Dış Köşe

Tahrir’i izlerken İnönü Meydanı’nı gözden kaçırmayalım – Cengiz Aktar

Kıbrıs yine Türkiye’nin gündeminde, ama bu defa eskisinden çok farklı bir şekilde. 28 Ocak’ta onbinlerce Kıbrıslı Türk’ün (Kıbrıs Türkü değil) katıldığı eylemin adı Toplumsal Varoluş mitingi idi. Ne demek bu? ’Biz Türkiye’nin 82. vilâyeti olmak istemiyoruz, Kıbrıslı olarak varolmak istiyoruz, aksi takdirde yokolacağız’ demek. Bu içerikte olup, bu kadar insanı bir araya getiren bir protesto 1974’ten bu yana ilk kez gerçekleşiyor. Başta hükümet, herkesin dikkate alması gereken bir gelişme bu. Kıbrıslı Türkler, kim ne derse desin, kendi topraklarında yabancı durumuna düşmekten şikâyetçi. Bu hissiyat, nankörlük edebiyatının hafifliği veya sömürge retoriğinin küstahlığıyla ele alınabilecek bir şey değil zira önlem alınmazsa bu rahatsızlık Kıbrıslı ile Anadolulu arasında sıcak temasa kadar gider. İkinci protesto tarihi 2 Mart olarak belirlendi bile.

Türkiye’de Kıbrıs uzmanlığı hariciyenin tekelindedir. Son dönemde para-pul uzmanları daha söz sahibi hale gelmiş olsalar da Kıbrıs meselesi devletin bakış açısıyla şekillenir. 1983’den yani KKTC’nin ilânından bu yana da uzmanlık uygulamayla elele ilerler. Devlet kurumlarının KKTC üstündeki vesayetinin belki Türkiye’de dahi eşi benzeri yoktur.

Bu siyaset, hükümeti bugünkü çıkmaz sokağa soktu. 24 Ocak 2004’te Başbakan otuz yıllık devlet teamülünü tersyüz ederek Kıbrıs’ta çok cesur bir adım attı. Ancak maalesef bu adım çok geç geldi zira daha 2003’te devlet AKP hükümetinin tecrübesizliğini fırsat bilerek Rauf Denktaş’a ilk Annan Planı’nı reddetmesi için talimat vermiş ve bu surette Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (KC) kuzeyle birleşmeksizin AB üyesi olmasının önünü açmıştı. Nitekim bir hafta sonra AB’ye üye olacakları çoktan kesinleşmiş Kıbrıslı Rumların 24 Nisan 2004’te ikinci Annan Planı referandumunda ‘hayır’ oyu atmasıyla Başbakan’ın inisiyatifi tamamen akamete uğradı. Bu andan itibaren Türkiye’nin üyeliğine karşı olan bazı AB’li ülkeler, üye devlet KC’nin gönüllü müttefiki oldular. AB de KC’nin, üyeliğin verdiği imkânları her durumda Türkiye’ye ve KKTC’ye karşı kullanmasına seyirci kaldı. Ankara bu açmazlara Kıbrıs ve AB müzakerelerine iyice uzaklaşarak inceldiği yerden kopsun yaklaşımıyla cevap verme yolunu seçti. Bu politika KKTC açısından bugünkü toplumsal patlamayı hazırladı.

Yangına körük

Böyle bir çıkmaz içerisindeyken Başbakan’ın ve AK Parti kurmaylarının 28 Ocak protestosuna verdiği tepkilerin iler tutar tarafı yok. İlkin Başbakan, Mısırlılara geç de olsa verdiği desteği Kıbrıslılardan esirgiyor. Aksine, kullandığı hakaretamiz ve tehditkâr üslup işleri daha kızıştırma potansiyeli taşıyor. Adadaki en AKP’ciler dahi kırgın ve kızgın.

İkincisi, dildeki askerî, stratejik ve milliyetçi vurguların tümü problemli. Bahsi geçen Kıbrıs bayrağı neredeyse tüm Kıbrıslı Türklerin taşıdığı pasaportlarda kazılı, kaldı ki bayrağı çizen bir Kıbrıslı Türk! Dünya üzerinde adanın dillere destan ‘stratejik önem’ini vurgulayan bir tek ciddî uzman yok. Kuzeyde Türkiye hâkimiyetine mukabil güneyde ‘Yunanistan hâkimiyeti’ni başta Yunanistan olmak üzere dünya âlem siftah işitiyordur. Şehit/gazi edebiyatı ise KKTC’nin bugünkü sorunlarını çözmede tamamen yetersiz.

Üçüncüsü parasal meseledeki bilgi eksikliği ve esas, değerlendirme hatası. Günlerdir burada ve adada basınında Türkiye’nin KKTC’ye verdiği hibe, kredi, savunma harcaması kalemleri hakkında veri yayımlanıyor. Bir defa verilen paranın boyutları ne olursa olsun Türkiye KKTC’nin tecridinin bedelini ödüyor. Çözümsüzlük sürdükçe de ödemeye devam edecek. Diğer tarafta verilen paralar Kıbrıslılar kadar Kıbrıs’a yerleştirilen ve artık nüfusları Kıbrıslıları kat be kat aşmış olan Anadolulu kolonların ihtiyaçlarına harcanıyor. Türkiye, Türkiye’den yolladığı Türklere Kıbrıs’ta bakıyor! Bu şark kurnazlığı açığa çıkmasın diye de KKTC’de nüfus sayımı yapılmıyor.

KKTC’de yolun sonuna yaklaşıldığını, meselenin kopma noktasına geldiğini bilmek gerekiyor. Nitekim dün Lefkoşa Büyükelçisi Kaya Türkmen’in sanki olan bitenden o sorumluymuşçasına görevinden alınıp yerine diplomat dahi olmayan bir memur mutasarrıf olarak atandı. Bugüne kadar KKTC’ye farklı bir ülkeymiş gibi davranan Türkiye artık ‘mış’ gibi yapma gereği dahi duymuyor, müstemlekeye müstemleke diyor. Kimse yanılmasın bu bir ekonomik tasarruf meselesi değil açık bir siyasî tasarruftur. Türkiye, kendisine çok pahalıya malolacak resmî ilhaka doğru hızla ilerliyor.

Cengiz Aktar

(Vatan)

Kategori: Dış Köşe