Köşe YazılarıManşetYazarlar

[2021’in ardından] Orman yangınlarından sellere 2021’de su

Türkiye’de 2021’e damgasını vuran en önemli mesele şüphesiz ki suyun kirliliği, azlığı ve fazlalılığı ile ortaya çıkan birbirinden farklı çevre felaketleriydi.

Önce Marmara Denizi’nde 2020 yılının kasım ayında başlayan aşırı fitoplankton artışı, yaz aylarına doğru deniz sıcaklığının da artmasıyla birlikte deniz yüzeyini kilometre karelerce kaplayan müsilaj sorununu olarak karşımıza çıkardı. Yaklaşık 25 milyon insanın ve binlerce sanayi tesisinin atıksularının önemli kısmının yeterince arıtılmadan denize bırakılması, aşırı ve yanlış avlanmayla denizdeki biyolojik çeşitliliği neredeyse ortadan kaldıran balıkçılık faaliyetleri, kıyıları beton dolgu alanlarına dönüştüren projeler ve daha pek çok yanlış uygulama, Marmara Denizi’ndeki müsilaj felaketini elbirliği ile hazırladı. Yüzeydeki müsilaj birikintileri toplansa da sorunun nedenleri ortadan kaldırılmadan, görüntüyü kurtarmak öteye gitmek zor görünüyor.

Yağış almayan, kuruyan ormanlar yandı

2021’de bir yanda da kuraklık devam ederken yaz aylarında gelen sıcak dalgasıyla 28 Temmuz ile 12 Ağustos tarihleri arasında Akdeniz, Ege, Marmara, Batı Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan 49 ilde 300 civarında orman yangını meydana geldi. Yangınların çıkmasının ana sebebi kurak dönem boyunca doğru düzgün yağış almamış ormanlardaki biyokütlenin su içeriğinin iyice düşmesi ve kuruması sonucu tutuşmaya hazır hale gelmiş olmasıydı. Sıcak dalgası da bu tabloya eklenince ülkenin dört bir yanında eş zamanlı yangınlar çıktı.

İklim değişikliğinin en tipik tezahürlerinden biri olan orman yangınlarına ne kadar hazırlıksız olduğumuz da ortaya çıktı. Günlerce süren orman yangınları bazen yanacak orman kalmadığı için söndü. Bu orman yangınlarda 8 insan hayatını kaybetti, yaklaşık 178 bin hektar orman yok oldu ve sayısız canlı öldü.

İklim değişikliği ve çarpık yapılaşmanın sonucu: Seller

Tüm bunlar yetmez gibi 11 Ağustos’ta Batı Karadeniz’de gerçekleşen aşırı yağışlar sonucu Kastamonu, Sinop ve Bartın illerinde aşırı yağışlara bağlı seller yaşandı. Bu sellerde en 82 kişi hayatını kaybetti. Özellikle Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde yaşanan felaket sadece aşırı yağışlarla ilgili değil, dere yatağı boyunca devam eden suyun akışını ve iklim değişikliğini dikkate almayan çarpık yapılaşma ile de ilgiliydi. Daha önceki benzer felaketlerden bir ders alınmadığı anlaşıldı.

Olumlu gelişmeler de oldu

2021’de sadece olumsuz değil olumlu gelişmeler de yaşandı. Bunlardan biri 23 Ocak tarihinde yayınlanan Resmi Gazete ile yürürlüğe giren “31373 sayılı Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 5. maddesi ile birincil su kaynaklarının korunması amacıyla 2 bin metrekarenin üzerindeki parsellere yapılacak binalarda yağmur suyu toplama sistemi kurmanın zorunlu hale getirilmesi oldu. 2 bin metrekareden küçük alanlarda inşa edilecek yapılar için ise yağmur suyu toplama sistemini zorunlu kılma takdir yetkisi belediyelere bırakıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bu yönetmeliği 1000 metrekareden büyük yeni yerleşim yerleri için uygulama kararı aldı. İBB ayrıca yeni yerleşim yerlerinde gri su kullanımının da zorunlu hale getirilmesi için çalışmalara başladı. Bu yönetmeliklerin gerçekten uygulanmaya konması ile suyun verimli kullanımı ve su tasarrufu çok daha etkin bir şekilde sağlanacak.

Bir başka olumlu gelişme ise CHP’li belediyeler ile akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, kooperatifler, çiftçi örgütleri ve meslek örgütlerinin 22 Mart Dünya Su Günü’nde İzmir’de bir araya geldiği Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi idi.

Türkiye’nin kentlerinde yaşanan su yönetimi ilgili sorunların ve çözüm önerilerinin ele alındığı zirvede, CHP’li belediye başkanlarının imzasıyla çıkan “Başka Bir Su Yönetimi Mümkün” başlıklı bir manifesto imzalandı. Manifestoda iklim krizinin su varlıkları üzerindeki etkisini azaltması için su yönetiminde beş ilkesel değişiklik yapılması gerektiği belirtildi. Bu ilkeler, katılımcı bir su yönetim modeli oluşturmak; suyu arzı artırma değil talebi azaltma yönünde yönetmek; suyu havza ölçeğinde planlamak; doğanın su döngüsünü korunmak; ve suyu ekosistem ve sektörler arası döngüsel kullanmak olarak ifade edildi. Türkiye’de ilk kez bu ölçekte ve içerikte bir kentsel su yönetimi zirvesi ve çalıştayı düzenlendi. Bu manifestonun önümüzdeki yıllarda da kentlerimize bir yol haritası olmasını umut ediyoruz.

Özetle, 2021 suyun azlığının da çokluğunun da bereketten çok felaket getirdiği bir yıl oldu. Suyu bu hale getiren biz olduğumuza göre, her yıl olduğu gibi bu yıl da ne ektiysek onu biçtik. Yani bolca atık, karbon emisyonu ve beton ekip, bolca müsilaj, orman yangını ve sel biçtik. Fail de bizdik mağdur da bizdik. 2022’de iyiliklerin faili ve bereketin biçicisi olmak umuduyla…