ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Savaş ve nükleer santraller

0

Kuzeyimizdeki savaş ikinci haftasının içinde… Geçtiğimiz haftanın en önemli olayı ise Ukrayna’ya ait dört nükleer santralden biri olan Zaporizhzhia Nükleer Santrali‘nin (NPP) silahlı güçler tarafından vurulduğu iddiasıydı. Kısa bir süre sonra santralin değil, yakınındaki bir yapının vurulduğu ortaya çıktı ve dünya şimdilik rahat bir nefes aldı.

Ukrayna’da halen çalışan dört adet nükleer santral var. Bu dört santral 15 nükleer reaktöre sahip. Ülkenin elektrik gereksiniminin yarısından fazlası bu dört nükleer santralden elde ediliyor. Zaporizhzhia Nükleer Santrali bu dört santralin en büyüğü, altı nükleer reaktöre sahip ve tek başına ülkenin elektrik gereksiniminin %15’ini karşılıyor. Bunun yanı sıra Ukrayna, 1986’da o zamana kadar tarihin gördüğü en büyük nükleer felakete uğramış ve Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü ünitesi bir insan hatası sonucu patlamıştı.  Bu kazanın üzerinden 36 yıl geçmesine rağmen halen başta Ukrayna olmak üzere çok sayıda ülkede etkileri sürüyor. Buna rağmen Ukrayna nükleer programını sürdürdü ve günümüzde sahip olduğu dört nükleer santral ile toplam elektrik üretimi bakımından Avrupa‘da beşinci ve dünyada yedinci sırada yer alıyor. Halen ülke elektrik tüketiminin %53’ünü bu dört nükleer santralden sağlıyor.

IAEA endişeli

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) yaptığı açıklamada atılan tek merminin Zaporizhzhia Nükleer Santrali’nin yakınındaki eğitim için kullanılan bir binayı vurduğunu ve şimdilik santral ile ilgili bir tehlike olmadığını vurguluyor. IAEA açıklamasında santralin çevre güvenliğinin Rus askerler tarafından sağlandığını, santral personelinin ise önceden belirlenmiş düzen içinde çalıştığını ve santralden çevreye radyoaktif madde emisyonu olmadığını belirtiyor. IAEA doğruladığı diğer önemli bir nokta ise sahadaki ölçümlerin sağlıklı olarak yapıldığının gözlemlendiği gerçeği…

Bununla birlikte, örgüt Ukrayna’ya uzmanlarıyla gidemediği için kesin bir değerlendirme yapamadığını da belirtiyor. Bundan dolayı da endişeli olduğunun altını çiziyor. IAEA’nın Genel Müdürü Grossi Ukrayna’nın en büyük nükleer santralinin durumundan ciddi endişe duymaya devam ettiğini söyleyerek ‘Zaporizhzhia NPP’deki durum ve gece boyunca orada olanlar hakkında son derece endişeliyim. Bir nükleer santralin bulunduğu bölgeye mermi atılması, nükleer tesislerin fiziksel bütünlüğünün her zaman korunması ve güvende tutulması gerektiği temel ilkesini ihlal ediyor’ diyor.

Aslında Ukrayna’da halen çalışan dört santral de, tam adı Ukrayna Ulusal Nükleer Enerji Üretim Kuruluşu (Energoatom) olan devlet kuruluşunun sorumluluğunda… Energoatom’un 2015 yılında 2 milyar dolara yakın bir yatırımla bu santralleri dış etkenlere karşı dirençli hale getirdiği biliniyor. Nükleer reaktörlerin güçlü bir çekirdek kalkanla korunduğu ve basit bir bombardımandan etkilenmeyeceği de belirtiliyor. Ancak tüm bunlara rağmen bölgedeki gerçek durumu ortaya koyacak IAEA uzmanları gezisi henüz yapılamadı, kısa bir süre içinde yapılabileceğine dair bir işarette yok.  IAEA’nın nükleer santraller için talepleri de var:

  • Reaktörler, yakıt havuzları ve radyoaktif atık depoları da dahil olmak üzere tesislerin fiziksel bütünlüğü korunmalı,
  • Tüm güvenlik ve emniyet sistemleri ve ekipmanları her zaman tam olarak çalıştırılabilir halde olmalı,
  • İşletme personeli, güvenlik ve emniyet görevlerini yerine getirebilmeli ve yersiz baskıdan uzak kararlar alma kapasitesine sahip olmalıdır, (IAEA son yaptığı açıklamada personelin düzenli vardiye değiştirdiğini ve daha önce yapılmış plana uygun çalıştığını teyit etti.)
  • Tüm nükleer sahalar için şebekeden güvenli saha dışı güç kaynağı olmalı,
  • Kesintisiz lojistik tedarik zincirleri sürmeli ve sahalara rahat ulaşım olmalı, (IAEA son yaptığı açıklamada bu konuda şimdilik bir sorun olmadığını belirtti.)
  • Yerinde ve saha dışı radyasyon izleme sistemleri ile acil durum hazırlık ve müdahale önlemleri etkin olmalı ve
  • Güvenilir iletişim kaynakları açık olmalıdır.

-+

IAEA’nın bu talepleri karşılanır mı; karşılanmaz mı bilinmez ama şu bir gerçek: Bu savaş, savaşlardaki nükleer tehlikenin sadece nükleer silahlardan kaynaklanmadığını; nükleer santrallerin ve nükleer atık depolarının da büyük bir tehdit kaynağı olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Üstelik nükleer silahlar için önemli bir karar ve koruma mekanizması olmasına karşın, savaşlarda nükleer santral ve atık depolama merkezleri, bölgede savaşan ve nükleer patlama ve serpintinin insani ve çevresel sonuçları hakkında en ufak bir bilgisi bile olmayan silahlı grupların insafına kalmış. Çernobil felaketinde yaşandığı gibi sonuçları onlarca yıl insan ve çevreyi etkileyen kaza riski, çözülemeyen nükleer atıklar sorunu, Fukuşima’da olduğu gibi doğal afetlerden olumsuz etkilenme gibi nedenlerle karşı çıkılan nükleer santrallerin şimdi de savaş durumlarında hedef olması ve büyük bir yıkıma yol açabileceği gerçeği bir kez daha önümüze çıktı.  Üstelik bu santraller yüksek kurulum, işletme ve söküm maliyetine sahip. O nedenle de bu santrallerde üretilen elektriğin maliyeti, yenilebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin maliyetinden kat kat yüksek.

Şimdi önümüzde iki yol var: Ya kuzeyimizde yaşanan savaştan ders alarak nükleer santral sevdasından bir daha dönmemek üzere vazgeçeceğiz ve Akkuyu’daki nükleer santral inşaatını derhal durduracağız ya da yaşamın gerçeklerine kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi kapatacağız.

Şimdi tekrar ve daha güçlü bir sesle ‘nükleere hayır deme’ zamanı…

 

Kategori: Manşet

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.