Yeşeriyorum

28. Yılında YÖK

1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile tüm yükseköğretim kurumlarını bir çatı altında toplayan cunta rejimi, 1982 Askeri Anayasası’nın 130 ve 131. maddelerindeki görev ve yetkileri ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK)’nu üniversitelerin başına getirdi. Böylelikle askeri cuntanın gözü arkada kalmadı ve üniversiteler, istenildiği gibi demokratiklikten ve özgürlükten uzaklaştırıldı.

28 yıldır varolan bu durum, Türkiye’nin bilimsellikten gittikçe uzaklaşmasına, özgür, bağımsız ve eleştirel düşünemeyen kuşakların yetiştirilmesine vesile oldu. Zira askeri rejim devam etmeliydi. Devlet, ülkenin heryerinde olmalıydı ve her zaman haklı çıkmalıydı. Gerektiğinde vatandaşının kafasına sopayı indirmeliydi. Bireyler onun için varlığını sürdürmeli, kendinden feragat edip “önce devlet” demeliydi. Yani “demokrasi nedir?” bilinmemeliydi.

Tam 28 yıldır bunu yaptı. Nasıl mı? Birçok yolla. Ama ayrıca YÖK sağolsun! Bugüne kadar tüm bilimevlerini sömürdü. Sömürmekle kalmadı, genç beyinleri birer yumurtaya çevirdi. Sonra hepsini kuluçkaya yatırdı. Yetmedi, kendi hegemonyasını kurdu. Bitmedi, beyinleri yıkadı. Bunlardan para kazandı, kazandırdı. Olmadı, herkesi ayrıştırdı. Kürtleri, sosyalistleri, Alevileri, eşcinselleri ötekileştirdi; farklı olanı, hele ki muhalif olanı hedef tahtasına koydu. “Siyaset yok!” dedi, en büyük siyaseti kendisi yaptı. Sonra canı istedi, üniversitelerde erkek egemen bir koloni oluşturdu. Kadının olması gereken yere bile erkeği soktu. Cinsiyetçiliği tavana vurdu. Dinmedi, kadrolaştı. Liyakati unutturdu, ahbap-dost ilişkisiyle sömürgenlere yer edindirdi. Sisteme ve gericiliğe hizmet edecek öğretim kadrolarıyla üniversiteleri, birer diploma memurluğuna çevirdi. Sonra hükümetlerle elele verdi. Böylelikle önüne gelen her hükümetin oyuncağı haline getirdi. Gelen çaldı, giden çırptı! Sonunda da her ilde iki binaya müteasıp lise görünümlü akademik okullar açtırdı.

Bunların en iyi göstergesi bazı akademik istatistiklerde saklı. Tam 115 üniversitede görev yapan, 38317 öğretim üyesinin, SCI, SSCI ve AHCI gibi geçerliliği bulunan akademik indekslerde kayıtları bulunan 22564 makalesi mevcut. Bu da her öğretim üyesi başına o yıl için 0,59 ortalamayla makale yazıldığını gösterir. Dile kolay, 1 bile değil! Türkiye üniversitelerinin dünya sıralamalarına girememesinin açık bir örneği. Bu istatistiği YÖK’ün internet sitesinde bulmak mümkün üstelik. Yine Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun en son 2002’de yaptığı araştırmaya göre, tüm yükseköğretim birimlerinde okuyan öğrencilerin eğitim harcamaları öğrenci başına 2254 Dolar. Aradan geçen zamanda harçlara ve zorunlu diğer giderlere getirilen zamları da hesaba katacak olursak, durum daha da vahimleşecektir. Bunun yanında, her geçen gün büyüyen genç nüfusu dizginleyebilmek için açılan onlarca yeni üniversite ve şişirilen kontenjanlar da cabası. Yine TÜİK’nin verilerine göre 1996’da 9,21 olan yükseköğretimde net okullaşma oranı, 2008’de 27.7’ye çıkmış. Halihazırda sayısal olarak da yetersiz görünen mevcut öğretim kadrosuyla üniversitelerde, bilimselliklerini bir kenara bırakalım, öğrencilerin yığınlar halinde birikmesine sebep oldu. Elbette bu da üniversite mezunu işsizlerin sayısının aynı oranda artmasıyla sonuçlandı.

Bunlar sadece sorunun görünen yüzü. Hem de bir kısmı. Genellikle de bu konularda, YÖK’ün hep yaptığı gibi, hükümetler suçlanır. Fakat YÖK’ün varlığı ve üniversiteleri bağımsızlıktan ve özgür bilimsel çalışmalardan alıkoyan yapısı ile hangi hükümet olursa olsun, durum değişmeyecektir. Kaldı ki sistemin değişmesini istemeyen politikacıların bu durumdan nemalanması da gayet doğal bir sonuç.

İşin görünmeyen yüzünde ise, pek istatistik vermek mümkün olmuyor. Üniversite kampüslerine girenler gayet iyi bilir ki YÖK eliyle yaratılmak istenen şey, üniversitelerin her yönüyle düşünen, sorgulayan, doğruyu ve gerçeği arayan, özgür ve bağımsız gençlerin yaratılmasına engel olmaktır. Oldu da! Hep söylenir, “Avrupa Türkiye’nin genç nüfusundan çok korkuyor!” diye. Aslına bakarsanız bu genç nüfustan Türkiye’nin kendisi daha çok korkuyor. Sonuçta 28 yıldır YÖK, bilimi de geleceği de yok etmeye devam ediyor.

Fırat Bilir

Şırnak Emek Platformu Üyesi

Kategori: Yeşeriyorum