Dış Köşe

Vicdani red’e red- Ali Bayramoğlu

0

Başbakan Tayyip Erdoğan dün, bedelli askerlikle ilgili düzenlemeyi açıklarken, şunları da söylüyordu:

“Vicdani red olarak adlandırılan bir düzenleme asla gündemimizde olmamıştır. Çıkan haberler spekülasyon. Askerlik bu millet için en kutsal vazifelerden biri olarak kabul edilmiştir. Biz askerimize Mehmetçik derken bunun bir anlamı var, bu küçük Muhammed anlamında Mehmetçik’tir…”

Garip, oysa, bir süre önce, bizzat Adalet Bakanı Sadullah Ergin, “vicdani ret düzenlemesinin en kısa zamanda Bakanlar Kurulu’na sunulacağını” söylemişti. Türkiye’nin bu konuda AİHM’de mahkum olması da dikkate alındığında bu sözler herhalde spekülasyon olarak değerlendirilemezdi.

Belli ki arada kimi gelişmeler, belki kimi görüşmeler olmuş. Başbakan’ın vurguları da dikkate alınacak olursa, akla yakın olan, Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konudaki ikazı ve itirazıdır.

Açıkçası ben hayal kırıklığına uğrayanlardanım.

İki nedenle…

-Ülke koşullarından ve gerekçe ne olursa olsun, insanların eline silah almak silah sıkmak istememesi bir haktır ve bugün pekçok ülkede kabul görmektedir.

– Çünkü bu düzenleme sadece kimi toplumsal taleplerin karşılanmasını ifade etmiyor, aynı zamanda Türkiye’nin militarizmle hesaplaşmasının merhalelerinden birisini oluşturuyordu. Zira militarizm askerin siyasi rolü kadar askercil olanın toplumda egemenliğini ifade eder ve zorunlu askerlik mitosu bunun önde gelen araçlarından birisidir.

Adalet Bakanı’nın açıklamalarını da bu iki nedenle önemsemiştim.

Nitekim Aksiyon Dergisi’ndeki köşemde “Militarizmin İkinci Ayağı Kırılırken” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.

Bu işin bir boyutu…

Diğer boyutta insanlar, çileler ve mücadeleler var…

Türkiye Vicdani Red Hareketi bu açıdan ele alındığında Türkiye’nin öyküsünde eksik demokrasi halinin ürettiği çilelere ve mücadeleye işaret eder.

Bu mücadele onlara 2010 yılında Hrant Dink Ödülü’nü getirmişti…

Hatırlayalım…

Aksiyon Dergisi’deki yazıdan okuyalım:

“İlk adım Aralık 1989 ve Şubat 1990’da, iki genç, Tayfun Gönül ve Vedat Zencir’in sırasıyla, Sokak dergisi aracılığıyla askerliği reddettiklerini duyurmalarıyla doğdu.

Bu hamleyle Türkiye, ilk kez anti-militarist bir kampanyaya tanıklık yapacaktı… 1990’da başlayan ‘Askerliğe Hayır!’ kampanyası Aralık 1992’de İzmir’de, 1993’te İstanbul’da Savaş Karşıtları Derneği’nin kurulmasına giden yolu açtı. Ardından, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına dikkat çekmek için ‘Askeri Yargıya Hayır!’ kampanyası başlatıldı.

Böyle şekillendiler…

Ve engebeli yolda yürümeye başladılar.

1994-1999 yılları arasında yoğun yargılamalar ve sansürle karşılaştılar. ‘Halkı askerlikten soğutmak’, ‘milli mukavemeti kırmak’ gibi suçlamalarla haklarında askeri mahkemelerde davalar açıldı, cezalar verildi. Yılmadılar, tersine çoğalmaya ve tepkilerini arttırmaya başladılar.

2002 yılında, Mehmet Bal -askerken- vicdani reddini açıklayan ilk kişi oldu. 2004 yılında Halil Savda mevcutlu olarak askeri birliğe götürülünce vicdani reddini açıkladı, tutuklu yargılandı. 2005 yılında tutuklanarak birliğe götürülen redci Mehmet Tarhan daha önceki davalardan farklı olarak ‘toplu erat önünde ve askerlikten tamamen sıyrılmak maksadıyla emre itaatsizlikte ısrar’ suçlamasıyla yargılandı, 11 ay askeri hapishaneye kapatıldı.

Seslerini Avrupa’ya duyurdular. 2006 başında Osman Murat Ülke’nin davasında AİHM, Türkiye devletinin vicdani redcilere uyguladığı baskıyı ‘sivil ölüm’ olarak tarif etti. 2007 yılında Enver Aydemir Türkiye’de İslami gerekçelerle vicdani reddini açıklayan ilk kişi oldu…”

Hak, hukuk, insan söz konusu olduğunda, iş sanıldığından daha karışık…

Bilmem anlatabildim mi?

Ali Bayramoğlu -Yeni Şafak

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.