Ana Sayfa Blog Sayfa 5343

İlk korkusuz insan bulundu!

Iowa Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, beynin amigdala adlı bölümüne sahip olmayan bir kadının, bilinen ilk korku hissetmeyen insan olduğunu açıkladılar. Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre kadın, yılan ve örümceklerle karşı karşıya kaldığında kayıtsız kalıyor ve en başarılı korku filmlerini dahi umursamıyor.

Beynin her iki tarafında da badem şeklinde gri bir kütle olan amigdalanın duygusal öğrenmeyle olan ilişkisi uzun süredir biliniyor. Hayvanlarla yapılan daha önceki deneyler, beynin bu kısmının alınması halinde hayvanların korku hissetmediklerini gösteriyordu.

Araştırmaya konu olan kadının çocukken korku hissini yaşadığı, dolayısıyla bazı durumların korkutucu olması gerektiğini bildiği belirtiliyor. Ancak yetişkin olarak bıçakla tehdit edilen ve kendisine silah doğrultulan kişi, bu durumlarda korku hissetmemiş.

Deneyler sırasında tarantula ve zehirli yılanlara dokunan kadın, araştırmacılara böyle durumların kendisinde yalnızca merak uyandırdığını söylüyor. Araştırmacılar kadın üzerinde yapılacak çalışmaların beynin korkuyu nasıl algıladığına dair ipuçları vereceğini umuyorlar.

Bu bilgilerin travma sonrası bozukluk yaşayan, çatışma bölgelerinde görev yapan askerler gibi grupların tedavisine yardımcı olabileceği düşünülüyor. (BBC)

Yumurtalı protesto tarihi – Tan Morgül

Birden çift sarılı bir demokrasi tartışmamız oldu: Kimleri yumurtalamak haklı bir protestodur? Hararet sürerken ‘fırlatmalı’ eylemin tarihine bir baktık; Roma devrine kadar uzandık.

Hanna Arendt’in emek, iş ve eylem üçlemesiyle kutsadığı ‘vita activa’nın (aktif hayat) temel kaidelerinden biri de ‘eylem’ olunca, aksiyon gördüğümüz yerde, önce insan gördüğümüze kani olmak durumundayız. Yoksa hayatını isyan ederek değil, isyan edenlere efelenerek geçiren zihniyetten ‘patolojik’ eylem analizlerini dinlemek yerine işin erbabına başvurmak, ‘insanlık durumu’nu anlamak için bire bir.

Ne oldu: Başbakan rektörlerle toplandı, şehir sokakları bir kez daha meşum hadiselere doyamadı. Benzinlikte öğrenci sıkıştırıp şehre sokmama, peşi sıra ortalığı gaza ve dayağa boğma merasimi de görmeye alışık olduğumuz bir acayiplikti. Tüm bu ‘karşılaşmaların’ vuku bulduğu aktif alanlarda da ne taş ne yumurta ne de başka ‘fena ekipman’ gördük. Öğrenciler bir temiz dayak yedi, bir kadın bebeğini düşürdü; yanlısı, yansızı ile tüm ekranlar da bize yine açık havada sergilenen şiddet ‘mavalı’ okudu. Orantılı mı, orantısız mı, ‘mukatele’ mi, kırım mı, gel de çık işin içinden… Ama buna akıl derler, izan derler, vicdan derler! Haliyle ‘pes!’ demeyi de ihmal etmezler.
Mâziden duruma vâkıfız, bizatihi tecrübe ederek hem de… Velhasıl korkuyoruz, acaba tez zamanda, kamerasız, haliyle vicdansız ortamlarda istikrarlı bir ‘öğrenci avı’ başlatılır mı diye? Maalesef iyi biliyoruz: Bu memlekette öğrenci düşmanlığı muktedirler için her daim lezzetli olmuştur.

Protesto tarifi
Usulden esasa geçebiliriz. İngiliz yazar ve aktivist George Monbiot 17 Mayıs 2001’de The Guardian’daki ‘Yemekle birlikte söyleyin’ başlıklı yazısında, özetle “Bakanlara yumurta atmak demokrasi için iyidir” diyor ve ekliyor “Siyasete kelamınızı sıçratmak istiyorsanız, bunu politikacıların takım elbisesi üzerinde yapın; başka türlü sizi dinlemezler. O yüzden sözünüzü yemekle birlikte söyleyin. Çünkü, ‘yumurta çağı’ndayız…” Kökleri Britanya Krallığı’na dayanan bir protesto biçiminin İngiliz yazara söylettikleri, kesif bir eylem olgunluğunun da göstergesi.
Doğurganlığın sembolü olan yumurtanın protesto malzemesine evrilmesi hakikaten ilginç. Biliyoruz, insan evladı ‘atan bir varlık’. Bizde daha çok ‘daş’ atmak olarak hayat bulan bu aksiyon, Avrupa ‘atma’ tarihinde yumurta, meyve, sebze ve balık olarak sahne almış; tabii, hepsi çürük olmak şartıyla. Ortaçağ’da, yargıçlar tarafından küçük suç işleyenlere layık görülen ve kamusal alanda halkın katılımıyla vuku bulan fırtlatma etkinliğinin temel mottosu ise kişiyi aşağılama ve küçük düşürme. Bu vurgu, 17.yy sonrasında görülmeye başlayan protesto nitelikli atma etkinliklerinin de kaidesini oluşturmaya devam ediyor. Akdeniz ülkelerinde ise yumurta, domates, sebze atımı, İngiltere ve Orta Avrupa’dan farklı olarak daha çok halk festivallerinde huşu ile azmanın parçası…
Ulaştığımız kaynaklardan anladığımız, protest yumurtanın yaşam alanı, Britanya Krallığı’nın hüküm sürdüğü ve iz bıraktığı topraklar. Öte yandan bilinenin aksine, bu yumurtalama geleneği tarihte daha çok, meydanlarda toplaşıp iktidarın suçlu ilan ettiklerini paralayan ‘statükocu’, ‘iktidar yanlısı’ kalabalıkların eylemi olmuş… Hedeftekiler ise insanlık tarihi için münevver pratikler sergileyen ırkçılık karşıtları, hakim dinden kopan papaz ve müminler, sendika liderleri, eylemciler, süfrajetler, ezcümle ortalığa çıktığı anda kültürel-dini-siyasi nedenlerle ‘kitle’ tarafından tepkiyle karşılanan tüm iktidar-dışı camia.
Kıssadan hisse: Yumurtanın makûs tarihi mağdur tepelemek, mağdurun şanlı tarihi ise ayaklanmak. Bu yüzden Spartaküs eline kılıç alırken, son yenilgiden sonra çarmıha gerilen ordusu Romalılar tarafından yumurtalanmış ve sebzelenmiş. Aman ha, ahaliyi kılıç-kalkana sevk etmiyoruz, sadece ‘tarihi pozu’ aktarıyoruz. Baştan tekmil vermiştik: eylem olsun, şiddetsiz olsun, yaratıcı olsun, şenlikli olsun, hayat bayram olsun…

Başka neler atılıyor?
Yakın tarih, siyasal alan ‘atıcılık pratikleri’ ise hem içerik hem de yöntem açısından daha farklı. Misal, uzak maziden farklı olarak (özellikle 68 geleneğinin içini doldurduğu yaratıcı eylem pratikleri vesilesiyle), yeni eylemci hem bireysel hem de kolektif olarak ‘atım’ sürecine dahil oluyor. Yumurtayla yetinmiyor, başka ‘mühimmat’ı da üstüne koyuyor: Ayakkabı (daha Arabik bir etki), organik sebze ve meyve (özellikle GDO karşıtları), çocuk işçi tulumları (Adil ticaret aktivistleri), hayvan dışkısı (hayvan hakları örgütleri), boya (birçok grup tarafından), yumurta (herkes tarafından). Hedeftekiler ise genellikle siyasetçiler, her çeşit bürokratlar, ırkçılar, büyük şirket yöneticileri, vs…
Aktivist geleneğin, eylem alanına kattığı diğer bir protesto ise ‘yakın temas’ uygulanan bir teknik: ‘Pieing’, hadi Türkçeleştirelim, ‘tart’ma. El emeği, göz nuru ile yapılan ‘tart’ın ilgili kişinin yüzüne yapıştırılması şeklinde gerçekleştirilen eylemin dünya çapında bilinen kompetanları da var.

Aktif muktedire mubah mı?
Tarihteki tüm yumurtalı faaliyetin reçetesini tutmak zor elbet. Aktif bir muktediri yumurtalamak şiddet mi değil mi tartışmasını da işin ehillerine bırakalım ve muktedirlere iki sual edelim: Elinde ‘anayasal şiddet yetkisi’ olan kolluğun, performans testini neye göre yapmaktasınız? Gezegenin birçok yerinde (Afrika dahil) eylemle hemhal olduk, ne sayı ne de icraat olarak böylesi bir ‘orantısız vaziyetlenme’ gördük. Hayır, onlar da insan evladı, o bakımdan kıpraşıyoruz.
Son söz yerine: ‘Vita’ yağ değildir, ‘aktiva’ da şampuan değil… Aktif hayatlar eylemden mülhemdir; bu vesileyle sokakları eğlenceli-yaratıcı bir politizasyonla bezenmiş memleketin ileri demokrasisi kendini emekle-işle-eylemle test edecektir, bunu da biliriz…

Kronolojik ‘yumurtalama’ tarihi
* M.S.63 Roma. Titus Flavius Vespasianus, Roma imparatoru olmasından altı yıl önce Hadrumetum’daki ayaklanma sırasında ‘şalgam’ yağmuruna tutularak protesto ediliyor.
* 17.yy İngiltere. Berwick püritanları Durham piskoposunu yumurtalıyorlar.
* 1830 New Hampshire. Plymouth’ta kölelik karşıtı aktivist George Thompson, konuşma yaparken kölelik yanlıları tarafından yumurtalanıyor.
* 1830, İngiltere. Viktoryan dönemin önemli kadın romancı ve gazetecilerinden George Eliot (Mary Anne Evans), Middlemarch (1871-72) romanında, karakteri Mr Brooke’u seçim propagandası sırasında, kalabalığın ‘yumurta yağmuru’na maruz bırakıyor.
* 1839. Massachussets. Kölelik karşıtı bir toplantı, kölelik yanlıları tarafından çürük yumurta yağmuruna tutuluyor.
* 1870’ler İngiltere. William Booth’un kurucusu olduğu, Evanjelist Hıristiyan Kilisesi, ‘The Salvation Army-Selâmet Ordusu’ da misyonu sırasında sürekli yumurtaların hedefinde oluyor.
* 1919, G.Afrika. Britanya Kraliyeti yanlıları, çürük yumurta-balık atarak ve ‘Tanrı Kraliçeyi korusun’ şarkısı eşliğinde G.Afrika’nın İngiltere’den bağımsızlığı mücadelesini yürütenleri protesto ediyor.
* 1958 G.Amerika. Kıtayı ziyaretinde yumurtalanan ABD eski başkanlarından Richard Nixon, bu durumu ‘onlar beni değil Edsel’i yumurtaladılar’ diyerek geçiştiriyor. (Edsel 1958-60 arasında Ford tarafından üretilen ve Amerikan halkından ilgi görmeyen, kötü şöhretli araba markası.)
* Nisan 1968. Columbia-ABD. Kampüs işgali yapan öğrenciler ve destekçileri bir yürüyüş sırasında sağcı öğrenciler, profesörler ve sivil polisler tarafından yumurtalanıyor.

Yakın tarihe bir bakalım
* Mayıs 2007, Moskova. ‘Gay Pride’ yürüyüş talebini dillendiren aktivistlere destek için şehirde bulunan Peter Tatchell, ırkçılar tarafından ‘eşcinsellere ölüm’ sloganları eşliğinde yumurtalanıyor.
k Mayıs 2008, Budapeşte. Microsoft CEO’su Steve Ballmer Budapeşte’deki Cornuvus Üniversitesi’nde konuşma yaparken, izleyici sıralarında bulunan bilişim öğrencisi tarafından ‘Microsoft=Yolsuzluk’ sloganıyla yumurtalanıyor
* Aralık 2008, Ankara. İsrail karşıtı aktivistler Ankara İsrail başkonsolosluğunu yumurtalarken, çevik kuvvet de kalkanlarla buna ‘engel olmaya’ çalışıyor.
* Mayıs 2009, Fransız çok-uluslu şirketi PPR (Pinault Prinetmps Redoute) hissedarları yıllık genel kurulu öncesi, işten çıkartmaları protesto eden çalışanları tarafından yumurtalanıyor.
* Haziran 2009. İngiltere. Irkçı parti BNP lideri Nick Griffin, ırkçılık karşıtları tarafından bir konuşmaya giderken yumurtalanıyor.
* Mayıs 2009, Çek Cumhuriyeti. Sosyal Demokrat Parti’nin seçim kampanyasını yürüten Jaroslav Tvrdik, Fecebook’ta 40 bin kişinin üye olduğu ‘Her şehirde Paroubek’i (Sosyal demokrat parti lideri) yumurtala’ kampanyası kapsamında, yumurtalanıyor. Sebep Avrupa Parlamentosu seçimleri.
* Nisan 2010, Ukrayna. Parlamentoda, Ukrayna karasularındaki Rus filosunun varlığını uzatma konusunda konuşma yapan Volodymyr Lytvyn oturumu açar açmaz, Rusya karşıtı muhalifler tarafından yumurtalanıyor. Muhalifler daha sonra parlemento içine koku bombası atıyor.
* Mayıs 2010, Slovenya. Öğrenciler, Ljubljana’da ‘yarı-zamanlı çalışmaya getirilen kısıtlama yasası’nı protesto gösterileri sırasında, polisi yumurtalıyor.
* Eylül 2010, Dublin. Kitabını imzalamak için kente gelen Tony Blair’e savaş-karşıtları yumurta, ayakkabı ve şişe fırlatıyor. Kitabını imzalatan kadın bir aktivist ise Blair’in yüzüne karşı, ‘yurttaş tutuklaması’ yapacağını söylüyor. Yapamıyor!
* Ekim 2010, Tel Aviv. Obama’nın Netanyahu’ya ‘yerleşimleri dondurması’ konusunda yaptığı baskıyı protesto edenler, Amerikan Konsolosluğu’nu yumurta yağmuruna tutuyor.
* Ekim 2010, İzlanda. Parlamentonun girişinde toplanan göstericiler, binaya girmeye çalışan başbakan, bakanlar ve milletvekillerini yumurtalıyor. Sebep, hükümetin ekonomik krizden sorumlu tutulması.
* Aralık 2010, Londra. Öğrenci gösterileri sırasında, bir yardım etkinliğine katılmak için aracıyla eylemcilerin arasından geçmeye çalışan İngiltere Prensi Charles ve eşi Camilla’nın arabası yumurtalanıyor.

Belarus’ta seçim sonrası gösteriler

Belarus’ta (Beyaz Rusya) pazar günü tamamlanan seçimlerin ardından sayıları 40.000 ‘i bulan

Başkent Minsk'te seçim sonrası protestolar

protestocular başkent Minsk’in merkezine, hükümet binasına yöneldi. 1994’ten beri devlet başkanlığı yapan ve ABD eski devlet sekreteri Condolezza Rice tarafından “Avrupa’nın son diktatörü” olarak tanımlanan Alexander Lukashenko’nun seçimleri %75 civarında bir oy oranıyla kazandığı gayri resmi olarak ilan edildikten sonra Minsk’in hükümet meydanını dolduran protestocular “Belarus için” sloganları atarak seçimlerin demokratik ve özgür bir politik ortamda yinelenmesi gerektiğini dile getirdiler.

Hükümet binasının bazı camlarının kırılmaya başlanmasının ardından bina önüne gelen “isyan polisi” protestocuları uzaklaştırdı. Bu süreçte polisin görece şiddetsiz tutumu, binanın önünde sadece kalkanlarıyla bir duvar oluşturmaları ve önemli kısmını ortayaşlı ve yaşlıların oluşturduğu protestoculara müdahale etmemesi dikkat çekti. (video için tıklayınız )

Bunun yanısıra başkanlığın önemli adaylarından Neklyayev’in ciddi biçimde darp edildiği ve başından aldığı darbeler nedeniyle hastanede tedavi gördüğü bildiriliyor. Neklyayev’in sözcüsü polisin cop ve ses bombaları kullandığını belirtirken CNN’e konuşan gazeteci Alexander Lukashuk’a göre Neklyayev’i dövenler sivil giyimlilerdi. Aynı gazeteciye göre gösteriler sırasında yüzlerce kişi gözaltına alındı ve 20’ye yakın araçla meydandan uzaklaştırıldı.

Belarus seçim komitesi bu seçimler için 1000’in üzerinde bağımsız gözlemcinin akredite olduğunu açıkladı. Ayrıca tüm adaylara devlet televizyon ve radyolarında toplam 1’er saatlik “ulusa sesleniş” paylarının ayrıldığı ve 4 Aralık’ta da 1996’dan beri ilk defa devlet televizyonunda tüm adayların katılabileceği bir açık oturum düzenlendiği belirtiliyor. Diğer yandan muhalefet kendi seçim kampanyalarına baskı uygulandığını, örneğin bazı websitelerinin kapatıldığını, cep telefonlarının bloke edildiğini, ve bazı kampanya yetkililerinin gözaltına alındığını iddia ediyor. Belarus polisi bu konularda yorum yapmıyor.

TSİ gece 12’ye doğru meydan boşaltıldı, ancan hala birkaç yüz göstericinin meydanda olduğu ve bayraklar salladığı bildiriliyor. Gösteriler Belarus’ta 1996’dan beri gerçekleştirilen en büyük protesto özelliğini taşıyor.

Belarus SSCB’den devraldığı sovyet sistemini devam ettiren ender ülkelerden biri. Ülkedeki sanayinin %80’i kamuya ait, özel televizyonlara izin yok. Kimilerince Lukashenko’nun devam ettirdiği devletçi sistemin halk nezdinde ciddi destek gördüğü, %85 civarında katılımın olduğu seçimlerde Lukashenko’nun 4. defa ve %75’in üzerinde oyla seçilmesinin nedeninin de bu olduğu belirtilirken, karşı fikirde olanlar ise Lukashenko’nun otoriter yönetiminin muhalefeti sindirdiği görüşünde.

(CNN, CBC)

Maraş anmasına “Bozkurt” provokasyonu

Kahramanmaraş’ta 1978’de meydana gelen, 111 kişinin öldüğü katliamın yıldönümü nedeniyle Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlenen anma töreni sırasında ‘Bozkurt’ işareti yapan grubun tören alanına doğru yürümesi gerginliğe neden oldu. Arbede çıkarken polis gruba müdahale etti.

Kahramanmaraş’ta 1978’de meydana gelen, 111 kişinin öldüğü olayların yıldönümü nedeniyle Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlenen anma töreni sırasında ‘Bozkurt’ işareti yapan grubun tören alanına doğru yürümesi gerginliğe neden oldu. Polis alarma geçerken, kısa süren arbedenin ardından tören aceleyle tamamlandı ve anma toplantısı yapanlar alandan ayrıldı.

Olayların 32’nci yıldönümü nedeniyle çeşitli illerden gelerek Müftülük Meydanı’ndaki toplu basın açıklaması için toplananlara hitaben konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, ilk kez Kahramanmaraş’ta anma toplantısı düzenlendiğini söyledi.

Balkız’ın konuşması bittikten sonra meydanının Bahçelievler Kavşağı yönünden önce 100 kişilik, daha sonra da daha büyük topluluklar anma toplantısına katılan yaklaşık 1000 kişinin bulunduğu noktaya doğru sloganlar atarak yürüyüşe geçti.

‘Bozkurt’ işareti yapıp tekbir getiren ve ‘Apo’nun p..i’, ‘Burası Maraş buradan çıkış yok’ sloganları atılması üzerine, polis bu grupları durdurup, dağıtmak istedi. Bu sırada direnenler oldu ve bazı kişiler gözaltına alındı, polis biber gazı kullanıldı. Anma toplantısı aceleyle tamamlandı ve katılanlar hızla alandan ayrıldı ve geldikleri otobüslere binip gitti.

Anma toplantısına katılanların protesto etmek üzere meydanın çevresinde toplananların sayısı da 500’ü aştı. MHP’nin bazı il ve ilçe yöneticileri, göstericilerin dağılmasını isteyen konuşmalar yaptı. MHP yöneticileri, bu göstericilerin partileri ve Ülkü Ocakları ile ilgisi olmadığı yönünde açıklama yaptı.

DOSYA YENİDEN AÇILSIN
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız anma toplantısındaki konuşmasında, 1978’deki olayların MİT içindeki bir fraksiyon tarafından provoke edildiğini öne sürdü. Balkız, “Bu provokasyon ile halklar karşı karşıya getirildi.

Katliam dosyası yeniden açılsın, darbeciler yargılansın” dedi. Ali Balkız, şunları söyledi:

“Bu karanlık günlerin sonunda resmi kayıtlara göre Kahramanmaraş’ta 111 kişi katledilmiş, 1000 kişi yaralanmış, 552 ev 289 işyeri tahrip edilmiş, 8 otomobil yakılmıştır. Türkiye tarihine kapkara bir leke sürülmüştür. Bu katliamı tertipleyen karanlık güçler öyle pervasızlardı ki, katilleri değil mağdurları yargıladı. Hedef şaşırttılar. Peki gerçekler nerede? Gerçekler; katliamı yaşayan sağ kalan canlarımızın hafızalarında, mahkeme tutanaklarındaki tanık ifadelerinde, milyonlarca Alevi’nin bilincinde ve hayatlarını kaybeden sevgili canlarımızın mezar taşlarında yazılı. Bugünleri unutmayız. Ne Kerbela’yı unuttuk; ne de Dersim’i, Maraş’ı, Sivas’ı, Malatya’yı, Gazi’yi. Biz Aleviler kin tutmayız, öç almayız, cana kıymayız. İncitilsek de incitmeyiz. Ama incitile incitile incitilecek yerimizin kalmadığının da farkındayız. Bu nedenle örgütleniyoruz. Dernekler Yasası’nın olanaklarını kullanarak kendimizi ifade ediyoruz. Ne Sünni kardeşlerimizin Alevilerle, ne Alevilerin Sünniler ile bir sorunu var. Temel sorun; sistemin devletin biz Aleviler’i görmezden gelmesi yok saymasıdır.”

KAHRAMANMARAŞ OLAYLARI
Kahramanmaraş’ta 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’nda Ülkücü Gençlik Derneği tarafından getirilen ‘Güneş Ne zaman Doğacak?’ filmin sonuna doğru bir patlama oldu. Ardından CHP binalarına saldırılar gerçekleşti. 20 Aralık’ta Alevi ve solcuların çoğunlukla gittiği ‘Akın Kıraathanesi’ne patlayıcı madde atıldı, yaralananlar oldu. Sonraki akşam bir sağ görüşlü vatandaşın evinde patlamada oldu. 21 Aralık’ta Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken silahlı saldırıda öldü. Cenazeler 5 bin kişinin katıldığı kortej halinde Ulu Cami’ye doğru giderken, karşıt gruplar toplanıp ‘Komünistler Moskova’ya’, ‘Katil İktidar’ sloganlarıyla saldırıya geçti. Cenaze korteji dağıldı, cenazeler ortada kaldı. Bu gruplar Aleviler’in yoğun bulunduğu mahallelere saldırırken, olaylar kontrolden çıktı, binalar yakıldı, yağmalandı, sokak aralarındaki çatışmalarda 3 saldırgan öldü. Bunun duyulması üzerine, geç saatlere kadar süren olaylarda, ölü sayısı 111’e çıktı. Sıkıyönetim ilan edildi.

Çorum Belediyesi’nden içki satana ceza gibi zam!: %128

Tatil günleri çalışma harçlarına zam yapan Çorum Belediyesi içki ruhsatı olan yerlere yüzde 128, diğerlerine yüzde 10 artırdı.

Çorum Belediyesi işyerlerinin tatil günleri çalışma harçlarına 2011 yılı için zam yaptı. Yeni tarifeye göre içki satan işyerlerinin harcına yüzde 128 zam yapılırken diğer işyerleri harçları sadece yüzde 10 dolayında kaldı. AKP’li 3 ve CHP’li 2 üyeden oluşan komisyonun muhtelif yerler, fırınlar, bakkallar, marketler, süper ve hipermarketler, kasaplar, kuruyemişçi ve alkollü içki satan yerlerin tatil günlerinde çalışma ruhsat harçları ele alındı. Komisyonun hazırladığı tarife, 3 Aralık 2010 tarihindeki Belediye meclisi’nde oylanarak kabul edildi.

1 Ocak 2011’den itibaren yürürlüğe girecek olan tarifeye göre, içki satan işyerleri için halen 350 lira olan tatil günleri çalışma harcı, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren 800 liraya çıkarıldı. Çorum’da tatil günleri işyeri çalışma ruhsatları fırınlarda 100 liradan 110 liraya, çarşı kasaplarında 200 liradan 220 liraya, mahalle kasaplarının 100 lira olan harçlarını 110 liraya, çarşıdaki bakkal ve marketlerin 150 lira olan harçları 165 liraya, mahalle bakkalı ve marketlerinin 50 lira olan harçlarını 55 liraya, alkollü içki satmayanlar diğer yerlerinin 150 lira olan harçları 165 liraya çıktı.

‘Oybirliğiyle karar verildi’

Çorum Belediye Başkan Yardımcısı Nurettin Karakaya, harçlar konusunda Belediye Meclisi’nin yasal yetkisini kullandığını belirterek, şunları söyledi:

“Kanun, Belediye Meclisi’ne en alt ve en üst limitleri bildirmiştir. Konu, Belediye Meclisi Tarife Komisyonu’nda görüşülerek rapor haline getirilmiştir. Komisyon toplantısına Ak Partili bir üye şehir dışında olması nedeniyle katılamamıştır. Toplantı, her iki partiden ikişer üyenin katılımı ile gerçekleştirilmiş olup tarife oy birliği ile komisyondan geçmiştir. Belediye Meclisi de komisyon raporuna dayanarak kanuni yetkisini kullanmıştır.”

CHP’li üye: Fark edemedik

Tarife Komisyonu’nda üye olarak görev alan CHP Belediye Meclis Grubu Başkan Vekili Sadık Örgel, harçlarla ilgili artışın kendilerine açık bir metin olarak gelmediğini, iyi niyet gösterilerek tarifeyi onayladıklarını söyledi.

Sadık Örgel, “Alkollü yerlerle alkolsüz işyerleri arasında bu kadar orantısız artış olduğunu fark edemedik. Komisyonun önünde artışlarla ilgili açık bir metin yoktu. İyi niyetli davrandık. Orantısız artış yapıldığını anlayınca iyi niyetimizin suiistimal edildiğini anladık” dedi. (t24)

Poyrazköy’de patlayıcı ve bomba bulundu

Beykoz’a bağlı Poyrazköy’deki bir arazide güvenlik kuvvetlerince yapılan kazı çalışmasında 30 kalıp plastik patlayıcı ve 900 mermi bulunduğu öğrenildi.

Keçilik mevkisinde olay yeri inceleme ekiplerinin jandarma eşliğinde detektörler yardımıyla gerçekleştirdiği kazı çalışmasında bulunan patlayıcı madde ve mühimmat emniyete götürüldü.  Kazı çalışmasında, 30 kalıp plastik patlayıcı ve 900 mermi bulunduğu öğrenildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ”şantaj ve askeri casusluk” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında, Gölcük’teki Donanma Komutanlığında yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler arasındaki krokilerin Poyrazköy’de mühimmat gömülen bazı yerleri gösterdiği değerlendirildi. Organize ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, önceki gün krokilerden yola çıkılarak gerçekleştirilen kazı çalışmalarına devam edilecek.

Askeri Casusluk soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen’in talimatıyla Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde yapılan aramada, bir odanın döşemelerinin altındaki gizli bölmede 10 çuval belge ele geçirilmişti. (t24)

Hevjin ırkçılık, milliyetçilik ve transfobiyi tartışıyor

Hevjin LGBTT Diyarbakır Oluşumu’nun süreli yayını Hevjin Dergisi’nin Irkçılık ve Milliyetçilik dosya konulu 3. sayısı ve Transfobi dosya konulu 4. sayısı çıktı.

3. ve 4. Sayının editör yazılarını Fırat Kaya yazdı:

“Irkçılık ve Milliyetçilik Sayısı Editör Yazısı

Irkçılık ve milliyetçilik bir kitle orgazmı çeşidi olarak derinlerde göllenen bir tarihsizlik ve talihsizliğin sözde telafisini taşır. Eril özlemlerin paranoyası; zihni çevreleyen sayısız uyarana karşı hastalıklı bir çoğunluk tarifidir. Onun emanetçiliği ve benzerler arasında kurduğu irrasyonel bağ ötekine potansiyel bir düşmanlığı barındırır içinde.

Tarih bu potansiyelin, iktisadi süreçlerin itkisiyle insanın kanını donduran soykırımlara, hak ihlallerine ve ayrımcılıklara dönüşebileceğini gösterdi/gösteriyor.

Yirmi birinci yüz yılda da ırkçılık ve milliyetçilik bir utanç kaynağı olmaya devam ediyor.

Türkiye gibi vatandaşlığı, Müslüman, Sünni, Kemalist, erkek, heteroseksüel başat kimliği üzerinden çok içeride özetlemiş* bir ülkede ırkçı pratikler yasal sansürün gölgesinde zehirli bir sarmaşık gibi sivil hedefleri kuşatıyor ve karşı milliyetçiliklerin postulatı haline geliyor.

Milliliğin en tehlikeli tarafı aslında bu kuşatmanın sınıfsal, kültürel ya da başka türden bir çerçevesinin net olarak çizilememesi. Bu sayıda dert edindiğimiz şey öznesinin sosyolojik gerçekliğiyle arasına mesafe koyan milliyetçiliğin tam da bir ayrımcılık hiyerarşisinde

kendini yeniden düzenlenmesi.

İşin en üzücü tarafı toplumun ezici çoğunluğunun ve resmi ideolojinin sistemli ayrımcılığına uğrayan LGBT bireylerinin zaman zaman bu ayrımcılığa katılması.

Kürt LGBT bireyleri olarak bu ruh halinden kurtulmanın ve başka türden düşlere* ihtiyaç duymayacağımız bir içtenlikte ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı daha ciddi ortak tavırlar almanın zamanı geldiğine inanıyoruz. Türk ve Kürt milliyetçiliği dahil tüm ırkçı ve milliyetçi tutumların canımızı sıkan ortak bir dili var:

Cinsiyetçi, homofobik ve transfobik…

Fırat Kaya

*Mallarme

*Pratibha Parmar

Transfobi Sayısı Editör Yazısı

Geleneksel ontolojik soyutlamaların absürt kaldığı bir politik şaheser olarak yüceltmeli mi Transgender’ı?

Gelen her ölüm haberiyle sarsılıp; sonra işin politik açmazları üzerine gürültülü tartışmalar kopararak bazen unutmaya mı çalışmalı?

Seks işçiliğinde boyutlanan travestit rekabetin üzerine mi gidilmeli?

Ana akım medyanın trans bireylerde kitlediği kurban ya da terörist tasviri aralıksız lanetlenmeli mi?

Toplumsal cinsiyet ve cinsiyet kimliği mücadelesini salt heteroseksüel düalizm üzerinden tartışan Kürt Kadın hareketine mi yüklenmeli?

Bilemiyorum.

Her türlü taciz, tehdit, baskı, hakaret, gasp, işkence, yalnızlaştırma çeşitlemesiyle; önyargılarımız, yüce aileliğimiz, standart ahlakımız, çokyüzlülüğümüz, hangi sınıftan, düşünce ekolünden olursak olalım herhangi bir iktidarlığımızca kuşatılmış; kesilip biçilmiş, kafasına sıkılmış, intihara sürüklenmiş ölü insan bedenlerinin göğünde gerçekle olan bağımızı yitirdiğimizi hissediyorum; çaresizlik de.

Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanını bilirsiniz. Kurban Nasar kanlıları tarafından öldürüleceğinden bihaber adım adım ölüme yaklaşırken Nasar’ın öldürüleceğini bilen tüm kasaba bunu ondan saklar ve Nasar göz göre göre öldürülür.

Sivil talepler alanı uzun zamandır Nasar’ın öldürüldüğü Kolombiya’daki bu küçük kasabanın ölçek büyütmüş hali gibi. Haklar hiyerarşisi mirasının körelttiği gözlerimizle çoğunluğa karşı mücadele eden bir başkayı anlamaktan gittikçe uzaklaşıyoruz, susuyoruz.

Yine bu küçük kasabadaki gibi kol kırılır yen içinde kalır zihniyeti çoğu ailelerce organize edilmiş LGBT nefret cinayetlerine zemin hazırlıyor.

Trans hareketin güçlendirilmesi ve transfobinin toplumsal normallerden biri olmaktan çıkartılması hepimizin boynunun borcu.

Durum şimdilik yaşam hakkı üzerinden yürütülen bir tartışmanın sinir bozucu ilkelliğinde.

Bir arka kapak hüznüyle.

Fırat Kaya”

Hevjin DERGİYİ TEMİN EDEBİLECEĞİNİZ YERLER…

KAOS GL Ankara

PEMBE HAYAT Ankara

LAMBDAİSTANBUL İstanbul

AMARGİ İstanbul

İSTANBUL LGBT İstanbul

SİYAH PEMBE ÜÇGEN İzmir

AMARGİ İzmir

ADANA STGM Adana

VAKAD – Van

POZİTİF YAŞAM DERNEGİ- İstanbul

DİYARBAKIR

Avesta kitap evi

Kelepir kitap evi

(Kaos GL)

ABD ordusunda cinsel yönelime özgürlük

ABD Başkanı Obama, en büyük seçim vaatlerinden birini yerine getiriyor. Amerikan ordusunda eşcinseller artık cinsel yönelimlerini saklamadan görev yapabilecek.

ABD’de, eşcinsel askerlerin cinsel yönelimlerini saklamadan görev almalarının önündeki engellerin kaldırılmasında sona gelindi. Temsilciler Meclisi’nden sonra, Senato da eşcinsel askerlerin kimliklerini saklama uygulamasının kaldırılmasını içeren tasarıyı onayladı. Tasarı, Senato’da 31’e karşı 65 oyla kabul edildi.

Sözünü tuttu

ABD Başkanı Barack Obama önemli bir seçim vaadini yerine getirmiş oldu.  ABD Başkanı, “Senato, ulusal güvenliğimizi zayıflatan bir politikaya son veren tarihi bir adım attı” şeklinde konuştu. Eşcinsel askerlerin, cinsel yönelimlerini gizlemeden görev yapabilmelerine olanak sağlamak, Başkan Obama’nın 2008 seçimlerindeki en büyük vaatleri arasında yer alıyordu.

Başkan Obama, ABD’nin bundan böyle, örnek davranışlarına rağmen eşcinsel oldukları için ordudan ayrılmaya zorlanan binlerce “vatanseverden” feragat etmek zorunda olmayacağını kaydetti.

Clinton dönemi uygulaması

Bill Clinton’ın başkanlık döneminde hayata geçirilen ve eşcinsel askerlerin kimliklerini gizli tutmaları koşuluyla orduda görev yapabilmelerine imkan veren “Sorma, söyleme” uygulamasının kaldırılmasına ABD Savunma Bakanı Robert Gates de destek verdi. Ordu içinde revizyona gidilmesine ABD Savunma Bakanlığı’nın düzenlediği anket sonuçları ön ayak oldu.

“Mücadele ruhu zayıflayacak”

Savunma Bakanlığı’nın yaptığı anket, eşcinsel askerlerin ordu içinde artık bir tehdit olarak görülmediğini ortaya çıkarmıştı. Ancak yine de sonuçlar muharip birlikler arasında değişkenlik gösteriyor. Kimi birlikler yeni tasarıya sıcak bakmıyor. Cumhuriyetçilerin önde gelenleri de “mücadele ruhunun” zayıflayacağını iddia ediyor.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, yeni düzenlemenin uygulamaya geçirilmesinde ihtiyatlı olunacağını belirtti. Gerekli hazırlıklar yapılana ve yeni düzenlemenin orduda ‘rahatsızlıklara’ yol açmadığına dair Kongre’ye resmi güvence verilmesine kadar eski düzenleme geçiş süreci olarak uygulamada kalacak.

17 yıl önce Bill Clinton döneminde başlatılan “ sorma, söyleme” uygulaması, eşcinsellere cinsel kimliklerini saklı tutmaları durumunda ilk kez orduda görev yapabilme imkanı sağlamıştı. Bu bağlamda askere almada cinsel yönelimle ilgili soru sorulmuyordu. Bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden bu yana 13 bini aşkın asker, eşcinsel olduğunu açıkladığı için ordudan atıldı. (DW)

Seçim sonuçlarına kadın kotası itirazı

CHP Kurultayı’nda Parti Meclisi seçimleri sonuçlarına bazı delegeler “kadın kotası” nedeniyle itiraz etti. İtirazın kabul edilmesi durumunda en az oy alan 2 isim olan Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu’nun PM üyeliği düşebilir.

CHP’nin 15. Olağanüstü Kurultayı, Parti Meclisi (PM) seçimlerinin ardından çalışmalarını tamamladı.

Kurultayda PM’nin oluşumunda kadın kotasının hesaplanma yöntemi tartışma konusu oldu. Yüzde 25 olan kadın kotasının, 68 kişilik blok listede ve 12 üyenin seçildiği 18 kişilik Bilim Yönetim ve Kültür Platformu listesinde ayrı ayrı uygulanması gerektiği iddiasıyla itirazda bulunduğu öğrenildi.

CHP tüzüğünün 54. maddesi “Parti organlarında üye sayısının dörtte birinin kadınlara ayrılmasını” öngörüyor.

Seçim sonuçlarına itiraz eden delegeler PM’ye seçilen asil üyeler için de ayrıca cinsiyet kotası uygulanması gerektiğini savunuyor. Delegeler 68 asil üyenin en az 17’sinin kadınlardan oluşması gerektiğini ileri sürüyor.

Parti Meclisi’nde en az oy alan isimlerin yerine yedek listede yer alan ve en yüksek oya sahip olan kadın üyelerin PM’ye girmesi sözkonusu. İtirazın kabul edilmesi durumunda en az oy alan 2 isim olan Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu’nun PM üyeliği düşebilir.

İtirazı, Çankaya İlçe Seçim Kurulu 48 saat içinde sonuçlandıracak. Ancak tüm seçimlerin iptal edilmesinin sözkonusu olmadığı belirtiliyor.

KILIÇDAROĞLU: YARGI KARAR VERECEK
Kılıçdaroğlu, salondan ayrılırken tartışmalara ilişkin soru üzerine, ”PM belirlendi. Kesinleşmesi için itiraz süresinin dolması lazım. Bazı arkadaşlarımız itiraz etmişler. Hukuk devletiyiz, itiraz edilebilir. Sonuçta yargıçlar karar verir. Biz de yargı kararlarına saygı duyarız” dedi.

Kotadan dolayı en düşük oyu alan Gürsel Tekin’in liste dışı kalabileceğine yönelik iddiaların hatırlatılması üzerine de Kılıçdaroğlu, ”Ben yargıç değilim. Ona yargıçlar karar verir. Bizim PM listemizde kadın kotası yüzde 25’in üzerinde. Organ olarak baktığınız zaman bunu görürsünüz” şeklinde konuştu.

Gürsel Tekin de sorular üzerine değerlendirme yapmak istemedi ve hiçbir problemin olmadığını söyledi.

AKP yüzde 40, CHP yüzde 26

Son ankete göre önceki ay yüzde 44.8 olan AKP yüzde 40.9’a düştü. CHP ve MHP’nin oyu ise biraz arttı. BDP ile ittifak yaparsa CHP oy kaybediyor, ittifak AKP’ye yarıyor.

Habertürk gazetesi ve Konsensus’un birlikte yaptığı seçim anketi açıklandı.

Anket, 4-16 Aralık tarihleri arasında 81 ilde, 17 yaş üstü 745’i erkek 755’i kadın olmak üzere toplam 1500 kişiyle telefon yöntemiyle yapıldı.

Ankete katılanlardan yüzde 40.9’u AKP’ye, yüzde 26’sı CHP’ye, yüzde 14.2’si MHP’ye ve yüzde 7.5’i BDP’ye oy vereceğini söyledi.

Sonuçlara göre, geçen ay AKP’nin oylarında düşüş, MHP’de ise artış görüldü. AKP, kasım ayında yaklaşık yüzde 4 oranında oy kaybına uğradı.AKP’nin bir önceki anketteki oy oranı yüzde 44.8’di. Ankete göre CHP’nin oyları yüzde 1, MHP’nin oyları yüzde 1.3 arttı. BDP’nin oyları ise yüzde 6.7’den 7.5’e yükseldi.

Parti liderlerinin siyasi performansında ise Başbakan Erdoğan yine ilk sırada yer aldı.

CHP-BDP İTTİFAKI AKP’YE KAZANDIRIYOR
Kasım ayında gündeme gelen konulardan biri de CHP ve BDp’nin seçim ittifakına gideceği oldu. Ankette, olası bir seçimde CHP ile BDP’nin sağlayacağı ittifakla seçime gitmesi durumunda seçmene hangi partiye oy vereceğini de sordu.

Yüzde 26 oy oranına sahip CHP ile yüzde 7.5 oy oranı olan BDP’nin sandığa gitmesi durumunda alacakları toplam oy 27.7. İttifak halinde AKP’nin oyları yüzde 48.3’e fırlıyor, MHP’nin oyları ise yüzde 16’ye yaklaşıyor. (Ntv)