Ana Sayfa Blog Sayfa 5353

Futbolda ırkçı tezahurata yine ceza yok

Pazar günü oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçı öncesinde çıkan olaylarla ilgili kulüplere verilen cezalar kamuoyuna açıklandı. Kulüplere saha kapatma, seyircisiz oynama ve para cezaları verilirken TFF Bursasporluların ırkçı tezahüratlarına karşı, talimat olmasına rağmen, yaptırım uygulamadı.

Tribünlerde ırkçı tezahüratlara yaptırım uygulanmıyor. Geçtiğimiz Pazar günü Beşiktaş ile Bursaspor arasında oynanan maç öncesi taraftarlar arasında çatışma çıkmış, ikisi bıçakla olmak üzere dört kişi yaralanmış, maç esnasında Bursasporlu taraftarların Beşiktaş amigosu Alen Markaryan üzerinden Ermeni vatandaşlara “Ermeni k… Beşiktaşı Destekler” sloganları atması spor kamuoyunca çatışmayla aynı şiddette kınanmıştı. Ancak PFDK’nın açıkladığı ceza kararlarında, FIFA ve UEFA direktiflerine rağmen bu tezahürata karşı yaptırım yer almadı.

Kamuoyunun, Türkiye’de futboldan sorumlu yöneticilerin, kulüpler ve emniyetin olayların baş sorumlusu olduğunu kabul ettiği çatışmalar sonrasında Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) beklenen cezaları açıkladı. Beşiktaş iki maç dış sahada oynama ve küfürlü tezahürat ile reklam uygulaması nedeniyle para cezaları aldı. Bursaspor ise sahasında iki saha olayları nedeniyle maç seyircisiz oynayacak. Geçen sezon Diyarbakırspor kulübü ve taraftarına PKK üzerinden tezahüratta bulunan Bursasporlulara Beşiktaş maçının ardından sadece saha olayları nedeniyle ceza verildi.

TFF ırkçılığa karşı yaptırımı talimatla belirlemiş

Türkiye Futbol Federasyonu, geçen sezon Bursaspor-Diyarbakırspor maçında yine Bursaspor taraftarının ırkçı tezahüratları ve tutumları karşısında Disiplin Talimatı’nın 52. Maddesine yeni fıkra eklemişti. “Çirkin ve Kötü Tezahürat” başlığı altına eklenen 12. fıkranın tam metni şu şekilde:

“Herhangi bir takımın mensuplarını veya taraftarlarını aşağılamak, tahrik veya taciz etmek amacıyla; etnik veya bölgesel ayrımcılık içeren ya da herhangi bir takımın mensuplarını veya taraftarlarını suç failleri veya suç örgütleriyle özdeşleştirecek şekilde toplu olarak ve devamlılık arz eden bir biçimde tezahürat yapılması ya da bu içerikte pankart açılması veya benzeri eylemlerde bulunulması halinde sorumlu kulübe ilk ihlalde; Süper Lig için 160.000.-TL’den 320.000.-TL’ye kadar, 1. Lig için 50.000.-TL’den 100.000.-TL’ye kadar, 2. Lig için 20.000.-TL’den 40.000.-TL’ye kadar, 3. Lig için 10.000.-TL’den 20.000.-TL’ye kadar para cezası, saha kapama cezası veya seyircisiz oynama cezası eylemin ağırlığına göre birlikte veya ayrı ayrı verilebilir. Anılan yasağın aynı sezon içerisinde ikinci kez ihlali halinde sorumlu kulübe bir müsabakayı seyircisiz oynama cezası ve bir üst paragrafta gösterilen para cezalarının üst sınırı kadar para cezası birlikte verilir. Anılan yasağın aynı sezon içerisinde üçüncü kez ihlali halinde sorumlu kulübe iki müsabakayı seyircisiz oynama cezası ve bir üst paragrafta gösterilen para cezalarının üst sınırının 2 katı kadar para cezası birlikte verilir. Anılan yasağın aynı sezon içerisinde dördüncü kez ihlali halinde ve takip eden her ihlalde sorumlu kulübe üç puan indirme cezası verilir.”

TFF maçtaki ırkçı tezahürata karşı yaptırım uygulamamasının nedenini henüz açıklamadı.

Bursasporlular ilk defa ırkçı tezahürat yapmıyor

Ancak kamuoyunun beklediği üzere Bursaspor’a taraftarlarının ırkçı tezahürata karşı herhangi bir yaptırım uygulanmaması dikkat çekti. Bu sezon oynanan olaylı Trabzonspor maçının ardından bu defa Bursaspor TV’de Seda Çapçı adlı spikerin “Dik kaldırım ve Beşevler’de oturan Trabzonlular’a artık hemşehri demeyeceğiz. Maçın sonunda ben Bursa’nın en işlek caddesi Heykel ve Setbaşı’nda bir tane Trabzonspor formalı göremedim” demesi tepki toplamış, tepkiler nedeniyle spikerin işine son verilmişti. Spikerin şoven söyleminin ardından kentte Trabzonsporlularla Bursasporlu taraftarlar arasında çatışma çıkmıştı. Bursasporluların ayrıca Trabzonsporlulara “Pontus”, İstanbul kulüplerinin taraftarlarına “Bizans”, Karşıyaka SK taraftarlarına ise “Yunan tohumu” dedikleri biliniyor.

Trabzonsporlular ise 2008 yılında İstanbul’da gerçekleştirdikleri TFF’yi protesto eyleminde “Ermeni Oğuz’a Trabzon’da Soykırım” sloganı atmışlardı.

UEFA ırkçılık karşısında net

TFF Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nin (UEFA) üyesi olarak, birliğin uygulama ve kararlarını takip etmek ve kendi uygulama alanına taşımak zorunda. UEFA’nın sahada ve tribünlerde ırkçılığa karşı programlar ve kampanyalar gerçekleştiriyor. “Irkçılığa Karşı Birleş” kampanyası UEFA’nın ırkçılık karşıtı en etkin kullandığı kampanya olarak dikkat çekiyor. Kampanya için Bu sezon UEFA Avrupa Kupası ve Şampiyonlar Ligi ilk karşılaşmalarında (2 ve 14 Ekim 2010) Bursaspor, Trabzonspor, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş, Avrupa’da Irkçılığa Karşı Futbol’a (FARE) ait tanıtımlarla sahaya çıkmışlardı. FARE bu sezonki evrupa maçlarının ilk haftasını eylem günü ilan etmişti.

Çarşı’dan da ırkçılığa tepki

Diğer yandan Beşiktaşlı taraftarlar amigoları Alen Markaryan için ve onun üzerinden Ermeni vatandaşlara karşı, karşılaşmadaki Bursasporlu taraftarlar tarafından yapılan ırkçı tezahürata karşı kampanya başlattı. Çarşı grubu, grubun forum sitesi Forzabeşiktaş’ta ırkçı tezahürat için ceza uygulanmamasına tepki olarak tartışma başlattı. Buna göre Çarşı’nın, kulüpten tarafsız saha maçlarının Diyarbakır’da gerçekleştirilmesini oynanmasını talep etmesi bekleniyor. Ayrıca, Beşiktaşlılar UEFA Avrupa Ligi grup son maçı olan İstanbul’da oynanacak Rapid Wien maçında ırkçılık karşıtı pankart ve slogan hazırlamayı planlıyor. Beşiktaşlı taraftarlar forumda paylaşılan mektupla UEFA’ya da TFF’yi şikâyet etmeye başladı.

Bahçeli ve Kuzu’nun dinmeyen 68 sancısı…

AKP’li Kuzu son dönemde yumurtalı protestolarda bulunan üniversite öğrencilerinin amacını açıkladı: “Orduyu harekete geçirmek” (!) Kuzu, “Eğer böyleyse dayak yerler yazık olur” dedi. MHP lideri Bahçeli ise öğrencilerin “68’deki gibi olayların içine çekilmeye çalışıldığını” söyledi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekili Burhan Kuzu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde önceki gün (8 Kasım) bir grup öğrencinin yumurtalı protestosuna uğramasını “68 kuşağı” ile ilişkilendirdi.

“68 kuşağı memleketin başına bela olmuştur. 71 muhtırasını verdiren o nesil 12 Eylül’ü yaptırmıştır. Ama sonuçta binlerce genç perişan olmuş, gençler asılmıştır. Sonunda asker de yıpranmıştır.”

NTV’ye konuşan Kuzu, 68 öğrenci olaylarının amacının “orduyu harekete geçirmek” olduğunu savunmuş ve “Ordu’nun artık darbe yapacak hali yok. Bu çocukları öne sürerek niyet buysa yazık olur… Bu çocuklar dayak yer yazık olur” demişti.

Bahçeli: 68 olaylarından ders alınsın

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de öğrenci olaylarının, 1968 olaylarının tekrarı haline gelmemesi gerektiğini belirterek, “ders alınmasını” istedi.

Ankara Sheraton Otel’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Bahçeli, son öğrenci olaylarıyla ilgili olarak, şöyle konuştu:

“Öğrenciler, konuşmalarda bulunacak olan değerli siyasileri dinlemeden daha başlangıçta bir tepki ortaya koyduklarına göre, anlaşılıyor ki bir kesim gençlik yine 68 yıllarına benzer olayların içerisine doğru çekilmeye çalışılıyor. Türkiye’yi belli amaçlara yönelik anarşi ortamına sürüklüyorlar ise Türkiye bu tecrübeye sahiptir.

Öğrenci kardeşlerim başta olmak üzere aileleri onlara yardımcı olmalı, üniversite hoşgörüyle yaklaşmalı, siyasi iktidar da talepleri dışlamak yerine görüşmeyi tercih etmelidir. Sayın Başbakan’ın bu öğrencilerden birkaç temsilciyi alarak görüşme eğilimi zannediyorum birçok şeyin önünü kesebilir.” (Bia)

TÜSİAD: Gençlik muhalefet demektir

TÜSİAD Başkanı Boyner, kamuoyunda son birkaç gündür öğrencilerin protesto amacı ile yumurta atma tartışmalarına değinerek, gençliğin muhalefet demek olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısının açılışında konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, son öğrenci olayları ve (yumurta atmak şiddet midir, değil midir?)” sorusuna indirgenen tartışma ile ilgili bir kaç şey söylemek istediğini kaydetti. Kendisinin bu konuya biraz farklı yönden bakacağını belirten Boyner, ”Sayın Kuzu ve Sayın Batum’un maruz kaldığı durumu, onaylamak mümkün değil.” diyen Boyner, ancak gençlere iğne batırırken, kendilerine çuvaldız batırmaları gerektiğini söyledi.

”Yarınlar gençlerin” dediklerini işaret eden Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Hepimizin, ama hepimizin bir kez düşünmesi lazım. Gençlerimiz niçin öfkeli? Gençlere nasıl bir gelecek devrediyoruz? Genç işsizliği ortada. Gençlerin eğitimle ilgili kaygıları yeterince cevaplanamıyor. (Bu olayların arkasında örgütler var. Bunlar öğrenci bile değil) gibi argümanlar veya daha fazla polis gücünü okullara sokarak yasaklar getirmek çözüm mü? Gençleri yeterince dinliyor muyuz? Onlara özgür düşünmeyi, özgür ifade etmeyi öğreten, bağımsız üniversiteler verebiliyor muyuz?

Unutmayalım ki, gençlik muhalefet demektir. Bizim tartışan, konuşan, sorgulayan gençlere ihtiyacımız var. Ben genç arkadaşlarımıza taleplerini ifade biçimleri tercihlerinde yanlış tarafa düşmemeleri için eylemlerinde şiddete başvurmamalarını önerebilirim. Ama bizlere, iş dünyasına, kanaat önderlerine, siyasetçilere, yöneticilere düşenin de anlayış, empati ve diyalog kurma çabası olduğuna, tüm kalbimle inanıyorum. Susturma, azarlama, biber gazı, dayak, etiketleme ve yasaklama değil.”

Ayrıca bazı öğrencilerin cürümleri ile kıyaslanamayacak ağırlıkta cezalara çarptırılmalarının, artık çoktan geride bıraktığını umdukları ceza fetişizmden muzdarip, pederşahi bir otorite anlayışını çağrıştırdığını belirten Boyner, bunun da demokrasiye yakışmadığını ve sığmadığını söyledi. (aa)

Tabiat -YOK ETME- Kanunu Meclis’te

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu, Meclis’te görüşülmeye başlandı… Tasarıya karşı çıkan 80’in üstünde sivil toplum kuruluşu adına 15 temsilci de Meclis’teydi.. İtirazların ana gerekçesi hidroelektrik santraller ve doğal sit alanları..

İkizdere Vadisi’nin, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından doğal sit alanı ilan edilmesi, bölgeye 22 hidroelektrik santral inşa etmenin yolunu kapattı…

Ancak mecliste görüşülen tabiatı ve çeşitliliği koruma kanunu, heslerin önünü açabilir..

Zira yasada, doğal sit alanı ilan etme yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığı’nda oluşturulacak Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu’na devredilmesi öngörülüyor..

Tasarı hakkındaki görüşmelere Meclis Çevre Komisyonu’nda başlandı…

İlk toplantıda söz hakkı sivil toplum kuruluşlarınındı…

Tasarıya karşı çıktılar…  Enerji turizm ve maden sektörlerinin bu yasa ile koruma altındaki alanların tehdit edeceğini vurguladılar…

Çevre bakanlığı müsteşarının başkanlık edeceği Biyolojik Çeşitlilik Kurulu’nda, akademisyen ve stk temsilcisi sayısının yetersiz olması da  eleştirilerin odak noktasıydı.

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu şunları söyledi: “Kurul ciddi bir bürokrat ağırlığına sahip hükümetlerin atadığı bürokratlar tarafından karar verilmesi doğru değil sivil toplum kuruluşları yasa tasarısının  geri çekilmesini istedi…” (NTV)

Eşek arıları güneş enerjisi topluyor

Bilimadamları, bir tür eşek arısının güneş enerjisi toplama yeteneği olduğunu keşfetti.

Yakın Doğu ve Hindistan arasında yaşayan ‘oryantal eşek arıları,’ günün en sıcak saatlerinde hareketli oluyor.

Diğer arı türlerinin ise en hareketli oldukları zaman sabah saatleri.

Bilimadamları uzun süredir yuvalarını yer altında yapan bu arı türünü inceliyordu.

Keşfi yapan ise İsrail ve İngiltere’den araştırmacıları bir araya getiren bir grup oldu.

Tel Aviv Üniversitesi’nden doktor Marian Plotkin’in önderliğindeki grup, bu eşek arısı türünün ise midesindeki özel bir yapı sayesine güneş ışığını yakaladığı ve daha sonra pigmentler aracılığıyla enerjiyi kullandığı keşfetti.

Bu keşif aynı zamanda böceklerin metabolizmasına dair mevcut varsayımları da değiştiriyor.

Bugüne dek, böceklerin metabolizmasının çoğu karın çevresinde depolanan yağlar ile çalıştığı düşünülüyordu. (BBC)

Eşcinsel mültecilere penis testi AB’yi karıştırdı

Avrupa Birliği’nin önde gelen insan hakları dairesi, eşcinsel olduğunu söyleyerek iltica başvurusu yapanların maruz kaldığı tartışmalı bir uygulamadan dolayı Çek Cumhuriyeti’ni sert dilde eleştirdi.

Sığınma başvurusu yapan erkeklerin gerçekten eşcinsel olup olmadığını çözmek için penislerine bağlanan sensörlerle porno film izletildiği bildiriliyor.

AB Temel Haklar Dairesi, Çek Cumhuriyeti’nin ”cinsel tahrik” testi uygulayan tek AB ülkesi olduğunu söyledi.

Test sırasında heteroseksüel porno gösterilen erkeklerin penislerindeki kan dolaşımı ölçülüyor ve sertleşme yaşayanların eşcinsellikleri konusunda yalan söylediğine karar veriliyor.

Temel Haklar Dairesi, yapılan testin ne kadar doğru sonuç verdiğinin bile tartışılır olduğunu açıkladı.

Test, eşcinsel olduğu için ülkesinde zulme uğradığı gerekçesiyle iltica başvurusunda bulunanlara uygulanıyor.

Çek Cumhuriyeti’ni eleştiren yetkililer, uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu, çünkü ”bir bireyin en mahrem yerine fiziken müdahale edildiğini” söylüyorlar.

Çek İçişleri Bakanlığı, sığınma başvurusu yapanlar üzerinde ”fallometrik test” olarak bilinen uygulamanın bugüne dek 10 vakayı bile geçmediğini açıkladı.

Çek hükümeti, testin her zaman ”bireyin izni dahilinde ve uzmanlar gözetiminde” gerçekleştiğini söylüyor.

Konu, Almanya’da bir mahkemede görülen İranlı bir mültecinin Çek Cumhuriyeti’ne iadesiyle ilgili davada gün ışığına çıktı.

Mahkeme, eşcinsel mültecinin sözkonusu teste tabi tutulması riskinden dolayı Çek Cumhuriyeti’ne iadesini reddetmişti. (BBC)

Harç gösterilerinde Prens Charles’ın aracına saldırı

0

İngiltere’de hükümetin üniversite harçlarını neredeyse üç katına çıkarma planlarını protesto için yapılan eylemlerde, veliaht Prens Charles ile eşi Düşes Camilla’nın aracı da saldırıya uğradı.

Aracın camlarından biri kırılırken çiftin saldırıdan yara almadan kurtulduğu açıklandı.

Londra polisi, başkenti savaş alanına çeviren protestolarda 50’den fazla kişinin yaralandığını açıkladı.

Polisle çatışan göstericiler, aralarında maliye bakanlığının da bulunduğu bazı resmi binalara saldırırken, çok sayıda dükkanın da camları kırıldı.

Meclis’ten onay

Bu arada, harçları artıran düzenleme İngiliz parlamentosu Avam Kamarası’ndan 21 oy farkıyla onay aldı.

Önerge, koalisyonun küçük ortağı Liberal Demokratlar’ı bölerken, 21 Liberal Demokrat milletvekili hayır oyu kullandı, 8 milletvekili ise ya çekimser kaldı ya da oylamaya katılmadı.

Liberal Demokratlar’ın parlamentoda 57 sandalyesi var.

Yeni düzenlemeye göre İngiliz üniversiteleri öğrencilerden yıllık an fazla 14 bin dolar öğrenim harcı talep edecek ve yeni uygulama 2012-2013 öğrenim yılında yürürlüğe girecek.

Ülkede yüksek öğrenim harcı şu an 5 bin dolar civarında.

Öğrenciler, bu harçlar için devlete borçlanabiliyor. Yeni düzenlemeyle öğrencilerin borçlarını yılda 30 bin dolar para kazanmaya başladıkları zaman ödemeleri öngörülüyor. (BBC)

Beyinde Beylerin Cinayet Var! – Ali Önder Biter

İnsan değil de ağaç olsam…

Dallarımın arasından rüzgârlar esse,

Yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa!

Mevsimleri yaşasam…

Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.

Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar…

Böcekler, karıncalar yollansalar içime…

Çürütseler oralarımı,

Ballarım, sakızlarım olsa

Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa…

Ben bunları hiç bilmesem,

Sadece ağaç olsam…(Erkan Oğur)

Her bahar oradan yürüyerek geçmek, erguvan ağaçlarının gövdesinde insanı deli eden pıtır pıtır filizlenen tomurcukların yarattığı muhteşem güzellik karşısında bağıran ben, keşke erguvan olsam…

Nafile… Beylerbeyi’nde artık erguvan olamazsın. Olsan olsan kavşak olursun, alt geçit olursun, üst geçit olursun, yan geçit olursun. Bak geçit diyorum ama o da yalan. Sadece pano olursun, boydan boya. Saklamak için cinayetleri. Ne de olsa pek matah değil yapılan. Binlerce, on binlerce insan geçiyor. Saklamak lazım onlardan.

Panolara hayallerimizi işlemişler bir güzel. İnsanı kendinden geçiren bir ferahlık bir genişlik bir yeşillik.

Biz sizden bir şey istemiyoruz, sadece ağaçlarımızı istiyoruz.

Sahi yaptığınız hangi kavşak, hangi geçit, hangi viyadük çare oldu. Şunu desenize harbiden: “Yollara daha çok taşıt çıksın diyedir düşüncemiz, derdimiz.”

Derdiniz bize ölüm beyler. Beyninizde cinayet var. Beylerbeyi’nde katliam var.

Ali Önder Biter

Bir Beylerbeyi sakini

VEGAN’ım… VEGAN’sın… VEGAN – Pınar Sevginer

VEGANism bir DİN DEĞİLDİR, felsefedir.

Ancak din kadar güçlü bir inançtır. VEGANism Ateism’le, asla, eşdeğer değildir.

VEGANism: Tanrı’nın yarattığı yer cana saygı duymak, sevmek, merhamet etmektir.

VEGANism’de vicdan öndedir… Her canlı için, acı çekmeme hakkını savunu vardır… En kutsal hak olan yaşam hakkı önünde eğilmek vardır… Sevgi vardır, şefkat vardır, acıma duygusu, merhamet etmek vardır…

VEGAN’lık, sözlük anlamıyla, katı vejetaryen olmaktır…
Et ve süt ürünlerini (süt, peynir, yumurta, yoğurt -bal dahil-) tüketmemektir. HAYVAN ET’ine; CİNAYET, SÜT’üne; EZİYET olarak bakmaktır. Masum hayvanların üstünden yüzülen deri, kürk ve yünü kullanmamaktır… Bir hayvanın bedeninden acıyla çıkartılan postunu ayakkabı, çanta ve mont olarak kullanmayı red etmektir. Hayvan üstünde deney yapılan her türlü kozmetik ürününü kullanmayarak, hayvan deneylerini işkenceli ölümler olarak görmektir…

VEGAN olmak; türcülük yapmadan tüm hayvanların acı çekmeme hakkını savunmak ve en kutsal olan yaşam hakkına saygı duyarak yaşamaktır.

Acı çekme ve hissetme yetisi olan tüm canlılara kucak açmaktır VEGAN olmak…

Gözü, kalbi ve beyni olan hiçbir canlıya fiziksel ve ruhsal olarak acı yaşatmamaya yemin etmektir VEGAN olmak…

Katledilen hayvanların acısının bir parçası olmamaktır VEGAN olmak…

Zaman zaman yalnız başına kalsan da… dışlansan da… kırılsan da… HAYVANLAR UĞRUNA MÜCADELEDEN VAZGEÇMEMEyi gerektirir VEGAN olmak…

Pınar Sevginer
Yönetmen – VEGAN aktivist

En çok rüşvet verilen ülkeler arasında Türkiye de var

Çeşitli  araştırmalara göre, dünyada yılda ortalama 1,5 trilyon dolar rüşvet dağıtılıyor. Merkezi Berlin´de bulunan Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün bugün açıklanan son raporunda, en çok rüşvet verilen ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor. Bu arada Almanya’da ortaya çıkan bir rüşvet skandalı, Türkiye bağlantısıyla gündemi belirliyor.

Uluslararası Saydamlık Örgütü Transparency International, dünya çapında yolsuzlukla rüşvet-devlet ilişkisini araştırıyor ve yıllık raporlar hazırlıyor. 2010 raporuna göre, rüşvet küreselleşmeye paralel hemen her ülkede artıyor, bazı ülkelerde ise kontrölden çıkmış bir boyutta, almış başını gidiyor.

86 ülkeden toplam 90 bin kişinin rüşvetle deneyimleri sorularak yapılan araştırmada, dünya genelinde rüşvetin en yaygın olduğu ülkeler arasında Kuzey Afrika ülkeleri başı çekerken, Afganistan, Nijerya ve Irak’da ilk sıralarda yer alıyor. Ayrıca Hindistan, eski Sovyet cumhuriyetleri ve Asya’nın bazı ülkelerinde de rüşvet son derece yaygın, birçok bürokratik işlem rüşvet verilmeden yapılamıyor.

Özellikle sağlık sektörü, polis ve vergi dairelerinde rüşvetin artığını açıklayan Transparency International, araştırmanın en çarpıcı sonucunun AB ülkeleri ile bağlantılı olduğu görüşünde. Buna göre, AB ülkelerinde yaşayan ve araştırmaya katılanların yüzde 73’ü son yıllarda rüşvet sorunun arttığı görüşünde. AB vatandaşlarının yüzde 5’i ise son 12 ay içinde rüşvet ödemek zorunda kaldığını açıkladı. ABD’de de benzer bir oran söz konusu.

Türkiye ile ilgili sayılar da pek iç açıcı değil. Geçen yıl rüşvet listesinde 61. sırada olan Türkiye, bu yıl ise 86 ülke arasında 56. sırada. Transparency International sözcüsü Jana Mittelmayer, Türkiye’nin beş sıra yükseldiğini, ancak puan olarak ilerlemediğini belirtiyor ve durumunda büyük bir ilerleme olmadığını vurguluyor. Türkiye’de kurumsal düzeyde rüşvet ve yolsuzlukla mücadele yaklaşımların yetersiz kaldığını açıklayan Jana Mittelmayer, Türkiye’nin OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi’ni imzalayan bir dizi ülke gibi sözleşmeyi sadece sınırlı uyguladığını görüşünde. Bu arada rapordaki sayılarda, Türkiye’de son 12 ayda rüşvet verdiklerini söyleyenlerin oranı yüzde 19 olarak belirtiliyor.

Öte yandan Almanya’nın en büyük bankalarından olan Nordbank’ın adının karıştığı rüşvet skandalının yankıları sürüyor. Denizcilik alanında dünya çapında kredi ve finansman konusunda en büyük bankalar arasında yer alan NordBank, denizcilik sektöründe faal Türk şirketlerine de yıllardır kredi sağlıyor.

Alman medyasında yer alan haberlere göre, NordBank 2003 yılında, borçlarını ödemediği için gemilerine el konan Karahasan adlı Türk gemicilik işletmesinin bankaya karşı açtığı davayı kendi lehine çevirebilmek için Türkiye’de toplam 3,6 milyon Euro rüşvet dağıttı. Banka yetkililerinin idaalarına göre, şirketin mali işlerini takip eden Prevent adlı aracı bir firma, bankadan izinsiz ve habersiz bir şekilde parayı yargıçlara ve bir de adı açıklanamayan bir siyasetçiye verdi. Ancak Alman basını rüşvetin şirket kayıtlarında ‘nargile’ adı altında belgelendiğini ve yönetimin rüşvetten haberdar olduğunu ortaya çıkardı.

Banka yönetimi mali denetim sonrasında kendini ihbar eteme yoluna giderken, konuyla ilgili son haberlere göre, NordBank şimdi de Prevent firmasına karşı, verilen rüşvetin geri ödenmesi amacıyla dava açmayı planlıyor. Nordbank yetkilileri, aynı şekilde Türk yargısına karşı da, rüşvet alarak kendi kendi aleyhlerine karar aldığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bir dava açmayı amaçlıyor.

Uzmanlar, rüşvet skandalı nedeni ile ‘köşeye sıkışan’ bankanın, bir nevi karşı saldırıya geçtiğini söylerken, bankanın merkezinin bulunduğu Schleswig Holstein Eyaleti Parlamentosu ise, skandalın tüm ayrıntılarının ve sorumlularının ortaya çıkarılması amacıyla araştırma komisyonu kurulmasını hedefliyor. (voanews)