Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Paris İklim Anlaşması TBMM’de!

Hatırlanabileceği gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 21 Eylül 2021 tarihinde Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin yeni yasama yılının başlaması ile Paris İklim Anlaşması’nı gündemine alacağını ve anlaşmanın Glasgow’da düzenlenecek 26. Taraflar Konferansı (COP26) toplantısı öncesinde onaylanacağını kaydetmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Paris Anlaşması’nı 28 Eylül 2021 tarihli bir üst yazıyla “Anayasa’nın 90 Maddesi gereğince beyan ile onaylanması uygun bulunmak üzere” TBMM Başkanlığına gönderdiğini öğrenmiş durumdayız.

Orijinal metinleri incelediğimizde Cumhurbaşkanı’nın yazısının ekinde, bir Türkçe Genel Gerekçe ile bir Beyan ve Paris Antlaşması’nın Türkçe ve İngilizce metinleri yer alıyor. Cumhurbaşkanı’nın 28 Eylül 2021 tarihli bu yazısı ve ekleri, TBMM Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop imzalı 1 Ekim 2021 tarih ve 2/3853 Esas No.lu bir üst yazıyla “Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi”  başlıklı bir ek ve gerekçesi (Genel Gerekçe) ile birlikte TBMM’ye gönderildi. Basında çıkan çeşitli haberlere göre, Paris Antlaşması’nın TBMM Genel Kurulu’nun 5 Ekim 2021 Salı gün yapılacak olan toplantısında görüşülmesi bekleniyor.

Gerekçe daha iyi hazırlanabilirdi

Paris Antlaşması’nın onaylanmasıyla birlikte Türkiye’nin BMİDÇS serüveninde yeni ve önemli bir sayfa açılması olasıdır. Bu yüzden bu yazıda, yukarıda sözünü ettiğim eklerden Genel Gerekçe ve Beyan’ın içeriği ve ne anlama gelebileceği konusuna odaklanmak istiyorum.

Genel Gerekçe yazısında, BMİDÇS’nin önemi ve Türkiye’nin onaylama süreci özetlendikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin BMİDÇS 21. Taraflar Konferansı’nda 12.12.2015 tarihinde kabul edilen Paris Antlaşması’nı 22.04.2016 tarihinde imzaladığı belirtiliyor. Devamında Paris Antlaşması’nın Kyoto Protokolü’nün (KP) sona erme tarihi olan 2020 sonrası iklim değişikliği rejimini düzenlemeyi amaçladığı, 1.5 °C – 2 °C küresel ısınma hedefleri olduğu ve KP’den farklı olarak gelişmiş ve gelişmekte olan Tarafların Ulusal Katkı Beyanları (NDC) yoluyla azaltım (doğrusu iklim değişikliği savaşımı olmalıydı) eylemlerine katıldıkları ve NDC’leri taraf ülkelerin ulusal koşulları çerçevesinde kendilerinin belirlediği ve bağlayıcı olmayan gönüllü hedeflerden oluşan katkılar olduğu belirtiliyor. Gerekçe metninde ayrıca, bir referans senaryoya (BAU)  göre sera gazı salımlarını 2030 yılında % 21 oranına kadar azaltma hedeflerini içeren Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nı Türkiye’nin 20.09.2015 tarihinde Sözleşme Sekretaryası’na sunduğu hatırlatılıyor.

Son olarak, Türkiye’nin coğrafi olarak iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz makro-iklim kuşağında yer aldığı hatırlatılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Paris Anlaşması’nı onaylamasının, anlaşmanın hedeflerine ulaşılması ve konudaki küresel işbirliğine katılımı açısından önemli olduğu vurgulanıyor. Burada yeniden düzenleyerek verdiğim Genel Gerekçe yazısının hem dil hem de teknik olarak daha iyi hazırlanabileceğini söylemek istiyorum.

Gerekçe metninin 2. Ekini oluşturan Beyan (Deklarasyon) yazısının orijinal tam metni şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti, 9 Mayıs 1992 tarihli BMİDÇS ve Paris Anlaşmasında açıkça ve kesin olarak kabul edilen “hakkaniyet, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreli kabiliyetler” temelinde ve Sözleşme’nin Taraflar Konferansında kabul edilen 26/CP.7, 1/CP.16, 2/CP.17, 1/CP.18 ve 21/CP.20 sayılı karalarını hatırlatarak, Paris Anlaşmasını gelişmekte olan bir ülke olarak ve ulusal katkı beyanları çerçevesinde, Anlaşmanın ve mekanizmalarının ekonomik ve sosyal kalkınma hakkına halel getirmemesi kaydıyla uygulayacağını beyan eder.”

Beyan eksik ve yetersiz

Beyan’da BMİDÇS için “9 Mayıs 1992” tarihli denilmesi eksik ve yetersiz bir niteleme olmuştur. Gerçekte bunun yerine, “9 Mayıs 1992’de Hükümetlerarası Görüşme Komitesi’nin (INC) New York’ta yapılan 5. Toplantısı 2. Bölüm görüşmelerinde kabul edilen, Haziran 1992’de Rio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) imzaya açılan ve 21 Mart 1994’te yürürlüğe giren BMİDÇS” vb. gibi bir tanımlamanın yapılmış olması daha doğru ve açıklayıcı olurdu.

Söz konusu Beyan’ın içeriği dikkatli ve çok yönlü incelendiğinde, BMİDÇS’ye Kasım 2000 Lahey Konferansı (TK-26) ve Ekim-Kasım Marakeş Kararları gereğince “onu öteki Ek-1 Taraflarından farklı kılan özel koşulları“ kabul edilmiş bir Ek-1 ülkesi olarak, özellikle “… Anlaşmanın ve mekanizmalarının ekonomik ve sosyal kalkınma hakkına halel getirmemesi (zarar vermemesi, bozmaması anlamında) kaydıyla uygulayacağını” beyan etmesi dikkat çekiyor. Türkiye’nin Paris Antlaşması’na taraf olduktan ve TK toplantılarında ya da görüşme masasına Paris’e Taraf bir ülke olarak oturma (görüş bildirme, öneride bulunma, yeni ve ek istemlerde bulunma, vb.) hakkına sahip olduktan sonra, yaklaşık son 10 yıldır sürdürdüğü ”BMİDÇS’nin Ek-1’inden de çıkma ve Yeşil İklim Fonu vb. gibi gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere hizmet edebilecek herhangi bir başka finans düzeneğinden yararlanmak vb.” konulardaki istemlerine ilişkin tartışmalar sürecine dönebileceği izlenimini veriyor.

Öte yandan, henüz bu konuda Türkiye’nin bundan sonra nasıl davranabileceğine ilişkin eksiksiz ve tutarlı bir değerlendirme ve öngörüde bulunmak için ‘vakit erken’. Yine de BMİDÇS Glasgow toplantısının (COP-26) sonuç ve çıktılarının 2030 ve 2050 yıllarına kadar küresel ısınmayı sınırlandırma ya da durdurma hedeflerini tutturma şansının düşük olması, başka bir deyişle 2021 yılında başta ABD birçok gelişmiş ve Çin gibi büyük gelişmekte olan ülkelerin verdiği kuvvetlendirilmiş yeni ya da ek iklim değişikliği hedeflerini içeren sözlerin Paris Antlaşması’na resmi olarak yansımaması, TK-26’nın TK-25 gibi başarısız olma olasılığı ve Türkiye’nin bunlara ilişkin değerlendirme ve açıklamaları bunu daha açık gösterecektir.

Bu tartışmayı somutlaştırmak gerekirse, Glasgow’da başarısız olunması durumunda, Türkiye’nin 2015 tarihli niyet edilmiş ulusal katkı bildiriminde yer alan hedef ve içeriğin değişmesi görece daha uzun bir zaman alabilecektir. Bu ise, Türkiye’nin hemen yapması gerekenlerden olan, fosil yakıtlı termik santrallerden zamanla vazgeçmesi, yeni termik santral kurmaması, yeni ve yenilenebilir enerjilerinin (özellikle rüzgâr ve Güneş’in) Birincil Enerji içindeki payının hızla ve önemli derecede artırılması, iş dünyasının ilk kez Paris’i destekleyecek kararlar almasına yönelik eylem ve yasal düzenlemelerin geride kalmasına yol açabilir.

Şimdilik durum özetle böyle!

Kategori: Hafta Sonu