Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Ralph’i Kurtar: Bunu nasıl yaparsınız?

Yaklaşık 10 gün önce “Save Ralph” adlı kısa animasyon filmi gösterime girdi. Ve neredeyse sosyal medyanın gündemine oturdu. Tavşan Ralph karakterini yönetmen ve oyuncu Taika Waititi seslendiriyor. Yazan ve yöneten de Spencer Susser.

Filmde, deneylerin yarattığı tahribatı Ralph’in kendisinin anlatımından değil de vücudundaki yara bere ve izlerden, gözündeki şişlik ve kızarıklıktan görebiliyoruz. Film boyunca Ralph, aslında bir kurbanı olduğu deneylerin makul, kendisi için katlanılır ve gerekli olduğu konusunda bizleri ikna etmeye çalışıyor. Filmde Ralph’ın yaşam alanındaki tüm detaylar harika, kuşkusuz sanatsal (ve teknik) değeri yüksek bir eser ve her şey çok gerçek. Ralph dışında… görünen o ki amaçlanan da buymuş.

*

Yerin neresi olduğunun hiçbir önemi yok. Bir “deney hayvanı ünitesi” ziyareti sonrasındaki günüm, varla yok arası geçti. O gün geçti mi geçmedi mi hala bilmiyorum aslında. Yaşadığım sıkıntı, mutsuzluk ve çarpıntı kaldı aklımda. Hayatımda hiç morga girmedim, ölümün kokusu var mı yok mu bilmiyorum. Korkunun kokusu var.

Laboratuvarlarla ilgili her şeyi, türlere göre kafes ebatlarını, havalandırmayı, nemi, sıcaklık ayarını, ışığı, her şeyi biliyorum ama kısacık bir ziyarette öğrendim ki en önemli şeyi, oradaki korkuyu bilmiyormuşum. Çünkü hiçbir yönetmelikte hayvanların yaşadığı bitmek bilmeyen o korku yazmıyor.

Bir üniversiteye ait hayvan deneyi ünitesine gittik iki arkadaşımla. Amacımız durumu kritik olan bazı hayvanları aldığımız izin ve onayla oradan çıkartmaktı. Üzerinde araştırmalar yapılmış ve ömrünün son dönemini bir evde geçirme şansına kavuşacak hayvanları… Hayvanların sağlık kontrolleri yapılırken etrafa göz atmaya başladık. Uzun sayılacak, duvarları beyaz fayanstan bir koridor ve sağlı sollu karşılıklı odalar. Farklı türden hayvanlar farklı odalardalar, bir odada havuz dolusu kobay (ginepig), diğer odada ayakkabı kutusu büyüklüğündeki üst üste raf sistemine yerleştirilmiş şeffaf kutularda sıçanlar, bir diğer odada fareler, hamsterlar, tavşanlar… Odalara, albino hayvanları rahatsız etmeyecek şekilde ayarlanmış ışık düzeyi ve sessizlik hakim. Biz de kimseyi rahatsız etmemek için yavaş adımlarla ve hiç konuşmadan geziyoruz çünkü biliyoruz ki bu hayvanlar çok hassaslar ve odaya yabancı birinin girmesi bile vücutlarında strese bağlı birçok sıkıntı yaratıyor.

Bir ara arkadaşım koluma dokunarak koridora çağırdı beni ve çıktık. Kulağıma yaklaştı ve “bizden yavrularını saklıyor” dedi. Kim dedim, “o odadaki anne” dedi üzgün şekilde. Odanın kapısından çok da içeriye girmeden baktım, herhalde birkaç gün önce doğum yapmış bir anne ve henüz tüyleri çıkmamış 5-6 bebeği. Kapının olduğu kısma kendi geçerek yavrularını kutunun gerisinde bırakmaya ve üzerlerine doğru kapanmaya çalışıyor.

Bunu nasıl yaparsınız?

Bu ânı ömrüm boyunca unutamayacağım sanırım. İstediğiniz kadar içinizden “ben onlardan değilim!” diye isyan edin, o hayvanlar için hepimiz “onlardanız”. Bir hayvanın sizden korkmasından ötürü kalbi kırılan biriyseniz -örneğin sokakta yürürken, gördüğü anda sizden kaçan kedi ya da köpek sizi üzüyorsa- laboratuvarlara hiç gitmek istemezsiniz. Oralarda istisnasız Azrail’siniz.

O kadar korkunç, gaddar, zalimsiniz ki bir anne, sizi görüp yavrularını saklamaya çalışıyor. En kötüsü de şu: Günü gelecek (ki o gün çoktan gelmiş ve geçmiştir zaten) koca bir el o yavruları yanından alacak ve o, ne yaparsa yapsın buna engel olamayacak. Ömrü boyunca ona büyütemeyeceği yavrular dünyaya getirtecekler ve hepsinde, bir gün o koca el kutuya girecek-ve sonunda bir gün de kendisi için girecek…

Gerçekten merak ediyorum, nasıl yaparsınız bunu?

Sistem, kötü davranışları ödüllendiriyor: Alıntılanmayan çalışmalarda hayvanlar öldürülüyor ve bu çalışmaların sahipleri akademik olarak yükseliyorlar, itibarları artıyor. Birbirinin kopyası makaleler için, yayın için, akademik itibar, maaş artışı, kişisel menfaat, titr için, o canlılar öldürülüyor.

Sağlıklı, canlı bir hayvanı, örneğin bir köpeği alıp kafasına 10 kiloluk bir balyozla vurup kafatasını parçalarsanız ne olur? Linç edilirsiniz, isminizden oluşan etikete hakaret, küfür, tehditler yağar. Gözaltına alınırsınız – bizim ülkemizdeyseniz bin küsur lira ceza kesilir serbest bırakılırsınız- evet, hukuk sizi bırakır ama toplum bırakmaz. Bazı ülkelerde hapse girer, bir suçlu olursunuz ki zaten katilsinizdir. Aynı eylemi, bir deney merkezinde araştırmacı sıfatıyla yaparsanız… hiçbir şey olmaz. Hatta bu eyleme dair ayrıntıları kendi elinizle yazar, yayınlanması için hevesle oraya buraya kendiniz gönderirsiniz. Maktul aynıdır, çektiği acı aynıdır, fiil aynıdır ama yapılan şey yasaldır. Ve daha da vahimi, aynı eylem, kim tarafından ve hangi ortamda yapıldığına göre “ahlâklı” olabilmektedir.

Lütfen evinizde etrafınıza şöyle bir göz atın. Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, bulaşık deterjanı, temizlik malzemeleri, ilaçlar, bakliyat, baharatlar, içecekler, tuz, şeker, makarna, kırtasiye malzemeleri… hemen hepsi, hayvanlar üzerinde deneyin bir konusu. Üzgünüm, Ralph kadar iyimser olamayacağım çünkü hayvanlar üzerinde test edilmemiş kozmetik ürünleri almadığımızda bu zulüm bitmiyor, yaşamımızın her alanında, evimizin her köşesinde bizden yavrularını saklayan anneler var ve bu sistemi tümden değiştirmeleri konusunda toplum olarak kararlı ve ısrarcı olmazsak bu böyle sürüp gidecek…

Kategori: Hafta Sonu