ManşetTarım-Gıda

Toplumsal tarım reformu: Kapitalist modele bir alternatif

upsidedownworld.org‘da JoaoPedro Stedile ve Osvaldo Leon imzasıyla yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Ayşe Koçak‘ın çevirisiyle yayınlıyoruz

* * *

1980’lerden beri iktisadi kapitalizm ve uluslararası şirketlerin egemenliği altında, temel eşyaların üretimi ve ticaretini kontrol eden, tarımsal üretimde yapısal değişikliklere yol açan, yeni bir kapitalist dönemde yaşıyoruz.

Bu kapitalizm nedeniyle, uluslararası marketlerde dolaşan malların değeri esas üretim değerinden beş kat daha fazla (Senede 255 milyar dolar tedavül değeri, 55 milyar dolar esas değeri) ve doğal kaynaklar- mesela toprak, su, enerji ve mineraller- kapitalizmin kontrolü altında basit birer ticari eşyaya dönüsüyorlar. Ve bu yüzden toprak, doğal kaynaklar ve gıda üzerinde özel mülkiyetler oluşmaya başladı.

17 yg çeviri...

Şu anda yüze yakın gıda ve tarım uluslarası şirketleri (mesela Cargill, Monsanto, Dreyfus, ADM, Syngenta, Bunge vs) dünya üzerindeki suni gübre, tarımsal kimyasallar, tarım endüstrisi ve gıda pazarını kontrol ediyorlar. Çünkü artık gıda ürünleri aynı ham maddeler gibi (demir, petrol vs) satılıp, uluslararası marketlerde speküle ediliyorlar ve büyük mali çıkarları olan şirketler spekülasyon için tonlarca gıda ürününü satın alıyorlar. Milyonlarca tonluk soya, mısır, buğday, pirinç, hatta daha ekilmemiş ürünler, 2018 senesine kadar satıldı. Bu demek oluyor ki milyonlarca tonluk tahılın daha var olmadığı halde sahibi var.

Kapitalizmin olusturduğu bu üretim modeli bütün dünyada tarım ticareti olarak biliniyor ve bu temel olarak makina kullanımı, zehirli kimyasallar ve genetiğiyle oynanmiş tohumlara dayanan, artan miktarda tek ürün üretimine dayalı tarımsal üretim modeli.

Tarım ticareti modeli sosyal olarak da adeletsiz çünkü şehir dışındaki işgücünün ihracına neden oluyor, milyonlarca tonluk kimyasal gübrenin ithaline dayalı olduğu için ekonomik olarak sürdürülebilir değil; tohum, fiyat ve pazarı yöneten ve tarımsal ticaret karının çoğunu ele alan büyük şirketlere bağlı. Çevresel olarak da sürdürülebilir değil çünkü tek tip tarımcılık doğal olarak varolan biyolojik çesitliliği de yok ediyor, sorumsuzca kullanılan zehirli kimyasallar toprağın doğal verimliliğine ve mikroorganizmalara zarar veriyor, çevreyi kirletiyor ve her şeyden önemlisi insan sağlığı üzerinde ciddi zararlara yol açıyor ve üretilen gıdaların zehirlenmesine neden oluyor.

Brezilya’daki Ulusal Kanser Enstütüsü (Inca) geçtiğimiz şubat ayında uyarıda bulunarak, bu yıl 546 bin tane yeni kanser vakası tahmin ettiklerini, büyük bir kısmının böcek ilaçları nedeniyle kirlenmis gıdalardan kaynaklandıgını ve özellikle kimyasal zehirlere karşı hassas olan hücrelerin bulunduğu gögüs ve prostat kanseri türlerinde artış olacağını belirtti.

Gıda Egemenliği

Para ve ticari eşyaya dayalı tarım ticareti modelinin yarattığı bu koşullar altında, gıdanın sadece ticari bir mal olmadığı prensibini bütün dünyada yeniden tartışmamız gerekiyor. Gıda hayatta kalmak için bir hak, bu yüzden bütün insanlar bu enerjiye eşit şekilde ve hiçbir sınırlama olmaksızın erişebiliyor olmalılar.

Via Campesina’da her insanın kendi yiyeceğini üretebilme hakkına dayanan ‘gıda egemenliği’ diye bir konsept geliştirdik. Bu, insanlıgın en zor koşullarda bile hayatta kalmasını garanti altına alan bir şey. Artık insanların hayatta kalabilmesi için dünyanın her yerinde yerel koşullar altında besin üretiminin mümkün olduğu biyolojik olarak kanıtlandı.

Temel sorun insanların gıda egemenliğinin nasıl garanti altına alınacağı. Ve bunun için bizler hem üreticilerin hem de tarlada çalışanların toprağa ve suya sahip olmak haklarını korumalıyız. Bu temel insan haklarından biri.

Bu yüzden doğal kaynakların (toprak, su, enerji) dağılımını düzenleyen, tarımsal reform adını verdiğimiz, yeni politikalara ihtiyacımız var.

Ulusların ve halkların doğanın temel malları üzerindeki egemenliğini garanti altına almalıyız. Bu temel malları özel mülkiyet ve kar kurallarına maruz bırakmamalıyız. Doğal kaynaklar insanların çalışmalarının sonucu ortaya çıkmıyorlar. Bu yüzden devlet, toplum adına bu kaynakları sosyal amaçlar doğrultusunda kontrol etmeli.

Bugün kapitalizm tarafindan dayatılmaya calışıldığı gibi tohumlar ve yaşayan şeyler üzerinde özel mülkiyet olmamalı. Bunlar bütün insanlığın mirası.

Her bölgede gelenekleri ve bölgesel kültürü yaşatmak için gerekli besin maddelerinin o bölgedeki biyolojik çesitlilikten üretilmesini sağlamalıyız. Biliminsanları, tıp uzmanları ve biyologlar canlı varlıkların sağlıklı üremelerinin doğal yaşamlarına uygun yaşamalarına bağlı olduğunu söylüyorlar.

Doğaya saygılı olmayı teşvik eden, doğal yaşamla uyumlu, kimyasallardan uzak üretimi destekleyen devlet politikalarına ihtiyacımız var.
Uluslararası şirketlerin gıda üretimi ve dağıtımını kontrol etmesini önlemeliyiz. Aynı zamanda amerikan doları tarafindan domine edilen oligopoli yerine, insanlar arası dayanışmaya dayalı ticareti desteklemeliyiz.
Ayrıca gıda ürünlerinin ticari eşya olmaması ve vatandaşları için bir hak olması devletin bir sorumluluğu. İnsanlar demokratik toplumlarda ancak kendileri için gerekli olan gıdaya ulaşabildiklerinde var olabilirler.

Yeni bir tür üretim

Tarım ticareti sömürgesi nedeniyle Brezilya’da tarımsal alanlar ve doğal kaynaklar sayıları gittikçe azalan kapitalistlerin eline geçiyor. Çığ gibi büyüyen yabancı ve iktisadi kapital, toprak, su, tarım ve nerdeyse bütün tarımsal ticareti kontrol ediyor.

Ayrıca bu tarımsal ticaretin yanı sıra, büyük toprak sahipleri ve medya, özellikle televizyon, dergi ve gazeteler arasında ideolojik bir sınıf ortaklığı ortaya çıkmaya başladı. Bunlar kırsal bölgelerde kapitalist şirketleri destekleyerek, bunları modern ve yeri doldurulmazlarmış gibi gösteriyorlar. Büyük medya patronları, tarım tacirleri, reklam ve ekonomik güçler arasında ortak bir yaşam alanı oluşmaya başladı.

Bu yeni koşullar altında toprak ve tarımsal reform için mücadelenin doğasi değişti. Bu yüzden bu sene şubat ayında 6. Ulusal Topraksız Işçiler Hareketi Kongresi’nde ‘Toplumsal Tarım Reformu’ programı kabul edildi, çünkü bu herkesi ilgilendiren bir konu. Bu reform, toprak sahibi olmayanlar için tarımsal bir reform değil, toplumu değiştirmeye yönelik bir reform.

Tarımsal reform, her ne kadar tarımsal arazilerin fakirler için dağıtilmas bölgesel sosyal problemleri çözmede önemli bir rol oynasa da, buna indirgenmemeli. Uluslararası pazar ve Brezilya halkı için sağlıklı gıda üretebilmek tarımın yeniden organize edilmesi şartına bağlı. Bunu başarmak için ivedilikle ekolojik teknikler kullanılarak çesitlendirilmiş tarımı destekleyen politikalara geçilmesi gerekli.

Devletler tarımla ilgili araştırma için daha fazla kaynak ayırmalı ve bunu uluslarası şirketlerin yararına yapmamalı. Ufak ve orta büyüklükteki tarımsal endüstriler yanında kooperatifler oluşturarak bölgesel ürünler için bir pazar oluşturmalı.

Tabiiki toplumsal tarım reformu daha fazla zaman alacak ve daha zor olacak, çünkü bunun için şehirde yaşayanlar arasında farkındalık yaratma, mesela gıda ürünleri üzerinde içinde ne olduğunu yazma, toksik yada genetiği ile oynanmış madde olup olmadiğini belirtmek gerekecek. Aynı zamanda tarım ticareti ile gıda üretimi, iklim değişikliği, çevre ve iş olanakları arasındaki ilişki konusunda da bilinçliligi artırmak gerekiyor.

Topraksız İşçiler Hareketi programında da belirtildiği gibi şu tip zorluklarla karşı karşıyayız:

a) Toplumsal tarım reformu kırsal bölgede yaşayan halkın problemlerini çözmeli

b) Tarımsal reform temelini demokrasileşmeden alsa da, kapitalist modelden farklı olarak bütün toplum için sağlıklı gıda üretmeyi hedefler

c) Bu tarz bir reform güçlü bir ittifak oluşturmayı gerektiriyor. Topraksiz işçiler tek başlarına toplumsal tarım reformunu gerçekleştiremezler

d) Bu yeni bir toplum yaratmak için hem çiftçi hem de işçi sınıfı için güçlerin birleştirilmesini temsil ediyor

Bu yazının ingilizce orjinali upsidedownworld.org/ da yayınlanmıştır

 

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Koçak

(upsidedownworld.org, Yeşil Gazete)

 

Kategori: Manşet