Dış Köşe

Bisiklet’in kaçınılmaz politik doğası

 

Bisiklete binmek, elbette doğrudan bir politika değildir. Bilinçli ya da bilinçsiz (unconscious) oluşturulan bir davranış biçimidir bisiklete binmek: ihtiyaçtan dolayı, eğlenmek amaçlı, iş maksatlı vs. Davranışlar, sosyolojide, örüntü denilen kalıplarla tanımlanır. Örüntü (Durkheim’dan gelen bir yaklaşımla), toplumsal yer bulma amaçlı, işlevsel sebeplerle, sosyalleşme süreçlerinde bireye yapı tarafından dayatılan ya da öğretilen davranış biçimleridir.

Her toplumun kendine has davranış biçimleri, tepkileri, toplumsal yapıları vardır ve bunlar kültürün içine girdiği, politik ve iktisadi bağlamlarda oluşmuş yapılardır. Keza coğrafi şekiller, yer altı kaynakları gibi çok çeşitli etkiler sosyal inşayı belirler.

Buraya kadarki bilgiler, Durkheim’ın sosyolojisine dayanarak verildi; peki gerçekte, insan her türlü pratiğini bilinçsiz ya da bilinçli oluştururken, toplumsal dogmalara ne şekilde karşı koyar? Bunun yanıtı, biraz daha derinlerdedir.

Toplumsal yapılar, kültür, politika ve ekonomi üzerinde şekillenir (politik yaklaşımlar üçünden birini ön plana çıkartır genellikle). Etrafınıza bakın; el sıkışma şekliniz, insanların yürüme şekilleri, büyüklerinize karşı tavırlarınız ne kadar da ortak çoğunlukla değil mi? İşte bu, kültürdür. Peki, marketteki alışveriş tercihleriniz, ihtiyacını istediğiniz tüketim malları, lüks tüketime bakış açınız…bunlar ne kadar farklı toplumdan? Buna da kısaca ekonomik örüntüler denebilir. Peki, siyasi tercihleriniz, bir olaya tepkiniz, okuduğunuzdan ne anladığınız, gazetelerdeki dile karşı duyarlılığınız? Bunlar da politik örüntülerdir. Eğer bu örüntüler olmasaydı ne siyasi partiler, ne medya ne de büyük holdingler var olabilirdi.

Peki bisiklet nerede durmakta? Bisiklet bu toplumsal örüntüler içinde, hangileri dahilinde var olabilmekte ya da bisikletin tarihine bakıldığında, gündelik ulaşım aracından spora dönüşmesi hangi tarihlere denk gelmekte?

Bilimsel araştırma yolu, 18. yüzyıldan beridir, Kant’ın pozitivist yöntemiyle işlenir. Hipotez (önerme) ortaya atılır, araştırma yapılır, tez yayınlanır ve kanıtlanırsa kural / kanuna dönüşür. Darwin’in evrim teorisinin kanun olamayışının sebebi gibi; Tezler (teoriler), bilimsel makamların tümünce kanıtlanmalı ve evrensel kabul görmeliler; yerçekimi kanunu gibi yanlışlığı ispatlanmış kanunlar ise toplumsal hafıza yüzünden hala kanun olarak anılmaktadır.

Dönelim bisiklete; ilk bisiklet 12. yüzyılda Çin’de, pedalsız ve gidonsuz olarak ortaya çıktı. Bugün bindiğimiz bisikletlerin yani gidonu ve pedalı olan, iki tekerleği eşit boyutlarda olan bisikletin ilk çizimlerini 1500′lü yıllarda Leonardo Da Vinci yapmıştır. Ancak bu bisikletin geliştirilmesi oldukça zordu keza metalurji bilimi yeterli verimde metalleri oluşturmaya yetecek donanıma sahip değildi. Bu çizimlere dayalı ilk bisiklet 1840 yılında İskoçya’da ortaya çıktı. 1888 yılında havalı lastikler bulundu…bisiklet ancak 1900′lerin başlarından itibaren ve özellikle İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra yaygınlaşarak ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlandı. Bugün, dünya çapında 1 milyarın üzerinde bisiklet bulunduğu tahmin edilmektedir.

Neyse, biz neden bisikletin politik olduğuna değiniyorduk.

Yukarıdaki resim, dünya petrol fiyatlarının 1988′den 2007′ye, yirmi yıllık serüvenini göstermektedir. Yaşları o tarihlere değenler Türkiye’de bisiklet kullanım oranı ile şimdikini kıyaslayabilir rahatlıkla. Beni de bir dünya yazı yazarak bir korelasyonu kanıtlamak zahmetinden kurtarırlar.

 

Şaşırtıcı ama gerçek; ABD’nin petrol ihtiyacı son yıllardaki artış hızı gösteriyor ki, 10 yıl içinde ABD, 3. Dünya Ülkelerinin çoğundan daha az petrol tüketecek. Ne tuhaf ki Avrupa’da aynı biçimde…

Peki, bölgemizdeki petrol artış hızı bu şekildeyken, Türkiye özelinde, bu petrolü pazarlayan/kullanan şirketler hangileri? İşte, buraya tıklayarak tam listeye erişebilirsiniz.

Dikkat çekici şirketler; Aladdin Middle East Ltd., BosphorusGaz Corporation, BP Exploration Caspian Limited Turkey Branch, Edison SpA, Enel SpA, Enerco Enerji, Eni SpA, E.ON Ruhrgas Doğalgaz A.Ş., EWE Enerji A.Ş., ExxonMobil Exploration and Production Turkey B.V., IBS Research & Consultancy, N.V.Turkse Perenco, OMV Gas & Power, Opalit, Palmet, Petrol Ofisi, Shell Enerji A.Ş., Statoil, TEMI (TransAtlantic Exploration Med.Int.Pty.Ltd.), Thrace Basin Natural Gas Türkiye Corporation, Tiway Turkey Ltd., TOTAL, TransAtlantic Turkey Ltd., Turcas, Turusgaz…sanırım listenin %80′ini yazdım. Ama içiniz rahat etsin, listede, buraya yazmadığım Türk şirketleri içinde, öz sermayesi Türkiye kaynaklı olan tek şirket Zorlu. Yukarıdaki şirketlerin sermaye ortaklarının büyük çoğunluğu yabancı yatırımcılar.

Yukarıdaki tabloya bakarak, bu şirketlerin neden Türkiye’de bulunduğu daha rahat anlaşılabilir. Ülkemiz petrol tüketimi sürekli artmakta. Bu noktada, motorinin sanayi ve tarım tüketimi olduğu düşünülebilir ve doğal olarak benzin tüketiminin azaldığı yanılgısı var olabilir. Ancak aklınızda olsun tüketilen motorinin %10′u binek araçlarda kullanılmakta. Kısaca, Türkiye sanayisi ile insanıyla petrole, Avrupa ve ABD’nin aksine daha çok bağlı hale gelmekte.

Peki bu kime yaramakta? Yukarıdaki şirketler, Türkiye’ye neden hücum etmekte? Aşağıdaki tabloya bakalım lütfen:

PTOFS, Petrol Ofisi. Özelleştirmeden hemen önce ve Doğan Grubu’nun yabancı sermayeye devretmesi sırasında, haliyle değer kaybediyor. Tüpraş ikinci sırada. Petrobras, Exxonmobil, Chevron, Royal Dutch ve BP’nin karlılık oranları düşünüldüğünde (2006 yılına aittir tablo) bu yazı daha çok anlam taşıyor sanırım.

Kısaca bisiklete binmenin, büyük petrol şirketlerine kafa tutmak olduğunu düşünebilir miyiz? Kişisel olarak hayır belki ama bizi bisiklette gören bir tanıdığımızı, ‘arabanı kullanmadan da çok keyifli yerlere gidebilirsin’ dediğimiz her seferinde, eylemimiz, bilinçsiz de olsa politik olmaktadır.

www.pisiklet.net

Kategori: Dış Köşe