Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Paris Anlaşması şirketleri ve ekonomiyi nasıl etkileyecek?

Türkiye, yaklaşık beş yıllık bir gecikmeden sonra nihayet Paris Anlaşması‘nı (PA) onayladı. Dünyada bu kadar geniş katılımla üzerinde mutabakat sağlanmış ve oldukça iddialı hedefleri olan PA’nı onaylamayan tek OECD ve G-20 üyesi ülkesi olarak kalmıştık. Bu durum artık değişti. “Anlaşmanın TBMM’den oybirliğiyle geçmesi çok umut vericiydi” demek isterdim ama diyemiyorum. Genel olarak çevre konusuna yaklaşımı gördükçe ve TBMM siyasi sistem içerisinde bu kadar marjinalleştikçe meclisten ne geçtiğinden çok uygulamanın ne olacağı önem kazanıyor. Başka birçok konuda da böyle değil mi? Türkiye yasalarla, kurallarla ilgili eksikleri çok fazla olmayan ama uygulama ve denetimle ilgili devasa açıkları olan bir toplum.

Yeşil Gazete yazılarımda sıklıkla vurguluyorum. Çevre sorunları söz konusu olduğunda şirketler çok önemli, hatta en önemli oyuncular. Ekonomide mal ve hizmet olarak üretimi esas olarak şirketler yapıyor. Dolayısıyla çevreye zararın büyük kısmı da şirketlerden geliyor. O nedenle PA’nın şirketleri nasıl etkileyeceğini anlamamız gerekiyor, çünkü uygulamadaki birçok sıkıntı şirketler üzerinden çıkacak ve onlar üzerinden siyasi sisteme aktarılacak. PA’nın uygulamadaki başarısı için şirketleri çok yakından izlememiz gerekiyor.

PA’nın getirdikleri birçok yerde detaylı bir şekilde açıklandı ve tartışıldı. Burada çok ayrıntıya girmeyeceğim ama bu anlaşmayla üzerinde anlaşılan üç ana hedef var: Bunlardan ilki, küresel ısınmadaki artışı sanayi devriminin yaşandığı 1850-1900 dönemine göre 2 derecenin altında tutmak (hatta 1.5 dereceyi hedef almak) ve yüzyılın ikinci yarısında net sıfır sera gazı emisyonuna  ulaşmak. Yani, ağaçlar, okyanuslar ve toprağın doğal yollardan emeceği kadar sera gazı salımına izin vermek. Böylece küresel ısınmaya yol açan fazladan karbon salımının ortadan kaldırılması hedefleniyor.  İkinci hedef, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılık oluşturmak. Buradan anlaşılan küresel ısınmanın getirdiği iklim değişikliğine, yani artan kuraklık ve seller gibi afetlere karşı etkilenen ve etkilenme olasılığı olan bölgeleri korumaya yönelik tedbirlerin alınması. Sonuncusu da bu hedeflere yönelik finansman sağlamak. Burada özellikle gelişmiş ülkelerin liderliğinde gelişmekte olan ülkelere bu dönüşüm için maddi kaynak yaratılması amaçlanıyor. Anlaşmayı imzalayan ülkelerin bu hedeflere ulaşmak için ulusal çapta planlarını oluşturup ve uygulamaya geçmeleri, ayrıca beş yılda bir bu planlarını revize etmeleri gerekiyor.

PA şirketler ve ekonomi için neler getiriyor?

PA bu kadar iddialı hedeflerle ortaya çıkınca ve Türkiye de anlaşmayı onaylayınca doğal olarak bu hedeflere uyum için şirketlerin atacağı adımlar önem kazandı. Daha önce PA’nı imzalayarak bu süreçte ciddi mesafe almış ülkelerdeki şirketlerin neler yaptıklarına bakarak Türkiye’de olacakları da kestirmek mümkün.

İlk yapılanlardan birisi firmanın karbon ayak izinin (yani havaya ne kadar sera gazı saldığının) tespiti ve bunu azaltmak için bir strateji geliştirilmesi. Karbon ayak izi firmanın kurumsal işleyişi ile ilgili olduğu gibi ürettiği mal veya hizmetle de ilgili olabilir. Bu kapsamda, kullanılan enerji ve hammadde kaynakları başta olmak üzere firmanın süreçleri ve kullandığı bütün girdiler gözden geçirilerek (örneğin fosil yakıt yerine yenilenebilir enerji kullanımı) karbon ayak izinin sıfırlanması veya düşürülmesi hedefleniyor. Şirketler bunu yaparken içinde bulundukları toplumu ve çevreyi de ihmal etmeden sürdürülebilir çözümler geliştirdikleri takdirde bu dönüşümün etkisi çok daha pozitif bir nitelik alıyor.

Sera gazı sınırlaması uygulanan ekonomilerde gündeme gelen yeni bir olgu da karbon ticareti. Karbon ticareti özünde piyasa temelli bir araç ve şirketlerin azalttığı sera gazı salımlarının sertifikaya dönüştürülerek piyasada alım satımının yapılmasını ifade ediyor. Hem ulusal hem de uluslararası ölçekte faaliyet gösteren karbon piyasalarının hacmi 2005’de 10 milyar dolar iken 2020’de tam 272 milyar dolara ulaşmış durumda. İZKA’dan Emine B. Eymirli sürecin işleyişini şöyle açıklıyor:

“Karbon ticaretinde süreç, kamu otoritesi tarafından sektörel ve işletme düzeyinde sera gazı emisyon limitlerinin belirlenmesi ile başlıyor. Kendisi için belirlenen seviyeyi aşması durumunda cezalandırılan işletme, emisyon seviyesini azaltmak amacıyla temiz teknolojilere yatırım yapabiliyor ya da kendi sınırının üzerinde kalan emisyon miktarı kadar piyasadan sertifika satın alabiliyor. Emisyon azaltım maliyetinin emisyon sertifikalarının piyasa değerinden yüksek olduğu durumda işletme piyasadan sertifika, yani kirletme hakkı satın almayı tercih ediyor. Böylelikle sera gazı emisyonlarının azaltılması için işletmenin en ucuz maliyetli seçimi yapması sağlanıyor. Öte yandan emisyon azaltım taahhüdünün ötesinde azaltım sağlayan işletme ise sahip olduğu fazla emisyon hakkını satarak gelir elde ediyor ve sera gazı azaltım maliyetlerini düşürüyor.”

PA’nın yeşil finansman hacminin olağanüstü bir hızda büyümesine de katkıda bulunduğu görülüyor.  Yeşil finansman (ya da ESG) çevreye en olumlu etkiyi yapması amacıyla oluşturulmuş her türlü finansal araç veya süreç olarak tanımlanabilir. Uzunca bir süredir küresel piyasalarda hızla büyüyen yeşil finansmanın, PA’nın TBMM’den geçirilmesiyle  hem kamu hem de özel sektör üzerinden Türkiye’nin gündemine de yoğun bir şekilde girmesi bekleniyor. Türkiye’nin, PA çerçevesindeki bu dönüşüm sırasında bazı avantajlı finansman imkanlarından da yararlanması söz konusu olabilecek. Bu kapsamda, Türkiye’nin PA’nı onayladığı için 3,1 milyar euroluk bir finansman desteği sözü aldığına dair bilgiler son günlerde basında yer aldı.

PA’nın genel olarak ekonomi üzerindeki etkileri ise neredeyse sonsuz ve son derece olumlu etkiler. PA’na uyum için gereken adaptasyon sürecinde başta yenilenebilir enerji olmak üzere birçok yeni alanda sera gazı salımını azaltmayı hedefleyen yatırım imkanları ortaya çıkıyor. Buna “yeşil ekonomi” deniyor. Şirketler, yatırımcı olarak bu alanlara girerek hem yeni faaliyet/kar alanları yaratabilmekte hem de PA uyum sürecinin hızlanmasına katkıda bulunabilmekte. PA’na uyum faaliyetleri nedeniyle trilyonlarca dolarlık yeni bir piyasanın doğması ve milyonlarca kişiye iş imkanları sağlanması söz konusu. 2016 itibarıyla küresel yeşil ekonominin hacminin 7,87 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Öte yandan yeşil finansman imkanlarının ve araçlarının çoğalmasıyla bu yatırımların finansmanında da ciddi bir rahatlama bekleniyor. Yeşil ekonomi kapsamında atılan adımların sürdürülebilirliğe, insan sağlığına ve refahına da çok olumlu katkıları olacak. Bu anlamda, PA ile gündeme gelen yeşil dönüşüm belki de dünyamızın son şansı diyebiliriz.

İş dünyasının tutumu

Türk iş dünyasını temsil eden TOBB, TÜSİAD, İSO ve İKV gibi önemli iş dünyası örgütleri bir süredir PA’nın onaylanmasını talep ediyorlardı. Bu doğrultuda kamuoyuna verilen açık ve net mesajlar da mevcuttu. İş dünyasının bu talebinde Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM)’nın ilanının, AB’nin mevzuatını PA’na uyarlamak için attığı ciddi, somut ve kararlı adımların ve sınırda karbon düzenleme mekanizması üzerine çalışmaların başlamasının etkileri de olduğu açık. Sınırda karbon düzenlemesiyle, rekabeti korumak için AB dışı ülkelerle ticarette yeni vergiler ve tarife-dışı engeller getirilmesi öngörülüyor. Elbette, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği üzerinden giden yoğun ticari ve yatırım ortaklığı nedeniyle AB cephesinde atılan adımların Türkiye’de yansımalarının olması da son derece normal.

Nitekim, TÜSİAD tarafından 2020 yılında yayımlanan bir araştırma raporunda (Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi) AYM’nin Türk ekonomisine olası etkileri sektörel bazda detaylı bir şekilde incelenmiş ve Türkiye’nin PA’nı onaylamaması halinde AB’nin uygulayacağı yeni vergilerden özellikle çimento, makine, otomotiv, demir-çelik ve tekstil sektörü ihracatının olumsuz etkileneceği vurgulanmış.  Aynı raporun sonuç kısmında ise şu temel değerlendirmeler vurgulanmakta:

  • “Avrupa Yeşil Mutabakatı Türkiye için bir risk olduğu kadar, sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bir dönüşümün aracı olarak yepyeni bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
  • Unsurları kararlılıkla saptanmış bir stratejik dönüşüm çerçevesinde, emisyon azaltımını, elde edilen fonların şirketlerin yeşil dönüşümü amacıyla kullanılmasını ve yenilenebilir enerji ile enerji verimliliğini merkeze alan alternatif bir Yeşil Ekonomik Dönüşüm senaryosu sayesinde gerek milli gelirde, gerekse sera gazı emisyonlarında anlamlı iyileştirmelerin sağlanabileceği öngörülmektedir.
  • Yeşil ekonomik dönüşüm stratejisi emisyon azaltım hedeflerinin ulusal ekonomide üretim ve istihdamın artırılarak sağlanabileceğini göstermekte, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma stratejisi arayışlarına önemli bir alternatif sunmaktadır.”

Umutlanmak için neden var mı?

İş dünyasının, ana örgütleri kanalıyla, küresel ısınma konusundaki farkındalığı ve PA’nın onaylanması için hükümet ve kamuoyu nezdinde girişimlerde bulunmaları özünde umut verici bir gelişme. Bu farkındalık ve çabanın arkasında yukarıda özetlediğim AB cephesindeki gelişmelerin de olması alınan olumlu pozisyonun etkisini azaltmıyor. Ancak, iş dünyasının asıl sorumluluğu yazının girişinde vurguladığım gibi PA’nın uygulanması aşamasında ortaya çıkacak. Anlayacağınız “şeytan uygulamada gizlidir!” Hem kendi şirketlerinin uyumunda hem de diğer şirketlerin PA hedeflerine uyumlarında aktif, samimi ve etkili olmaları çok önemli. Şirketlerin sadece devlet desteği veya katkısı beklemeksizin kendi çabalarıyla bu sürece hızlı bir şekilde katılmaları ve kendi sektörlerinde örnek şirket konumuna gelmeleri bu sürecin daha az sıkıntıyla ilerlemesini sağlayacak.

Özel sektörden beklenen bir diğer çaba ise devasa boyutlara ulaşan küresel yeşil ekonomi pastasından Türkiye’nin olabildiğince yüksek pay alması için atacakları adımlar. Türkiye bu piyasanın sadece tüketicisi değil, önemli üreticilerinden birisi de olmalı. Bunun milli gelirimize ve ülkenin istihdam kapasitesine önemli etkileri olacak.

Son olarak, tüketicilere de büyük bir görev düşüyor. Tüketiciler alış-veriş yaparken, karbon salımını azaltarak veya sıfırlayarak PA ilkelerine uyum sağlamakta hızlı davranan şirketleri tercih ederek, uyumda geciken veya ayak direyen şirketleri ise tercih etmeyerek bu süreçte çok önemli bir rol oynayabilir. Dilerim, tüketicilerin bu konuda bilinçli adımlar atmalarına destek olmak üzere bu süreçte şirketlerin PA uyum karnesini tutan bir STK çıkar ve tüketicilere yol gösterir. Devletin ve şirketlerin PA ilkelerini bir an önce yaşama geçirmelerinde asıl itici gücün milyonlarca tüketicinin oluşturduğu toplumun ta kendisi olduğunu unutmayalım.

Kategori: Hafta Sonu