Hafta SonuManşet

Bir doğa yazarının ardından: Yaşar Kemal’in Romanında Dağlar – 1

yasarkemal1Yaşar Kemal aramızdan ayrıldı. Türk edebiyatının büyük anlatıcısı, romanlarıyla, öyküleriyle, derledikleriyle, söyledikleriyle aklımızı ve yüreğimizi biçimlendiren büyük ozanı kaybettik. Yaşar Kemal Anadolu’nun romancısıydı, ama sadece Anadolu’nun insanını değil, doğasını da hikaye etti. Doğa onun edebiyatında baş kişiydi. Ben de onu, bundan yıllar önce çıkarttığımız yeşil dağcılık ve doğa dergisi Pastoral’in 1993’de yayımlanan birinci ve ikinci sayıları için yazdığım, daha doğrusu onun eserlerinden derlediğim “Yaşar Kemal’in Romanında Dağlar” yazılarıyla anmak istedim. Yaşar Kemal’in doğayla ilişkisi için bir anımsama, doğa anlatısı için bir giriş, belki bir önsöz olsun diye.

Bugün birinci bölüm, devamı yarın… (İkinci bölüm)

İyi okumalar…

Yaşar Kemal’in Romanında Dağlar – 1

Benden selam söyleyin Van denizine. (…) Onun da üstünde ağmıştı bir görkemli dağ. Benden selam söyleyin Van dağlarına. (…) Varın gidin turnalar, söyleyin benim dağlarıma… (*)

Ta uzakta, güneyde, Akdeniz’in üstünde kabarmış apak bulutlar birbiri üzerine yığılaşarak göğe yükselirken garbi yeli de başlardı. Serin, nemli, azıcık da deniz kokulu bir yeldi bu. Önce ikindi üstü usuldan başlar, sonra gittikçe hızlanan yel yollar tozutur sonr da toz direklerini önüne katarak alır buralara getirir, buralardan da daha ötelere yatık, kısım kısım ala karlı, önce mosmor tabaka tabaka bir birine yaslanmış, sonra daha açık mor, sonra mavi, arkasından daha açık mavi, sonra bulut rengi, sonra gökyüzünün mavisine karışıp gitmiş, uzaklarda silinip belli belirsiz bir tül gibi sallanan Binboğa dağlarına alır götürürdü.

Yağmurcuk Kuşu’ndan

Yaşar Kemal’in roman dünyasına girip gezinmeye başladığınızda bir şeyi farkedersiniz. Bu dünya tek yönden yaklaşılabilecek, tek boyutuyla kavranabilecek bir dünya değildir. Binlerce söylenceden süzülenlerin, yaşanmışların ve düşlenmişlerin, söylendiği toprağın diliyle anlatılmasıdır Yaşar Kemal’in romanı. Gücünü bu zenginlikten alır. Her değişik bakış da buz zenginliği daha iyi kavramamızı sağlıyor.

Dağlar ve doğa, romanların konusu ya da dekoru değildir Yaşar Kemal’de. Ama kimi zaman simgeleşerek, kimi zaman tüm yalınlığıyla her zaman vardır. “Doğa, Yaşar Kemal’in romanlarının değişmeyen tek kişisidir sanki.” (1) Görünürde ya da deriinde dağların soluğu ve sesi her zaman duyumsanır. Galiba Anadolu dağlarıyla ne kadar ‘var’sa, dağlar da Yaşar Kemal’in romanlarından o kadar ‘var’dır.

1.

“Binboğalar Efsanesi”, dağların bir mekan olarak en canlı, en elle tutulur şekilde göründüğü, yaşandığı romalardan biridir. Yörüklerin iskan sancısı asıl ait oldukları toprakların, yani dağların kokusuyla, rengiyle anlatılır.

“Aladağın ardında uzun bir koyak var. Koyak baştan ayağa ormanlık. İçinden yüzlerce pınar kaynıyor. Dört yanları naneli, pürenli, içleri çakıltaşlı, soğuk, aydınlık pınarlar. Pınarlardan su yerine ışık şakırdıyor. (…) Bir kayanın doruğuna bitmiş ot nasıl inatla köklerini sert çinke taşlarına sarmış, tutunmuşsa, Aladağ yörüğü de öyledir.” (2)

Ve söylenceleriyle…

“Bir de Lokman Hekim var. O kendi gücüyle ermiş, ölümsüz olmuştur. Altmış yıl bütün yeryüzünü taş taş, ova dağ dolaşmış, çiçeklerle, otlarla, bitkilerle konuşmuş, her çiçek kendini, marifetini Lokman’a söylemiş. Lokman da çiçeklerin dilince söylediğini yazmış defterine. Her çiçek bir hastalığa şifaymış. Lokman bütün hastalıkların çiçeğini bulmuş, bir ölümün çiçeğini bulamamış. Onu da ararmış. Duymuş ki Lokman… Duymuş ki Lokman, ölümün çiçeği, ölümün suyu, ölümün otu Aladağın bir koyağında. Lokman koşmuş buraya, yurt tutmuş ladağ ardını koyağını. Her otlan, her çiçeklen, her suylan, pınarlan, her böceklen, kurtlan, kuşlan, karıncaylan konuşmuş. Esen yelle, doğan günle, gelen ışıkla, yağan yağmurla konuşmuş. Sonunda ölümün dermanını bulmuş.” (3)

Çukurova’ya iskan edilen yörükler, geldikleri yerleri unutamazlar. Son kalan ve direnmeye çalışan göçerlere olan kızgınlıkları da aslında o eski güzel günlere ve dağlara olan özlemle doludur.

“Köse Ali Ağa diline pelesenk etmişti. ‘Geriye dönüp bakmağa yüreğim götürmüyor. Hiçbir zaman. Hiçbir Türkmen kocasının da yüreği götürmez eski günleri. İskandan önce dünya, hem de yeryüzü, hem de Binboğalar, hem de Aladağ, hem de Düldül dağı, Kayranlı, Berit dağları, hem de Payas üstü, Gavurdağları, hem de Anavarza ovası, hem de Dumlukale yöreleri bir cennetti bizim için… Olan İskandan sonra oldu. Şimdi bunlar gelmişler… Yüz yıl şu kanlı ovayı, şu güzelim ovayı cennet yaşamışlar, şimdi de gelmişler sızlanırlar. Sızlansınlar. Biz burada sıcaktan, sinekten, sıtmadan, salgından, harplerden, vergiden sinekler gibi kırılırken, onlar ak pınarlı yaylalarda, mor sümbüllü, yarpuzlu, alaçamlı dağlarda yan geldiler yattılar.'” (4)

2.

Yaşar Kemal’in romanlarındaki dağ, cansız bir kütle değil, tüm yaratıklarıyla yaşayan, devinen bir “kişi”dir.

“Karşıdaki dağın sırtına neredeyse gün vuracaktı… Dağ soluklanır, gerinir gibiydi. Sıcacık, ışıltılı günü bekliyordu. Sarılı, kırmızılı, mor halkalı yeşile çalan mavi, aydınlık kanatlı yaban arıları; uzun bacaklı, yuvalarının önüne yığılmış karıncalar, yuvalarına büzülüp tek gözlerini açmış kartallar, bir soğukta üstüste yığılmış, bulut aklığında dağ güvercinleri, yabancı atmacalar, doğanlar, peri yuvası dedikleri yumak yumak dikene binlercesi dolmuş uğurböcekleri, dağ keçileri, korkak çakallar, uzun yalımcasına savrulan kırmızı kuyruklarıyla tilkiler, sarı gazellerin üstüne boylu boyunca uzanmış, kış uykusuna yatmış mosmor, tatlı ayılar, kayadan kayaya uçan süzgün, muradına erememiş kız gözlü, kederli geyikler, solucanlar, büyük küçük kuşlar, yer altı, yer üstü, tekmil yaratığıyla dağ, göğsünü, ağzını açmış, sırtına vuracak sıcak günü bekliyordu.

Şimdi doruklarda, koyaklarda, yollarda bir uyanma, bir kıpırdanma, bir hayuhuy, korkunç bir hareket başlayacaktı. Dağ, taş, toprak ağaç uyanacaktı.

Dağın sırtına, önce bir harman büyüklüğünde gün vurdu. Sonra ışıklar aşağılara, koyağın dibine doğru indi. Yuvalarının ağzına çıkmış iki karınca uzun uzun koklaştı, biri bir yana, bir öteki yana gitti…” (5)

Devamı yarın…

Bu yazı ilk kez Nisan 1993’de Pastoral dergisinin İlkyaz ’93 1. sayısında yayımlanmıştır. s.12-13

Pastoral, Sayı 1, Nisan 1993

Pastoral, Sayı 1, Nisan 1993

 

(1) Fethi Naci, “Bir hikayeci: Sait Faik, Bir romancı: Yaşar Kemal” s.123

(2) Yaşar Kemal, “Binboğalar Efsanesi” s.7

(3) age, s.27

(4) age, s.84

(5) Yaşar Kemal, “Ortadirek” s.185

(*) Yaşar Kemal “Kale Kapısı” s.309

 

İkinci Bölüm: Bir doğa yazarının ardından: Yaşar Kemal’in Romanında Dağlar – 2 (Yaşar Kemal ve Ağrı Dağı)

Ümit Şahin (Yeşil Gazete)

 

 

yasar_kemal_pastoral_daglar1yasar_kemal_pastoral_daglar2

Kategori: Hafta Sonu