Ana Sayfa Blog Sayfa 5392

“2 Milyon İstanbullu” 6 Kasım’da Galata Köprüsü’nde..

2 Ekim’de İstanbul’un 23 değişik noktasında buluşarak İstanbul Boğazı’nda yapılması planlanan 3. Köprü’ye karşı çıkmak ve bu uğurda kesilecek olan 2 milyon ağacı savunmak için yaktıkları mumlarla son derece renkli bir eyleme imza atan “2 Milyon İstanbullu”, bu kez de 6 Kasım’da Galata Köprüsü’nde buluşacak.

Yeşiller Partisi’nin öncülüğünde yirmiden fazla semt derneği, meslek odası ve STK, ülkemizde çok fazla örneği olmayan bir tarzda ortak bir eylem yapmışlar ve binlerce İstanbulluyu kentlerinin değerini savunmak üzere bir araya getirmişlerdi.

Geçtiğimiz hafta yapılan toplantıda “2 Milyon İstanbullu” eylemine destek veren kuruluş temsilcileri ve sanatçılar 3. Köprü projesi iptal edilene kadar eyleme devam kararı verdiler. Bu kararlılıkla ilk eylemi 6 Kasım akşamında İstanbul Galata Köprüsü’nde saat 8’de yapmak üzere sözleştiler. Eylem bundan böyle her ayın ilk cumartesi akşamı kentin farklı bir noktasında gerçekleşecek.

2 Ekim’de gerçekleşen ilk eylem ile İstanbulluların dikkatini 3. Köprü için kesilecek 2 milyon ağaca çektiklerini belirten 2 milyon İstanbullu kampanyasının koordinatörü Yunus Muluk, bundan sonra gündeme önce İstanbul’un ulaşım sorununu, daha sonra da uygulanan yanlış kentleşme politikalarını taşıyacaklarını söyledi. Öncelikli hedeflerinin İstanbulluların kentleri ile ilgili kararlara katılmalarını sağlamak olacağını dile getirdi. 3. Köprü gibi İstanbul’un ulaşım sorununa hiçbir faydası olmayacağı aşikar olan bir projeyi durdurmanın ancak kentlilerin kararlı bir direnişiyle mümkün olacağını belirten Muluk bütün İstanbulluları 6 Kasım akşamı Galata Köprüsü’ne gelerek 2 Milyon İstanbullu’dan biri olmaya davet etti.

“Birçok kuruluş 6 Kasım akşamı için yine kendi tarzlarını yansıtacak eylemler hazırlıyor. Bir çok sanatçı da Galata Köprüsü’ne sürprizlerle gelecekler. 2 Ekim eylemi için temas kuramadığımız semt derneklerini ve girişimleri de sürece katmaya çalışıyoruz.” diyen kampanya koordinatörü Yunus Muluk  İstanbullulara yine sivil, şenlikli ve protest bir eylem vaad etti.

(Yeşil Gazete)

Bergama – İnsan Hakları Mahkemesi mahkum etti

0

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Türkiye’yi Bergama’da siyanür kullanarak altın madeni aranması nedeniyle verdiği karara uymadığı gerekçesiyle 1 milyon 817 bin 761 TL tazminat ödemeye mahkum etti.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Bergama ilçesi sınırları içinde siyanür kullanılarak altın madeni aranması nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Türkiye aleyhinde 3 başvurunun yapıldığını belirterek, şöyle dedi: “Bu başvurular sonucunda, Danıştay kararının uygulanmaması bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6/1. maddesinin ve siyanür yöntemiyle altın aranması çalışmaları bağlamında özel ve aile yaşamına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesinin ihlaline karar verildiği, ihlal kararları neticesinde tazminat ve yargılama giderine hükmedildiği, ödemelerin her bir kararın kesinleşmesinden sonra 3 ay içinde Dışişleri Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü’nce, ödeme günü kurları üzerinden toplam 1 milyon 817 bin 761,01 TL olarak yapıldığı bildirilmiştir.”

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Borçlar Kanunu 41 ve devamı maddeleri uyarınca, aleyhine dava açabilecek kusurlu ve sorumlu kamu personeli  AİHM kararları uyarınca yapılan ödemeleri takiben Adalet, İçişleri, Sağlık, Çevre ve Orman, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarıyla yapılan yazışmalar sonucuna göre bulunamadığı için kamu personaline rücu konusunda bir işlem yapılmadığını belirtti.

Türkiye’nin, Danıştay kararını uygulamaması nedeniyle ödediği ceza CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün soru önergesine Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in verdiği yanıt ile ortaya çıktı. (Yeşil Gazete)

Aaa… Kral çıplak!

Dünya da insanın varoluşundan beri sürdürdüğü özgürlük, demokrasi ve insan olma mücadelesinin geldiği şu nokta da artık belli ölçütler oluşmuş durumdadır. Bu ölçütleri olaylara ve yaşanan pratiklere vurduğumuzda bizim bu mücadelenin neresinde olduğumuz sonucu da kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu ölçütler basitçe şunlardır.

1-Devletin ya da merkezi idarenin sosyal dayanışma ağı kısmı hariç küçültülmesi, hatta mümkünse sosyal dayanışma ağının sivil toplum tarafından örgütlenip devletin yok olmasına taraftar olmak.

2- Hak ve özgürlükler alanının herkes için mümkün olabildiğince genişletilmesine çalışmak.

3- Toplum içinde kendisinden olmayan, yabancı, farklı etnik, görüş ve kimlikte olanların o toplumdaki her bireyle eşit şekilde haklarını kullanılabilmesini savunmak.

Söylediğimiz ölçütleri yaşanan pratik gelişmelerde, kendi savunduğumuz görüşlere uygularsak bu mücadelenin neresinde durduğumuz sorusuna da bir cevap vermiş oluruz.

Bu açıdan baktığımızda insanların içinde bulundukları toplumda yönetime katılmaları, kendisini yönetecekleri belirlemeleri temel haklardandır. Olmazsa olmazlardandır.

HSYK’da yapılan değişiklikler sonucu 12.000 i aşkın hakim ve savcının kendi özlük işlerini yönetecek olan temsilcilerinden bir kısmını seçmesini bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Bu anlamda bu seçime karşı çıkmak bunlar kendisini yönetecekleri seçme ehliyetine sahip değildir, onların yerine bazı akil adamlar onları yönetebilir anlamına gelmektedir. Ki bu görüş halk cahildir onlar yanlış seçim yapar görüşünden bile daha vahimdir. Çünkü bahsedilen kitle, üniversite eğitimi almış, yıllarca hakimlik ve savcılık yapmış, belli kültür ve birikime sahip olduğu tartışılamayacak bir insan topluluğudur. Hepsi toplumsal yapı içinde çok önemli görevler yürütmekte olan ve toplumsal gelişmeleri en yakından izleyebilecek ve kandırmacalara, aldatılmaya, birtakım ufak çıkarlarla satın alınmaya uygun olmayan bireylerdir.

Tüm bunlara rağmen bu kişilerin kendilerini yönetecekleri seçebilme hakkına karşı çıkmak bizim yukarıda anlattığımız ölçütlere vurulduğunda insanın demokratlık sınıfında sınıfta kalmasına yol açar, insanın özgürleşme mücadelesinde mücadelenin karşısına atar.

Şimdiye kadar onları temsil ettiğine toplumu inandırmaya çalışan Yüksek Yargıdan oluşmuş derneklerin seçimlerde destekledikleri adayların aldıkları oy da ne kadar temsil yetenekleri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü bu yüksek kastın mensupları aslında meslektaşlarını değil statükoyu ve kast sisteminin aynen sürmesini savunanları, devletin her şeye karar veren yapısını savunuyorlardı.

Seçim sonuçlarının gönlünüze göre olup olmaması ayrı bir sorundur, o topluluğun kendisini yönetecek olanları seçmesi ayrı bir sorundur. Bu seçime karşı çıkmak seçimlerde biz seçilemiyoruz hep başka partiler seçiliyor öyleyse seçimler olmasın, birileri bizi (biz iyiyiz ya!) ülke yönetimine atasın demek kadar saçma bir şeydir.

Anayasa değişiklikleri öncesi ve sonrası durumda oluşan gruplaşmalara ve değerlendirmelere baktığımızda bu ölçütler temelinde Özgürlükçü olduğunu söyleyen grup ve kişilerin tavırlarında ağzımdan çıkan tek bir nida var. Aaaaa Kral çıplakmış.

Bu kişi ve kurumlar hiç de özgürlükleri savunmuyor, devletin gücünün azaltılmasından yana değil ve kendinden farklı kişilere tahammülleri yok.

Adlarına ne derlerse desinler bu ölçütlere vurulduğunda sınıfta kalıyorsa bu kişi ve kurumlar, oturup bir daha hak ve özgürlük mücadelesinin neresindeyiz diye bir düşünmeleri gerekir.

Nazım’ın bir şiiri vardır “Yeniden mihenge vurdum inandığım şeyleri, çoğu katıksız çıktı çok şükür” der. Alın size mihenk taşı.

Sizlerin de diyebilmesi umuduyla…

Sağır köpeğin zaferi

İngiltere’de sağır bir köpek, sahibinin ona öğrettiği işaret alfabesi sayesinde terbiye yarışmasında birinci oldu.

Yarışmada işiten rakiplerini eleyen iki yaşındaki Zippy’nin kullandığı özel alfabeyi sahibi Vicky Tate geliştirmiş. Sağır köpek, işaretler sayesinde ‘Otur, koş, buraya gel, getir’ gibi 20 komutu algılayıp uygulayabiliyor. 65 yaşındaki Tate ‘Hareket etme’ emrini verebilmek için sol eliyle burnuna dokunuyor, ‘Bana doğru yürü’ eylemi içinse sol elini yanda tutup parmaklarını oynatıyor. Tate, Zippy’yi yedi aylıkken aldığında bir şey fark etmediğini ancak hiçbir sese tepki vermemesi üzerine test yaptırdığını anlatıyor. Gururlu ‘anne’ “Doktorlar Zippy’nin doğuştan sağır olduğunu söylediğinde paniğe kapılmadım ve hareketleri öğrettim. Çağırdığımda gelmesi için de titreşimli bir tasma yaptırdım. Çok akıllı, kısa sürede bütün işaretleri öğrendi. Eskiden sağır köpekleri uyuturlarmış. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmedi. O benim en iyi dostum” diyor. (Radikal)

Arif Damar hayatını kaybetti

Şair Arif Damar bugün saat 03.00’te kaldırıldığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kalp yetmezliği nedeniyle vefat etti. Damar’ın cenazesi, 22 Ekim Cuma günü Moda Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından İstanbul’da defnedilecek.

Çanakkale’nin Gelibolu ilçesi Karainebey köyünde 1925’te doğan Damar, ilkokulu Çanakkale’de, ortaokulu İstanbul’daki Yenikapı Ortaokulu’nda bitirdi. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrenimini iki yıl sonra bırakan şair, şiir yazmaya orta birinci sınıf öğrencisiyken başladı.

İlk şiiri ”Edirne’de Akşam”, 1940 yılında (şair henüz 15 yaşında iken) Yeni İnsanlık adlı dergide, altında ”Harika Çocuk” diye bir notla yayımlandı.

1944 yılında taşındığı Ankara’da 1950 yılına kadar yaşayan Damar, 1945 yılında Ant Dergisi’nde yayımladığı şiirlerle adını duyurdu. 1944-1947 yılları arasında Atatürk Orman Çiftliği’nde memurluk yapan şair, askerliğini Kayseri ve Sivas’ta sürgün alayında yaptıktan sonra 1950’de İstanbul’a döndü, Mahmutpaşa’da işportacılık yaptı.

1951 Eylülünden 1952 Martına kadar Yeryüzü adlı kültür dergisinin yönetiminde bulunan şair, 15 Kasım 1951’de yayımlanan ”Dayanılmaz” adlı şiirinin ardından gizli örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla 5 Aralık 1951’te tutuklandı. İki yıl cezaevinde kalan Damar, delil yetersizliğinden beraat etti.

Cezaevinden çıktıktan sonra çeşitli işlerde çalıştı. 1969’da Suadiye’de Yeryüzü Kitabevini kuran ve yöneten şair, yayınevinde yasak yayın bulundurduğu gerekçesiyle 1982’de üç ay hapis cezasına çarptırıldı, Bozcaada Tutukevinde yattı. 1984 yılında kitabevini kapatıp kendini bütünüyle yazılarına verdi. 1985 yılında Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı ”Yağmurlu Sokak” adlı romanı yayımlanan şair, en son Cumhuriyet gazetesinde ‘Ayın Şairi’ bölümünü hazırlıyordu.

Damar’ı cezaevine götüren şiiri:
DAYANILMAZ

Gözlerini ölüm bürüdü onların
korkulu rüyalarda uyanıyorlar uykularından.

Günden güne daha cana yakın
günden güne daha yaşanacak hale gelsin diye
her gün daha sağlam
daha usta
daha kahraman ellerle onarılan yeryüzü
eskisinden dar geliyor onlara
eskisinden düşman.

Ne günün ilk ışığı
ne balık sürülerinin ışıldaması suda
ne güneşe uzanan dal
ferahlık vermiyor içlerine.

Çalınan insan emeği yaşatmaz oldu
korkulu rüyalarla uyanarak uykularından
korkunç kararlar verdiler.

Karşı koymazsak eğer
tehlikededir günlük ekmeğimiz
bacamızın tütmesi tehlikededir
evimiz, aşkımız, çocuğumuz
pencerede saksı
kitap sevgisi, insan sevgisi
tehlikededir.

Gözlerini ölüm bürüdü onların
uyumak, uyanmak tehlikededir,
tehlikededir çiçek koklamak
bardakta su, ateşte yemek
bahçede güneş tehlikededir.

Tehlikededir gözbebeklerimiz
Adana’nın pamuğunu yabancılar işliyor
dokuma tezgahları tehlikededir.
İzmir’in üzümü, fındığı Giresun’un
Samsun’un tütünü tehlikededir.
Kapanıyor fabrikalar birer birer
varımız yoğumuz tehlikededir.

Fakat korkunç kararlara ve tehlikelere aldırış etmeden
boy atan başakların şarkısı devam eder
topraktan güneşe avaz avaz.
Çatlayan tohumdaki yaşamak arzusu
her zaman galip, her zaman hür,
dağlardan akan suyun sevinci
her zaman genç, delikanlı
kabına sığmaz…

Dayanılmaz
çocuğunu emziren ananın şefkatine
-yırtıcı, derin-
hilelere, ölümlere karşı gelir
memedeki çocuğun iştahı,
kudreti sonsuz,
dayanılmaz.

Ve sen gözbebeğim
sen erkek sesinle
“İşsiz kalmasın insanlar, öldürmeyelim birbirimizi.” dersin
milyonların içinden
milyonlardan ve gün ışığından uzağa götürülür,
işkence görür,
hapis yatar,
sürgün edilirsin;
sevilecek şeyler değilse de bunlar
DAYANILIR…

Halbuki günden güne yaşanacak hale gelen yeryüzünde
toprağın ve insanoğlunun ümitle yarattığı her şey
çatlayan tohum, akan su,
ana şefkati, çocuk iştahı, insan tahammülü,
hayatı öven şiir,
kardeşliği söyleyen şarkı,
mücadele eden resim,
ve emekçinin yüreği, elleri, hasreti
harbe ve ölüme karşıdır
DAYANILMAZ…

(ajanslar)

Irak’ın doğalgaz sahaları için ihale yapılıyor

0

Irak’taki başlıca üç doğalgaz sahasının işletmesi ve geliştirilmesi için ihaleye gidildi.

Uluslararası ihale, Irak Petrol Bakanı Hüseyin el Şehristani tarafından açıldı.

Şehristani, ihalenin Irak’taki doğalgaz sektörünün geliştirilmesi için çok önemli olduğunu söyledi.

Irak Petrol Bakanlığı Sözcüsü Asım Cihad da ayrıca Şehristani’nin enerji sektörünün istihdam yaratarak ve elektrik ihtiyacını karşılayarak ekonomiyi canlandırabileceğini söylediğini aktardı.

İhaleye Türkiye’den Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Fransa’dan petrol devi Total, Japonya’dan Mitsubishi’nin yanı sıra Rusya, Güney Kore, Hindistan’dan olmak üzere toplam 13 şirket katılıyor.

İhale daha önce iki kez ertelenmişti.

İhalesi yapılan ve Irak’ın batısında yeralan El Enbar ilindeki Akkas doğalgaz sahası, Diyale ilindeki Mansuriye sahası ile Basra’daki Siba sahasının toplam kanıtlanmış rezervi 314 milyar metreküp.

Elektrik sıkıntısı

BM verilerine göre Irak’ta işsizlik oranları, yüzde 28’i buluyor.

İhale sayesinde Irak’ın elektrik ihtiyacının giderilmesi umuluyor.

Savaşlarla altyapısı ciddi zarar gören ülkede, ulusal şebekeden günde sadece bir kaç saat elektrik verilebiliyor. (BBC)

ABD ordusunda eşcinsellik serbest

Amerikan ordusu, eşcinsel olduğunu gizlemeyen kişilerin orduya yazılmalarına ilk kez olmak üzere izin vermeye başladı.

Karar, California eyaletinde bir yargıcın orduda uygulanan “sorma, söyleme” politikasını kaldırmasını izliyor.

17 yıl önce uygulanmaya başlanan “sorma, söyleme” politikasına kadar, eşcinsellerin Amerikan ordusuna katılmaları yasaktı.

Bu politika sayesinde eşcinsel kimliklerini gizli tutan kişiler orduda yer alabiliyor ancak bu bilginin açığa çıkması halinde ordudan atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliyorlardı.

California yargıcı Virginia Philips, bu politikanın, ifade özgürlüğü gibi anayasal haklara aykırı olduğuna karar vererek derhal askıya alınmasına hükmetti.

ABD Başkanı Barack Obama, “sorma, söyleme” politikasının feshedilmesinden yana olsa da, askeri politikalara ilişkin kanunları mahkemenin değil, Kongre’nin belirlemesi gerektiğine inanıyor.

Temyiz talebi

Obama yönetimi, ordudaki eşcinsellerin, heteroseksüellerle aynı haklara sahip olmasını garanti altına alacak yasa değişiklikleri yapmak istiyor.

Karar, ABD’de eşcinsel hakları savunucuları açısından zafer olarak görülüyor.

Bununla beraber ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, orduya yeni alınacak eşcinsel personelin, kararı temyiz ettikleri, dolayısıyla yasağın her an yeniden uygulanabileceği konusunda uyarıldığını bildirdi.

Pentagon ayrıca mahkeme kararının, uygulamada ne gibi sonuçları olabileceğini de değerlendirmeye aldı.

Bu değerlendirme sonucunda eşcinsel olduğunu gizlemeyen askeri personelin sosyal etkinliklerde nasıl bir protokol izleneceğine dair ciddi politika değişiklikleri dahi beklenebilir. (BBC)

Fransa’da greve devam kararı

Fransa’da emeklilik reformuna karşı protestoların bugün de devam etmesi planlanıyor.

Böylece son iki ayda yedinci kez genel greve gidilmiş olacak.

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre dün Fransa genelinde bir milyonu aşkın kişi sokaklardaydı.

Dün grevler nedeniyle ülkede 4 bin benzin istasyonu işlemez hale gelirken gösterilerde protestocularla polis arasında çatışmalar yaşandı.

Başta başkent Paris’te olmak üzere ülke genelinde hava ulaşımı da etkilendi.

Lyon’da bazı dükkanlar yağmalanırken, Paris banliyölerinde de araçlar ateşe verildi.

Tasarıya karşı çıkan petrol rafinerilerindeki işçilerin başlattığı grev, ülkede yakıt sıkıntısına yol açarken, yine demiryolları işçilerinin grevi ulaşımı sekteye uğratıyor.

Ulaştırma sektöründe çalışanlar, greve bugün de devam edileceğini, ancak demiryollarının biraz da olsa işleyebileceğini ifade ediyor.

Öğrenci temsilcileri de emeklilik reformuna ilişkin oylama öncesi daha fazla protesto gösterisi düzenlenmesi çağrısında bulundu.

PROTESTOLARA KATILIM

19 Ekim : 1,1 milyon – 3,5 milyon

16 Ekim : 825 bin – 3 milyon

12 Ekim : 1,2 milyon – 3,5 milyon

02 Ekim : 900 bin – 3 milyon

23 Eylül : 1 milyon – 3 milyon

07 Eylül : 1,2 milyon – 2,7 milyon

(İlk rakam resmi kaynaklara, ikincisi sendikalara dayanmaktadır.)

Fransa’da Senatonun, reform planlarını bugün oylaması planlanıyordu, ancak daha sonra oylamanın haftasonuna doğru yapılacağı açıklandı.

Yakıt sıkıntısı

Fransa genelindeki 12 bin benzin istasyonundan tam olarak kaçının eylemlerden etkilendiği bilinmiyor.

Ancak Exxon Mobil petrol şirketi, durumu “kritik” olarak niteledi.

Ülkenin kuzey-batı bölgelerinde de ciddi yakıt sıkıntısının baş gösterdiği açıklanırken, Uluslararası Enerji Ajansı, Fransa’nın acil durumlar için tuttuğu petrol rezervlerini kullanmaya başladığını duyurdu.

Diğer Avrupa ülkeleri gibi, Fransa’nın en az 90 günlük petrol rezervi bulunuyor. Hükümet kontrolündeki stratejik rezervlerin 60 gün dayanacağı belirtiliyor. Rezervler, Fransa’daki 12 rafineri ve 100 petrol deposuna dağılmış durumda.

Halkın paniğe kapılarak benzin istasyonlarına hücum etmesi nedeniyle geçen hafta satışlar yüzde 50 oranında artmıştı. (BBC)

İngiltere’de 130 milyar dolarlık kemer sıkma programı

İngiltere’de koalisyon hükümeti rekor seviyedeki bütçe açığını kapamak amacıyla bugün, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük kemer sıkma programının ayrıntılarını açıklayacak.

130 milyar dolara varan kesintilerin kamu sektöründe birçok kişinin işten çıkarılmasına neden olacağı belirtiliyor.

Hükümetin, yaklaşık yarım milyon kişinin işini kaybetmesini beklediği ortaya çıktı.

Kesintiler, eğitimden sosyal yardımlara, ulaşımdan güvenliğe birçok alanı kapsıyor.

Borçlanmayı azaltmak için bu kesintilerin zorunlu olduğunu söyleyen hükümet dün de savunma bütçesinde büyük kesintiler açıklamıştı.

Kesinti programı kapsamında BBC Dünya Servisi’nin finanse ediliş biçimi de değiştiriliyor.

Şimdiye kadar BBC Dünya Servisi’nin yıllık 400 milyon dolarlık bütçesini Dışişleri Bakanlığı karşılıyordu.

Bundan böyle Dünya Servisi, BBC’nin iç yayınlarıyla aynı bütçeden finanse edilecek.

BBC, bütçesini televizyon cihazı sahiplerinden alınan yıllık vergiyle karşılıyor.

BBC’nin bütçesi kısılıyor

İngiltere gazetelerine göre, BBC’nin bütçesi yüzde 16 oranında kesilecek.

Dünya Servisi eski genel müdürlerinden John Tusa, BBC genelinde yapılacak kesintilerde Dünya Servisi’ne odaklanılmasının engellenmesi gerektiğini söyledi.

Tusa, Dünya Servisi’nin dünyanın en saygın yayıncısı olmasının tüm BBC’yi güçlendirdiğinin akılda tutulması gerektiğini söyledi. (BBC)

Mediz: Tecavüze ortak olmayın

0

Medyadaki erkek egemen cinsiyetçi söylemi deşifre etmek üzere 2006 yılında kurulan Mediz, Habertürk’te yayınlanan tecavüz skeci ile ilgili bir basın açıklaması yaptı:

Yeniden, Medyaya Çağrı:

Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisinin yapımcı-yayıncılarına ve dizideki tecavüzü komedi malzemesi yapan Habertürk’te yayınlanan Gölgede Muhabbet programını hazırlayanlara ve bu vesileyle tüm medyaya, 2 yıl sonra, bir kez daha çağrımızı yineliyoruz: Kadınlara Yönelik Suçlara, Tacize, Tecavüze Ortak Olmayın!

21.11.2008 tarihli MEDİZ basın açıklamasından: “Kadınlara yönelik, tecavüz gibi cinsel suçların medyada hala pornografik reyting-tiraj malzemesine dönüştürüldüğü, suçun işlenişine dair her tür detaya yer verilen, hatta mağdur kadınların fotoğraflarla metalaştırılarak, haklarındaki tüm detayların ifşa edildiği haberleri, bizler, dehşetle izliyoruz! Ama yalnızca dehşetle izlemekle kalamayız! Başta medya mensupları olmak üzere bu toplumda yaşayan her kişi bu dehşeti sona erdirmekle sorumlu… Suç İşliyorsunuz!…Tecavüzün verdiği hasarı artıracak, tecavüze ortak olacak her tür yayın da kamuya karşı bir işlenmiş bir suçtur!… Tecavüze Ortak Oluyorsunuz!…Başta yöneticiler ve editörler olmak üzere tüm medya mensuplarını bu hususları uygulamak konusunda sorumlu davranmaya, tecavüze ortak olmamaya çağırıyoruz.”

Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisinin yapımcı-yayıncılarına ve dizideki tecavüzü komedi malzemesi yapan Habertürk’te yayınlanan Gölgede Muhabbet programını hazırlayanlara ve bu vesileyle tüm medyaya, 3 yıl sonra, bir kez daha çağrımızı yineliyoruz: Tecavüze Ortak Olmayın!Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisi maalesef internette dolaşan ve yine maalesef çok tıklanan tecavüz görüntüleri ile gündeme geldi. Bu görüntülerin internette nasıl yayıldığına, dizinin yapımcı ve yayıncılarının bununla ilgisi olup olmadığına dair merakımız bir yana bu görüntülerin dolaşımını durdurmak yapımcı ve yayıncıların sorumluluğu değil midir? Bu konuda, yapımcı ve yayıncıların böyle bir tanıtımı etik bulmayarak, müdahale etmesini beklerken Habertürk’te yayınlanan Gölgede Muhabbet programında, maalesef, tecavüzün bir spor aktivitesi gibi kurgulanarak komedi unsuru yapıldığı bir parodi izledik. Bu parodiyi hazırlayanlar, Ali Poyrazoğlu, Habertürk yönetimi ve dizinin yapımcı-yayıncılarına yönelik yeni bir çağrımız yok! Sadece, bu sorumsuzluklarıyla ortak oldukları tecavüz, taciz ve kadınlara yönelik suçların, kadınlarda ve tüm toplumda yarattığı hasarı anlamak için, ilgili istatistiklere, davalara göz atmalarını; bu vakalardan zarar gören, hatta hayatını kaybeden kadınların hikayelerine, onların yakınlıklarının tanıklıklarına kulak vermelerini öneriyoruz. Ve soruyoruz: gerçekten elde edilen reytingin bu kadar kadının hayatına değdiği kanısında mısınız?

MEDİZ – Kadınların Medya İzleme Grubu

(Yeşil Gazete)