Köşe Yazıları

Bir Kanlı Gömlek ve İslami Faşizm

Aslında uzun zamandır Nükhet İpekçi’nin Can DÜNDAR’ın programında gösterdiği Babasının kanlı gömleğini yazmak istiyordum. Ama beni tetikleyen şey hafta sonu okuduğum Bülent Forta yazısı oldu. Kendisi İpekçiye teşekkür edilmesi gerektiğini belirtiyordu. Bir an düşündüm, günlerdir bu konuyu yazmak istememe rağmen elim tuşlara varmamış yazamamıştım. Açıkçası ben Sayın Forta gibi düşünmüyorum. Belki bu yüzden çok iyi bir malzeme olmasına rağmen yazamadım. Zira konuyu gündeme getirmek popülist söylemden öte olmayacaktı. Nitekim İpekçi’nin de içinde olduğu grup Meclise gitmiş ve MHP ile görüşmüştü. Empati yapmak istedim. Ben yapar mıyım diye, sanırım Ağabeyim böyle ölse ve ben bunu yapsa devrime hakaret etmiş sayılırdım, o yüzden bu ziyareti de çok anlamlı bulamadım. Platformu anlamlı bulsam da…

Gelelim kanlı gömleğe, hangi tramvatik duruş hali o kanlı gömleği 31 yıl saklar ben algılamakta zorlanıyorum hala. O gömleği yıllarca saklamak kişinin psikolojisini nasıl etkiler, aslında Yankı Yazgan’ın yazmasını dilerdim. Çünkü ancak onun verebileceği yanıtlar kafamdaki soruları giderebilirdi. Sevdiğinizden geriye kalan bir eşyayı saklamak adettendir, ama bunu olmasa gerek. Kabul acılar büyüktür ama gömleği saklamak, öfkeyi büyütmek gerçeği değiştirmez, aslolan bana göre sağlıklı bir beyindir. Siz o gömleğe bakarak bunu yapabilir misiniz? Ya da gökyüzünde yıldız olan sevdiğiniz mistik olarak bakarsak bundan ahz edermi, acı çekmenizden, onun yüzünden mutsuz olmanızdan emin değilim. Ben asla istemezdim kendime payıma. Nasıl Sayın Ağca’nın bir TV programına jüri olması abuksa başka sözcük kullanmak istemiyorum, bu gömlek de bir kadar ….. size bırakıyorum, tamamlayın.

Ülkemiz polemikler ve bölünmelerden geçiyor, en sakinimiz öfkelerden besleniyor ne acı ki ama bazı şeyleri görmek lazım.

Ben hafta sonu EMO seçimlerinden dönerken Aksaray otobüsüne bindim doğal olarak. Aksaray Ankara normalde 2,5 saattir ve araçlar yolda çok istisnai bir durum olmazsa mola vermez. Ama bu sefer, gölbaşı çıkışında kendisinin imam hatip mezunu bir ilahiyatçı olduğunu söyleyen şahıs, aracın mola vermesini istedi. Sebebi ise, namaz kılma vaktinin gelmesi idi. Araç görevlisi, seferisiniz bunun için duramıyoruz dediğinde, abartısız Vurun Kahpeye modunda şiddete maruz kaldı. Atatürk’ün bu ülke Şeyler Dervişler Müritler ülkesi olamaz demesine rağmen, 21.yüzyılda biz tam da bunu yaşadık ve çaresiz araç ilk petrol istasyonuna çekilip yaklaşık 45 dakika mola verdi. Biz bunu, bu molayı sadece 1 kişinin namazı için bekledik. Herkes adamı destekledi. Görevlinin yediği dayak ise bonus gibi kaldı.

Olayı çok iyi çözümlemek sanırım sosyologların işi benim harcım değil ama İslami faşizm dalga dalga geliyor. Yanımda oturan türbanlı kadın bana selam verme gereğini duymadı, sanırım caiz değildi. Elimde Birgün gazetesi olunca normal dedim. Ben günahkar bir dinsizdim,

Türkiye geline noktada maalesef kutuplara, kutuplaşmalara itiliyor. Aydın olduğunu söyleyenlerin çok dikkatli adım atması gerekiyor, bin kere düşünerek belki bilemiyorum. Ama şunu biliyorum, bölünmememiz lazım, safları netleştirmek lazım, kendi içimizde birbirimiz tüketerek enerjimizi israf etmememiz lazım, Bizler bölündükçe onlar tümleşiyor. Bir zamanların lümpen adımları, şimdi ayak seslerine dönüşüyor. Bunda maalesef hepimizin suçu var. Hatta kabahatin çoğu bizim.

O yüzden o kanlı gömleği gösterip ajitasyon çekmek değil ama başka bir formül bulmak gerekiyor. Bize yakışan biçimde… Olması gereken realite de ama asla acılarımızı unutmadan.

Dostlukla.