemli. Aksi takdirde, örneğin ABD gibi demokratik bir ülkede, karbon vergisi sistemini gerçekleştirmekte zorlanırsın. Bu yüzden “karbon ücreti ve temettü” yöntemine ihtiyaç var. Söz konusu yöntemde, fosil yakıt şirketlerinden toplanan para, herkesin eşit miktarda alacağı şekilde halka dağıtılıyor.

Bu uygulama, girişimcileri temiz enerjilere ve enerji verimliliğine yönelmeye teşvik ederken; insanların da karbon ayak izini daha fazla önemsemelerini sağlayacaktır. Dolayısıyla bu sorunu, karbon fiyatlandırması dışında çözebileceğimiz bir yol görmüyorum.

 

(DW Türkçe)

İklim KriziManşet

[Bonn 2017] Paris İklim Anlaşmasına Suriye de katıldı: Katılmayan dünyadaki tek ülke ABD!

Suriye’nin de anlaşmaya katılacağını açıklamasının ardından, ABD, Paris İklim Anlaşmasına destek vermeyen tek ülke olmak üzere. Anlaşmanın imzalandığı 2015’te, taraf olmayan iki ülke Suriye ve Nikaragua’ydı.

ABD geçtiğimiz Haziran’da anlaşmadan çekileceğini duyurmuştu, ancak Beyaz Saray yönetimi kurallar gereği 2020’ye kadar bunu yapamıyor. Bu arada Fransız yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın Aralık’ta Paris’te yapılacak iklim zirvesine davet edilmediğini açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir danışmanı, 100’den fazla ülkenin davet edildiği zirvenin, anlaşmayı ilerletebilmek için finans ve iş dünyasıyla “koalisyonlar inşa etmeyi” amaçladığını belirtti.

Suriye de katıldı

Almanya’nın Bonn kentinde 196 ülkenin temsilcisinin katıldığı iklim görüşmelerine katılan Suriye Çevre Bakanı Yardımcısı Wadah Katmavi “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Paris İklim Anlaşmasına bağlılığını vurgulamak isterim” dedi. Anlaşmanın “mümkün olan en kısa sürede” imzalanacağını vurgulayan Katmavi, ülkesinin anlaşmadaki taahütlerini yerine getirebilmek için dış yardım arayacağını belirtti.

BM Sözcüsü Nick Nuttall da AFP ajansına yaptığı açıklamada, Suriye’nin hamlesini doğruladı ve Suriye hükümetinin ilk olarak imzalı belgeleri New York’taki BM Genel Merkezine göndermesi gerektiğini belirtti. Uzmanlar, anlaşma ilk imzalandığında Suriye’nin uluslararası bir parya olarak görüldüğünü ve ambargolar nedeniyle Suriyeli yetkililerin Paris’e gitmesinin zor olacağını söylüyor. Ayrıca görüşmeler, iç savaştaki çatışmaların çok şiddetlendiği bir dönemde yapılmıştı ve Suriye hükümeti anlaşmaya imza atacak konumda değildi.

İmzalamayan tek ülke ABD

Trump, geçen Haziran’da Paris Anlaşması’ndan çekildiğini duyurduğunda, “ABD’yi korumanın görevi olduğunu” ve ABD’li işletmelere dezavantajlı olmayacak yeni bir anlaşma yapmaya çalışacağını söyylemişti.

Uzmanlar, başarı şansı olabilmesi için Paris Anlaşması’nın uygulanmasının hızlandırılması gerektiğini söylüyor.

ABD, Avrupa ve Çin dünyanın karbon salımlarının yaklaşık yarısını üretiyor.

 

(BBC Türkçe)

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

[Bonn 2017] Türkiye’nin yeşil iklim fonu talebi gerçekleşiyor mu?

Almanya’nın Bonn şehrinde Fiji başkanlığında dün başlayan 23. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nın (COP 23) ilk gününde Türkiye için de önemli gelişmeler yaşandı. Türkiye’nin talebi üzerine, Fiji Başkanlığı, Türkiye’nin “özel koşullarını” gündeme aldı.

İklim Haber’de yer alan verdiği bilgiye göre Paris Anlaşması’nı imzalayan ama iklim finansmanı ve teknoloji transferi mekanizmalarına erişemediği için heniz onaylamayan Türkiye’nin sorunlarını çözmek için önemli adımlar atılırken alınan karara göre, Almanya İklim Baş Müzakerecisi Jochen Flasbarth Bonn’da düzenlenen COP23’de Türkiye ve Birleşmiş Milletler arasında arabuluculuk görevini üstlenecek.

Arabulucu Almanya

Almanya Delegasyon Başkanı Flasbarth, Türkiye ile UNFCCC’deki (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) statüsü ve özellikle iklim finansmanı almaya uygunluğu konusunda görüşmelerde bulunacak.

2015’te Fransa Başkanlığında yürütülen Paris Anlaşması müzakereleri sırasında, Başkanlık ileride Türkiye’nin “özel koşulları” ve iklim finansmanı ihtiyacının tanınacağına dair söz vermiş ve Türkiye’yi Paris Anlaşması’nı kabul etmeye ikna etmişti.

Bonn’da ilk gün gerçekleşen müzakerelerin ardından yaşanan bu önemli gelişmeyle, uzun yıllardır devam eden bu tartışmalı konuda ilk defa somut gelişmeler yaşandı. Bu gelişme, Türkiye ile Birleşmiş Milletler arasında tıkanan ve uzun yıllardır ilerleme kaydedilemeyen iklim müzakereleri açısından son derece önemli. Finansman konusunda bir mutabakata varılabilirse, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı yürürlüğe koyacağı ve iklim değişikliğine karşı yapılan küresel mücadeleye katılacağına dair bir ümit bulunduğu da belirtiliyor.

25 yıldır çözülemeyen düğüm

Türkiye ile Birleşmiş Milletler arasındaki iklim düğümü 25 yıldır devam ediyor. 1992 yılında Batılı müttefikleriyle birlikte hareket eden Türkiye, tüm OECD ülkeleri gibi Sözleşme’de hem Ek I hem de Ek II ülkesi olarak yer almıştı. Türkiye’nin bu durumu, iklim değişikliğiyle mücadele yolunda önlemler alması ve gelişmekte olan ülkelere finansman sağlaması gerektiği anlamına geliyordu. 2001 Fas’ta yapılan toplantıda, Türkiye’nin kendi başvurusu üzerine geçiş ülkesi sayılarak Ek II’den çıkarılmış ve diğer Ek I ülkelerinden farklılaştırılmasını sağlayan “özel koşullar” ibaresi eklenmişti.

Türkiye’nin mevcut iklim rejiminde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ndeki yükümlülükler sebebiyle Paris Anlaşması’nın en önemli mekanizmalarından biri olan Yeşil İklim Fonu’na erişimi bulunmuyor. Ancak Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğu gerekçesi ile Yeşil İklim Fonu ve benzeri iklim finansmanı mekanizmalarına ulaşmak istiyor.

2010’da Global Environmental Facility’den (Küresel Çevre Fonu -GEF) finansman alma hakkı elde eden Türkiye, Paris Anlaşması’nın (henüz etkin bir başarıya ulaşmamış) finansman mekanizması olan Green Climate Fund’dan (Yeşil İklim Fonu) finansman desteği talep ediyor.

 

(İklim Haber.org)

 

Kategori: İklim Krizi

Günün Manşetiİklim Krizi

[Bonn 2017] COP23’ün ilk gününde iklim değişikliğiyle mücadelede birlik ve beraberlik mesajı

Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen ve iki hafta sürecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 23. Taraflar Konferansı’nın (COP23) ilk günü geride kaldı.

Etkinlik boyunca 195 ülkeden 25 bine yakın kişinin katılmasının beklendiği konferansın ilk gününde iklim değişikliği karşısında en kırılgan ülkelerden biri olan, ilk küçük ada ülkesi olarak Fiji’nin bu yılki müzakerelere başkanlık eden ismi Fiji Başbakanı ve COP23 Başkanı Frank Bainimarama, konferansın dünkü açılış konuşmasında tüm dünyaya anlamlı bir mesajla seslendi:

“Nerede yaşarsak yaşayalım, hepimiz savunmasızız ve harekete geçmeliyiz. Bu yüzden girişe de okyanusta giden bir Fiji kanosu koyduk. İnsanlığın karşı karşıya olduğu en büyük zorluğa göğüs germek için birlikte göstereceğimiz kararlılıkla bu kanonun yelkenlerini doldurmamız gerektiğini herkese hatırlatmak istedik”

COP23 Başkanı Frank Bainimarama’dan iklim değişikliğiyle mücadelede birlik ve beraberlik mesajı

Konuşmasında 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması’na değinen Bainimarama, Paris Anlaşması’nın adaptasyon, finansman, kayıp-zarar ve kapasite geliştirme gibi tüm dayanışma unsurlarına değineceklerini, özellikle kırılgan toplumların güçlendirilmesi konusunun ele alınacaklarını belirtti.

Bonn’da başlayan konferansın en önemli gündemi ise, ülkelerin Paris Anlaşması’nı uygulamaya geçirmek için nasıl bir işbirliği yapacakları ve harekete geçeceklerini belirleyecek olan kural kitabı. Anlaşmanın güçlü bir şekilde uygulanabilmesi için güçlü bir kural kitabına ihtiyaç var.

Kural Kitabı hazırlanıyor

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteri Patricia Espinosa, “Paris Anlaşması iklim değişikliği mücadelesinde önemli bir mihenk taşı oldu. Anlaşmanın nasıl uygulanacağının esaslarını içerecek kural kitabının 2018 yılında yapılacak zirvede tamamlanması bekleniyor. Bu yüzden de COP23’de, ülkeler kural kitabı konusunda somut ilerleme kaydedilmesi ve 2018 yılında başlayacak ‘kolaylaştırıcı diyalog’un esaslarının ortaya konması amaçlanıyor.” dedi.

Espinosa, ayrıca Paris Anlaşması’nın amaç ve hedefleri doğrultusunda başarısız olunursa, insanlar, ekonomiler ve dünyadaki canlıların ciddi risk altına gireceğinin altını çizdi.

Bonn’daki konferansa katılan hükümet temsilcileri, 2015’teki Paris İklim Anlaşması’nda koyulan hedeflere ulaşılması için izlenmesi gereken yol haritası üzerinde çalışıyor. Paris Anlaşması’nın en önemli maddesi ise küresel sıcaklık artışının sanayi devri öncesine kıyasla 2 derecenin altında tutulmasını öngörüyor. Ancak hem Dünya Meteoroloji Örgütü’nün hem de BM’nin açıkladığı raporlar, sera gazı salınımlarını azaltma sözü veren ülkelerin mevcut vaatlerini yerine getirmeleri hâlinde dahi 2 derece hedefinin çok uzağında kalınacağına işaret ediyor.

NASA Goddard Enstitüsü’nden Dr. James Hansen ve torunu Sophie Kivlehan ile COP23’teydi

Konferansın ilk gününde düzenlenen basın toplantısında eski NASA Goddard Enstitüsü Müdürü ve dünyaca tanınmış iklim bilimcilerinden Dr. James Hansen ile torunu Sophie Kivlehan da vardı. İklim değişikliğini reddeden Trump başkanlığındaki ABD hükümetine karşı dava açan üniversite öğrencisi Sophie Kivlehan, basın toplantısında yaptığı konuşmada karar alıcıların yıllardır bilinçli bir şekilde dünyaya nasıl zaman kaybettirdiklerinden, kendilerini de fosil yakıt şirketlerine sattıklarından bahsetti.

Türk heyeti Bonn’da

Konferansa Türkiye’den de bir heyet katılıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ve bürokratlar ile delegasyondan oluşan ekibi konferansta Türkiye’yi temsil ediyor.

Paris Anlaşması ve Türkiye

2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 197 ülke tarafından imzalandı ve Nisan 2016 ayında yürürlüğe girdi. Türkiye, henüz anlaşmayı mecliste onaylamadı.

İklim değişikliği sebebiyle artan küresel sıcaklık Paris Anlaşması ile 2°C’nin altında (ve mümkünse 1.5°C’de) dizginlenmeye çalışılacak. Bu hedefe ulaşılabilmesi için ulusal katkılar (Nationally Determined Contribution, NDC) küresel mücadelenin etkin kılınması için önemli. Yani doğal süreçlere insan müdahalesini sıfıra indirmek amaçlanıyor.

İklim finansmanı konusunda hedeflenen meblağ 2020 itibari ile yılda 100 milyar dolar. Bu finansman Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund, GCF) aracılığı ile dağıtılacak. Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere finansal desteğinin 2020’den itibaren somut ihtiyaç değerlendirmeleri üzerinden artarak devam etmesi planlanıyor.

Bonn 117 milyon bütçe ayırdığı konferansa nasıl hazırlandı?

Daha önce 2001 ve Almanya Başbakan Angela Merkel’in çevre bakanlığı yaptığı 1995 yıllarında da bu zirveye ev sahipliği yapan 330 bin nüfuslu Bonn, aylar süren çalışmalar neticesinde konferansa hazırlandı. Almanya’nın 117 milyon Euro bütçe ayırdığı konferans, mümkün oldukça çevre dostu bir nitelikte düzenlenmeye çalışılıyor.

Sekiz futbol sahası büyüklüğünde bir çadır kent dahil geniş bir alana yayılan konferans merkezleri arasındaki ulaşım için elektrikli ya da hibrit otomobil ve otobüsler kullanılıyor. Konferansta, arzu ettiği noktaya giderken spor da yapmak isteyen katılımcılar unutulmamış.

Organizasyon yönetimi, katılımcılara ücretsiz olarak 600 bisiklet de sunuyor. Ancak hem ilk günün acemiliği ve yol bilmezlikten hem de Bonn’da zaman zaman 4-5 dereceye kadar düşen hava sıcaklığının etkisinden, katılımcılar genellikle bu bisikletler yerine diğer araçları tercih etti. Bonn’daki hava sıcaklıkları, önümüzdeki birkaç gün daha bu seviyelerde seyredecek.

COP23’ü nereden takip edebilirsiniz? 

Müzakereler ve ilgili toplantı tarihlerini bu buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.

Ülke delegasyonları ve UNFCCC basın toplantılarını buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.

STK basın toplantılarını buraya tıklayarak takip edebilirsiniz.

Webstream yayınlarını buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Twitter: @COP23 

Konferans 17 Ekim’de sona erecek.

(DW, Guardian, Yeşil Gazete)

Günün Manşetiİklim KriziManşet

[Bonn 2017] İklim zirvesi öncesi Bonn’da “İklim Adaleti” protestosu

Pazartesi günü (6 Kasım) Almanya’nın Bonn kentinde başlayacak olan BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP23) öncesi iklim adaleti aktivistleri harekete geçti.

Bonn kentindeki Münsterplatz’da bir araya gelen yüzlerce aktivist kömür kullanımından vazgeçmeleri için “İklim Adaleti İçin Savaş” kampanyasıyla dünya liderlerine çağrıda bulundu.

İklim değişikliği ile mücadeleyi hedefleyen Paris İklim Anlaşması iki yıl önce yürürlüğü girmişti.

6 Kasım’da başlayıp 17 Kasım’da sona erecek olan BM İklim Değişikliği konferansında Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefler tartışılacak.

Paris anlaşmasında küresel ısınmanın iki derecenin altına düşürülmesi talep ediliyor.

 

(Yeşil Gazete)

Köşe Yazıları

İklimin gören körleri – Özge Doruk

Saramago’nun Körlük kitabını yeni bitirdim. Kitapta, bir gün bir anda direksiyon başında kör olan bir insanın hikayesiyle başlayan olaylar zinciri, tüm ülkenin kör olmasıyla devam ediyor. Tüm bu süreçte kaosa sürüklenen bir toplum, yüksek ahlaki değerlerimiz, devlet aygıtlarımız ve şu ana kadar “ilerleme ve gelişmişlik” olarak addettiğimiz tüm olguların, Saramago’nun kaleminden bir çöpe dönüşme hikayesi aslında Körlük. Ama bu yazının amacı size bir kitap analizi sunmak değil, asıl meseleye gelelim.

Bruegel- Körler Meseli Tablosu

Kasım ayında Bonn’da COP23 için devletler bir araya gelecek ve 12 Aralık 2015’te kabul edilen Paris Anlaşması’nda ileri sürdükleri iklim finansmanı konusunda müzakere etmeye devam edecekler. Esasında iklim finansmanı konusunda detaylı müzakereler COP22’de Marakeş’te başlamıştı. Ancak halen yanıtlanmamış, netleşmemiş konular mevcut.

Bu noktada iklim finansmanı olayı nedir diye açıklamak gerekirse; şunları ifade edebiliriz: Gelişmiş ülkeler, tarihsel durumlarını da göz önüne aldığımızda şu andaki gelişmişlik konumlarına geçmişte gerçekleştirdikleri yoğun karbon emisyonları ve halihazırda dünyaya verdikleri hasarla geldiler (Bkz. Britanya). Bu faaliyetlerin sonucunda, şu anda gelişmemiş olan ülkelerin hem iklim değişikliği ile yoğun olarak mücadele etme durumları hem de aynı tarihsel süreç içerisinde “kaybeden” tarafta olmaları (bkz. Nijerya), Paris Anlaşmasının 9. Maddesini, iklim finansmanı konusunu gerekli kılmıştır.

Yani kısaca gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkelere 2020 yılı itibariyle her yıl en az 100 milyar ABD doları finanse etmek zorundadır. İklim finansmanı olarak adlandırdığımız bu durum, ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele, yenilenebilir enerjiye geçiş ve yeni çevresel koşullara adaptasyon süreci gibi pek çok durumu kapsamakta. Bonn’da iklim finansmanının nasıl sağlanacağı gibi konular hakkında daha detaylı görüşmeler bekleniyor. Ne kararlar alınacağı, yol haritasının nasıl çizileceğini öğrenmek için merakla kasım ayını bekliyoruz.

Türkiye’nin durumu

Biz, henüz COP23’de başlamamışken meseleye bir de Türkiye açısından bakalım. Türkiye, Paris Anlaşmasını resmen onaylayan ülkeler arasında değil. Bununla beraber ”iklim fonundan” yararlanmak isteyen ülkeler arasında.

Olayı biraz geriye saralım. 2001 yılında COP7’de Türkiye özel şartlar taşıyan bir EK-1 ülkesi olmuştur. Bu durumu basit bir ifadeyle, gelişmiş ülkeler arasında yer alan gelişmekte olan bir ülke olarak tanımlayabiliriz. Bu noktada halen böyle bir konumda bulunan Türkiye’nin iklim fonundan yararlanması mümkün değil. Ancak gelişmiş ülke statüsü taşıyan EK-1 ülkeleri arasında olup fona katkı sağlaması da mümkün değil. Burada gözlerimin önünde “ne batılı olabildik ne doğulu” sorunsalı yaşayan Türkiyeli canlanıyor.

Durum aslında sadece yukarıda bahsettiğimiz şekilde değil. Türkiye şu an iklim fonunda yararlanan ülkeler arasında olmasa da, Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Fransız Kalkınma Ajansı ve Alman Kalkınma Bankasından iklim değişikliği ile mücadele noktasında iklim finansmanı almakta. Halihazırda bu fonlar sayesinde Türkiye’de iklim değişikliğine yönelik pek çok proje finanse edilebilmektedir. Tüm bu desteklerle birlikte Türkiye’nin iklim fonundan halen destek istemesi sorgulanan bir durum. Türkiye istediği bu fonla alakalı detaylı bir rapor hazırlamış değil. Bu da meseleyi daha karmaşık bir hale sokuyor.

Net olan ise iklim değişikliği. Etkilerini yavaştan görmeye başladığımız şu anda buz dağının sadece görünen kısmı ile karşı karşıyayız. Siyasi, sosyolojik, teknolojik vs. pek çok yönden ele almaya çalıştığımız iklim değişikliğinde ekonomik durum, günümüz dünyasında en çok önem teşkil eden durumlardan biri. Yarından tezi yok ele alınması gereken bir durum ama maalesef işler o kadar da rayında gitmiyor. Zaman, iklime karşı tutumumuzu şekillendirecek. Umut ediyorum ki çok gecikmeyelim…

Tüm bu meselenin “Körlük” ile ne alakası vardı peki derseniz eğer, kitap yakın bir gelecekte insanlık olarak evrileceğimiz hallere yönelik ince bir gözlem yapmış derim. Kitabın sonunda geçen bir cümle ise tüm bu iklim meselesine uzaktan bir nokta atışı olmuş yorumunu yapabilirim. “Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.

Kaynakça

https://tr.boell.org/tr/2017/01/20/iklim-finansmani-konusuna-bakis-acimizi-genisletmeliyiz

http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Uluslararasi-Muzakereler

 

Özge Doruk