EnerjiManşet

Amerika kirli enerjiye karşı bağımsızlığını nasıl ilan edebilir?

Grist / Amelia Bates

Grist ekibi tarafından Grist‘de yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Amerika kirli enerjiye karşı bağımsızlığını kazabilecek mi?

Grist / Amelia Bates

4 Temmuz bunu sormak için doğru zaman gibi görünüyor – özellikle de sloganı “Amerika’yı yeniden kömür emici yapalım!” olan bir yönetim altında ilk Bağımsızlık Gününü kutladığımız bu zamanda.

Fakat bundan öte, iklim ve enerji çalışan bilim insanları arasında başlamış heyecanlı bir tartışma vesilesiyle de bunu sormanın iyi bir zamanı. İki grup da Amerika Birleşik Devletlerinin iklim değişikliği ile mücadele ettiğini, fosil yakıtları sepetlediğini ve yenilenebilirleri arttırdığını görmek istiyor. Fakat bunun nasıl gerçekleşeceğine dair aralarında amansız bir fikir ayrılığı bulunuyor.

Her şey 2015 yılında Stanford profesörü Mark Jacobson ve bazı çalışma arkadaşlarının yayınladığı, ABD’nin bu yüzyıl ortasında tüm gücünü temiz enerji kaynaklarından sağlayabileceğini tartışan makalesiyle başladı ve burada temiz olarak bahsettiği gerçek anlamda temiz olanlar (rüzgâr, güneş, hidroelektrik), öyle sadece kömürden daha temiz doğal gaz, nükleer ve biyoyakıt değil.

Tahmin edebileceğiniz üzere temiz enerjiden heyecanlananları oldukça heyecanlandırdı. (Bernie Sanders, Mark Ruffalo, büyük yeşil gruplar, Grist’ten David Roberts. Ve biz de istisna değiliz – editörlerimiz Jacobson’u Ezber Bozucular ve Gezegen Koruyucuları Grist 50 listesine dâhil ettik.) Daha da iyisi Jacobson’un ayrıntılı planı politika tartışmalarını, yüzde yüz yenilebiliri ciddiye alan ciddi insanlarla haberdar etmeye başladı.

Yine de bu kısa bir sürede aşılması gereken uzun bir yol (rüzgâr, güneş, hidroelektrik eklemek ve bunların ADB enerji arzında mevcut kapasiteleri sadece yüzde 13). Birçok uzman Jocabson ve çalışma arkadaşlarının çizdiği aydınlık tablo hakkında ufak kaygıları var.

Geçen ay bunu, bir sustalı bıçağın bilimsel karşılığı ile yaptılar. Yirmiyi aşkın araştırmacı Ulusal Bilimler Akademisinin konferans bildirilerinde Jacobson’un asıl makalesinde “geçersiz modelleme teknikleri kullanıldığı, modelleme hataları içerdiği, mantıksız ve yetersizce desteklenmiş varsayımlar içerdiğini” tartışan bir çalışma yayınladılar (aynı dergide yayınlandı – ahh).

Bunlar araştırmacı tiplerin saldırgan sözleri. Jacobson karşılık verdi ve bu karşılığı bir başka cevap aldı. Dışarıdan bakanlar için tüm bu olanlar büyük ihtimalle oldukça kötü görünüyor. Aslında detaylara boğulmayan birisi için bu kavga büyük ihtimalle, tüm ABD’yi temiz enerjiye dönüştürmek ve iklim değişikliği ile mücadele etmek mümkün mü şeklinde görünüyor.

Ancak öyle değil. Jacobson’un yol haritasında bazı kestirmeler kullanmış olsa da iki taraf da fosil yakıtların memesinden kesilmemiz ve sera gazı salınımlarını durdurmamız hedefi mümkün. Soru şu ki, hedefe ulaşmak için en iyi yol hangisi.

Her iki taraf için de öldürücü olan hır güre odaklanmak yerine en akıllı altı enerji uzmanıyla konuyu görüştük ve onlardan Amerika’nın temiz enerji geleceğinin GPS koordinatlarını programlamalarını istedik.

Temiz enerjiyi durdurmak için artık çok geç

Ramez Naam

Ramez Naam, eski bir Microsoft bilgisayar bilim insanı, teknolog ve bilim kurgu yazarı.

Doğru: Rüzgâr ve güneş sürekli değil. Peki, bununla nasıl başa çıkılır? Gerçekten üç seçeneğiniz var.

Birincisi, o kadar çok rüzgâr türbini ve güneş paneli inşa edin ki azıcık bir rüzgâr ya da güneş olduğunda bile Amerika’nın enerji talebini karşılasınlar. Bundaki sorun, bunun pahalı olması. Çoğu zaman ihtiyaç duymayacağınız çok yüksek bir kapasiteye sahip olursunuz.

İkincisi, rüzgâr ve güneş enerjisi için bir depo inşa edersiniz. Fakat mevsimsel depolama için güvenilebilir bir teknolojiye sahip değiliz. [Editörün notu: Birileri onu çalışıyor.]

Üçüncüsü ise rüzgâr ve güneş olmayan bir şeyleri çalışır tutmak – bir miktar nükleer ya da doğal gaz belki.

Eğer ekonomiyi ve bugün sahip olduğumuz teknolojiyi bir kenara bırakırsak, üçüncü seçeneğin en ucuzu olduğunu söyleyebiliriz. Teknolojinin düşen maliyetleri gelecekte bu ekonomiyi değiştirebilir fakat iklim değişikliği buna bel bağlanamayacak kadar önemli.

Gelecekte temiz enerji dünyasının nasıl olacağına dair en iyi tahminim: Amerika’nın Büyük Düzlükleri, Teksas ve kıyıdan açıkta rüzgâr türbinleri. Batıda, güneybatıda ve güneyde çok sayıda güneş paneli. Rüzgâr ve güneş birlikte elektriğimizin yüzde 70’ini karşılıyorlar. Hidroelektrik bir yüzde 10 daha sağlıyor. Ve çok sayıda uzak mesafe iletim hattı.

İnsanlar, rüzgâr ve güneşin şebekeden ayrılmak ya da şebekeye daha az bağımlı hale gelmek olduğunu düşünüyor ancak bunun aksi doğru. Daha çok şebeke yatırımı ve enerjinin güneşli ve rüzgârlı yerlerden (üretiminin en ucuz ve güvenilebilir olduğu yerden) tüketildiği yerlere aktarımına ihtiyaç var.

Gelecekte, büyük ihtimalle, uzun süreli depolama sorununu çözeceğiz. Büyük ihtimalle nükleer santraller hala çalışıyor olacak ve hatta tam kapasite çalışmayan ancak yeteri kadar güneş ve rüzgâr olmadığında hızla devreye girebilecek doğal gaz santralleri de. Bununla birlikte şu an fosil yakıtlarla çalışan çoğu şeyi elektrikli hale getirmiş olacağız.

Birçok kişi Trump’ın bizi felakete sürüklediği yönünde kaygılı. Ben böyle olduğunu düşünmüyorum. Politika yapıcıların temiz enerjiyi durdurma fırsatını kaçırdık. ABD’de şu an temiz enerjinin en büyük güdücüsü ekonomi ve eyaletler. Ülkede en çok temiz enerji üreten bölgelerin neredeyse tamamı Cumhuriyetçi. İklim değişikliği oldukça kutuplaştırıcıyken temiz enerji iki partili ve meclisin çoğunluğu tarafından seviliyor.

Asıl soru, çoğunlukla temiz bir şebekeye sahip olabilecek miyiz değil en zaman sahip olacağımız.

Parlak Gelecek

Krishna Kolluri

Varun Sivaram, enerji güvenliği ve iklim değişikliği programı Dış İlişkileri yönetici direktörü (ve bu yılın Grist 50 üyesi)

ABD’de güneş ve rüzgâr, enerji kullanımında yüzde 10 barajını aştı. (Ve bizler nükleer ve hidroelektrik sayesinde yüzde 10’un çok üstündeyiz.) Fakat fosiller hem elektrik tüketiminin gem de temel enerji yüzdesinin büyük bir bölümünden sorumlu ve yakın bir gelecekte bu değişmeyecek.

Ve biz yüzde 100 yenilenebilir hedefliyoruz. Sıfıra yakın sera gazı salınımı ya da “derin karbonsuzlaşma” (deep decarbonization) hedefliyoruz. Görme eğiliminde olduğumuz hedef elektrik sektöründe 2050 yılına kadar sera gazı salınımlarında yüzde 80 ila 100 arasında olması. Kafamızdan geçirdiğimiz hedef bu. Hedef şunun gibi görünüyor: Elektriği neredeyse karbonsuzlaştır, ve sonra mümkün olan tüm son kullanımları elektrikli hale getir. Ulaşımı elektrikle çalışır yap, endüstriyi elektrikle çalışır yap ve voila, ekonomiyi derin karbonsuzlaştırmaya başladınız bile.

Bugünün teknolojileriyle bu uygulanabilir değil. Eğer yeniliklere yatırım yaparsak uygulanabilir olabilir. Bunlar daha iyi nükleer santraller, daha iyi enerji depolama biçimleri, daha iyi güneş panelleri gibi teknolojik iyileşmeler olabilirler. Bugünün alternatif akım şebekeleri yerine daha verimli olan bir takım doğru akım mikro şebekeye sahip olabiliriz. Devasa bir süper şebekeye sahip olabiliriz. İkisine birden sahip olabiliriz!

Çok ucuza solar kaplama malzemelerine sahip olduğunuz bir dünya hayal edin. Bu kaplamalar günümüzün güneş panelleri gibi güneş ışınlarını elektriğe çeviriyor fakat öylesine sudan ucuz, esnek ve rengârenk ki onlardan istediğiniz her şeyi yapabiliyorsunuz. Gökdelen camlarını, evinizi onunla boyayabilirsiniz ve onlar güneş parladıkça sadece güç üretecekler. Ve bunlarla birlikte güneş ışınlarını alıp onları eriyik tuz gibi bir şeyi ısıtarak dönüştüren ve 7/24 elektrik üretmek için ısı depolayan süper verimli yoğunlaştırılmış güneş santrallerine sahipsiniz. Hepsini bir araya getirin ve çok güveniler güce sahip olun.

Hepsinin üstünde uçaklarınız, gemileriniz, arabalarınız ve kamyonlarınız için yakıt istiyorsunuz. O zaman futbol sahalarının üzerine örtülen muşamba gibi görünen bir teknolojiye sahipsiniz. Güneş ışığını emen ve dışarı hidrojen veren ve bunu arabalar, gemiler için kullanıyorsunuz.

Bu, yeni teknolojilerin, sahip olduğumuz her şeyi güneş ışığı ile çalıştırmaya olanak sağladığı bir gelecek öngörüsü.

Maliyet Meselesi

UC Berkeley

Meredith Fowlie, Kaliforniya Üniversitesi enerji ve çevre iktisatçısı

Sera gazı salınımlarını azaltma hedeflerini sağlamak için birden çok yol bulunuyor ve bazıları diğerlerinden çok daha maliyetli. Karbonsuzlaşmanın uzun soluklu uygulanabilirliği, düşük maliyetli bir çözüme bağlıdır.

Elektrik arzının marjinal maliyeti zaman içinde değişir. Ara sıra, talep gerçekten yüksek olduğunda, aniden yükselir.

Geleneksel olarak, talebin yüksek olduğu saatlerde talebi karşılamak için gaz santralleri kurarız. Bunun yerine talebin yükseldiği zamanları kısmak için teşvikler sağlayabiliriz. Birçok tüketici için – mesela, klimasını pencere açıkken verimsiz bir şekilde çalıştırmak isteyen biri için – ücret saatten saate, hatta tüketilen ekstra elektrik yeni koca bir santralin devreye alınmasını gerektirse bile, değişmez. Bu iktisatçıları üzüyor.

Düşünmesi çılgınca bir şey: Tüketicilere elektrik arzının ne zaman pahalı olup ne zaman olmadığı bilgisi gönderilmez.

Güneşin doğup battığı, rüzgârın esip durduğu çok sayıda yenilenebiliri olan bir dünya hayal edin. Arzı talep ile dengelemeniz gerekiyor. Esnek gaz santrallerine ya da arzı depolayan ve ihtiyaç duyulan yere taşıyan pillere yatırım yapabilirsiniz. Fakat burada, kullanmamız gereken önemli başka bir kaldıraç yer alıyor. Eğer çokça rüzgâr ve güneş olduğu zaman ücretleri düşürür (elektrik arzının çok ve ucuz olduğu zaman) ve olmadıkları zaman yükseltirsek, elektriğin kısıtlı olduğu zamanlarda tüketimi azaltırlar.

Bir deneyde, insanlara daha çok ödedikleri talebin yüksek olduğu zamanlarda fiyat sinyali göndermeyi denedik ve gözlemlediğimiz üzere insanlar fiyatlar yüksekken daha az elektrik harcadılar.

Bu istenmeyen otlar arasında olabilir ancak önemli. Maliyeti düşünmeden hedefimize ulaşamayız.

Yukarıdakilerin tamamı

Fatima Ahmad

Fatima Maria Ahmad, İklim ve Enerji Çözümlerim Merkezinde araştırma görevlisi, ABD İç İşleri Bakanlığı eski çalışanı.

Başkan Trump bizi Paris Antlaşmasından çektiği zaman bunun, karbon salınımını azaltma sözü vermiş birçok vali, belediye başkanı ve rektör için “Biz hâlâ içindeyiz” (We Are Still In) kampanyası yapmak için cesaret verici bir işaret olduğunu düşünmüştüm.

Tam zamanını söylemek zor fakat ben hâlâ, bu yüzyılın ikinci yarısında, Paris Antlaşmasının hedefi olan sıfır salınıma ulaşabileceğimize inanıyorum. Bu başarılabilir. Fakat fosil yakıtlar hâlâ enerji talebini karşılamak için bir kaynak olacaklar ve bu sebeple bu hedefi tutturmanın tek yolu karbon yakalama teknolojisi.

Derin karbonsuzlaşmaya hızlı ve mümkün olan en ucuz şekilde geçmek istiyoruz. Ve ben karbon yakalamanın bunun uygun maliyetli yöntemi olduğunu düşünüyorum.

Politik olarak mantıklı da. Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında enerji hakkında birçok fikir ayrılığı bulunuyor fakat CO2 yakalama ve depolama ile iki partinin de desteğini alıyorsunuz. Başka ne kömür şirketlerinin, bazı çevreci gruplarının ve işçi sendikalarının desteğini alabilir? Eğer herhangi bir şey üstüne iki partinin desteğini sağlayabiliyorsak, bunu almalıyız.

“Yukarıdakilerin hepsi” stratejisinin kesinlikle bir destekçisiyim. Bir gümüş kurşun var mı yok mu bilmiyorum. Enerji için birden çok kaynağa ihtiyacınız var – rüzgâr, güneş, doğal gaz. Nükleer enerjimizi korumak temiz enerji hedefine ulaşmak için önemli.

Aynı zamanda bu iş federal ve yerel hükümetlerden istikrarlı bir politika ve araştırma geliştirme için özel sektör önderliğine ihtiyaç duyuyor. Bana göre NRG Energy ve diğer şirketlerin kömürlü termik santrale karbon yakalama teknolojisiyle donattıkları Petra Nova Teksas’ta olduğu gibi kamu-özel sektör ortaklığına ihtiyacımız var. Bu dünyadaki en büyük karbon yakalama projesi. Proje ABD ve Japonya şirketlerinden, teknoloji Mitsubishi tarafından yaratılmış ve aynı zamanda Kurtarma yasasından yatırım aldı.

Yenilenebilirleri ve karbon yakalamayı fonlamaya yardımcı olacak federal mali politikalar var. ARGE harcamalarımızı katlamalıyız. Ve açık bir şekilde, karbon üzerinde uygulanacak ücretlendirme şirketleri buna odaklayacaktır.

Birçok eyalet yenilenebilir portfolya standartlarına sahip. Bazı eyaletler, birkaçı, temiz enerji standartlarına, bazen anıldığı şekliyle alternatif enerji standartlarına sahip. Rüzgâr ve güneşten genişler ve nükleer ile karbon yakalamayı da içerebilirler. Massachusetts karbon yakalamayı içeren bir taneye sahip. Utah ve Michigan benzer standartlara sahip. Eğer eyaletler bunu genişletebilirlerse, yatırım çekmek için çok yardımcı olur.

Haydi, hesabını yapalım

Saul Griffith

Saul Griffith, mucit ve MacArthur araştırma görevlisi (fakat ona dahi demeyin – kızıyor.)

Eğer sera gazı salınımlarını ortadan kaldıracaksak en büyük iki fırsat, ulaşım ve elektrik. Bunlar birbirlerini tamamlıyorlar. Eğer ulaşımı tamamen elektrikli hale getirirsek ve onu yenilebilir ya da nükleer ile çalıştırırsak, ulaşımdan kaynaklı tüketimin üçte iki oranında azaltırız.

Peki, bunun için ne ödemeliyiz? Amerika yaklaşık olarak 3,5 terawatt enerji tüketiyor. Eğer ulaşımı ve diğer her şeyi elektrikli hale getirirsek sadece 2 terawatta ihtiyacımız olur. Güneşin maliyeti, en çok güneşi aldığınız zaman yaklaşık olarak watt başına 1 $, tüm gün boyu güç istiyorsanız beş katı kadar pahalı. Yani 24 saat yenilebilebilire geçmenin maliyeti 10 trilyon $. Elektrikli araçları da buna ekleyin ve haydi buna 15 trilyon $ diyelim.

Bu çok miktarda para fakat böyle bir yatırımı daha önce de yaptık. Amerika’da 8,6 milyon şerit mil yol var ve bunun bir şeridini inşa etmek 1,5 milyon $’a kadar çıkabiliyor. Eğer hesaplamayı yaparsak, ABD’nin mevcut yol sisteminin maliyeti 13 trilyon $civarında. Bu yatırım geçen yüzyıl boyunca yapıldı. Eğer teşvikleri doğru verirsek, özel sektör bunu yüzde 90’ı için yatırım yapacaktır. Bu durum kamuya kalan maliyet 1 trilyon $’a düşürür.

Eğer önemseseydik bunu bir on yıl önce yapardık. Daha pratik olmak için, sistemimizdeki bir bileşenin değişim süresini düşünün. ABD’de araba filosunun değişim süresi yaklaşık olarak 10 yıl. Yani eğer herkes yeni bir araba aldıklarında elektrikli bir araba alırlarsa gelecek on yıl içinde tüm araçların %95’i elektrikli olur. Eğer insanların yarısı alırlarsa 30 yıl içerisinde tüm arabaların %87’si elektrikli olur. Ve eğer değiştirmek için tüm güç santrallerinin ömürlerinin bitmesini beklersek bu 25 ila 50 yıl arasında sürecektir.

Altyapının sistemden çıkan her bir parçasını fosil yakıt ile çalışan bir başkasıyla değiştirdiğimiz her seferinde bizler kendimizi kötü karbon tutumuna mahkûm ediyoruz. Aslında yapmamız gereken, arabalar ve güç santralleri gibi büyük satın almalara odaklanmak ve insanlara, daha iyi karar verebilmeleri için ihtiyaç duydukları bilgi ve finansı sağlamak.

Politika önce gelir

UC Berkeley

Andrew Campbell, Exxon Mobil eski mühendisi, Haas Enerji Enstitüsü yönetici direktörü

Fosil yakıt bağımsızlığını tek başına bir hedef olarak görmüyorum. Sera gazı salınımlarını azalmak hedef. Ve oraya ulaşmak için buna temel teşkil eden politikalar koymalıyız. Karbon dioksiti ücretlendirmek büyük bir adım ve onu, birçok alanda araştırma ve geliştirmeyi agresifçe fonlayarak katlamak.

Teknoloji nötr ya da birden çok seçeneği kovalayan politik yaklaşımlar hakkında coşkulu değilim. Karbon yakalamak ya da ayırmak bunun önemli bir parçası olabilir. Nükleer olabilir. Güneş ya da rüzgâr pekâlâ olabilir, depolamayla birlikte.

Salınımsız bir geleceğe ulaşmak araştırma ve geliştirmeye, teknoloji geliştirmeye ve piyasaya sürüldüğünde teknolojinin desteklenmesine ARPA-E gibi fakat daha büyük ölçekte gerçek bir adanma gerektirecektir. 12 farklı teknolojinin süreç boyunca desteklendiğine ve sonunda iki ya da üçünün ciddi bir fark yarattığını hayal edebiliyorum.

Paris antlaşması büyük ölçüde cesaret verici, ABD çekilmiş olsa bile. Paris Antlaşması neredeyse tüm ülkelerin iklim değişikliğinin tarif edilmesi gereken bir sorun olduğunu kabul ettiği uluslararası ilk antlaşma. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki bazı salınımları sınırla ve ticaretini yap piyasalarının da sağladığı bir başarı var. Anladığım kadarıyla Çin’de salınımları sınırla ve ticaretini yap piyasalarına doğru ilerliyor. Bunun ABD dışında yayıldığını görmek oldukça cesaret verici bir gelişme.

Ulaşım sektöründe oldukça karamsarım. Çoğunlukla tüketici tarafından şekillendiriliyor, insanlar ve işletmeler nerede yaşayacaklarına, nerede çalışacaklarına, kullanmak istedikleri ulaşımın karakteristiğine karar veriyorlar.

Şehirler bir şeyleri olduğu gibi tutmayı severler ve gerçekten insanların seyahatini azaltacak işletme ve konut gelişimini ön plana çıkarmıyorlar. Taşıt tarafında, siyasetçiler akaryakıt vergilerinden çok korkuyorlar – dönüşümü başlatacak temel bileşen.

2050 yılında salınımsız olmak mümkün mü bilmiyorum, ve bir şey kesin ki ABD içinde yasaları kovalamak konusunda ciddi şekilde geri adım atıyoruz. CAFE standartlarını daha saldırgan hale getirmek ve Temiz Enerji Planına yönelmek gibi. Bir şey akılda tutulmalı, gerçi, bu dört yıllık başkanlık dönemi gelecek 35 yılında bir göz açıp kapama anı.

 

Haberin İngilizce orijinali

Röportajlar: Nathanael Johnson, Matthew Craft, Nikhil Swaminathan ve Amelia Urry

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Grist)

Kategori: Enerji