Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bitkilerden öğreneceklerimiz-2

Önceki yazımda, biz insanlar genellikle bitkilerin akılsız olduğunu düşünsek de bitkilerin akılsız olmadığını, onlara bakış açımızı değiştirmeyi başarabilirsek onlardan çok şey öğrenebileceğimizi belirtmiştim. Tekrar vurgulamak istiyorum, aslında bitki aklı yerine başka bir terim kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. O terim ne yazık ki Türkçede yok, başka dillerde olduğunu da pek sanmıyorum. Bitkilerin, yaşamı ve yaşamın devamlılığını odağa koyan, bundan başka hiçbir alt ya da üst amaca yer tanımayan ve bütün davranışlarını bu amaca göre şekillendiren olguya ‘akıl’ yerine başka bir ad vermek gerekiyor. Ancak, bunu hiç değilse şimdilik ikinci plana atıp bu olgunun derinlikleriyle ilgilenmek daha doğru olacak. Dilerseniz konuyu daha iyi kavrayabilmek için örneklerimizi çeşitlendirelim.

Küstümotu hakkında bildiğimiz ve bilmediğimiz

Hemen herkes küstümotunu bilir. Bilimsel adı olan Mimosa pudica’dır ve tür adı olan ‘pudica’ Latince utangaç, çekingen gibi anlamlara gelir. Dokunmaya karşı yapraklarını kapatarak tepki veren bir bitkidir. Bu davranış bitkinin kendini otçullara karşı korumak için geliştirmiş olduğu bir yöntem olarak değerlendirilir. Buraya kadar bildiğimiz kısım. Bilmediğimiz ya da çoğumuzun bilmediğini sandığım kısım ise şu; küstümotuna peş peşe dokunmaya devam ederseniz kısa sürede durumu kavrar ve tepki vermeyi sonlandırır. Yani dokunmanın yaşamsal bir tehlike olmadığı değerlendirmesini yapar. Ne malum, belki de yorulduğundan tepki vermiyordur denilebilir. İlk dokunmaya tepki verip zamanla tepki vermemeye başlayan küstümotuna dokunmak yerine örneğin onu hızlıca sarsarsanız yine tepki verir ve yapraklarını kapatır, ancak bunun ardından bir kez daha dokunursanız tepki vermediğini görürsünüz.

Bezelye deyince aklınıza ne gelir? Mendel? Genetik? Yemek? Ya da…

Pavlov’un köpekleri nasıl eğittiğini bilmeyen yoktur sanırım. Metronom sesi ile yemek arasında bağ kurmayı öğrenen köpekler metronom sesi ile birlikte salya akıtmaya başlarlar. Avustralyalı botanikçi Monica Gagliano benzer deneyi bezelyeler (Pisum sativum) üzerinde kurgular. Bilindiği gibi bitkilerde ışığa yönelme (fototropizm) özelliği bulunmaktadır. Gagliano bezelye sürgünlerine bir fandan gelen esintiyle birlikte ışık yöneltmiş ve belli bir süre sonra yalnızca fanı çalıştırıp ışık kaynağını çalıştırmamış. Ne olmuş dersiniz? Bezelye sürgünleri fandan gelen esintiye ışığa verdikleri tepkiyi vermişler, tıpkı metronomdan gelen sese yemek tepkisi veren köpekler gibi. İşin garibi, aynı deney gece yapıldığında, yani sadece fan çalıştırıldığında bezelyeler hiç oralı olmamışlar. Ne dersiniz, gizli bir saat mi kullanmışlar acaba?

Ayçiçekleri güne bakar mı?

Hemen herkes ayçiçeklerinin (Helianthus annuus) güneşi nasıl takip ettiğini bilir. Bu bitkiye günebakan denmesinin nedeni de budur. Ama bilmeniz gereken bundan çok daha fazlası. Öncelikle ayçiçekleri bütün yaşam döngüleri boyunca güneşi takip etmezler. Çiçekler olgunlaşmaya başlayıp devam ettikleri sürece bu böyledir. Ancak çiçekler olgunlaşmayı tamamlayıp polen saçmaya başladığında güneşi takip etmeyi bırakırlar ve bundan sonra sürekli doğuya dönük halde kalırlar. Eğer, diyelim ki saksıdaki bir ayçiçeğini bir gece tam tersi yöne çevirseniz bile, o ayçiçeği güneşin yardımı ile birkaç günde eski düzenine geri döner. Dahası var; ayçiçeğinin çiçeğini koparsanız bile kalan kısım dönmeye devam eder. Çünkü dönmeyi sağlayan kısım çiçek değil yapraklardır. Sadece bitkideki bütün yaprakları kopardığınızda bitkinin dönmesini engelleyebilirsiniz.

Bukalemun hayvan, bukalemunun ‘şahı’ ise bitkidir

Bukalemunu da bilmeyen yoktur. Koşullara göre renk değiştirmesiyle akıllarda yer eden sürüngenler sınıfından bir hayvan. Ne müthiş değil mi? Üstüne bir de koşullara göre şekil değiştirse mesela, nasıl olurdu? ‘Yok, artık!’ dediğinizi duyar gibiyim. Nasıl olabilir ki bu? Olabilir, oluyor da. Ama bunu yapan bir hayvan değil bir bitki; bukalemun sarmaşığı (Boquila trifoliata). Şilili iki araştırmacı, Ernasto Gianoli ve Fernando Carrasco-Urra 2014 yılında Current Biology dergisinde yayımladıkları makale [1] ile bu sarılıcı bitkinin, sarıldıkları konak bitkisinin yapraklarını şekil, büyüklük ve renk gibi özellikleri açısından taklit edebildiğini ortaya koydular. Aşağıdaki fotoğraf makaleden alınmıştır. Fotoğrafta V harfi ile gösterilen yapraklar sarmaşığın T harfi ile gösterilen yapraklar ise konak bitkinin yaprakları.

Bu kadarına şaşırdıysanız şuna ne diyeceksiniz bakalım: Aynı sarmaşığın kökünden çıkan farklı sürgünler farklı ağaçlara, yani farklı konak bitkilere sarıldığında sürgünlerdeki yapraklar sarıldıkları konak bitkinin yapraklarını taklit edebiliyorlar. Daha açık bir deyişle aynı bitki aynı zamanda birden fazla bitkinin yaprağını taklit edebiliyor. Peki, sarmaşık bunu niye yapıyor dersiniz? Araştırmacılar bu taklidin bitkiyi otobur hayvanlardan korumak için geliştirilmiş bir savunma mekanizması olduğunu düşünüyor. Sarmaşığın kimseyi kandırmak, dolandırmak gibi bir niyeti yok. Onlar insana mahsus niyetler. Bitkiler, hep dediğim gibi tek bir niyete, amaca odaklanır; yaşama. Elbette asıl yanıt aranması gereken konu bitkinin bunu nasıl yaptığı, akılsız bir bitkinin!

Fırsat buldukça bu konuya devam edeceğim. Daha anlatacak çok şey var, bitmedi.

*

[1] Leaf mimiciry in a climbing plant protects against herbivory. Current Biology, 24, 1-4.

More in Hafta Sonu