Ana Sayfa Blog Sayfa 825

Musa Orhan’ın avukatından Ezgi Mola için hapis cezası istemiyle yeni suç duyurusu

Batman‘da İpek Er‘e cinsel saldırıda bulunarak, intihar etmesine yol açtığı gerekçiyle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eski uzman çavuş Musa Orhan‘a  hakaret ettiği suçlamasıyla para cezası verilen oyuncu Ezgi Mola hakkında bir suç duyurusu daha yapıldı. Orhan’ın avukatı uzlaştırma görüşmelerini açıklayan Mola’nın ‘gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını ihlal’ suçunu işlediğini belirterek cezalandırılmasını istedi.

Ezgi Mola’ya ‘Musa Orhan’a hakaret’ten para cezası: Onur, şeref ve saygınlığını rencide etti

Sanatçının yargılama sırasında uzlaştırma görüşmelerine dair detayları paylaştığını ve bunun kanunen suç teşkil ettiğini belirten avukat Mehmet Erkan Akkuş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na teslim ettiği dilekçesinde şu ifadelere yer verdi:

“Duruşmalarda İstanbul Barosu tarafından atanmış Kadın Hakları Komisyonu Başkanı bir avukat ve emekli Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) hakimi olduğunu beyan eden bir avukat ve ceza alanında uzman olduğunu söyleyen başka bir avukatı varken; uzlaştırma görüşmelerinin gizli kalması gerektiğini bilmemek ve bunun hatırlatılmaması tarafımızca kabul edilemez”.

5 yıl hapis istemiyle dava açılması istendi

Dilekçede, uzlaştırma müessesesinin daha etkin yürütülebilmesi, bundan sonraki görüşmelerin ifşa edilmemesi ve tarafların güven içinde kalmaları adına Mola’nın cezalandırılması istendi.

TCK’nın 336‘ncı maddesi hatırlatılan dilekçede, söz konusu maddedeki “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir” hükmüne göre, Mola’ya 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açılması gerektiği ifade edildi.

Ne olmuştu?

Batman’ın Beşiri ilçesinde tabancayla intihara kalkışan ve 34 gün sonra 18 Ağustos 2020’de hastanede hayatını kaybeden İpek Er, bıraktığı mektupta Siirt‘te görevli Uzman Çavuş Musa Orhan’ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasını yazdı. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, Siirt 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Orhan hakkında ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle dava açıldı. Tutuksuz sanık Orhan’ın yargılanması sürerken, sosyal medyadan yaşananlara tepki geldi. Mola da 20 Ağustos 2020’de sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.

Musa Orhan’ın avukatı, Mola’nın paylaşımı ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Mola hakkında ‘sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret’ ve ‘hakaret’ suçlarından 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Ankara 31’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘basit yargılama usulü’ uygulanarak Mola hakkında ‘sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret’ ve ‘hakaret’ suçlarından 65 gün karşılığı 5 bin 200 TL adli para cezası verildi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlaştırıldı.

Musa Orhan hakkında ise nisan ayında istinaf  “nitelikli cinsel istismar” suçundan verilen 10 yıl hapis cezasını onadı. Musa Orhan’ın “nitelikli cinsel istismar” suçunun niteliği, somut delil durumu, dosya kapsamındaki bilgi ve belge içeriklerini dikkate alan Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesince hükümle birlikte verilen adli kontrol kararının devamına karar verdi.

Musa Orhan dosyası karara bağlandı: Bana bir şey olmaz demişti, gerçekten de öyle oldu

Dış ticaret açığı yüzde 184’ü aştı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran 2022 Dış Ticaret İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre Haziran’da dış ticaret açığı yüzde 184 arttı.

Haziran’da dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 184,5 artarak 2 milyar 871 milyon dolardan, 8 milyar 167 milyon dolara yükseldi.

İhracatın ithalatı karşılama oranı Haziran 2021’de yüzde 87,3 iken, Haziran 2022’de yüzde 74,1’e geriledi.

Ocak-Haziran döneminde dış ticaret açığı yüzde 142,7 artarak 21 milyar 181 milyon dolardan, 51 milyar 400 milyon dolara yükseldi. 

İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021 Ocak-Haziran döneminde yüzde 83,2 iken, 2022 yılının aynı döneminde yüzde 71,0’a geriledi.

İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Haziran ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 5 milyar 92 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 666 milyon dolar ile Çin, 1 milyar 997 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 407 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 335 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,7’sini oluşturdu.

Ocak-Haziran döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya Federasyonu aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 27 milyar 742 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 20 milyar 82 milyon dolar ile Çin, 11 milyar 499 milyon dolar ile Almanya, 7 milyar 583 milyon dolar ile ABD, 6 milyar 746 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,5’ini oluşturdu.

Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat Haziran 2022’de, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18,7 artarak 23 milyar 428 milyon dolar, ithalat yüzde 39,7 artarak 31 milyar 595 milyon dolar olarak gerçekleşti.

 Genel ticaret sistemine göre ihracat 2022 yılı Ocak-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 20,0 artarak 125 milyar 866 milyon dolar, ithalat yüzde 40,6 artarak 177 milyar 267 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, Haziran 2022’de yüzde 15,7 artarak 18 milyar 895 milyon dolardan, 21 milyar 856 milyon dolara yükseldi.

Haziran ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 19,4 artarak 18 milyar 646 milyon dolardan, 22 milyar 272 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı Haziran ayında 416 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 17,5 artarak 44 milyar 128 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 98,1 oldu.

İkizköy’deki yıkım görüntülendi

İkizköy Çevre Komitesi, Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (YK Enerji) eliyle Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de yaratılan çevre tahribatını tüm boyutlarıyla görüntüledi.

YK Enerji’ye karşı İkizköylüler yıllardır mücadele ediyorlar. Bu mücadele içerisinde yöre halkının yanında tüm Türkiye’den doğaya ve yaşam hakkına duyarlı yurttaşlar da yer alıyor. İkizköy Çevre Komitesi de YK Enerji’nin bölgede sebep olduğu tahribatı sosyal medyadan İkizköy’deki tahribatı ekranlara yansıtmayan CNNTÜRK’ü eleştirerek şu sözlerle duyurdu:

“[CNN Türk’te ‘Yeşil Doğa’ isimli programı hazırlayıp sunan] Güven İslamoğlu‘nun Yeşil Doğa programı için CNNTÜRK kamerasının bile çekemediği o maden sahalarını çektik! YK Enerji’nin rehabilite ettik dediği maden sahaları… Muğla’da 55 bin dönümün üstünde açık linyit sahası var. Ne kadarı rehabilite edilebilmiş?”

 

İklim krizi burada: Birleşik Krallık kıyılarında, deniz seviyesinin yükselmesi hızlanıyor

İklim değişikliğine bağlı olarak deniz seviyeleri bir asır öncesinden çok daha hızlı yükseliyor. Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisi Met Office‘in iklim ve hava durumuna ilişkin yıllık raporunda altı çizilen bu verilerin yanı sıra daha yüksek sıcaklıkların ülke için “yeni normal” olduğuna dikkat çekiliyor.

Çevre aktivistleri ve uzmanlar ise baharın daha erken geldiği ve bitki ve hayvan yaşamının iklim değişikliğine uyum sağlayacak kadar hızlı gelişmediği konusunda uyarıyor.

Rapor, iklim değişikliğinin Birleşik Krallık‘ı nasıl hızlı etkilediğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Met Office’in, yıkıcı sele neden olan Arwen fırtınası gibi aşırı hava olayları dahil, 2021 için iklim ve hava olaylarını değerlendirdiği rapora göre, ülke küresel sıcaklık artışının ortalamasından daha hızlı ısınıyor.

Deniz seviyeleri geçen yüzyıla göre iki kat daha fazla yükseliyor

Deniz seviyeleri 1900’den beri yaklaşık 16,5 cm yükseldi, ancak Met Office şimdi yükselme hızının arttığını belirtiyor: Sular artık yılda 3 ila 5.2 mm yükseliyor, bu geçen yüzyılın başlarındaki artış oranının iki katından fazla.

Suların yükselmesi, her geçen yıl kıyıların daha fazla bölümünü güçlü fırtına dalgalarına ve rüzgarlara maruz bırakıyor, çevreye ve yerleşimlere zarar veriyor. Bilim insanları yaklaşık 500.000 evin su baskını riski altında olduğunu söylüyor.

BBC‘ye konuşan Ulusal Oşinografi Merkezi’nden Dr. Svetlana Jevrejeva, geçen kasım ayında yaşanan Arwen fırtınası sırasında aşırı yükselen deniz seviyelerine karşı önlem alınabildiğini ancak normalden daha düşük bir gelgit sırasında kıyının ve buradaki evlerin hasar gördüğünü anlatıyor.

Kıyı şeridi’nin her zaman değiştiğini belirten Jevrejeva, buna karşın iklim değişikliğine bağlı olarak deniz seviyesinin yükselmesinin bu değişiklikleri güçlendirdiğini kaydediyor: “Ölçek, oran ve etki değişiyor, çok yakın bir gelecekte bu değişikliklerin çarpıcı sonuçları olacak.”

Erken gelen bahar biyoçeşitliliğe zarar veriyor

Dünya, yaklaşık 200 yıl önceki sanayi devriminden bu yana 1.2 derece ısındı.  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, (IPCC) bunun insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazlarından kaynaklandığını söylüyor. Önleme çabalarına rağmen, önümüzdeki 20 yıl içinde, küresel sıcaklığın 1.5C’ye ulaşması ve belki de aşması bekleniyor.

Met Office Ulusal İklim Bilgi Merkezi’nden Mike Kendon, “1 derecelik ısınma kulağa pek çarpıcı gelmese de 2021’de gördüğümüz 32,2 derece gibi maksimum sıcaklıkların istisnadan ziyade rutin hale gelmesine yol açtı. Bu, özellikle İngiltere’nin geçen hafta yaşadığı rekor kıran sıcaklık göz önüne alındığında çok belirleyici” diyor.

Değişen iklim aynı zamanda baharı daha erken getiriyor, bitkileri ve hayvanları olduğu kadar çiftçileri de etkiliyor.

Met Office, yılın başlarında yapraklanan türlerin geçen yıl daha erken uyandığını, ancak nisan ayında alışılmadık derecede soğuk havaların geç çiçek açan türlerde gecikmelere neden olduğunu söylüyor.

Woodland Trust’tan Prof. Tim Sparks ise eylül ve ekim ortalamadan daha sıcak geçtiği için sonbaharın geciktiğini, bunun ağaçların yapraklarını normalden daha geç kaybetmesi anlamına geldiğini kaydediyor.

İlhan İrem’e veda: Ardında onlarca unutulmaz eser ve bir ömürlük çevre mücadelesi bıraktı

Türkiye pop müziğinin önde gelen isimlerinden;  ‘Anlasana’, ‘Sürgün Gibi Masallarda’ ve ‘Olanlar Olmuş’ gibi kült eserlerin yanında çevre duyarlılıyla da öne çıkan İlhan İrem dün gece vefat etti.

2016’da böbrek yetmezliği teşhisi konan ve zaman zaman diyalize bağlanan İrem, bir süredir hastanede tedavi görüyordu.  67 yaşında hayatını kaybeden İlhan İrem’in vefatını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu duyurdu.

Topluma mal olmuş sanatçının üç vasiyetini, eşi Hansu İrem “Tabutunun Türk bayrağına sarılmasını istemişti. Atatürk Kültür Merkezi’nde bir tören yapılmasını istiyordu. Bir diğer vasiyeti de Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilmekti” şeklinde ifade etti. Hansu İrem, vasiyetin yerine getirilmesi için çalışmaları başlatan İBB’yle töreni cumartesi gününe planladıklarını söyledi.

‘İnsan kalmayı seçtim’

İlhan İrem, bir döneme damga vuran eserleriyle olduğu kadar çevre katliamlarına karşı duruşuyla da biliniyor. İrem, 2011’de Gazeteci Özer Akdemir’e vermiş olduğu röportajda “İnsan kalmayı seçtim” demiş ve şunları söylemişti:

Dünyayı sömürmekte olan ahtapotun kolları bütün ülkelere uzanıyor. Siyasette, dinde, edebiyatta, müzikte, çözülmelere teşne ve vesile olan vantuzlarını kullanıyor. Sözde demokratik söylemlerin maskesi ardında kendi topraklarına düşmanlaşan insanlar, kendi dünyasını da tüketmekte olan bir canavarın dokunaçları olduklarının ayırdına varamayacak kadar bilinçsiz ya da hainler… 

Yeşile, doğaya, zeytine, ağaçlara, dağlara yapılanlar ise bence en büyük ihanet. Dünyanın haline bir bakın; Sözde bir uyanış yaşayan Arap ülkeleri kaynıyor, diktatörler gidiyor. Egemenler petrol peşinde, gidenlerin yerine kendi düzenlerini getirme derdinde hep birlikte masum insanların üzerine bomba yağdırıyorlar. 

Japonya’da çağın en büyük felaketi yaşanmış, radyoaktif bulutlar tüm dünyanın atmosferine yayılıyor. Daha geçen hafta Kuzey Denizi’nde, İskoçya kıyıları yakınındaki Shell firmasına ait bir platformdan denize ciddi bir petrol sızıntısı olduğu açıklandı. 

Afrika Boynuzu’nda son 60 yılın en ölümcül kuraklığı yaşanıyor. 11 milyon insan susuzluk ve açlık tehlikesi ile karşı karşıya. Ekim ayına kadar yeterli yağış olmazsa bölgede kitlesel ölümlerin yaşanacağı bildiriliyor. Ve küresel ekonomik kriz, avronun, doların seyri bunlardan daha büyük bir haber olarak sürekli dünyanın gündeminde… 

Bir yandan çevreye, doğaya, insan hayatına mide bulandırıcı bir aldırmazlık sürerken, havanda su döven liderler durmadan toplanıp, utanmadan sırıtarak aile fotoğrafı çektiriyor. 

İnsanlar paralize olmuş vaziyette, sadece tüketiyor, tüketiyor… Büyük derebeylik tüm coğrafyalardaki maşalarıyla hakimiyeti ele geçirmiş. Devasa bir göz boyama sektörü insanların üzerine bir foseptik gibi boşalıyor. Markalar, alışveriş merkezleri, borsa, çığırtkanlar, reklamlar, futbol, magazin, yarışmalar, diziler… 

Sersemlemiş insanları yöneten hayal tacirleri, devşirme teknolojilerle, gökdelenlerle, duble yollarla, görüntülerle gözbağcılığı yapıp geri planda büyük patronların planlarını sinsice servis ediyorlar. 

Tehlikeli oyunlarını bozabilecek bütün kurum ve refleksleri temizleyerek ilerleyen ahtapot, altın, gümüş ve su rantının peşinde doğayı da acımasızca sömürüyor. İşte bu noktada dünyanın her yöresinde toprakları kirletilen, sağlıkları hiçlenen insanların siyanürlü madenlere, HES’lere direnişleri büyük anlam kazanıyor. 

Egemenler planlarına direnen o insanlara her türlü zulmü yapacak, karaları çalacaktır şüphesiz. Buna rağmen, Anadolu’da sadece insanca yaşamak için madenlere, hidroelektrik santrallerine karşı topraklarını, ağaçlarını, tarihlerini koruyan bir kuvva ruhunun hâlâ soluk aldığını görmek umutlarımı diri tutuyor. Ama gelen dalga dünyayı tüketirken kendi sonunu da getirecek kadar bilinçsiz ve çok büyük!”

67 yaşında vefat eden İlhan İrem, Yeşiller Partisi‘nin de kurucuları arasında yer alıyordu. Yeşiller Partisi tarafından İrem’in ölümünün ardından şu açıklama yapıldı:

Cenaze töreni yarın

İlhan İrem’in naaşı yarın saat 09:00’da hastaneden alınarak, 12:00’de Atatürk Kültür Merkezi’ne düzenlenecek olan törene getirilecek. Sanatçı, Bebek Camii’nde düzenlenecek törenin ardından Aşiyan Mezarlığı’nda  toprağa verilecek.

İlhan İrem hakkında

1955’te Bursa’da dünyaya gelen sanatçı, ortaokulda solfej ve şan dersleri almaya başladı. İrem’in müzik hayatına girmesi, 1969’da üst dönemler tarafından okul orkestrasına solist olarak seçilmesi ile gerçekleşti.

1970’te üyesi olduğu Meltemler Orkestrası, Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği Liselerarası Müzik Yarışması’nda Marmara bölgesi birinciliği kazandı. Bu dönemde İstanbul’daki pek çok profesyonel müzik grubundan teklif aldı ancak 1972’ye kadar Bursa’da kalmayı tercih etti.

İlhan İrem sanat hayatında 1970’li yılları “romantik dönem” olarak adlandırıyordu. Bu dönemde single plaklar ve romantik hit parçalar üretmiştir. Plak firmasının bestelerini başka sanatçılara söyletme isteğini geri çevirdikten sonra yapmış olduğu ikinci 45’liği “Yazık Oldu Yarınlara-Haydi Sil Gözlerini” sanatçıyı bir anda Türkiye’deki en popüler şarkıcılardan biri yaptı.

1975’te yayınlanan üçüncü 45’liği “Anlasana” ile başarısını devam ettirdi.
1976’da ilk uzunçalar çalışması olan İlhan İrem 1973-1976 yayınlandı.

“Havalar Nasıl”, “İşte Hayat”, “Son Selam”, “Ayrılık Akşamı”, “Sen Bilirsin”, “Bal Ağızlım” gibi her yaptığı 45’lik liste başı oldu. 1973-1981 yılları arasında toplam 10 adet 45’liği yayınladı ve 1979 yılında yayınladığı senfonik yapıdaki “Sevgiliye” uzunçaları ile Esin Engin‘in aranjörlüğünde ilk defa akademik bir çalışmayla müzik yaşamında yeni bir yola saptı. Sevgiliye albümünde ilk defa kendi yazdığı sözler dışında bir Nazım Hikmet şiiri olan Hoşgeldin Kadınım‘ı besteledi ve “Hoşgeldin” adı ile seslendirdi.

1985’te üçlemenin ikinci albümü “Köprü” ve İlhan İrem’in ilk kitabı “Pencere… Köprü… Ve Ötesi…” yayınlandı.

Kitapta Rock Senfonideki müzikal anlatımı kaleme aldığı öykü ve bu öykünün Nuri Kurtcebe tarafından görüntülenmiş çizgileri ile Burak Eldem, İzzet Eti ve Adnan Özer’in İlhan İrem Müziği üzerine kapsamlı bir araştırması yer aldı. Yine 1986 yılında sözlerini yazdığı “Halley”,  Melih Kibar tarafından bestelendi ve Türkiye’ye Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda o yıla kadar alınan en iyi dereceyi getirdi.

1987’de üçlemenin son bölümü olarak “Ve Ötesi” albümü ile Uzaklarda Biri Var (Denemeler) adlı ikinci kitabı yayınlandı. Sonraki “Dünden Yarına”, 1989 yılında ise “Uçun Kuşlar Uçun” albümleri yayınlandı.

İlhan İrem’in yeni şarkılardan oluşan “Cennet İlahileri” adlı albümü 2006’da piyasaya çıktı.  2007 senesinde Siyah Kuğunun Şarkısı isimli altıncı kitabı “Senfonik Şiir” alt başlığıyla yayınlandı. 2008’de çocuklar için hazırladığı “Tozpembe/Progressive Çocuk Şarkıları” isimli bir albüm çıktı.

İlhan İrem, Türkiye’de son dönemde yaşananları kendi penceresinden kaleme aldığı Güneş Ülkesinin Karanlık İnsanları isimli yedinci kitabını 2014’te yayımladı.

İlhan İrem sanat yaşamı boyunca altı kez Altın Plak olmak üzere pek çok ödül aldı. Aralarında Hey ve Ses de olmak üzere çeşitli dergi, gazete ve kurumlar tarafından pek çok kez “yılın erkek sanatçısı” ve “yılın sanatçısı” ödüllerine layık görüldü. Birçok şarkısı ve albümü çeşitli dergi, gazete ve kurumlar tarafından “yılın şarkısı/yılın albümü” seçildi.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi psikoloji bölümü mezunu olan eşi Hansu İrem ile 1 Ekim 1991 tarihinde evlenen İrem’in son dönem eserlerinin pek çoğunun şiirlerini eşi yazıyor, aynı zamanda albümlerinin kapak fotoğraflarını çekiyordu. Hansu İrem aynı zamanda İlhan İrem’in sanat yönetmenliğini de yapıyordu.

BM Genel Kurulu’ndan tarihi karar: Temiz ve sağlıklı çevreye erişim, temel bir insan hakkı olarak ilan edildi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu dün New York‘ta yapılan oylama ile temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye erişimin evrensel bir insan hakkı olduğunu ilan eden tarihi kararı kabul etti.

Böylece 1972’de Stockholm‘de yapılan BM Çevre Konferansı’ndan bu yana dile getirilen insanların haysiyetli ve esen bir yaşama izin veren kalitede bir çevre”ye sahip olmasını temel bir hak olarak ilan etme çağrıları, 50 yıllık sürecin ardından karşılık bulmuş oldu. 

BM Çevre Başkanı Inger Andersen, şöyle dedi:

“Bu hakkın tanınması kutlamamız gereken bir zaferdir.

Bugünkü karar 1972 Stockholm Deklarasyonu’nunu dayanak alan bu hakkı, anayasalara, ulusal yasalara ve bölgesel anlaşmalara entegre ederek ait olduğu yere yükseltiyor: Evrensel tanınma.

Türkiye dahil üye ülkelerden 161’i karara ‘evet’ dedi. Hiç ‘hayır’ oyu verilmezken; 8 ülke ise ‘çekimser’ kaldı: Rusya, Çin, Belarus, İran, Suriye, Kamboçya, Etiyopya ve Kırgızistan.

BM organları tarafından sağlıklı bir çevre hakkının tanınmasının, yasal olarak bağlayıcılığı olmamasına rağmen, iklim eylemi için bir katalizör olması ve insanların elini hükümetlerini sorumlu tutmaları için güçlendirmesi bekleniyor.

Pek çok kişi bu kararın, ekokırım faaliyetleriyle mücadele eden çevre kampanyacılarının elini sağlamlaştıracağı ve devletleri çevre yasalarını uygulamayayönlendireceğinden umutlu.

2010 yılında, su ve sanitasyon haklarının tanınması gibi benzer süreçler dünya çapında yasalarda, politikalarda bir dizi olumlu değişikliğe yol açarak milyonlarca insanın yararına oldu.

Orijinali Kosta Rika, Maldivler, Fas, Slovenya ve İsviçre tarafından geçen Haziran ayında sunulan ve şu anda 100’den fazla ülkenin ortak sponsorluğunda hazırlanan karar metni; sağlıklı bir çevre hakkının mevcut uluslararası hukukla ilgili olduğunu söylüyor ve bu hakkın desteklenmesinin çok taraflı çevre anlaşmalarının tam olarak uygulanmasını gerektirdiğini teyit ediyor.

Tüm devletleri, uluslararası örgütleri ve ticari işletmeleri herkes için sağlıklı bir çevre sağlamak için çabalarını artırmaya çağıran metin iklim değişikliğinin etkisinin, doğal kaynakların sürdürülemez şekilde yönetilmesi ve kullanılmasının; hava, toprak ve su kirliliğinin, kimyasalların ve atıkların yanlış yönetilmesinin ve bunun sonucunda biyolojik çeşitlilikte meydana gelen kayıpların bu hakkın kullanılmasına müdahale ettiğini onaylıyor.

Ayrıca çevresel zararın, tüm insan haklarından etkin bir şekilde yararlanılması için hem doğrudan hem de dolaylı olarak olumsuz etkileri olduğunu kabul ediyor.

İnsan hakları hukukunun doğasını değiştirecek

BM İnsan Hakları ve Çevre Özel Raportörü David Boyd‘a göre, bu karar uluslararası insan hakları hukukunun doğasını değiştirecek:

“Hükümetler on yıllardır çevreyi temizleme ve iklim acil durumunu ele alma sözü verdi. Ancak sağlıklı bir çevre hakkına sahip olmak, insanların bakış açısını hükümetlerin harekete geçmesi için ‘yalvarmaktan’, bunu ‘talep etmeye’ doğru değiştiriyor.”

BM Genel Sekreteri António Guterres, ‘tarihi kararın dönüm noktası niyelğinde olduğunu belirtti ve üye devletlerin iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan üçlü gezegen krizine karşı toplu mücadelede bir araya gelebildiğini’ söyledi.

Yayımlanan bildiride Guterres, “Karar, çevresel adaletsizliklerin azaltılmasına, koruma eksiklerinin kapatılmasına ve özellikle çevresel insan hakları savunucuları;  çocuklar, gençler, kadınlar ve yerli halklar da dahil olmak üzere savunmasız durumda olan kişilerin güçlendirilmesine yardımcı olacak” dedi.

Genel Sekreter, kararın Devletlerin çevre ve insan hakları yükümlülüklerini ve taahhütlerini uygulamalarını hızlandırmasına da yardımcı olacağını da sözlerine ekledi:

Uluslararası toplum bu hakkı evrensel olarak kabul etti ve bizi bunu herkes için gerçeğe dönüştürmeye daha da yaklaştırdı.”

Sadece başlangıç: Acil eylem gerekli

Ancak Guterres, kararın kabul edilmesinin ‘sadece başlangıç’ olduğunun altını çizdi ve ulusları yeni tanınan bu hakkı ‘her yerde herkes için bir gerçeklik’ haline getirmeye çağırdı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet de yaptığı açıklamada buna değindi:

“Bugün tarihi bir an ama sadece sağlıklı bir çevre hakkımızı teyit etmiş olmak yeterli değil. Genel Kurul kararı çok açık: Devletler uluslararası taahhütlerini uygulamalı ve bunu gerçekleştirmek için çabalarını artırmalıdır. Şimdi bunları önlemek için birlikte çalışmazsak, çevresel krizlerden hepimiz çok daha kötü etkileneceğiz.”

Karar, sadece isteğe bağlı politikadan ziyade yasal yükümlülüklerin temelini vurguluyor.

 

Meteorolojiden kuvvetli rüzgar uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son değerlendirmelere göre; ülke genelinde yağış beklenmiyor.

Ülke genelinde hava sıcaklığının mevsim normalleri üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor. Verilere göre ülkeyi etkileyen sıcaklar Ağustos’un ilk günlerinde de sürecek.

Kuzey kesimlerin parçalı bulutlu, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

MGM rüzgarın, Marmara ile Kuzey Ege kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40 – 60 km / saat) olarak esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarılarda bulundu.

Marmara

Az bulutlu ve açık, doğusunun yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/ saat) olarak esmesi bekleniyor.

Ege

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/ saat) olarak esmesi bekleniyor.

Akdeniz

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

İç Anadolu

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Batı Karadeniz

Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Orta ve Doğu Karadeniz

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Doğu Anadolu

Az bulutlu ve açık, kuzeydoğu kesimlerinin parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Güneydoğu Anadolu

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Prens bin Salman’ın 1 trilyon dolarlık mega kenti Neom: Çölün ortasında 120 kilometrelik ‘eko-gökdelenler’

Suudi Arabistan‘ın Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman‘ın ilk kez 2017’de duyurduğu 1 trilyon dolarlık  projeden görüntüler yayımlandı.

Bir mega dikey kent projesi olan ‘Neom şehri‘, kısaca çölün ortasından geçen 120 kilometre genişliğinde bir ayna kaplı gökdelen hattı olacak. Bu şehir ülkenin kuzeybatısında Kızıldeniz’in ve Suudi Arabistan’ın Mısır ve Ürdün’e olan sınırları yakınlarında yer alacak.

Projede tamamen yenilenebilir enerjinin kullanılması, net sıfır emisyon ve yaşamın neredeyse tamamen sürdürülebilir olması planlanıyor.

AFP‘nin aktardığına göre ekonomistler, mimarlar ve analistlere göre ise proje gerçekçi değil. Projede çalışanlar bile, bunun ölçeğinin ve kapsamının gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğini henüz bilmiyor.

Projede, 500 metre yüksekliğindeki, 200 metre genişliğindeki bu yapıda insanların ılıman bir mikro iklime sahip karbon nötr bir balonda yaşar gibi araçsız ve neredeyse tamamen sürdürülebilir şekilde yaşamını devam ettirmesinin anahtarı ise yapay zeka olarak belirlenmiş.

 

Görüntülerde, bu zamana kadar birçok uzman proje çizerinin bile görselleştirmekte zorlandığı bu mega kent gösterilmiş.

Videoya göre proje kentin sakinleri “tüm günlük ihtiyaçlara” beş dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilecek,  açık hava kayak tesisleri ve “uçtan uca 20 dakikalık yüksek hızlı tren” gibi diğer avantajlara da erişebilecek.

Öte yandan alkol yasak olacak.

Neom kentinin kendi kuruluş yasası hazırlanacak olsa da Suudi yetkililer, krallığın alkol yasağından vazgeçme planlarının olmadığını söylüyor.

Selman, Pazartesi günü yaptığı açıklamasında The Line’ın dünyanın “açık ara en yaşanabilir şehri” olduğunu iddia etti ve öngördüğü modelin, kontrolsüz kentsel gelişim ve şehir sakinlerinin yaşam standartlarını düşüren atıkların yerini alacağını söyledi.

Prens Selman, projenin 2030 yılına kadar sürecek olan “ilk aşamasının” 1,2 trilyon Suudi riyaline (yaklaşık 321 milyon dolara) mal olacağını açıkladı. Devlet sübvansiyonlarının yanı sıra Neom’un potansiyel finansman kaynakları arasında özel sektör ve 2024’te ilk halka arz yer alıyor.

Prensin, yardımcılarından ve planlamacılarından ‘Suudi Arabistan’ın kendi ‘piramitlerine’ sahip olmasını istediğini ve krallığın diğer bölge ülkeleri kadar küresel olarak ünlenmesini istediği’ biliniyor.

Neom’u inşa etmenin temel amacının da ‘Suudi Arabistan’ın kapasitesini artırmak için, Suudi Arabistan’a daha fazla insan getirmek’ olduğu belirtiliyor.

Neom’un 380 bin yeni istihdam yaratması bekleniyor.

Suudi Arabistan’ın şu anki nüfusu 35 milyonun biraz altında ve Suudiler, krallığın 2030 yılına kadar yarısından fazlası yabancı olmak üzere 50 milyonluk bir nüfusa sahip olmasını bekliyor.

 

Fatsa’da tek su kaynağını vermeye direnen köylüler, karşısında asker ve jandarma buldu

Ordu‘nun Fatsa ilçesi Sefaköy köyünde 80 hanenin kullandığı su, köylünün başka kullanabileceği bir su kaynağı olmamasına rağmen bir alabalık tesisine kiralandı.

Sefaköy muhtarı ve beraberindeki köylüler, suyun kesilmesine karşı çıkınca ise karşısında jandarmayı buldu. 

Köyün muhtarı Yusuf Kaynar, suyu kesmeye gelen ekiplere, “Annenizin evde çamaşır yıkadığı suyu kesseler nasıl bir davranış beklerdiniz? Bu suyu keseceksen, önce bizi yıkacaksın! Önce muhtar olarak beni, sonra da bu halkı yıkacaksın!” diyerek karşı çıktı:

Jandarma ekipleri, köy halkını darp ederek biber gazı sıktı.

Suyun kesilmesi için bölgeye asker de geldi. Jandarmaların yaka paça tuttuğu bir köylü, darp edilirken “Siz Müslüman değilsiniz. Müslüman bunu yapar mı?” diye isyan ederek direnmeye çalıştı.

Darp edilerek gözaltına alınan bazı köylülerin serbest bırakıldığı, bazılarının “Bizden şikayetçi olursanız sizi bırakmayız” denerek tehdit edildiği” iddia ediliyor.

Basın özgürlüğü var ama şu anda yok!

Gergerlioğlu’nun paylaştığı görüntülere göre, jandarma ve görüntüyü çeken arasında şu diyalog geçti:

-Zor kullanacağım bakın videoya çekmeyin.

-Bakın beyefendi basın özgürlüğü var mı?

-Basın özgürlüğü var, şu anda yok.

-Nasıl yok? Kanun ne diyor bu işe? Bununla ilgili kanun nedir

-Video çekmeyin. Kanunu ben aşağıda gösteririm size.

 

Muhtar Kaynar konuştu: Teröriste saldırır gibi saldırdılar

HDP Kocaeli milletvikil Ömer Faruk Gergerlioğlu da jandarmanın saldırdığı Sefaköy muhtarı Yusuf Kaynar ile bir canlı yayın yaptı

Kaynar, alabalık çiftliğinin 2000’li yıllarda kurulduğunu, firmanın 2010’larda bu suyu DSİ’den kiraladığını söyledi ve durumu şöyle anlattı:

“Biz önce karşı çıkıp ‘burası sadece çiftliğin olamaz, bu köy buradan su içiyor’ deyince önce uzlaşı sağlandı. Fakat 2011 yılında dönemin muhtarı ile birlikte gidip bu suyu DSİ’den 15 yıllığına kiralamışlar. Bundan haberimiz yoku. 2014’te ben muhtar olduğumda, suyu olmayan hanelere oradan su veremeyeceğimi söyledi bana işletme sahipleri. Hukuki süreç başladı.

Üç yıl sonra yerel mahkemede biz kazandık.Sonra Samasun İstinaf Mahkemesi’ne taşındı ve aleyhimize sonunçlandı. Biz de Yargıtay’a gittik. Fakat önceden üç senede sonuçlanan bu dava iki ayda geri geldi. Biz tabii bundan şüphelendik ve yetkili mercilere başvurduk, biz bu köyün suyunu vermeyiz dedik.

İlk kesmeye geldiklerinde tepkimizi gösterdik. Üst makamların gelmesini istedik, ‘bizi uzlaştırsınlar’ dedik.

Buradan saniyedede 13 litre su akıyor. Saniyede 1,5 litre su bizim köyümüze yetiyor. 11 buçuğu da bu alabalık çiftliğine yeterli geliyor. Fakat sorumlular duyarsız kaldı. Bunun üstüne biz suyumuzu içmeye devam ettik.

Ve yirmi gün sonra bir daha geldiler. Jandarma beni aradı. Orada toplandık.  Kadınların, evlerin suyu kesilmiş, halk gergin. Ben halk galeyana gelmesin diye gelenleri ikna etmeye çalıştım. Biz öğlen toplandık, beş buçukta beni karakola getirdiler. Ben lafla sözle, galeyan gelmeden ikna etmeye uzlaşmaya çalışırken, arka tarafta ana suyun toplandığı yerin kapağını kırmaya çalışmışlar. Halk sesi duyunca fındık bahçelerinden oraya gitmiş.

Jandarma sanki bu devlete ayaklanma çıkmış gibi, Irak’ta terörist gruplara saldırıyormuş gibi hareket etti. Biz çok olumsuz etkilendik, sinirlerimiz bozuldu. Biz Karadenizliler olarak bu devletin yükünü çeken, her türlü yanında olan insanlar olarak bu yapılmamalıydı. İnsanlar üzüntülerini dile getirdi.”

Askerin bu şekilde güç kullanmasına gerek var mıydı? Aşırı güç kullanıldı. Mevcut iktidar partili bu firmanın arkasında bir milletvikili olduğuna bugün inandık.

Biz devletten faydalanan köylüleriz, iktidardan değil. Şu anda halkımızı susuzdur.

OSKİ’ye gidip Genel Müdürle konuşmak istedim. Ben halkın seçmiş olduğu bir muhtarım, köyümün dörtte üçünün oyunu aldım. Fakat önümüze barikatlar çıktı, neredeyse özel güvenlik bize saldırdı.

Biz şunu anlıoruz: Hiçbir kaymakam, mülki amir, belediye başkanı, milletvekili… Bu kayıtsız kalınacak bir olay değil.  Oradaki askeri herkes duydu, bölge milletvekilleri gördü, muhalefet vekilleri gördü, aradılar. Ama Karadeniz gibi, yüzde 65 oy aldığı bu yerde, hiçbir iktidar milletvekilinin araması bizim gerçekten ağırımıza gitti.

Alabalık firmasının arkasını kollayan milletvekillerine lanetler okuyorum. Bu insanlar çocuklarına banyo yaptıramazken onlar rant için oraya gittilerse Allah belalarını versin.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel de olayların yaşandığı yaşandığı Sefaköy’e gitti.

“Köylüye jandarma göndermeyin, muhatap gönderin. Köylüye ya OSKİ başkanı, ya belediye başkanı ya vali gelecek. Ordu gibi bir yerde, suyun anavatanında  bir kişi bile susuz kalmışsa bunun sorumlusu Ordu Valisi’dir.”

Çocuk istismarından feminist mücadeleye: Judy Rebick’in ‘Kafamdaki Kahramanlar’ı raflarda

Kanada’nın tanınmış feministlerinden, yazar ve aktivist Judy Rebick’in, çocuk yaşta maruz kaldığı cinsel istismarı ve yaşadıklarının yarattığı depresyonla baş edebilmek için geliştirdiği on bir farklı kişiliği anlattığı Kafamdaki Kahramanlar kitabı çıktı. Kitap, Feminist yayınevi Güldünya Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Ömrünü sosyalist ve feminist mücadeleye adayan ve uzun yıllar çoklu kişilik bozukluğuyla da savaşmak zorunda kalan Rebick, Kafamdaki Kahramanlar’da hem özel hem kamusal alanda verdiği mücadeleleri cesaret ve dürüstlükle aktarıyor. Füsun Özlen’in çevirdiği, Ayşe Düzkan ile Beyhan Demir’in yayına hazırladığı bu olağanüstü anlatıda kişisel alanın politikayla ilişkisi de gözler önüne seriliyor.

‘Ailede çocuk tacizi sanıldığından daha yaygın’

Sırlarını, sosyal medyada cinsel saldırı ve cinsel şiddete karşı bir ifşa hareketi olarak başlayan ve Amerika’dan bütün dünyaya yayılan #MeToo (Ben De) Hareketi’nden önce açıklamak istediğini söyleyen Rebick, kitapla ilgili şunları söylüyor:

“Bu kitap benim #metoo kampanyasına katılımımdır. Bu hareket sırlarımızın bizi öldürdüğüne ve sırlarımızı açmanın kendimizi de diğerlerini de özgürleştirdiğine dair inancımı güçlendirdi. Hikâyemin #metoo hareketinin güçlenmesine ve daha kapsayıcı olmasına katkıda bulunacağını umut ediyorum; çünkü çocuklukta aile üyelerinin cinsel tacizine uğramak, bize inandırdıklarından çok daha yaygın bir gerçekliktir. Patriyarkaya karşı giderek büyüyen hareket, bu konuyu da içermek zorundadır.”

Rebick, anılarını aktarırken “sakat” ya da “Kızılderili” gibi sözcükleri, altmışlı ve yetmişli yılların argosunu kullanma gerekçesini ise “Kullanılan dil zamanı yansıtır” şeklinde açıklıyor:

“Ayrıca, o yıllarda tanılayıcı terim olarak kullanıldığı için “çoklu kişilik bozukluğu” deyişini de kullandım. Buna bugün “dissosyatif (çözülmeli) kimlik bozukluğu” deniliyor. Gerçi benim durumumu “çoklu kişilik bozukluğu” daha iyi tanımlıyor. Kitapta bazı isimleri değiştirdim ya da kimilerinin sadece ilk adlarını kullandım. Benim kendi sırlarımı açmaya karar vermem, herkesin de bunu yapmasını gerektirmiyor.”

Çoklu kişilik bozukluğu konusunda kült kitaplardan biri olan Rebick’in anıları, aynı zamanda feminist hareketin Kanada’daki  gelişimine, özellikle kürtaj hakkı için verilen mücadeleye de ışık tutuyor.

Judy Rebick hakkında 

Feminist yazar, gazeteci ve eylemci Judy Rebick, 1945 yılında Kanada’da doğdu. 1970’te önce Devrimci Marksist Grup’a, ardından onun devamı niteliğindeki Devrimci İşçiler Birliği’ne katıldı, örgütün yayın organı Socialist Voice’da yazmaya başladı. 1980’lerin başında örgütten ayrıldı. O yıllarda Ontario Kürtaj Klinikleri Grubu’nun sözcülüğünü yaptı.

1990-1993 arasında Kadınların Statüsü Ulusal Eylem Komitesi’nin başkanıydı. Aynı zamanda çeşitli medya kuruluşları için yorum ve yazılar yazıyordu. Yeni Demokratik Parti’nin içindeki Yeni Politika İnisiyatifi’nde çalıştı. 2005’te Kanada’daki feminist hareketi anlatan “Ten Thousand Roses: The Making of a Feminist Revolution” adlı kitabı yayınlandı. 2009’da İsrail’i protesto eylemlerine, 2011’de Occupy hareketine katıldı, 2012’de Occupy This adlı kitabı yayınlandı. Kafamdaki Kahramanlar 2018 yılında yayımlandı.

Künye

Yazan: Judy Rebick
Çeviren: Füsun Özlen
Yayına Hazırlayan: Ayşe Düzkan, Beyhan Demir
Yayınevi: Güldünya Yayınları