Dış Köşe

Sarkozy’ye öfke bize ne anlatıyor? – Rober Koptaş

Nicolas Sarkozy‘nin Yerevan’daki Soykırım Anıtı’na bir demet çiçek koyduktan sonra yaptığı açıklamalar, Türkiye’de büyük bir öfkeyle karşı­landı. Gerek siyasi arenada, gerek medyada, Sarkozy ve Fransa’ya yöne­lik hakaretler havada uçuştu. Aradan günler geçmesine rağmen bu öfke di­necek gibi görünmüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı, Yere­van’daki konuşmasında, Türki­ye’nin, tıpkı Almanya ve başka bü­yük devletler gibi, geçmişiyle yüzleş­mesi, Ermeni Soykırımı’nı tanıması gerektiğini söyledikten sonra, aba al­tından sopa gösteren bir üslupla, bu yapılmazsa, 1915’e ilişkin tasarıyı kendi görev süresi bitmeden Senato’dan geçireceğini söyledi.

Bu sözlerin ardında seçimle ilgili bir siyasi hesap olduğu çokça söylen­di. Elbette ki var… Cumhurbaşkanı seçilmeden önce soykırımı tanıyaca­ğını net bir şekilde açıklayan, ancak göreve gelir gelmez, tasarının Senato’da görüşülmemesi için elinden ge­leni ardına koymayan Sarkozy, o gün de siyasi bir hesap yapıyor ve Türki­ye’yi kaybetmemek adına, daha önce Ermenilere verdiği sözleri unutuyor­du. Bugün de başka bir hesabı var kuşkusuz.

Ama bu sözleri salt bir seçim yatı­rımı olarak algılamak doğru değil. Zira artık Fransa’da Türklerin sayısı da Ermenilerden az sayılmaz. Ayrıca, sadece Sarkozy değil, onun baş rakibi olacak Sosyalistler de, onların bir nu­maralı adayı François Hollande da, Türkiye’nin 1915’te yaşananları soy­kırım olarak tanıması çağrısında bu­lunuyor. Yani aslında pratikte kimse, sırf Sarkozy bu sözleri söyledi diye ona oy verecek değil.

Meselenin, Türkiye’de daha iyi anlaşılması gereken yönü, tam da Sarkozy ile Hollande arasındaki ka­naat ortaklığında yatıyor. Dünya üzerinde, Batı’da ve Doğu’da, hemen hemen bütün ülkelerde, politikacılar ve sıradan insanlar 1915’te neler ya­şandığını biliyor, bunun bir soykırım olduğu kanaatini taşıyor. Propagan­da ile oluşturulmuş bir kanaat değil bu; daha ziyade, yaşanmışlıklardan süzülmüş bir bilgi.

1915’teki katliam haberleri, ardın­dan da aç, çıplak, toprağından sürül­müş Ermeni göçmen figürü, pek çok halkın ortak belleğinde hiç silinmemecesine yer etti. Bu ortak bellek bu­gün dönüp dolaşıp Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanılıyorsa, bu, salt siyasi hesapların veya Ermenilerin propaganda faaliyetlerinin değil, Tür­kiye’nin sistemli ve inatçı inkârının ürünü. Türkiye samimi bir şekilde geçmişi sorgulamaya ve kendi tarihin­ de yaşanan acıyı anlamaya çalışsa, işte o zaman kendisine karşı kullanılan bu silahtan gerçekten korunmuş olacak.

Yaramaz çocuk tavrı

Ve eğer siyasi hesaplardan, oy kay­gısından, tribüne oynamaktan söz açacaksak, bunlardan asıl yararlananın Ermeni­ler, Ermeni diasporası veya Ermenistan değil, Türkiye olduğunu da görebilmek gerek.

Çünkü dünyada 1915 konusundaki toplum­sal ve tarihsel kabullere rağ­men herhangi bir siyasi yap­tırımla karşılaşmayan, büyük devletler tarafından son kerte­de her zaman korunan, parlamento­larda oylamaları kazanan, Türkiye.

Batılılar bunu Türklerin karakaşı ka­ra gözü için veya Türk resmi tezine inandıkları için değil, Türkiye’yi, bü­yük ticari önemi, devasa nüfusu, stra­tejik konumu nedeniyle kaybedilme­mesi gereken bir müttefik olarak gör­dükleri için yapıyor.

Sarkozy’yi “Sen kim oluyorsun!”, “Asıl soykırımcı sen­sin!” gibi yüksek fikir ürünü vecizelerle azarlayan Başbakan (Recep Tayyip Erdoğan) ve diğer siyasi erba­bın, bunun yanında kalem erbabının, öncelikle Fransa’daki, Cezayir’de uy­gulanan korkunç politikalar konu­sundaki yayınlara, ders kitaplarına, çekilen filmlere bakması, ondan son­ra söz söylemesi yerinde olur.

Ayrıca, Türkiye bizzat kendisi dünyanın çeşitli yerlerindeki olaylara müdahil olmaya çaba gösterir, proaktif bir şekilde başka ülkelerde yaşa­nan sorunlara çözüm önerir ve küre­sel bir aktör olmaya çalışırken, başka ülkelerin bu topraklarda yaşanan olaylar karşısında suspus oturmasını istemesi, olsa olsa bir yaramaz çocuk tavrıdır. Yaramaz çocuklar sevimli­dir. Devletlerin kendileriyle ilgili me­selelerde sürekli yaramaz çocuk tavrı sergilemeleri ise, en hafif tabirle ki­birdir. Kibrin ardında da, kompleks­ler, suçluluk duygusu ve gerçekler­den kaçma arzusu yatar.

Madalyonun diğer tarafı

Buraya kadarı, işin Türkiye’yle il­gili kısmıydı. Meselenin bir de Erme­ni yüzü var şüphesiz. Şahsen, X ülke­sinde yaşayan bir Ermeni’nin, devle­tinin Ermeni Soykırımı’nı tanımasını istemesinin ve bunun için çalışması­nın demokratik bir hak olduğuna inansam da, buna bel bağlayarak so­runların çözüleceğini sanmanın da çaresiz ve hazin bir hal olduğunu düşünüyorum.

Çünkü dünya üzerin­deki bütün parlamentolar kabul etse dahi, Türkiye toplumu 1915’te olan­ları idrak etmedikçe, Türkler bunun için üzüntü duymadıkça Ermenilerin huzur bulmayacağını biliyorum.

Ermeniler, tarihleri boyunca her zorda kaldıklarında, Batı’nın dindaşlık dayanışmasıyla kendilerini kurtarmasını beklediler. Bu beklenti acı hayal kırıklıkları ve büyük trav­malarla sonuçlandı her seferinde.

Bugün aynı hayal kırıklıkları,……. devamı için www.agos.com.tr

Rober Koptaş – AGOS

www.agos.com.tr

 

 

Kategori: Dış Köşe