Istanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven’in desteği ile oluşturulan merkezin çalışmaları, Avrupa Birliği Enstitüsü Müdürü ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan Kaya ile çeşitli bölümlerde görev yapan akademisyenler tarafından yürütülüyor.
Tony Blair'den Diana İtirafı: Sağı Solu Belli Olmayan Bir Meteordu
Eski başbakan Blair, Prenses Diana’yı ‘çılgın duyguların kadını’ olarak tanımlıyorEski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in bugün piyasaya çıkan ‘Bir Yolculuk‘ adlı anı kitabı İngiltere’de gündemin başına oturdu.
Downing Sokağı 10 Numara’da geçirdiği yılları anlatan Tony Blair, İngiltere siyasetinin en tepesindeyken dönemin öne çıkan olaylarına ve insanlarına şahsen nasıl baktığını kaleme alıyor.
İspanya’da İlk Kez ‘Erkek Ticareti’ Yapan Örgüt Ortaya Çıkarıldı

Fuhuş amacıyla kadın ticaretini yapan örgütler Avrupa çapında faaliyet gösteriyor.
Fakat bu kez İspanyol polisi ilk defa ülkeye fuhuş için genç erkek getiren bir insan ticareti şebekesini ortaya çıkardığını söylüyor.
Polisten yapılan açıklamada, getirilen seks işçilerinin diğer erkeklere pazarlandığı açıklandı.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Bu coğrafyada bisiklet ile seyahat etmenin tarihi çoktan bir asrı geçti.
Amerikalı Thomas Stevens, San Francisco’da başlayıp, Tahran’da bitirdiği seyahatine 1890’da başlamıştı mesela.
Geçen zaman zarfında, sayısız insan, şeytan arabasıyla yolları aşındırmaya devam etti. Hepsi kendine mahsus hikâyelerle evine döndü. Günümüz seyyahlarının hikayeleri anlatmak için evlerine dönmelerine gerek yok. İçinde yaşadığımız siber dünya yaşadıklarımızı anbean kayda geçirmeye müsait.
Hasan Söylemez de onlardan biri. 11 Temmuz’da İstanbul’dan yola çıkan Hasan, bisikletiyle 7 ayda 10.bin km yapmayı planlıyor, hikâyelerini de www.hasansoylemez.com sitesinde paylaşıyor. Gazeteci olmaktan gelen kıvrak dili ve çektiği nefis fotoğraflarlarla bize bir memleket ziyafeti çekiyor.
Bütün bunlar yeryüzünde birçok bisiklet seyyahının yaptığı şey. Hasan’ı diğerlerinden ayıran çok özel bir yan var: O bu yolculuğu kelimenin tam anlamıyla ‘beş parasız’ yapıyor. Yola çıkarken cüzdanındaki banka kartlarını kırıp, son parasını da çocuklara dağıtıyor ve yol boyunca karnını çalışarak doyurmayı planlıyor.
Tam bir ay önce başladığı bu parasız seyahat, ufak tefek aksamalar dışında amacına uygun bir şekilde devam ediyor. Memleket insanı güneşini ve sofrasını büyük bir cömertlikle Hasan’a açıyor, elini bir işe bulaştırmasına izin vermiyor, o sadece pedal çevirerek yoruluyor.
Onun bu seyahatiyle ilgili haberi aldığım zaman aklıma gelen bir Sadri Alışık cümlesi oldu: “Ben cebimde beş kuruş olmadan Edirne’den yola çıksam, Ardahan’a kadar bu halk beni doyurur ve yatacak bir döşek verir.”
O cümleyi duyduğumda içimden şöyle bir şey geçmişti: “Üstadım onlar seni değil de, Turist Ömer’i besliyor olmasınlar?” Allah’tan bu cümlenin hem ona hem de bu memleket insanına haksızlık olduğunu idrak etmem uzun sürmedi.
Kaldı ki, Onun ‘Turist Ömer-öncesi” dönemi pek efkarlıdır. İlhami Algör tadından yenmez romanı “Fakat Müzeyyen bu Derin bir Tutku” da o durumları anlatan enfes cümleler kurar.
(Hani yaz tatili gelirken yayıncılar ortalığa bazı kitaplar salar ve her yerde herkesin elinde o kitapları görürsünüz ya, ‘Müzeyyen’de ilk çıktığında onlardan biri oldu mu diye merak ederim. Hem sağlam hem de ‘eğlenceli’ edebiyat arayanlar için bulunmaz bir nimettir.
Mesela, şu sıralar pek moda olan PuCCa’nın günlüğüne on kere tercih ederim onu. “Küçük Aptalın Büyük Dünyası” üst başlığıyla çıkan kitabı okudum geçen gün. Başlarda eğlenceli, hınzır, ağzıbozuk PuCCa, sayfalar ilerledikçe gece boyu açıkta kalmış tuzlu fıstık misali pelteleşiyor, damağa yapışıyor. Ama Müzeyyen öyle mi, Her dem taze, her dem yeni, her dem cerbezeli…)
Bu köşeyi izleyenler artık farkında: Yazı bir konudan başlıyor ama bambaşka bir yerde bitiyor. Bunun benimle bir ilgisi yok; tamamen yazının kendi serseriliği. İkide bir Heidegger’e özeniyor, ana yoldan sapıyor, patikalara dalıyor. Çoğu zaman o patikalarda ya kayboluyor ya da ana yola dönmeyi unutuyor. Dilerim Hasan’ın seyahati böyle olmaz, planladığı rotada ilerler ve planladığı zamanda evine döner.
İyi yolculuklar Hasan. Kazasız belasız bir altı ay dilerim..
3. Köprüye Karşı 2 Milyon İstanbullu’dan 2 Ekim Çağrısı
Istanbul’da yapılması planlanan ve 2 milyon ağacın kesilmesine, hayvanların yaşam alanlarının tahrip olmasına, havanın ve suyun kirlenmesine neden olacak 3. köprü projesini durdurmak için Yeşiller Partisi’nin başlattığı “2 Milyon İstanbullu” kampanyasının basın toplantısı 2 Eylül Perşembe günü saat 11.00’de Taksim Hill Oteli’nde gerçekleştirilecek. Ünlülerin, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının katılımıyla düzenlenecek basın toplantısında İstanbul halkı, 3. Köprüye karşı 2 Ekim’de saat 20.00’de gerçekleşecek büyük eyleme davet edilecek.
Castro: Kübalı Eşcinsellerin Mağduriyetinden Ben Sorumluyum
Meksika gazetesi La Jornada‘ya açıklamalarda bulunan Fidel Castro, Küba’daki eşcinsel topluluklara büyük haksızlıkların yapıldığı dönemler yaşandığını söyledi.

“Eğer yapılanların bir sorumlusu varsa, o da benim.” diyen Fidel Castro, Küba’da, siyahlar ve kadınlar gibi, eşcinsellerin de geleneksel olarak ayrımcılığa hedef olduğunu belirtti.
Yazar Bazen Yazmak İstemez
Yazarlar Bazen yazmak istemez, işte tam da öyle..
Sıcağın son demleri, dışarıda hafif bir esinti, sonbahar ilk gelişlerini hissetiriyor, geceleri serin, ürperiyorsunuz, gündem yoğun ve karmaşık, nerden nasıl başlanır kestiremiyorsunuz.
Vicdani ret yazacaktınız güya ama gündem değişmiş ALLİANOİ gündeme bomba gibi düşmüş, o güzelim su perileri toprağın altınai hangi akla hizmet gömülürken, nefesiniz yetmiyor, sarıl diyor şeytan onlara, sıkıysa beni de gömün diyor demek geliyor, serde delilik var, yapar mıyım yapabilirim belli olmaz.
Diğer taraftan referandum tartışması, öyle bir süreç ki, en yakın arkadaşlarla hiç olmadığımız kadar kavgalıyız, bu halden sıkıldım, bitse diyorum referandum , dostluklarımızı daha fazla zedelemese.
ÇİAT da tam düşüdnüğümüz noktadayız, hala çocuklar serbest değil, bu noktada yaptığımız ciddi çalışmalar var, zamanı geldiğinde paylaşacağız ama Yeşil Gazete okunmuyor mu , neden aramızdan katılım olmadı merak ediyorum, kimsenin çocuklar için yapacağı bir şey yok mu, bence vardır, hepimiz çocuk olduk zira.
Tarlabaşı ise malum, bizim yıllardır yürüttüğümüz mücadele de, ne yazık ki yeni bir düş kırıklığı, olmuyor kalbim bu kadar yenilgiyi kabul etmiyor. Rantsal dönüşüme hayır diyoruz, demekle mi kalıyoruz anlamıyorum. Biz hep diğer taraftayız neden?
Ben bu köşede istediğimi yazabilir miyim, yazarsam bu özgürlük müdür yoksa, karmaşamı bilmiyorum, bunu da keşke birileri bana açıklasa? Şöyle Yeşil Gazete ilkelerine uymayan bir ayzı yazsam , birileri dur demez mi, nerden çıktı bu demeyin, biraz araştırın Yeşil Gazete dışını anlayacaksınız.
Akşam Dünya Basketbol şampiyonası açılışını izledim ve neden Müslüm Gürses o açılışta vardı anlamadım. Bizim kültürümüzde arabesk yok oysa, nasıl bir mantıktır anlamadım. Hadi geçtim Fazıl Say’ı ama Kerev Görsev, Ayten ALPMAN, Ayla ALGAN, Arif SAĞ neden yoktu anlamadım, tamamen EVETçi bir bizi belki de böyleyiz bilmiyorum tanıtan bir şöleni izledim ve pardon anlayamadım.
Aksarayda bir direniş gerçekleştirdik. İşte şöyle.
Şubat 2010 tarihinde Medaş Aksaray Kesme Açma Taşeron Firmasında dışardan mühendis olarak hizmet vermeye başladıktan sonra, 1 haziranda köle gibi, ihaleyi çalıştığım firmanın kaybetmesi sonucu 2 alternatifim vardı, ya onlarla Yalovaya gidecektim, yada kalan firmanın koşullarına paşa paşa uyacaktım , tabi beni isterlerse , zira her 11 ayda Alarko şirketi, endeks okuma-kesme açma -arıza işlerini ihale ile taşeron firmalara vererek asıl işleri onların deyimiyle uzman ekipler yapıyor.
Sonuçta 1 haziran da başladığımız yeni firmamızdan 4 ağustosa kadar para alamayınca, daha önceki firmamızda yaptığımızdan eğitimler toplantılar sonucunda işi bıraktık, karşımda Medaş Müdürü olan kişi Eneiştem olmasına rağmen, ki bu kısmı cidden zordu benim açımdan ama yapmıştık bir kere, geri dönüşü yoktu, aylardır paramızı alamamıştık, üstelik taşeron firmalar, yol ve yemek gibi olanaklarınızı vermiyor, maaşlar düşük ve insanlar sabah 8 den gece 11lere dek çalışıyor, Medaş’ta sadece biz değil, burada ismini açıklamayı etik bulmadığım diğer kentlerde de eş zamanlı iş bırakmalar yaptık, insanalrın elektriğini kesemedik, arızalı sayaçlarını sökemedik, MEDAŞ bize yer evrmediği için her sabah kahve de yaptığımız toplantılarımızı yapamadık AMA sonuçta
İŞÇİLER artık ALORKO’NUN personeli ve sözleşmeleri 11 aylık değil, paralarını taşaren firmadan değil ALARKO’dan alacak.
Artık kahvede değil MEDAŞ’ın bize tahsis ettiği yerde sabah toplantılarımız yapacağız.
Mühendise ne gerek var diyen Taşeron Firmalara inat, Mühendisler bu firmalarda tek yetkili kılındı.
Çalışma planları iyi yapılacak ve uzun mesai saatleri olmayacak.
Sizlere nasıl görünür bilemem ama biz çok şey yaptığımızı düşünüyoruz. Arkamızda kimse olmadan ,30+1 kişi ile , artık 11. ayda işçiler şimdi ne olacak endişesi yaşamayacak
Bu süreç yeniden anımsattı ki eğer birbirimize güvenir ve pes etmezsek kazanamaycağız bir savaş yok.
Arkadaşlar bana müsaade cidden bu kadar savaştan sonra kendimi yorgun ve yitik hissediyorum. Vicdani Reddi ise yazacağım devamını, kendi nedenlerimi, kimbilir belki buna aramızdan katılmak isteyen olur. Eğer bizler yapmazsak yapacak başka kimse yok. Ve zaman aleyhimize işliyor.
Arundhati Roy, Demokrasi ve Orkinoslar
Arundhati Roy, Temmuz ayında çıkan “Çekirgeleri Dinlemek – Demokrasi Üzerine Saha Notları” adlı kitabında, demokrasi üzerine düşüncelerini anlatıyor. Demokrasi kavramı üzerinde duruyor, örneklendiriyor. Kitap çok yerinde bir soruyla başlıyor ve düşünmeye çağırıyor
“Çevreci Tip” Sevilla’dan Loç Vadisi’ne Gidiyor
Ispanya Bisiklet Turu /Vuelta, 28 ağustosta Sevilla’da başlıyor.
Bisiklette son yılların en başarılı ülkesi, ne yazık ki kendi evinde o kadar parlak bir organizasyona sahip değil. Bunun birden fazla nedeni var; ama bana sorarsanız en önemlisi, organizasyonun Fransa Turu’ndan sonra yapılıyor olması. Dünya Şampiyonası da dahil olmak üzre hiçbir bisiklet etkinliğinin Fransa Turu’ndan sonra yapılmaması lazım. Zira Fransa, her şeyi o kadar domine ediyor, adrenalini o kadar yükseğe çıkarıyor ki, Paris’teki podyumdan sonra ne yaparsanız yapın kâr etmiyor.
