Hafta SonuManşet

‘Aç kapıyı Veysel efendi, Damat Ferit gidiyor’ – Ercüment Gürçay

Hababam Sınıfı’ nın Damat Ferit’ i Tarık Akan hayata veda etti.

Tarık Akan 1970’ li yılların başlarında Ses Dergisi’ nin yarışmasını kazanarak Yeşilçam’ a adım atmıştı.

29

İlk filminde nişanlısı Aynur’ u aynı mahallede oturan zengin kızı Zeynep için terk eden kamyoncu Halil rolüyle sinirleri bozdu. Sonra 1970’ li yılların sulu sepken salon filmlerinde Melek mi Şeytan mı, Beyoğlu Güzeli, Sev Kardeşim, Tatlı dillim, Üç Sevgili, Umut Dünyası, Canım Kardeşim, Oh olsun, Mahçup Delikanlı, Boş Ver Arkadaş, Mavi Boncuk, Ah Nerede, Delisin, Bizim Aile, Öyle Olsun, Aşk Dediğin Laf Değildir ve benzerlerinde rol aldı.

Bu filmlerin kiminde fabrika işçisiydi, kiminde fabrikatörün oğluydu, kiminde mühendisti, kiminde balıkçıydı, kiminde basketbolcuydu, kiminde seyyar satıcı, kiminde matbaa işçisiydi…

Hababam Sınıfı’ nın en yakışıklısı, Damat Ferit’ iydi.

30

Tarık Akan da sinema denen o büyülü dünyanın diğer birçok kahramanı gibi, mahalle sinemalarının sayıları giderek azalsa da halen olduğu, ama her mahallede bir-iki evde televizyonun da görülmeye başlandığı yıllarda, 1970’ lerin ortalarında hayatımıza girdi. Çocukluğumdan hatırlarım, yazlık sinemalara gidilirdi bazı akşamlar, bazı akşamlarda da film seyretmek için televizyonu olan evlerde toplanılırdı.

31

Tarık Akan o yıllarda kadınların rüyalarını süsler; aşkın nasıl bir şey olduğunu henüz tam olarak bilemeyen genç kızlara beyaz perdeden, siyah beyaz ekranlardan aşkı, sevmeyi öğretirdi. Tatlı dilliyle aşkın en güzel seslendireni; güzel gülüşüyle kadınların gönül çeleni; Yeşilçam’ ın yeşil gözlü, haylaz, uçarı, sevimli, yakışıklısı, beyaz atlı prensiydi.

Sonra Vasıf Öngören ile tanıştı. Hayata, sinemaya bakışı değişti. Bu tanışma onu ucuz Yeşilçam filmlerinin yakışıklı jönünden, siyasi sinemanın gerçek bir sinema oyuncusuna dönüşmesini de beraberinde getirdi. Sonraki yıllarda Yılmaz Güney gibi, Tuncel Kurtiz gibi Türkiye sinemasının büyük ustalarını tanıdı, birlikte iyi filmlere imza attılar.

32

1978’ de Yavuz Özkan’ın “Maden” filminde bir maden işçisini, Nurettin’ i oynadı.

https://youtu.be/iHGwJz8aqY4

Sonra “Baraj”ın çapkın yol işçisi Orhan’ı oynadı. “Sürü”nün cinnet geçiren Şivan’ıydı. “Adak”ta mahpus Müslüm oldu, ”Çark”ta fabrika işçisi Rauf oldu. “Siyabend ile Heco”da âşık Siyabend, “Beyoğlu’ nun Arka Sokakları”nda Haydar Rıza oldu. Hat boylarının hikâyesi “Yolcu”da makas işçisiydi. “Hayal Kurma Oyunları”nın edebiyat öğretmeni, “Kanal”da idealist kaymakam oldu, “Delikan”da Sefer. “Pehlivan”da sırtı yere gelen, kaybeden güreşçi Bilal’di, “Ses” de işkencenin acıtan, soğuk yüzünü bize hissettirdi. Ben onu en çok “Yol” filminde, yola, doğanın acımasız koşullarına, töreye, devlete inat iz süren Seyit Ali rolüyle hatırlayacağım

Tarık Akan, 2009’da “Deli Deli Olma” filminde son akrabası da ölünce Kars’ın bir köyünde kalan son Malakan’ı, Mişka Dede’yi oynamış ve oyunuyla Malakanlar’ ın hüzünlü ama bir o kadar da mağrur duruşlarının hakkını vermişti.

Malakanlar’ı bilmezdim, ilk kez Sarkis Usta’dan duymuştum. Usta 20 sınıf askerlik yaptığı gençlik yıllarında Kars’ta, demiryolu inşaatında tanıştığı Rus göçmeni, iri kıyım Malakan’lardan söz ederdi. Çar Deli Petro’nun baskıcı uygulamalarına karşı ortaya çıkan bir tarikata mensup bu insanlar önce Kafkasya’ nın kuzeyine sürülmüşler ve sonra 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşlarının ardından, Ruslar tarafından Karsa yerleştirilmişler. Raydan çıkan beşyüz kiloluk terezini iki Malakan erkeğinin kuş gibi kaldırıp raya oturttuklarını anlatmıştı. Bir de onlardan dinlediği ama anlamını halen bilemediği neşeli ve aynı zamanda da hüzünlü bir şarkıdan bir bölümü onları taklit ederek söyler ve sonra gülerek “işte böyle” derdi. Tarık Akan’ ın filmini Sarkis ustanın ölümünden yıllar sonra ilk kez izlediğimde ustanın Kumkapı’daki evde şarkıyı söylediği andaki hali bir kez daha gözümün önünde canlanmıştı.

33

Tarık Akan’ın son dönem siyasi görüşleri ile benim hayata, siyasete bakışlarım tam örtüşmese de bu konuya girmenin bu anda hiç de doğru olmadığını düşünüyorum. Sabahtan beri onun hakkında yapılan yorumları internetten izlemeye çalışıyorum. Bazıları gerçekten densiz ve çok can sıkıcıydı. Bir insanı her şeyiyle sevmemiz gerekmiyor. Her insan bir başka insanın hayatında bir iz bırakıyor ama. En azından gidenin ardından bazı şeyleri oturup birkaç kez daha düşünmek ve konuşurken, yazarken kullanacağımız dili de doğru kurgulamanın gerekli olduğunu düşünüyorum

‘Yarın ne kadar sürer?’ : Sonsuzluk ve Bir gün kadar

35

Türkiye insanı onu her zaman siyasi kimliğinden bağımsız olarak çok sevdi, bir kuşağın çocukluk ve gençlik yıllarını etkileyen bir insandı Tarık Akan. O da benim hayatıma sinemanın sonsuz ve büyülü karelerini sokan ve bugün artık hayatta olmayan tıpkı Onat Kutlar gibi, Yılmaz Güney gibi, Theo Angelopoulos ve daha niceleri gibi çok önemli bir iz sürücüsüydü. Düşlerim, umutlarım onların asırlardan beri inatla-umutlu sürdükleri iz üzerinde bugün de sürüyor-gelişiyor.

36

Tarık Akan da Angelopoulos’ un “Sonsuzluk ve Bir Gün” filmindeki başkahramanı yazar Alexander gibi kanser hastalığına yakalandı ve bu sabah hayata veda etti.

Angelopoulos’ un filminde göçmen çocuk yazara sorar “Yarın ne kadar sürer?” Alexander’ in cevabı nettir: “Sonsuzluk ve bir gün kadar” Yarın hepimizin için o kadar uzun ve aynı zamanda o kadar da kısa…

Tarık Akan’ ın ruhu şad olsun. Ben onu en çok “Yol” filminde, yola, doğanın acımasız koşullarına, töreye, devlete inat iz süren Seyit Ali rolüyle hatırlayacağım

Kaynak: wikipedia.org/Tarık_Akan

37-ercument-gurcay

 

Ercüment Gürçay.

Kategori: Hafta Sonu