Ana Sayfa Blog Sayfa 553

Dünyada 8 Mart: Sokaklardan İranlı ve Afgan kadınlarla dayanışma çağrıları yükseldi

Dün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında dünyanın birçok kenti protestolara sahne oldu. Protestoların odağında, son aylarda kadın haklarına yönelik kitlesel protestoların yaşandığı İran ve kız çocukların eğitim haklarından mahrum bırakıldığı Afganistan vardı.

Reuters‘ın aktardığına göre, ABD’de Roe v. Wade kürtaj kararının geçen yıl yürürlükten kaldırılması ve Latin Amerika‘nın çoğunda kürtajın sıkı bir şekilde kısıtlanması nedeniyle, Amerika ülkelerinin çoğundaki eylemlerin merkezinde üreme hakları vardı. Kadınlar, kadın ve kız çocuklarına yönelik yüksek faili meçhul cinayet oranları konusunda harekete geçilmesini de talep etti.

Mexico City‘de 67 yaşındaki Silvia Vargas, lezbiyen kızı Maria Fernanda‘nın 2014’nın öldürülmesinden bu yana protestolara katıldığını söyledi:

Herkes insan haklarına sahip değil, kimin haklara sahip olup olmadığını hükümetler ve kurumlar belirliyor. Eve gittiğimde beni ömür boyu damgalayan bir yoklukla karşılaşıyorum.

kadın
Buenos Aires, Arjantin.
Fotoğraf: Cristina Sille / Reuters

Uruguay’ın Atlantik kıyısındaki başkenti Montevideo‘dan And Dağları‘ndaki Quito şehrine kadar Güney Amerika‘da aralarında yerli halk, öğrenciler ve işçilerin de bulunduğu binlerce kişi sokaklara döküldü.

Brezilya‘nın Rio de Janeiro kentinde kadınlar kürtajın ve kadın cinayetlerinin yasallaştırılmasını talep ederken, Şili‘nin Santiago kentinde protestocular, dansçılar, sanatçılar ve hatta evcil hayvanlar sokakları doldurdu.

Meksika’nın en büyük ikinci şehri Monterrey‘de akşam buluşan protestocular polisle çatıştı ve bazıları yerel hükümetin saray kapısını ateşe verdi.

kadın
Jakarta, Endonezya. Fotoğraf: Ajeng Dinar Ulfiana / Reuters

Filipinler’in başkenti Manila‘da eşit haklar ve daha iyi ücret talep eden aktivistler protestolarını engelleyen polisle çatıştı. Açılan pankartlarda kadınların temel haklarının tanınması talep edildi.

Paris‘teki göstericiler, yarı zamanlı çalışan kadınlar için daha iyi emekli maaşları talep etmek için yürüdü. 

İsrail’in başkenti Tel Aviv‘de kadınlar, sivil özgürlüklere zarar vereceğinden korktukları bir yargı revizyonunu protesto etmek üzere insan zincirleri oluşturdu. Protestocular, eşit hakların yanı sıra ve ataerkilliğin son bulmasını talep etmek için şehrin sokaklarını doldurdu.

Melbourne, Avustralya. Fotoğraf: Sandra Sanders / Reuters

Sokaklarda yükselen İranlı ve Afgan kadınlarla dayanışma çağrıları

Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu Başkanı Roza Otunbayeva, yaptığı açıklamalarda “Taliban yönetimindeki Afganistan, kadın hakları konusunda dünyanın en baskıcı ülkesi olmaya devam ediyor ve onların Afgan kadınları ve kız çocuklarını kamusal alanın dışına itmeye yönelik düzenli, kasıtlı ve sistematik çabalarına tanık olmak üzücü” dedi.

Londra‘da protestocular roman ve televizyon dizisi Damızlık Kızın Öyküsü’nden ilham alan kostümlerle İran büyükelçiliğine yürüdü.

İspanya’nın Valencia kentinde ise kadınlar İranlı kadınlara desteklerini ifade etmek için saçlarını kesti. 

kadın
Madrid, İspanya. Fotoğraf: Juan Medina / Reuters

Ne olmuştu?

Geçen Eylül ayında 23 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin İran’ın başkenti Tahran‘da baş örtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından alındığı gözaltı sırasında ölümü, İran’da son yılların en büyük hükümet karşıtı protestolarını başlatmıştı. Ayrıca son aylarda İran’da kız çocuklarının gittiği okullarda bini aşkın kız çocuğunun zehirlenmesi de hükümete duyulan öfkenin artmasına yol açmıştı.

Afganistan’daki iktidarı tekrar ele geçirmesinin ardından Taliban yönetimi kadınlar ve kız çocuklarının hayatlarına ciddi kısıtlamalar getirerek birçok kadının mesleğini icra etmesine engel olmuş ve kadınların üniversite eğitimi görmesini yasaklamıştı.

 

Phaselis için halktan Koruma Kurulu’na uyarı: Sorumluğunuzu yerine getirin

Haber: Erol MALÇOK

*

Antalya’nın Kemer ilçesindeki, 1. Derece Sit bölgesinde bulunan Phaselis Antik Kenti‘nde ağır iş makineleriyle başlayan yapılaşmaya karşı bölge halkı ve çevre aktivistlerinin direnişi sürüyor.

Suç duyuruları ve Antalya Kültürel Miras Derneği‘nin (ANKA) ardından  Phaselis’e Dokunma Hareketi, Koruma Kurulu’nu sorumluluğa çağırdı.

Phaselis’te yasa dışı inşaat sürüyor, halk ayakta: Suç duyurusu ve Koruma Kurulu’na başvuru yapıldı
Akdeniz’in doğal ve kültürel mirası tehlikede: Phaselis’te 1. Derece Sit Alanına beton dökülüyor
Phaselis’e betona izin vermeyeceğiz

Antik kent sınırları içinde bulunan Alacasu (Cennet ) ve Bostanlık koylarındaki plaj projesinin bir an önce gerçekleşmesi için gece gündüz demeden Cennet Koyu’na beton dökülmeye devam ederken, Phaselis’e Dokunma Hareketi ve çok sayıda yurttaş, pojeye verilen izinlerin iptal edilmesi talebiyle Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu önünde toplanıp bir açıklama yaptı. Açıklamaya TİP Antalya İl Başkanı Yunus Başaran, HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve CHP Antalya Milletvekili Aydın Özer de katıldı.

İnşaat ve usulsüzlük tüm hızıyla devam ediyor!

Açıklamayı Phaselis’e Dokunma Hareketi adına Erdal Elginöz yaptı. “Koylarda gerçekleştirilen inşaat çalışmalarında, koruma koşulları ihlal edilecek şekilde ağır iş makinaları ile çalışıldığı, doğal doku ve tarihi çevrenin tahrip edildiğine vurgu yapan Elginöz, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın doğaya ve tarihi eserlere zarar verilmediğinin iddia edilmesine karşın bunun gerçeği yansıtmadığı ve gece gündüz çekilen görüntülerle tersinin ispatlandığını söyledi:

“Arkeolojik sit alanlarının kullanım kriterlerini belirleyen yasal düzenlemeler, 1. derece arkeolojik sit alanlarında iş makinaları kullanılıp beton dökülerek herhangi bir faaliyet yapılamayacağını belirtmektedir.”

Çelişkiler yönetimi

Açıklamada, Türkiye‘nin, biyolojik çeşitliliğinin küresel bazda korunması ve geliştirilmesini hedef alan Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 2024-2026 dönem başkanlığını üstlenmeye hazırlandığı bugünlerde, sözleşmenin taraflar toplantısının da Antalya‘da düzenleneceği hatırlatılarak, “2030’a kadar ülkemizin yüzde 30’unu koruma alanı yapma hedefine ulaşmak için çıkılan yolda, bugün Phaselis ile ilgili alınan kararların uzun vadede ulusal ve uluslararası yüzleşmeleri olacağı unutulmamalıdır” denildi.

Arkeolog gözetiminde beton!

Bakanlık Phaselis’e dökülen betonun arkeologların nezaretinde yapıldığını belirtiyor.

Elginöz, ülkenin en yetkin arkeologları yapılan işlemlerin usulsüz ve korkunçluğuna vurgu yaparken “Bütün yıkım orada güya denetleme göreviyle bulunan arkeologların gözleri önünde gerçekleşmektedir. Bunların hepsi, meslek etiğinizi hiçe sayan, temsilcisi olduğunuz kurulun sorumluluğunu taşımayan söz konusu izinleriniz yüzünden yaşanmaktadır” diyerek tepki gösterildi.

Geçtiğimiz günlerde ise Arkeologlar Derneği Antalya Şubesi şöyle bir açıklama yapmış ve yapımında 1139 metreküp beton kullanılacağı belirtilen proje kapsamında yapılacak plaj kompleksinin, 1. Derece arkeolojik sit alanı kapsamında zaten koruma altına alınmış olan bu alanı nasıl koruyacağı ve gelecek kuşaklara aktarımına nasıl bir katkı sağlayacağı tarafımızca anlaşılamamıştır” denilmişti. 

Koruma Kurulundan ne talep ediliyor?

Phaselis’e Dokunma hareketi ve yurttaşlar hem mail yoluyla hem de ıslak imzalı dilekçelerle koruma kurulundan şu cümlelerle hemen şimdi tahribatın durdurulmasını istedi:

” Koruma kurulunuzun gelecek oturumunda söz konusu projeye verilen izinlerin iptalinin yanı sıra; acilen yıkımın durdurulması, bugüne dek yapılan tüm beton çalışmasının sökülmesi, iş makinalarının ve şirkete ait bütün ekipmanın derhal alandan çıkartılması için gerekli girişimlerin hızla yapılmasını kurulunuzdan talep ediyoruz.”

Projeyle ilgili ihale dosyasında yer alan bilgilere göre 2 bin 892 metreküplük derin kazı yapılacağı belirtilen arazide bin 139 metreküp beton kullanılacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Sa-Fa Restorasyon San. İnş. Tic. Ltd.Şti‘ne ihale edilen proje, 300’er şezlong konulacak iki ayrı halk plajı, çevre düzenlemesi ve günübirlik yapıların dışında iki mescit, yönetim ofisleri, çocuk oyun alanı, kafeterya, sergileme alanları ve tuvaletlerle, yüzlerce araç kapasiteli otoparkı da kapsıyor.

Phaselis betonla değil elle temizlenir

Phaselis’e Dokunma Hareketi’nin “Phaselis’i Biz Temizleriz, Sen İnşaatı Durdur” çağrısıyla yurttaşlar, 5 Mart Pazar günü biraraya gelerek Cennet Koyu’nda kapsamlı bir temizlik yapmıştı. Amaç başka türlü bir temizliğin ironik bir şekilde gösterilmesiydi.

Ortaya çıkan kare, bir yanda Cennet Koyu’nu betona boğarak “temizleme” yöntemi bir yanda ise aslında az bir insan gayreti ve küçük bir istihdamla bunun olabileceği şeklindeydi. Umarız bütün bu çabalar ve çağrılar boşa gitmez ve bilime, doğaya kulak verilir de bu yanlıştan bir an önce dönülür.

Kızılay’da yeni bilmece: Battaniye parası nerede?

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından depremzedeler barınma sorunu yaşarken, ellerinde bulunan çadırları satmasıyla tepki çeken Kızılay’ın skandalları sürüyor. Cumhuriyet yazarı, gazeteci Murat Ağırel, bugünkü yazısında 3.5 milyon Euro tutarında gelen battaniye yardımı ile Çin’den gelen çadırlara ne olduğunu sordu.

Ağırel, Çin’den gönderilen çadırlarla ilgili “THY ile taşınmasına dair belgelere ulaştım ancak sonrasında bu çadırların nereye gönderildiğine dair bir belgeye veya bilgiye ulaşamadım” dedi.

Battaniye yardımının bekletildiğini belirten Ağırel, şunları kaleme aldı:

“Çünkü bu para ile battaniye alıp dağıtalım mı? Yoksa Kızılay’ın deposunda eksilen battaniye stokunu mu tamamlayalım diye karar vermeye çalışıyorlardı.”

Murat Ağırel’in Cumhuriyet‘te yayımlanan yazısından dikkat çeken satırlar şöyle:

“Bunların dışında mesela Çin, 20 bin çadır göndermiş. Fransa, İspanya çadır göndermiş. Çin’den gelen çadırlar ne oldu. Ben akıbetine ulaşamadım. THY ile taşınmasına dair belgelere ulaştım ancak sonrasında bu çadırların nereye gönderildiğine dair bir belgeye veya bilgiye ulaşamadım. Türk Kızılay yetkilileri çadır haberimden sonra ne telefonuma çıktılar ne de yazılı sorularıma cevap verdiler.

Kızılay resmi açıklamasında 75 bin 136 çadır sevk ettik açıklaması yapmıştı. Acaba bu çadırlar deposunda var olan çadırlar mı yoksa Kızılhaç birliklerinden gelen çadırlar mı cevabını bilmiyoruz. Zira sadece Çin’den 20 bin çadır gelmiş. Onu da satmamışlardır herhalde diye düşünüyorum.

Mesela federasyona bir yardım geliyor. Bu da 3.5 milyon Avro tutarında battaniye yardımı. Soğuk iklim koşulları için önem sıralamasında en önemli ihtiyaçlardan biri. Federasyona gelen bu yardım ne yapılıyor? Bekletiliyor efendim. Yazımı yazarken halen bekletiliyordu.

Çünkü bu para ile battaniye alıp dağıtalım mı? Yoksa Kızılay’ın deposunda eksilen battaniye stokunu mu tamamlayalım diye karar vermeye çalışıyorlardı.”

[8 Mart] Feminist Gece Yürüyüşü’nde kadınlar dağılırken gazlı müdahale ve gözaltı

Fotoğraflar ve videolar: Cansu ACAR/Dilan Ela PAMUK

*

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul Taksim‘de yapılması planlanan Feminist Gece Yürüyüşü, Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmasına rağmen, kadınlar bir araya geldi.

Taksim Meydanı ve çevresi yoğun abluka altına alındığı için Cihangir Caddesi’nde toplanan kadınların çevresi,  çok sayıda polis ve gözaltı aracıyla sarıldı.  Akşam saatlerinde caddede toplanan kadınlar, hazırlıklarını tamamladıktan sonra cadde boyunca pankartları ve sloganlarıyla yürüdü.

Her yaştan ve görüşten kadınlar, LGBTİ+ların attıkları sloganlar arasında şunlar vardı:  “Sokakları da meydanları da terk etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa”, “Tayyip kaç kaç kadınlar geliyor”, “Jin, jiyan, azadi” (Kadın, yaşam, özgürlük), “Yaşasın kadın dayanışması”, “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Katil devlet hesap verecek” ve “Hükümet istifa”…

Eylemin başlamasıyla birlikte önce Kürtçe sonra Türkçe açıklama yapıldı:

FEMİNİST İSYANDAYIZ: “Hayatlarımız değil, patriyarka yıkılsın diye feminist isyandayız. Sokakları ve geceleri feminist isyanla, coşkuyla ve dayanışmayla doldurduğumuz Feminist Gece Yürüyüşü’nün 21’incisi için buradayız, sokaklardayız. Yirmi yıl boyunca çok şey gördük; savaş, işgal, yoksulluk, ırkçılık, artan emek sömürüsü, LGBTİ+ düşmanlığı, yönetilemeyen pandemi, ekonomik kriz ve giderek güçlenen patriyarka. Şimdi ise 6 Şubat’ta yaşanan deprem sonrasında on binlerce kişinin hayatını kaybettiği, yaralandığı, evsiz kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Patriyarkal kapitalizmin yol açtığı yıkım, bizlere doğal afet diye açıklanmaya çalışılıyor. Doğayı, kentleri rant uğruna mahvedenler, afete müdahale biçimleriyle de insan hayatına zerre önem vermediklerini gösteriyor. Deprem bölgesinde dayanışma kurmak için seferber olan insanları polisle tehdit edip baskı uygulayarak dayanışmayı kriminalize etmeye ve insanları birbirine düşman hale getirmeye çalışıyor.

ÖFKELİYİZ: Biz kadınlar; insan hayatının hiçe sayılmasını, devletin krizleri yönetme, sorumluluğunu yerine getirme konusundaki acizliğini ve bunun sonuçlarını çok iyi biliyoruz. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’ni iptal ederek milyonlarca kadının hayatını tehlikeye atmasından, 6284’e karşı saldırıların önünü açmasından, erkek şiddetini teşvik etmesinden tanıyoruz. Erkek şiddetine maruz kaldığı için şikâyete giden kadınları karakollardan evlere geri göndermesinden; mahkemelerde tecavüzcü ve katil erkekleri, erkeklik indirimleriyle affetmesinden; hayatına sahip çıkan kadınlara ağır cezalar vermesinden; nafaka hakkına saldırmasından; kürtajı engellemeye çalışmasından; kamu kreşlerini kapatıp çocuk bakımını özel sektöre ve yoksulları da cemaat ve tarikat kreşlerine mecbur bırakmasından; ev içindeki tüm iş yükünü kadınların sırtına yüklerken kadınları sermayeye ucuz iş gücü haline getirmesinden tanıyoruz.

ÜZGÜNÜZ: Kadınları aileye hapseden, aile dışında var olmalarını kabul etmeyen politikalarından, LGBTİ+’ları hedefe koymasından, çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştırmaya çalışmasından tanıyoruz. Diyanete sonsuz bütçe verip kreşleri kapatırken dini kurumlarda eğitimi teşvik edenler, bugün refakatsiz çocukları tarikatlara, dini kurumlara vermekte beis görmüyor. Bu iktidarı, bu erkek-devleti her yıl 8 Mart’larda yüzlerce polisiyle, TOMA’sıyla, barikatıyla bizi, isyanımızı engellemeye çalışmasından biliyoruz. Yaşadığımız afetin sonuçlarının, kadınlar için katmanlı olduğunu biliyoruz; hayatı sürdürme, yeniden kurma yükünün, afet durumunda da kadınların üzerinde olduğunu, temel ihtiyaçlarının nasıl ikincilleştiğini görüyoruz ve depremin üzerinden daha 1 ay geçmişken kadınların hayatlarının daraldığına tanıklık ediyoruz. Tüm bu yaşananlar, bizlere bir kez daha feminist mücadelenin ve dayanışmamızın; şiddetin, adaletsizliğin ve eşitsizliğin olmadığı bir dünya kurmanın tek yolu olduğunu gösterdi. Başka bir dünya kurma talebimizin haklılığını bir kez daha gösterdi.

HİÇBİR YERE GİTMİYORUZ: Her yıl olduğu gibi burada el ele, yan yana bir aradayız; erkek devlete, homofobiye, transfobiye, ırkçılığa, emek sömürüsüne, patriyarkal kapitalizmin yıkımına karşı buradayız. Sırtımızı ranta değil birbirimize yaslayarak, erkek egemen sistemin yarattığı her türlü şiddete karşı birlikte isyan ederek, dayanışarak, direnerek ve yaşamlarımızı adaletten, eşitlikten yana kurmak için buradayız. Mücadelemizden, hayatlarımızdan, birbirimizden, feminist bir dünya kurma tahayyülümüzden vazgeçmiyoruz.

Öfkeliyiz, yastayız, buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz.”

Bir süre daha caddede yürüyüş yapan kadınlar, saat 22.00 gibi dağılmaya  başladığı sırada, güzergaha ek polis takviyesi yapıldığı ve iki aşamalı kurulan bariyerde polislerin eylemcileri ablukaya aldığı görüldü.

Kadınların yürüyüş yapacağı güzergaha ek polis takviyesi yapıldı. Cihangir Caddesi’nde iki aşamalı bariyer kuran polisler kadınları ablukaya aldı. Polis dar bir koridor oluşturarak göstericilerin kalabalık bir şekilde yürümesini engellemeye çalışırken, kadınlar ise “isyan” sloganları attı.

Eylemci kadınlar polisten barikatı açmasını isterken, polisler de gazetecileri ablukanın dışına çıkardı. Ardından Cihangir’e çıkmak isteyen kadınlara biber gazlı müdahale başladı. Polis otobüsleriyle sıkıştırılan kadınlar arasında çok sayıda kişi gözaltına alındı.

8 Mart’ta kadınlar engellere rağmen bir arada

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, pek çok şehirde kadınlar tarafından kutlandı. Kadınlar, Ankara’dan Hatay’dan Denizli’ye, Dersim’den Hakkari’ye, İzmir’e kadar pek çok ilde, engellere rağmen bir araya geldi; “Birlikte güçlüyüz” dedi.

Ankara

Ankara Kadın Platformu ve 17. Feminist Gece Yürüyüşü Örgütlenmesi’nin çağrısıyla feministler sokağa çıktı.  Sakarya Meydanı’nda bir araya gelen binlerce feminist, “Her şeye rağmen kaybolmayan umudumuzla tekrar sokaklardayız” dedi. Feministler, polis arama noktalarından geçerek alana girdi. Arama noktalarında polis gökkuşağı bayraklarına yine sorun çıkardı. Bir dövizde yer alan gökkuşağını yırttı.

Eylemde  “İsyanımız yasımızı aşıyor, kadın dayanışması yaşatıyor!” ana pankartının yanı sıra “Trans cinayetleri isyanımızdır”, “Deprem değil kapitalizm öldürür”, “Evlerimiz değil patriyarka yıkılsın”, “Bizi öldürenler mülteci değil, buralı ve zengin” ve “Transfeminizm yaşatır” dövizleri taşındı.

Basın açıklamasının okunmasından sonra eylemciler olaysız dağıldı.

İzmir

İzmir‘de ise Alsancak‘ta yürümek isteyen bir grup kadın, polis barikatını aşmaya çalışınca arbede çıktı. Gerginliğin artması üzerine polis barikatı kaldırdı ve kadınlar “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa” sloganları atarak yürüdü.

Bazı noktalarda polisle kadınlar arasında arbede yaşanırken, gerginliğin artması üzerine polisin barikatı kaldırmasıyla kadınlar yürüyüşlerini tamamladı ve kısa bir basın açıklaması yaptı.

Diyarbakır

Diyarbakır’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için toplanan kadınlar, iki farklı noktada polis ablukasına alındı. Dicle Amed Kadın Platformu (DAKAP) öncülüğünde Park Orman‘da bir araya gelen kadınların yürümesine ve birleşmesine, yapılan oturma eyleminin ardından da dağılmalarına izin verilmedi.

HDP Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz, “Toplanmamızdan da dağılmamızdan da korkuyorlar. İşte bu kadar korkaksınız” dedi.

Hakkari

Tevgera Jinên Azad (TJA) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, 8 mart kapsamında bir araya geldi. Hakkari Valiliği, HDP ve TJA’lı kadınların 8 Mart dolayısıyla hastane önünden parti binasına kadar yapmak istediği yürüyüşe, 15 günlük eylem ve etkinlik yasakları gerekçesiyle izin vermedi.

Bunun üzerine kadınlar, basın açıklaması gerçekleştirdi.

Antep

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Antep’te Demokratik Kadın Hareketi’nin basın açıklamasıyla kutlandı. Yeşil Su Caddesi’nde yapılan açıklamada Antepli kadınlar depremden ötürü hem yasta hem isyandan olduklarını dile getirdi.

Depremin en fazla kadınlar ve çocukların üzerinde etkili olduğunu ifade eden kadınlar milyonlarca insanda derin acılar bırakan Maraş depreminin etkilerinin savaşlarda olduğu gibi kadınlar ve çocuklar üzerinde ağır etkileri olduğuna dikkat çekti.

Hatay

Hatay’da çadırlarda yaşam mücadelesi veren kadınlar da alanlara çıktı. Bir grup kadın, Defne ilçesindeki Sevgi Parkı’ndan, bir grup Uğur Mumcu Mahallesi Deprem Dayanışma Merkezi‘nden, bir grup da Samandağ yolu üzerinden sloganlarla yürüyerek, Uğur Mumcu Meydanı’nda bir araya geldi. Yürüyüşe, HDP milletvekilleri Züleyha Gülüm, Tülay Hatimoğulları da katıldı. Mor zincirden sonra kadınlar adına açıklamayı Fatma Ardal yaptı.

6 Şubat depremini rant uğruna katliama dönüştüren iktidarın yıkımın üstünü kadercilikle örtmeye çalıştığını belirten Ardal, “Yaşamlarımızdan ve birbirimizden vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz. Bizler bu yıkıntıların ardından mücadelemizden aldığımız güçle birbirimize söz verdik; bu ülkeyi yeniden kuracağız” dedi.

Edirne

Keşan Kent Konseyi tarafından düzenlenen yürüyüşte, Maraş ve 11 ilde yaşanan depremde hayatını kaybeden kadınlar anıldı ve saygı göstermek adına slogan atılmadı.

Yürüyüş sonrası yapılan basın açıklamasını okuyan Keşan Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Saliha Kafalı, Maraş’ta yaşanan depremin, o bölgede yaşayan kadınların ve çocukların yaşamlarını yaşanılmaz kıldığını ve zorlukları daha da artırdığını belirtti. Kafalı, “Depremin yarattığı tahribattan en çok etkilenen kadınlar ve çocuklar olmuştur” dedi.

Dersim

Dersim’de kadınlar ve LGBTİ+lar Dersim Kadın Platformu‘nun çağrısıyla saat 17.00’de Sanat Sokağı’nda buluşarak Seyit Rıza Meydanı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Burada Platform adına basın açıklamasını Raife Yılmaz okudu.

Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku ise Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü eyleminde konuştu. 1160 gündür kardeşini arayan Aygül Doku, “Ben sadece kardeşimi aramıyorum. Olmayan koca bir devleti arıyorum” ifadelerini kullandı.

Çanakkale

Çanakkale’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle üç ayrı eylem gerçekleştirildi. İlki saat 17.30’da 8 Mart Platformu tarafından yapılan eylem; Golf Aile Çay Bahçesi’nden başladı ve İskele Meydanı’nda son buldu. İkinci eylem 19.00’da Çanakkale Kadın Platformu tarafından İskele Meydanı’nda gerçekleştirildi.

Son olarak ise geleneksel Feminist Gece Buluşması yapıldı. Eylemlerde, kadınların talepleri dile getirilirken deprem bölgesindeki kadın ve çocuklara dikkat çekildi. Bölgedeki hak kayıplarına vurgu yapıldı.

 

[8 Mart] Kadın örgütleri: Acıyı bal, sıratı yol eylemeyeceğiz

Fotoğraflar: Cansu ACAR /Dilan Ela PAMUK

*

103 kadın örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK), 8 Mart Dünya Kadınlar günü vesilesiyle bir açıklama yayımladı.

“Depremin yerle bir ettiği kentleri de umudumuzu da kadın dayanışmasıyla yeşerteceğiz” diyen kadınların açıklaması şöyle:

“8 Mart 2023 Dünya Kadınlar Günü’ne ruhlarımız ve kentlerimiz toz duman giriyoruz. Ama bu, hayallerimizden ve geleceğimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Acıyı bal, sıratı yol eylemeyeceğiz. Canlarımızdan haklarımıza, geçmişimizden geleceğimize, dayanışmamızdan mücadelemize… her şeyimize el uzatanların, kendisi dışındakine yaşam hakkı vermeyenlerin hakimiyetine son vereceğiz.

6 Şubat 2023 ve sonrasındaki depremler önlenemez doğa hareketleri. Ancak yaşanan yıkım önlenebilirdi.

  • Büyük-küçük, merkezi-yerel, türlü çeşit iktidarların rantı ve karı önceleyen, tarihi, kültürü ve doğayı talan eden politikaları, yolsuzluk ve usulsüzlükleri depremi bir katliama dönüştürdü. Onbinler belki de yüzbinlerce insanın ölümüne neden olan iktidar bu katliama da kader dedi.
  • Bir gece ansızın başka ülkelere savaşa gideceklerini söyleyenler, bir gece ansızın ülkesindeki savaş alanına dönen şehirlere bir bardak su bile götüremedi.
  • Bir gece ansızın gelebilirim diye parmak sallayanlar, bir gece ansızın gelen depreme üç gün müdahale edemedi; gönüllü kurtarma ve acil müdahale çalışmalarını da kasten engelledi.
  • Yirmi yıldır devletin içini boşaltan iktidar tüm ülkenin üzerine yıkıldı. AFAD, Kızılay, Diyanet İşleri Başkanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler, İçişleri, Sağlık, Milli Eğitim, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlıkları ve daha pek kurum, kuruluş tel tel döküldü.
  • Görevinin gereklerini yerine getirmeyen, adı yolsuzluğa karışan, suça göz yuman, üstünü örten hatta teşvik eden kamu görevlilerinin yaptıkları ortalığa döküldü. Kızılay çadırlarının, yiyeceklerinin satıldığını, markalı kıyafetlere el konulduğunu, yağmayı engellemeye gidip kendisi yağmaya girişen emniyet müdürleri gibi devlet bürokrasinin ve yandaşlarının fütursuzca suç işlemeye devam ettiğini gördük.
  • Toplumsal dayanışmayı baskı altına almak ve kamuoyunun sesini kısmak için OHAL ilan edildi. Her türlü ifade ve örgütlenme özgürlüğü kısıtlandığı gibi STK’ların yardım noktalarına bile kayyım atandı.

Afetler, mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve ayrımcılıkları daha da derinleştirir. 6 Şubat Depremleri de buna neden oldu. Kadınlar ve kız çocukları, sağlık hizmetlerine, yeterli besin ve suya, hijyen koşullarına, eğitim, teknoloji ve bilgiye erişimde yaşadıkları eşitsizliklerden dolayı; ölüm, hastalık ve hak ihlaline uğrama konusunda en riskli gruplardan biri. Deprem bölgesine yönelik tüm faaliyetler bu gerçek gözetilerek planlanmak zorunda.”

Enkaz altındakilere kendi selalarını dinleten Diyanet daha ne kadar yetkiyle donatılacak?

“İktidarın her kurumun içini boşaltırken, yıllardır başta kadın ve çocukların hayatları olmak üzere birçok konuda Anayasa’yı ve yasaları yok sayan bir politika izleyen Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sonsuz yetki ile donatarak parlatmaya devam ettiği” belirtilen açıklamada şunlara dikkat çekildi:

“16 Şubat’ta yani deprem sonrasında yapılan yönetmelik değişikliğiyle yetkileri daha da artırılan Diyanet, son yıllarda devasa bir bütçe ve örgütlenmeyle ve neredeyse tüm bakanlıklarla yaptığı protokollerle adeta paralel bir devlet yapılanmasına dönüştü. Açıkladığı fetvalarla fiili olarak paralel bir hukuk inşa etme çabasını da hız kesmeden sürdürüyor. Ülkeyi ikili hukuk sistemine doğru götürmeye çalışıyor. Göçük altındaki insanlara kendi selasını dinletmek, deprem nedeniyle refakatsiz kalan çocukların evlat edinilmesi halinde kendileriyle evlenilebileceğine dair yaptığı açıklamalar, deprem bölgesinde hala su yokken 04-06 yaş çocuklar için açtığı kuran kursu çadırları Diyanet’in söz konusu politikaya dair uygulamalarından sadece birkaçı.”

EŞİK, Kadınlar iç çamaşırı ve içecek su bulamazken, iktidar “başörtüsü özgürlüğü” diye pazarlamaya çalıştığı Anayasa değişikliği teklifini Meclis’e mi getirecek?” diye sordu:

“Deprem bölgesindeki kadınlar iç çamaşırı ve içecek su bulamazken, iktidar “başörtüsü özgürlüğü” diye pazarlamaya çalıştığı; ancak asıl amacı laiklik ilkesinin, kadın erkek eşitliğinin ve aile çeşitliliğinin Anayasal imhası olan Anayasa değişikliği teklifini tekrar gündeme getireceğini açıkladı. İktidar bloğunun Anayasa’nın 24 ve 41’inci maddelerinde değişiklik öneren Anayasa teklifi, AKP ve MHP oylarıyla 24 Ocak 2023’te TBMM Anayasa Komisyonu’nda onaylanmıştı. Teklifin önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’na getirileceğine dair haberler var. Tüm milletvekillerine sesleniyoruz; kadınların eşit temsil edildiği bir Meclis, özgür ve demokratik tartışma koşullarının sağlandığı bir toplumsal ortam oluşturuluncaya kadar Anayasa yapamazsınız. Anayasa’yı tartışmayın, tartıştırmayın.”

13,5 milyon insan yatağında uyuyamazken kendi ikbali peşinde olanlara oy yok

“Bizler yaralarımızı sarmaya çalışırken, iktidar kendi ikbali peşinde” diyen adın örgütleri şöyle devam etti:

“Tek kişinin açıkladığı seçim tarihinin, deprem sonrasında değiştirilmeye çalışıldığı hukuk tanımaz tavrı kabul etmeyeceğiz. Seçim tarihini erteleme ve bunu dini referanslara dayandırma çabasını görmezden gelmeyeceğiz. Kadınlar olmadan bir gelecek kurmaya çalışanlar yasımızı, öfkemizi, mücadelemizi ve dayanışmamızı hafife alıyor. Medeni haklara göz dikenlere, anayasal eşitlik ve laiklik ilkesini yok sayanlara, kadınların ve çocukların nafakasına el uzatanlara, ayrımcılık yapanlara, istismarı affedenlere, kadın cinayetlerini görmezden gelenlere oy vermeyeceğiz. Hiç kimsenin demokratik, eşit, özgür ve şiddetsiz bir gelecek kurma mücadelemize ket vurmasına izin vermeyeceğiz. Herkesten, tüm muhalefetten aynı sorumlulukla ve bilinçle hareket etmesini ve özellikle seçim güvenliğini sağlama konusunda üzerine düşeni yerine getirmesini bekliyoruz.”

Dayanışmamızı büyütelim

Kadınlar, Covid-19’un tüm dünyadaki bakım krizini, milyonların hayatına mal olacak şekilde gözler önüne serdiğini, 6 Şubat depremleri ve sonrasında yaşadıklarının da bu krizden bağımsız düşünülemeyecini vurguladı:

“Kamu kaynaklarının harcandığı yerlerin ve tüm kamu yapılanmasının tekrar ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koyan böylesi bir felaketi ve sonuçlarını, insan eliyle gerçekleşen veya insan etkisiyle derinleşen tüm afetler açısından tekrar düşünmek ve acilen buna göre politikalar oluşturulması için çalışmaya başlamak zorundayız. Bakım krizi, neoliberal politikalar yoluyla tüm kamu hizmetlerinin yıkıma uğratılmasıyla giderek büyüyor. Tarihsel cinsiyet eşitsizliğinin sonucunda kadınlara biçilen bir rol olarak görülen bakım, kadınları ve kadın emeğini değersizleştiren ve görünmez kılan alanlardan biri olmaya devam ediyor. Oysa bakım, birebir bir insana bakım vermenin ötesinde çevreyi, dünyayı, canlı ve cansız tüm varlıkları gözetmek anlamına geliyor.”

Yeni bir hayat kurmak için kadınların reislere ve kahramanlara ihtiyacı olmadığını söyleyen EŞİK, “Bugün artık kaçınılmaz olan; hep birlikte eşit, şiddetten ve ayrımcılıktan uzak hayatlar ve sürdürülebilir bir dünya için dayanışmak ve mücadele etmek. Yıllardır giderek uzaklaştığımız sosyal devlete dönüşün yollarını bulmak zorundayız. Kamu kaynaklarının nereye harcandığı, devletin bakım hizmetlerinin sağlanmasına dair sorumluluklarının neler olduğu, bundan sonra kurulması gereken sosyal destek mekanizmaları ve bunlara herkesin erişmesinin sağlanması, çevre hakları gibi konuları ve soruları hepimiz takip etmeliyiz.

Ülke betona boğulduğu için boğulduk. Başa gelenler gerekli dersi alıncaya kadar gelmeye devam ederler. Bir ay geçmesine rağmen temel ihtiyaçları sağlayamayan iktidar, sonsuz bir aç gözlülükle bilim insanları tarafından defalarca yapılan uyarılara rağmen, deprem bölgesine yönelik yeni ihalelerin ve inşaat projelerinin peşinde koşuyor” dedi.

Kadınlar, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Öldürülen kadınlara, katledilen doğaya, hak mücadelesi verenlere, kendimize, çocuklarımıza ve depremde kaybettiğimiz on binlere söz verdik. İyiliğe dair her şeyi yok etmeye çalışanlara karşı, toplumsal dayanışmayı büyütmekten ve hukuka sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz. 8 Mart 1857’de New York da yakılarak katledilen 129 dokuma işçisi kadını her yıl anmaktan vazgeçmediğimiz gibi.

8 Mart haftası boyunca bulunduğumuz her yerde saat 9 da buluşup karanlığa ışık olacağız. Umudumuza ve geleceğimize sahip çıkacağız.

Karanlıkta kalmayacağız!”

 

AKP’den özel ormanların imara açılması için yasa teklifi

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) başta İstanbul olmak üzere şehir içinde veya kenarında bulunan ve yapılaşma izni verilmeyen  “özel ormanların” imara açılmasına yol açacak bir kanun teklifini TBMM‘ye sundu.

AKP milletvekillerinin TBMM kapanmadan getirdiği teklifinin yasalaşması halinde başta İstanbul’un Polonezköy, Sarıyer ve Beykoz ormanları olmak üzere imara açılmasına izin verilmeyen özel statüdeki ormanlar kesilerek betona dönüştürülebilecek.

Yasa teklifiyle ayrıca ormanda kesilecek ağaçları damgalama yetkisi de ilk kez özel şirketlere verilecek. Ormandan izin verilenin yüzde 10 üzerinde ağaç çıkarılmasına da parası alınarak göz yumulacak.

2020’deki kanunla önü açılmıştı

2020’nin ekim ayında tarım arazilerinin hobi bahçeleri gibi uygulamalarla bölünmelerinin engellenmesi ve  sahipli arazilerde izinsiz ağaç kesimiyle ilgili cezaların artırılmasını içeren torba kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu‘nda kabul edilerek yasalaşmıştı.

Düzenlemede, “orman sınırları dışında olup, yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazilerde tabii olarak yetişen her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler” ile “orman sınırları dışında olup, alan büyüklüğüne bakılmaksızın sahipli arazilerde, ekim ve dikim yolu ile yetiştirilen her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerlerin” orman sayılmaması öngörülüyordu.

Torba Yasa’yla sahipli arazilerdeki ormanlar, ‘ormanlıktan’ çıkarıldı

Uzmanlar yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu ve bir yere orman denmesinin mülkiyete bağlı olmayacağını belirterek, bu uygulamanın ormanlık alanların geleceğini tehlikeye attığı uyarısı yapmıştı.

AVM, rezidans ve villalar yapılabilecek

Yasa teklifine göre, özel statüdeki ormanlar ‘böl parçala’ yöntemiyle imara ve betonlaşmaya açılacak.

Düzenlemede,  Osmanlı döneminden bu yana miras ve satış yoluyla sahipliği değişen ancak devlet ormanları gibi koruma altında bulunan özel ormanların alanı, 3 hektarın altına düşürülüyor ve “orman alanı” dışına çıkarılıyor.
Mevcut yasaya göre ise küçük parçalar halinde dahi olsa bu ormanlar bir bütün sayıldığı için imar izni verilmiyor.

Bu yöntemle örneğin 30 hektarlık ormanların 11’e bölünmse ve üç hektarın altına düşürülmesi mümkün olacak.

Böylece başta İstanbul’un nefes alanları olan ormanlar olmak üzere ülke genelinde 15 bin kişinin elinde görünen 25 bin 400 hektarlık orman kesilerek üzerine AVM’ler, rezidanslar, konutlar, iş merkezleri kurulabilecek.

Anayasa’ya aykırı

Sözcü‘ye konuşan İstanbul Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Doğan Kantarcı, yasa teklifiyle orman talanının yanı sıra yanan ormanların imara açılması, ormandan yüzde 10 fazla adı altında kaçak ağaç çıkarılması ve kesilecek ağaçların damgalanma işinin özelleştirilmesi gibi dizi Anayasa’ya aykırı değişiklik öngörüldüğünü söyledi.

Prof. Kantarcı, yanan ormanların 2B adı altında imara açılacağı uyarısında bulunurken kesilecek ağaçların damgalanma işinin de özel şirketlere verilemeyeceğine dikkat çekti.

‘Boşlukları fırsata çeviriyorlar’

Bianet‘e konuşan HDP İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu üyesi Murat Çepni de yasa teklifine ilişkin itirazlarını şöyle dillendirdi:

“Bizim itirazlarımızın ana vurgusu şu: Türkiye’de zaten ormanlar, tarım alanları, sulak alanlar, göller hızla yok oluyor. Orman yangınlarında yok olan ormanların dört beş katı fazlası turizmcilik, madencilik ve benzeri şirketlere verilen izinlerle yok oldu. Hâl böyleyken iktidar alelacele her fırsatta yeni yasalar getiriyor”

Teklife Çevre Komisyonu’nda itiraz ettiklerini ancak aynı teklifin şimdi Tarım Komisyonu’nda görüşüldüğünü anlatan Çepni,  teklifteki diğer maddelere de şöyle dikkat çekti:

“Bu yasanın maddelerinin hemen hemen hepsi ormanlık alanların inşaata açılmasına izin veren, bu izinlerin önünü açan ve oluşan boşlukları fırsata çeviren maddelerdir. Bizim itirazlarımız hem deprem sürecinde hem de depremden sonra ortaya çıkan bütün sonuçlarıyla birlikte daha önce iktidara yönelik eleştiri ve uyarılarımıza rağmen gerçekleşti. İktidar şimdi yine aynısını yapmaya çalışıyor.”

Komisyonda kavga çıktı

Ormanları imara açan yasa teklifinin TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’ndaki görüşülmesinde, AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a  “yalancı”  dediği için CHP Milletvekili İlhami Özcan Aygun’a su fırlatıp, “Ya s.tir ol git ya!” diye bağırdı. Ortamın gerilmesi üzerine toplantıya ara verildi.

Yasa teklifinin görüşmeleri üç saatlik kesintiden sonra yeniden başladı.

Demirtaş’tan Akşener’e açık mektup: Size hak olan neden HDP’ye hak değil?

Altı yıldan uzun süredir Edirne Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e açık bir mektup yayınladı.

Demirtaş, paylaştığı mektupta, Millet İttifakı’ndaki uzlaşmayla ilgili “Hayırlı olsun” dedi; Akşener’e HDP’nin Meclis’in üçüncü büyük siyasi partisi olduğunu hatırlatarak şu soruları yöneltti:

“Siz Millet İttifakının bir parçası olarak kendi ittifakınızdaki partilerle bile kıran kırana bir müzakere yürüttünüz. Size hak olan müzakere siyaseti, HDP için neden bir hak değil? HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?”

Demirtaş’ın mektubunun tamamı şu şekilde:

Guterres: Toplumsal cinsiyet eşitliğine 300 yıl uzağız

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, kadın haklarında elde edilen küresel ilerlemenin, “gözlerimizin önünde kaybolmaya başladığını” ve cinsiyet eşitliğinin sağlanacağı tarihin, “giderek uzaklaştığını” söyledi.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden önce BM Genel Kurulu‘na bir konuşma yapan Guterres, “Mevcut gidişatta BM Kadın Birimi, eşitliğin sağlanmasının 300 yıl uzakta olduğunu öngörüyor” ifadelerini kullandı.

‘Yüzyılların ilerlemesi gözlerimizin önünde yok oluyor’

“Dünyanın her yerinde kadınlar suistimal ve tehdit ediliyor, saygısızlığa uğruyorlar” diyen Guterres, annelerin ölüm oranına, okullardan alınan kız sayısına ve zorla evlendirilen çocukların çokluğuna dikkati çekti; “Yüz yıllarda kazanılmış ilerleme gözlerimizin önünde yok oluyor” diye konuştu.

Konuşmasında doğrudan ülke ismi kullanmaktan kaçınan Genel Sekreter, “Birçok yerde kadınların cinsel ve üreme hakları geri yönde ittiriliyor, bazı ülkelerde ise okula giden kızlar kaçırılma veya saldırı riskiyle karşı karşıya” dedi.

Yıllardır devam eden ataerkilliğin, ayrımcılık ve zararlı önyargıların bilim ve teknoloji sektöründe ciddi bir cinsiyet ayrımı yarattığına dikkat çeken Antonio Guterres, bu sektörden Nobel Ödülü kazananlarının sadece yüzde 3’ünün kadın olduğuna vurgu yaptı.

BM Genel Sekreteri, devlet, özel sektör ve sivil topluma bunlarla mücadele için, “kolektif aksiyon” çağrısında bulundu; “Patriyarka karşı savaşta. Ama biz de mücadele ediyoruz” diye konuştu.

AKP Grubu’ndan kanun teklifi: OSB’lerde maden şirketlerine çifte hak

ANKARA- AKP milletvekillerinin imzasını taşıyan “Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Teklifle enerji ve sanayi alanında önemli düzenlemelere gidildi.

Buna göre, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) denetçisi pozisyonuna, genel ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadro veya pozisyonlarında görev yapanlar arasından atama yapılabilecek. Bu şekilde atananların sayısı beşi geçemeyecek.

Maden şirketlerine çifte hak

Kanun teklifinin önemli maddelerinden birine göre ise madencilik faaliyetleri kapsamında ihtiyaç duyulan elektrik enerjisi tüketimini karşılamak için kurulacak yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisleri de “altyapı tesisi” kapsamına alınacak.

Maddenin içeriğine ilişkin değerlendirme yapan Troya Genç Çevre Derneği Başkanı Oral Kaya, şirketlere yönelik madde ile maden şirketlerine doğrudan enerji üretme hakkı sağlandığını, bu şirketlerin ürettiği fazla enerjiyi de böylece satma hakkına kavuşacağını belirtti.

Kaya özetle şunları kaydetti:

Fazla enerjiyi satabilecekler

“Altyapı madencilik çalışmalarında bir maden arama sahası, bir de madenin işlendiği alan var. Bu madenin işlendiği alan altyapı tesisi olarak kullanılacak. Bu madde ile madencilik şirketlerine doğrudan enerji üretme hakkı veriliyor. Maden şirketlerinin kendi öz tüketimleri için lisanssız enerji üretimi hakkından bahsediyor. Yasa hayata geçtiği andan itibaren bu şirketlerin ürettikleri fazla enerjiyi satma hakları da olacak. Yani bu maden şirketleri birden bir enerji şirketi ne dönüşebilecek.”

Madencilere yeni avantaj

Kaya, bu maddeyle madencilere yeni bir avantaj sağlandığını da belirterek, “Bir yandan bu maddenin iyi bir düzenleme olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü dağ başında elektrik şebekesinin olmadığı yerde maden şirketinin enerji üretimi yapmasını sağlayacak ama bu iyi niyetli bir bakış açısı, çünkü maden şirketlerinin büyük çoğunluğu elektrik şebekesine bağlı olan yerlerde. Bu şirketlere bu enerjiyi satma hakkı verince dolaylı ikinci bir gelir sağlanmış oluyor. Yani kısaca madencilere bir avantaj sağlanmış oluyor.

Yeşil OSB, doğalgaz ithalatına serbestlik

Düzenlemede öne çıkan diğer başlıklar şöyle:

FAİZ İLE BİRLİKTE ÖDEME: Gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı tahsil edilen gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde; geri vermeye konu fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması durumunda, geri verme başvurusunun yapıldığı tarihten, yükümlüden kaynaklanmaması durumunda ise tahsilat tarihinden geri verme kararının tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden kanuni faiz oranında hesaplanan faiz ile birlikte ödeme yapılacak.

DOĞALGAZ İHRACAT VE İTHALATI: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) taraf olduğu dava ve takipler ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinde kurum, her türlü yargı harcından ve teminat gösterme yükümlülüğünden muaf olacak. İhraç edilen doğalgaza ilişkin iletim tarifeleri, yurt içi iletim tarifelerinin tabi olduğu kısıtlamalara bağlı olmayacak. EPDK, transit iletim tarifelerini ve ihracata ilişkin iletim tarifelerini, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın görüşü alınarak yurt içi iletim tarifelerinden farklı usul ve esaslara göre tespit etme yetkisine sahip olacak.

DOĞALGAZ İTHALATINA SERBESTLİK: Doğalgaz ithalatına hem BOTAŞ hem de özel sektör tüzel kişileri açısından serbestlik getirilecek. EPDK, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın onayını alarak, ithalata ilişkin müracaatlarda, ithalat yapılacak ülke ile BOTAŞ’ın doğal gaz ithalat sözleşmesi bulunup bulunmadığı, piyasada rekabet ortamının oluşturulması, sözleşmelerden doğan yükümlülükleri ve ihracat bağlantılarını dikkate alarak belirleyeceği usul ve esaslar dahilinde talepleri değerlendirerek ithalata müsaade edebilecek. Ancak bu hükümler, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), spot boru gazı ve sıkıştırılmış doğalgaz (CNG) ithalatı için uygulanmayacak.

YETKİ EPDK’DA: Spot boru gazı ithalat miktarı, süresi ve uygulama yöntemi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın görüşü alınarak EPDK tarafından belirlenecek. İthalat veya ihracat faaliyeti yapan tüzel kişilerden arz güvenliği kapsamında alınacak maddi teminatlar ile rekabetin teminine ilişkin konular bakanlık görüşü alınarak EPDK tarafından düzenlenecek.

CUMHURBAŞKANI KARAR VERECEK: Teklifle, Doğalgaz Piyasası Kanunu hükümlerine uygun olarak BOTAŞ’ın yürüttüğü faaliyetler ayrıştırılarak yatay bütünleşmiş tüzel kişi şeklinde yeniden yapılandırılıncaya kadar BOTAŞ’ın dikey bütünleşmiş tüzel kişiliği devam edecek. BOTAŞ’ın faaliyetlerinin ayrıştırılması ve yeniden yapılandırılması amacıyla kurulacak şirketlerin işletme konusu, ticaret unvanı, sermayesi ve ortaklık yapısı ve bu kapsamda gerçekleştirilecek devir ve benzeri işlemlere dair konular Cumhurbaşkanı Kararı ile düzenlenecek.

KONTRAT DEVRİ YAPILABİLECEK: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın izni ile BOTAŞ’ın doğal gaz alım sözleşmelerine konu miktarların devri veya kontrat devri yapılabilecek. Kontrat devri süreçleri tamamlanıncaya kadar BOTAŞ, kanundaki piyasa payı sınırlamalarına tabi olmayacak. BOTAŞ’ın Hazine garantili yükümlülükleri saklı olacak. Pompaj depolamalı hidroelektrik santralleri, rezervuar alanına bakılmaksızın Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) ve yerli katkı fiyat desteğinden yararlanabilecek.

20 YILLIK KİRALAMA HAKKI: Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ve mazbut vakıflara ait taşınmazların, uzun süreli kiralama ile adi kira hükümleri ayrılacak. Vakıflar Genel Müdürlüğü‘nce, ekspertiz bedeli kira devir talebinde bulunan kiracıya ait olmak üzere, bağımsız ekspertiz kuruluşları tarafından hazırlanacak ekspertiz raporu ile belirlenecek kira bedeli üzerinden kira sözleşmelerinin üçüncü kişilere devrine izin verilebilecek. Belirlenecek yeni kira bedeli mevcut kira bedelinden düşük olamayacak.Tarımsal faaliyet karşılığı kiralamalarda kira süresi, tarımsal faaliyet yatırım bedeli göz önüne alınarak Vakıflar Genel Müdürü onayı ile 20 yıla kadar tespit edilebilecek. Tarımsal faaliyet karşılığı kiralamalarda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapılabilecek.

YILLIK KİRA SÖZLEŞMESİ: Yatırım karşılığı uzun süreli kiralamalar; tarımsal faaliyet yatırımı ile onarım, inşa veya restorasyon karşılığı kiralama modellerinden oluşacak. Yatırım karşılığı uzun süreli kiralama sözleşmelerinde, sözleşme süresinin bitiminden önce günün koşullarına göre, emsal ve rayiç bedeller gözetilerek tespit edilecek kira bedelinin yüklenici tarafından kabul edilmesi halinde sözleşme süresinin bitiminden itibaren yüklenici ile yıllık kira sözleşmesi yapılabilecek.

İŞLETMECİ LİSANSI İPTAL EDİLENE YENİ LİSANS ENGELİ: Şarj ağı işletmeci lisansı iptal edilen tüzel kişi, bu tüzel kişilikte yüzde 10 veya daha fazla paya sahip ortaklar ile lisans iptal tarihinden önceki 1 yıl içinde görevden ayrılanlar dahil yönetim kurulu başkan ve üyeleri, lisans iptalini takip eden 3 yıl süreyle şarj ağı işletmeci lisansı alamayacak, lisans başvurusunda bulunamayacak, lisans başvurusu yapan tüzel kişiliklerde doğrudan veya dolaylı pay sahibi olamayacak, yönetim kurullarında görev alamayacak.

‘YEŞIL OSB’ TANIMI EKLENECEK: Teklifte, Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) planlama, kuruluş ve kamulaştırma süreçlerinin hızlandırılmasına ilişkin düzenlemeler de yer alıyor. Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu‘na “Yeşil OSB” tanımı eklenecek. Yeşil OSB; kaynak ve enerji verimliliği, yalın üretim, endüstriyel atık işbirliği ve çevreye duyarlı uygulamaları ile öne çıkan çevresel, ekonomik, sosyal ve yönetimsel açıdan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca belirlenen kriterler kapsamında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından sertifikalandırılan OSB’leri kapsayacak.

JEOTEKNİK ETÜD ŞARTI: Ortak kullanım alanı oranı, OSB büyüklüğünün yüzde 5’inden az; hizmet ve destek alanlarının oranı ise OSB büyüklüğünün yüzde 15’inden fazla olamayacak. Yürürlükteki imar planlarında sanayi alanı olarak belirlenen yerlerde, planı onaylayan idarenin görüşünün alınması ve imar planına esas jeolojik ve jeoteknik etüt yapılması kaydıyla OSB yer seçimi işlemi yapılmadan OSB alanı kesinleştirilecek.

SİCİLE KAYDEDİLECEK, TÜZEL KİŞİLİK KAZANACAK: Yönetmelikte belirtilen şart ve sürelerde yatırım yapmayı taahhüt eden parsel maliklerine, kamulaştırma yapılmadan seçilen alanda OSB tarafından yer verilebilecek. Taahhüdü yerine getirmeyenlerin taşınmazları kamulaştırılacak. OSB yer seçimi kesinleştirilen alanın bulunduğu büyükşehir belediyesi, il belediyesi, ilçe belediyesi, belde belediyesi, sanayi ve ticaret odası, il özel idaresi veya yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, konuyla ilgili mesleki kuruluş ve teşekküllerin temsilcileri, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının uygun görüşüne istinaden OSB kuruluşunda yer alabilecek. OSB; kuruluşunda yer alan kurum ve kuruluşların temsilcileri ile vali tarafından imzalanan kuruluş protokolünün onaylanmasının yanı sıra sicile kaydedilerek tüzel kişilik kazanacak.

YEŞİL PROJELERE ÖNCELİK: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca OSB olarak sınırları kesinleştirilen alanlarda, acele kamulaştırma kararına istinaden mahkemece takdir edilen taşınmaz bedelinin banka hesabına yatırılması ve acele el koyma kararı verilmesinin ardından yatırımların gecikmemesi için OSB tarafından altyapı inşaatı ve tahsis yapılabilecek, yatırımlar için ruhsat ve izinler verilebilecek. Yeşil OSB olmak için hazırlanan projeler, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca kredilendirilecek ve öncelikli olarak değerlendirilecek.

ARSA SATIŞLARINA ŞEFFAFLIK: Arsa satışları, müteşebbis heyetin belirleyeceği ve şeffaflık ilkesi kapsamında yönetmelikte belirlenen esas ve usullere uygun gerçekleştirilecek. OSB içinde parsel tahsisleri, şeffaflık ilkesi kapsamında yapılacak. OSB tüzel kişiliği, sanayi veya hizmet destek alanında bulunan parsellerde üstyapı inşa edebilecek, üretime geçme şart ve taahhüdü veren katılımcılara parselleri üst yapılı kiralayabilecek veya üst yapılı satabilecek. Katılımcılar tesislerini üretim amaçlı olmak üzere bir veya birden fazla kiracıya kiralayabilecek.

BEDELSİZ PARSEL TAHSİSİ KALDIRILACAK: Bedelsiz ve kısmen bedelli parsel tahsisi uygulaması yürürlükten kaldırılacak. OSB içinde yer alan, boş ve OSB mülkiyetinde olmayan parsellerin, atıl vaziyetten çıkartılarak sanayi üretimine katkı sağlaması için mülkiyet sahiplerine üretime geçmesi veya üretim yapmak isteyen yatırımcılara devretmesi için 1 yıl süre verilecek. Süre sonunda yatırım yapılmayan parseller, daha önce OSB tarafından mülkiyeti devredilenlerin bedeli ödenmek kaydıyla tapuda OSB adına tescil edilecek, OSB tarafından devredilmeyenler ise kamulaştırılacak.