ManşetKöşe YazılarıYazarlar

[2020’nin ardından] Değişmeyen şeylerin değişen yılları: Doğanın takvimi yok

Fakat insanların var. Hem de çeşit çeşit. Arkeologlar tarih öncesi dönemlerde bile insanların zamanı ölçmek için çeşitli yöntemler kullandığını saptamışlar. Genellikle gün, güneş ve aya dayalı bu zaman ölçme sistemleri en az neolitik çağa kadar uzanıyor. Formüle edilmiş ve onaylanmış ilk takvim ise Sümerlere ait.

Neden zamanı ölçmek isteriz?

 Aslında sadece zamanı değil her şeyi ölçmek isteriz. Örneğin bilimin temellerinden biri de ölçmedir. Ölçülememiş veri ya da sonuç genellikle bilimsel kabul edilmez. Eğitim sisteminin en önemli parçalarından biri (mevcut olandan söz ediyorum, ideal olandan değil) ölçmedir.  Fakat bu yazıda sözünü ettiğim ölçme modern fiziğin temelinde yatan boyutlarla ilgili. Önceleri en, yükseklik ve derinlikten oluşan üç boyutlu yapı, zamanın eklenmesiyle dört boyutlu hale gelmiş. İnsan aklı bu boyutları ölçmeden rahat edemiyor. Dahası, bu ölçümlere gereğinden fazla anlam yüklüyor bana kalırsa. Gelin birlikte zamanı ele alalım.

Evrenin yaşının 13,8 milyar yıl olduğunu biliyoruz. Güneş Sistemi’nin yaşının yaklaşık 4,6 milyar yıl, Dünya’nınkinin ise yaklaşık olarak 4,5 milyar yıl olduğu da bildiklerimiz arasında. 4,5 milyar yıl. 4 bin 500 tane bir milyon yıl. Yahut 4 milyon 500 bin tane bin yıl. Aklınız karışmaya başladı mı? Daha da karıştırayım o halde: Bırakalım evreni ya da Güneş Sistemi’ni, Dünya’nın yaşını ortalama bir insan ömrü (diyelim ki 80 yıl) olarak kabul edersek, insanın dünya üzerinde olduğu yaklaşık 200 bin yıl yalnızca 1 gün 7 saat 8 dakikaya karşılık geliyor. Tarım ve yerleşik yaşamın başlangıcından bu yana geçen kabaca 10 bin yıl ise 1 saat 33 dakika 26 saniye topu topu. Saçınızı başınızı karıştırmaya başladıysanız, bakalım şuna ne diyeceksiniz? Milat olarak kabul ettiğimiz İsa’nın doğumundan bugüne geçen 2021 yıl, bu hesaba göre sadece ve sadece 18 dakika 53 saniye ediyor. Madem çıktık bir yola, sonuna da varalım o halde. Değiştiği için her sene kutlamalar yaptığımız, eskisine lanetler okuyup yenisine büyük umutlar bağladığımız bir yıl ne kadar süreye karşılık geliyor dersiniz? Sıkı durun! 0,56 saniye, yani bir saniye bile değil.

Şimdi sıra başlıktaki soruda; Neden zamanı ölçmek istiyoruz? Elbette bu soruya normal düşünme şekilleriyle onlarca açıklayıcı yanıt verilebilir ve bu yanıtlar çok da akılcı görünebilir, görünecektir. Fakat biliyorsunuz bazen normal düşünme şekillerinin dışına çıkmak gerekir. Belki de insanın yarattığı genelde ölçme sistemlerinin tamamı, özelde ise zaman ölçme anlayışı, onun evren ve gezegenimiz karşısındaki hiçliğinin, değersizliğinin veya en fazla bir toz zerresi kadar değerinin vermiş olduğu duyguyu işe yaramaz bir şekilde kapatma arayışından başka bir şey değil. İnsan, her şeyi, arsızca kendini merkeze koyarak yaptığı tanımlama çabasıyla evren ve gezegendeki varlığına değer katacağını sanıyor. Düşünsenize, şimdi takvimler 2021 yılını gösteriyor. Neden 2021? Çünkü bir insanın doğumunu başlangıç kabul ediyoruz. Oysa gerçek bir takvimin dünyanın var oluşunu başlangıç olarak kabul etmesi gerekmez mi?

Fakat öyle yaparsak ve örneğin bu yıl takvimler 4 milyar 543 milyon 958 bin 765’i gösterirse, kendi yaşlanmış ve kalıplaşmış değer yargılarımızı bir kenara koysak bile, yeni yetişen genç zihinlere insanın zaman karşısındaki hiçliğini anlatmış ve onu “magna hominum”dan “nemo” ya[1]  dönüştürmüş olmayacak mıyız?

Ya diğer üç boyut?

Fizik biliminin diğer üç boyutu için geliştirdiğimiz ölçü birimleri de aynı antroposentrik[2] anlayışın ürünü. Aşağıda gezegenimiz ve güneş sistemimizin de içinde yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nin görünümü var.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Samanyolu.

Bu görünümde gezegenimizi seçmek olanaklı değil. Çünkü Samanyolu Galaksisinde Güneş Sistemi gibi milyarlarca  farklı güneş sistemi var. Dahası evrende Samanyolu Galaksisi gibi iki trilyon (iki milyon tane milyon) farklı galaksi bulunuyor. Böylesine akıllara durgunluk verici bir evrende, küçük insan aklı sözüm ona kendini büyük görmek için en, yükseklik ve derinliği neyle ölçmeye kalkıyor? Bir insan adımıyla veya yetişkin bir erkeğin başparmak uzunluğuyla. Evet, yanlış okumuyorsunuz. Bugün hala İngiliz ve Amerikan ölçü sistemlerinin temelinde “foot” denilen bir adım uzunluğu ile onun 1/12’si olarak düşünülen “inch” temel alınıyor. İnch (eski İngilizcede ince ya da ynce)’in kökeni Latince’deki “uncia”ya dayanır ve bir uncia bir Romalı adımının 1/12’si olarak düşünülür. Dahası var; bir inch 1150 yılında İskoçya Kralı 1. David tarafından bir erkeğin tırnak başlangıcına kadar olan başparmak uzunluğu olarak tanımlanmış. Bu uzunluğu saptamak için kısa, orta ve uzun parmaklı üç erkek seçilerek parmak uzunlukları toplanır ve üçe bölünürmüş. Sonraları üç arpa boyu ya da üç haşhaş tohumu boyu gibi tanımlamalar da yapılmış. Bugün bir inch 2,54 cm olarak sabitlenmiştir. Dünyanın büyük bir bölümünün kullandığı metrik sistem ise büyük ölçüde foot-inch sisteminden yola çıkılarak 1795 yılında Fransızlar tarafından geliştirilmiş.

Bu yazıyı okuyan kimi okurlar, kısmen haklı olarak şu soruyu sorabilirler; “Teknolojinin görece yetersiz olduğu dönemlerde ölçme ihtiyacını, insanın olduğu her yerde kolayca bulabileceği ölçüm araçları ile karşılamak son derece pratik değil mi?” Evet, öyle. Ben de şu soruyu soruyorum; “Peki ya bugün?” Bugün hala aynı ölçü birimlerini kullanıyor olmamız size de biraz tuhaf gelmiyor mu? Yeni ölçüm sistemleri geliştirilemez mi? Geliştirilirse kaos mu olur dersiniz? Olmaz. Çünkü işimize geldiğinde farklı alanlarda yeni sistemler geliştiriyoruz ve çok kolay bir şekilde uyum da sağlanıyor. Örnek mi? Yeni, elektronik para birimi Bitcoin.

Yıl gerçekten yeni mi?

Lafı, hep yaptığım gibi çok dolandırmış olabilirim. Fakat iki gün öncesine göre yeni olan hiçbir şey yok. Değişen tek şey kendi uydurduğumuz ölçüm sistemlerindeki rakamlar. Doğanın bundan elbette haberi yok. Peki, doğanın nelerden haberi var? Eski dediğimiz onlarca yıl boyunca üstünde kurduğumuz baskıdan haberi var doğanın. Doğanın insan denen küçük parçasının egosundan kaynaklanan yıkımlardan haberi var. Azalan ormanlardan, artan sera gazlarından, değişen iklim koşullarından, açlıktan, susuzluktan haberi var doğanın. Ama emin olun yılın değiştiğinden haberi yok. Çünkü aslında değişen bir şey yok.

Gerçekten bir şeylerin değişmesi için “magna hominum”dan “nemo”ya, yani tersine bir düşünsel devrimi başarmak zorundayız. Başka yolu yok bu işin. Kendimizce eski dediğimiz 2020’ye sitem dolu sözler ve sözde yeniye, 2021’e bağlanan akıl dışı umutlar… Küçük insan hala bunlarla meşgul. Uydurduğumuz takvimde değişecek bir tek rakamdan almaya niyetlendiğimiz motivasyonu “bir toz zerresi olabilme erdemi”nin enerjisinden almaya kalksak, pek çok şeyi hızlıca değiştirmemiz mümkün aslında. İnanın, mümkün!

*

[1] Magna hominum: Muhteşem insan, nemo: hiç kimse.

[2] İnsan merkezci

Kategori: Manşet