Köşe Yazıları

Aman Siyasete Bulaşmayalım!

0

Kamuoyunda, Yeşiller Partisi ile özellikle çevre-ekoloji duyarlılığı olan STK’lar arasındaki ilişkilerle ilgili tartışmalara başlangıç yapabilmek için kaleme alınan bu metnin kuşkusuz bir dolu eksiği var. Umarım verimli tartışmalarla daha da zenginleşir ve parti olarak da çok önemsediğimiz bu konuda yolumuz ve ufkumuz açılır.
Siyasi partilerin özellikle de toplumsal tabanı netleşmemiş ya da oluşum sürecinde olanlarının kan damarı, beslenme yolu, sivil toplum kuruluşlarıdır. Demokrasi kültürünün yerleşmediği, toplumsal yapının otoriter muhafazakâr anlayış ve kurumlar tarafından şekillendirildiği ülkemizde, her alanda etkinlik gösteren STK’ lara her şeyden çok ihtiyaç var. STK’ lar, sadece adında yer alan kavramlarla, yani sivil ve toplumsal olanın örgütlenmesi anlamıyla, demokratik toplumsal yapının olmazsa olmaz yapı taşlarıdırlar. Bu nedenle siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ile ilişkilerini asla olumsuzlama – dışlama zemininde oluşturmamalıdırlar. Bu konuda yapılan en temel hatalardan birisi de, sivil toplum örgütlerinin siyasi partilerce kontrol altına alınmaya çalışılmasıdır. Bu girişimler STK’ ların hem iç dinamiklerini hem de var olma zeminlerini ortadan kaldırır. Sonuç olarak da siyasi partiler aslında STK’ ları kontrol etmeye çalışarak kendi bindikleri dalı keserler.

Yeşiller Partisi ile çevre – ekoloji duyarlılığı olan STK’ lar arasındaki ilişkilere gelince;
                       Tabi ki ayni kulvarda değiliz ama paralel ve demokratik ilişkileri geliştirmek durumundayız. Çünkü benzer duyarlılıkları paylaşıyoruz, ayni toplumsal tabanda etkinlik gösteriyoruz.
                      Klasik anlamda “parti” li olma ve bunun ülkemizdeki refleksi “hiyararşik düzen” Yeşil ilkelerle tezat oluşturur. Bu nedenle Yeşiller; STK’ ların etkinlik, uygulama ve politikalarına dışarıdan müdahale etmek yerine kendi iç mekanizmalarına güvenmek durumundadır.
                      Bir siyasi parti için aslolan kurumlar ve onların ilkeleridir; bu nedenle kişisel ilişkiler üzerinden değerlendirmelerden kaçınmalıyız.
                      Ortak toplumsal akıl ya da algı, çevre duyarlılığı olan tüm sivil toplum kuruluşlarının, Yeşiller Partisi’ nin doğal tabanı olduğu şeklindedir. Bu algıyı güçlendirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Bu açılımın yapılabilineceği en güzel alan ise Yeşil Diyalog Meclisi’nin işlevsel hale getirilmesi olacaktır. ( bkz: Yeşiller Partisi Tüzük; VI. Bölüm; Md. 31 – a )
                     Yeşiller Partisi üyesi olan herkes şu ya da bu STK’ da çalışabilir. Herhangi bir sivil toplum kuruluşuna mensup herhangi bir birey de Yeşiller Partisi’ ne üye olmadan parti çalışmalarına dahil olup, katkı sunabilir, hatta kendi bireysel çaba ve isteğine bağlı olarak karar mekanizmalarında etkin rol oynayabilir. Hiç kimse kendini kandırmasın mevcut siyasal partilerin hiç birinin yeşillendirilmesi mümkün olmadığı gibi bir yeşilin bu partilerden herhangi birine üye olması da olanaklı değildir. Yanlış anlaşılmasın yeşiller üye olabilir tabi ki ama var olamazlar. Çok zorlarsalar da üç günde kapı dışarı edilirler.
                       Siyaset kuşkusuz STK’lar dâhil her yerde ve her tür araçla yapılabilir ama siyaset yapmanın en verimli ve meşru aracı siyasal partilerdir. Ülkemizde de tüm olumsuzluklara rağmen bir Yeşil Parti kurulmuş ve hızla büyümektedir. Çevre-ekoloji duyarlılığı olan STK’ların Yeşiller Partisi’nin varlığını sevinçle karşılamaları, varlık nedenleri ile ilişkili olarak doğal olan davranış biçimidir. 

 İnsanların kendilerini siyaset dışı tanımlama ihtiyacının, pis bir 12 Eylül darbe aldatmacı olduğunu Yeşillerin siyaset algısının geleneksel siyaset anlayışıyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını, daha yüksek sesle anlatmak zorundayız. Gerekçesi ne olursa olsun siyasetten UZAK DURMAK anlayışının demokratikleşmenin önündeki en önemli engel olduğunu, ülkemize aşağılık – psikolojik savaş taktikleriyle yerleştirildiğini de unutmamız gerekiyor.
Konusu gelmişken, iyi eğitim almış “entelektüellerin” şu siyasetin ne kadar kirli ve uzak durulması gereken bir alan olduğuna dair algısını da biraz derinlemesine tartışmak istiyorum. Sanıyorum ki, bu arkadaşlar 12 Eylül askeri rejiminin anne ve babalarına uyguladığı şiddet ve yıldırma politikalarının kurbanları…”Aman oğlum, aman kızım, bir kör kurşunla vurulursun, hapislerde çürürsün, okulunu bitiremez bizim boynumuzu bükük bırakırsın, geleceğin kararır”diyen anne babalarını dinleyen uslu çocuklar, siyasetten uzak kaldılar.   Peki, ne oldu bu pırıl pırıl çocuklara? Siyasetten bin kat kirli ilişki ve entrikaların döndüğü plazalarda zavallı birer beyaz yakalı sendikasız işçi oldular. Ne yapabilirdik ki deyip, armudun ağızlarına düşmesini bekleyenlere de sihirli bir sözcük önermek gerek ”SEÇİM”, evet bu sizin seçiminiz.
 Siyasetin halini ise hep birlikte görüyoruz! Mevcut durum pek parlak değil ama gelecekten umutluyuz…

SAVAŞ ÇÖMLEK
YEŞİLLER PARTİSİ MYK ÜYESİ

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.